Yusuf Sûresi 37. Ayet

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ  ٣٧

Yûsuf dedi ki: “Sizin yiyeceğiniz yemek size gelmeden önce, onun ne olduğunu bildiririm. Bu, bana Rabbimin öğrettiklerindendir. Ben, Allah’a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir milletin dinini bıraktım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Yusuf) şöyle dedi ق و ل
2 لَا
3 يَأْتِيكُمَا size gelmez ا ت ي
4 طَعَامٌ bir yemek ط ع م
5 تُرْزَقَانِهِ rızık olarak verilen ر ز ق
6 إِلَّا mutlaka
7 نَبَّأْتُكُمَا size haber vermiş olurum ن ب ا
8 بِتَأْوِيلِهِ bunun yorumunu ا و ل
9 قَبْلَ önceden ق ب ل
10 أَنْ
11 يَأْتِيَكُمَا size gelmeden ا ت ي
12 ذَٰلِكُمَا bu
13 مِمَّا şeylerdendir
14 عَلَّمَنِي bana öğrettiği ع ل م
15 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
16 إِنِّي şüphesiz ben
17 تَرَكْتُ terk ettim ت ر ك
18 مِلَّةَ dinini م ل ل
19 قَوْمٍ bir kavmin ق و م
20 لَا
21 يُؤْمِنُونَ inanmıyorlar ا م ن
22 بِاللَّهِ Allah’a
23 وَهُمْ ve onlar
24 بِالْاخِرَةِ ahireti ا خ ر
25 هُمْ onlar
26 كَافِرُونَ inkar ediyorlar ك ف ر
 
Bu olay, Hz. Yûsuf’un risâletini tebliğe başladığı ilk olay olmalıdır. Zira bundan önce tebliğde bulunduğunu gösteren herhangi bir işaret yoktur. Ona güvenen ve ondan rüyalarının yorumunu isteyen iki arkadaşına o, gayet nazik bir şekilde hitap ederek rüya yorumlama ilminin kehânet ve falcılık değil, Allah’ın, kendisine vahyettiği ilimlerden olduğunu bildirmiştir. Kendisinin Allah’a ve âhiret gününe inanmayan putperest Mısırlılar’ın dinine asla iltifat etmediğini, hak peygamber olan atalarının dinine mensup olduğunu ve bunların Allah’a ortak koşmalarının doğru olmadığını ifade etmiştir. Mısırlılar o zaman putperest olup çeşitli tanrılara tapıyorlardı (İbn Âşûr, XII, 271); nitekim 39 ve 40. âyetler bunu ifade etmektedir. Burada dikkat çeken bir husus da Hz. Yûsuf’un, “Size rızık olarak verilen yemek gelmeden önce onun yorumunu mutlaka size haber vereceğim” diyerek yorum için bir vakit belirlemiş olmasıdır. Bu ifadeden, zindandakilerin dış dünya ile ilişkilerinin kesildiği, güneşin hareketini dahi izleme imkânlarının bulunmadığı, dolayısıyla, vakti ancak yemek, uyku ve havalandırma gibi olaylarla bildikleri anlaşılmaktadır. “Size rızık olarak verilen yemek gelmeden önce” ifadesini, mecaz olarak “olaylar başınıza gelmeden, rüyanız gerçekleşmeden önce” şeklinde anlamak da mümkündür. Hz. Yûsuf’un, “Bu (rüya yorumlama ilmi) rabbimin bana öğrettiklerindendir” meâlindeki ifadesi yüce Allah’ın ona rüya yorumlamanın dışında da şer‘î ilimler, hikmet, iktisat vb. birçok ilmi öğretmiş olduğuna işaret eder. Nitekim 55. âyette krala hitaben söyledikleri de bu yorumu destekler mahiyettedir. Hz. Yûsuf, aynı zamanda İbrâhim, İshak ve Ya‘kub aleyhisselâmın kendisinin ataları olduğunu söyleyerek kimliğini de ilk defa açıklamış bulunmaktadır. Ayrıca o, kendisinin Allah tarafından peygamber atalarına vahyedilen dini tebliğ etmek için seçilmiş olduğunu, dolayısıyla bir eğitim ve imtihan sürecinden geçtiğini biliyordu.
 

