Neml Sûresi 67. Ayet

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ  ٦٧

İnkâr edenler dediler ki: “Biz ve babalarımız toprak olmuş iken mi, gerçekten bizler mi (diriltilip) çıkarılacağız?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ dediler ki ق و ل
2 الَّذِينَ kimseler
3 كَفَرُوا inkar eden(ler) ك ف ر
4 أَإِذَا zaman mı?
5 كُنَّا olduğumuz ك و ن
6 تُرَابًا toprak ت ر ب
7 وَابَاؤُنَا ve babalarımız ا ب و
8 أَئِنَّا biz mi?
9 لَمُخْرَجُونَ (diriltilip) çıkarılacağız خ ر ج
 

Âhiretin inkârı ve inkârcıların çeşitli oyunları son peygamberin muhataplarına özgü değildir; bütün peygamberler bu inkârla karşılaşmış, her şeye rağmen görevlerini yapmış, ilâhî adalet ve irade yerini bulmuştur. Şu halde son mesajın tebliğcisi de gördüğü tepkilere fazla üzülmemeli, canını sıkmamalıdır. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in uyarılarına rağmen müşrikler âhiret hayatını inkâr etmekle yetinmeyip alaylı ifadelerle o hayatın ne zaman geleceğini sormaktadırlar. 72. âyette Hz. Peygamber’in bu soruya nasıl cevap vermesi gerektiği bildiriliyor. Genellikle müfessirler bu âyette müşriklerin tepesine inmek üzere olduğu bildirilen azabı Bedir Savaşı’nda başlarına gelen ölüm ve esaret olarak yorumlamışlardır (Râzî, XXIV, 214; Şevkânî, IV, 145).

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 205
 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُٓوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l -kavli şart ve cevap cümlesidir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifhâm harfidir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. كُنَّا  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

نَا  mütekellim zamir  كُنَّا ‘nın ismi olarak mahallen merfûdur. تُرَاباً  kelimesi  كُنَّا ‘nın haberi olup fetha ile mansubdur. اٰبَٓاؤُ۬نَٓا  atıf harfi وَ ‘la  كَانَ ‘nin ismi, muttasıl zamire matuftur. Aynı zamanda muzâftır.

Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Hemze istifham harfidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamir  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مُخْرَجُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haber olup ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُخْرَجُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Allah Teâlâ bu ayette küfredenlerin sözlerini bildirmektedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107) 

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, sonradan gelecek habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tahkir içindir. 

Fail konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  كَفَرُٓوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Fiilin mef’ûlü yani yalanladıkları şey belirtilmemiştir. كَذَّبُوا  fiili, müteaddi olduğu halde mef’ûlünün hazf edilmesi umum ifade edip zihni devreye sokar, geniş düşünmeye imkân sağlar. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Burada kâfirlerin, ölümden sonra dirilmeyi inkâr etmeleri anlatılarak onların ahiret hakkındaki cehaletleri ve körlükleri beyan edilmektedir. Onların, "Kâfir olanlar" şeklinde zikredilmeleri, onları zemmetmek ve batıl hükümlerinin illetini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا , şart üslubunda gelmiştir. Hemze inkarî manadadır.

Şart manası taşımayan müstakbel zaman zarfı  اِذَا ’nın dahil olduğu şart cümlesi  ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr ve tahkir amacı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا  cümlesi, zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır.  اِذَا ‘nın müteallakı cevap cümlesidir. Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İnkârcıların kullandıkları üslup, inkârlarının ne kadar derin olduğunun delilidir. 

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Şartın takdiri  نخرج  (...çıkarılacağız.) olan cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا , nakıs fiil  كَان ’nin ismi olan muttasıl zamire tezâyüf nedeniyle atfedilmiştir.

ءَاِذَا كُنَّا تُرَاباً وَاٰبَٓاؤُ۬نَٓا اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ [Biz toprak olduktan sonra, gerçekten, dirilti­lip çıkarılacak mıyız?] cümlesi istifhâm-i inkârîdir.  اَئِنَّا [biz mi?] terki­binde soru hemzesinin tekrar edilmesi, daha çok hayret ve inkâr ifade eder.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 


 اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ

 

Mukadder şartın cevabı için tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümleye dahil olan hemze inkarî manadadır.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.

İstifhâm üslubunda gelmiş olsa da gerçek manada soru olmayıp inkâr ve tahkir manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Kastedilen, topraktan veya yokluk halinden hayata çıkarılmaktır.  اِذَا ’nın ve  اِنَّ ’nin başına getirilmiş hali ile istifham harfinin tekrar edilmesi topyekün yadırgama üstüne yadırgama, inkâr üstüne inkâr ve katmerli, aşırı küfre delildir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنّ  isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَئِنَّا [Biz mi] ifadesindeki zamir onlara ve atalarına aittir; çünkü onların toprak oluşu kendilerini de atalarını da içerir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

"Kâfirler: Bizler ve atalarımız toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten bizler mi elbette çıkarılacağız, dediler?” Bu da körlüklerini açıklama gibidir,  ءَاِذَا 'daki âmil  اَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ  'un delalet ettiği şeydir, o da  نَخْرُجُ 'dur;  مُخْرَجُونَ  değildir. Çünkü hemze,  اِنَّ  ve lam’ın her biri makablinde amel etmesine manidir. Hemzenin tekrar edilmesi, inkârı abartmak içindir. Çıkarmaktan murad edilen de kabirlerden çıkarmaktır ya da fani olduktan sonra hayata dönmektir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)