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْت۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  كُمَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. طَعَامٌ  fail olup damme ile merfûdur. تُرْزَقَانِه۪ٓ  cümlesi,  طَعَامٌ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.

تُرْزَقَانِ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪  cümlesi, طَعَامٌ ’nun ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur.

نَبَّأْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamiri  كُمَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

بِتَأْو۪يلِ  car mecruru  نَبَّأْتُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَبْلَ  zaman zarfı نَبَّأْتُ  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمَا  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَبَّأْتُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ 

 

İsim cümlesidir.İşaret ismi  ذٰلِكُمَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُمَا  ise muhatap zamiridir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsmi mevsûlün sılası  عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, علّمني إيّاه ربّي  şeklindedir.

عَلَّمَن۪ي  fetha üzere mebni mazi fiildir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. رَبّ۪ي  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

عَلَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi علم ’dir.


اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَرَكْتُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَرَكْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. مِلَّةَ mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ  cümlesi, قَوْمٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ  car mecruru  يُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir. 

يُؤْمِنُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ

 

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. بِالْاٰخِرَةِ  car mecruru  كَافِرُونَ ’ye mütealliktir.

Munfasıl zamir  هُمْ  birinciyi tekid eder.  كَافِرُونَ  haberi olup, ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Tekid, tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı îrabı alan sözdür. Tekide “tevkid” de denilir. Tekid eden kelimeye veya cümleye “tekid (müekkid-  ٌمُؤَكِّد)”, tekid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مُؤَكَّدٌ)” denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Lafzi Tekid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile tekid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden tekid müekkede uyar. 

2. Manevi Tekid: Manevi tekid marifeyi tekid eder, belirli kelimelerle yapılır. Ayette lafzi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَافِرُونَ  ; sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ  cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

تُرْزَقَانِه۪ٓ  cümlesi  طَعَامٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

تُرْزَقَانِه۪ٓ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

اِلَّا  istisna edatı, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ  cümlesi, önceki cümleden haldir. 

قَبْلَ  zaman zarfı  نَبَّأْتُكُمَا  fiiline mütealliktir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki müspet muzari fiil sıygasındaki  يَأْتِيَكُمَا  cümlesi, masdar tevilinde olup  قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. Masdar-ı müevvel cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nefy harfi لَا  ve istisna harfi  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr fiille hal arasındadır. Kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur.

Hz. Yusuf onlara gelecek yiyeceklerin ne olduğunu haber verebileceğini  لَا  ve  اِلَّا  ile kurulan kasr üslubuyla ifade etmiştir. Yani “Size erzak olarak verilecek yemek gelmeden önce, yorumunu yapmayacağım hiçbir yiyecek yoktur.” demektir.

يَأْتِيَكُمَا  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. 

طَعَامٌ - تُرْزَقَانِه۪ٓ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Hz. Yusuf’un bu sözden maksadı, bekledikleri bütün önemli işleri önceden haber vermek idi. Yemeğin zikre tahsis edilmesi, onların durumuna göre çok önemli olmasından dolayıdır. Bir de onların şarap ve yemekle ilgili sordukları rüyaların yorumuna güzel bir münasebetle başlamak içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayette üslûb-u hakîm sanatı vardır. Bu ayette zikredilen husus, onların sordukları şeyin cevabı değildir. Üslûb-u Hakîm; muhatabın beklediği şeyden başka bir durumla karşılaşması demektir. Muhatabın baskısından kurtulmak veya espri ve nükte yapmak amacıyla başvurulan bir anlatım şeklidir; beklenmedik bir karşılık olduğu için muhatabın dikkatini çeker ve onun söze olan ilgisini arttırır. (İsmail Durmuş, Üslûb-u Hakîm, DİA, 42/381)


ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ

 

Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ism-i  ذٰلِكُمَا  ile marife olması, işaret edilenin önemini, mertebesinin yüksekliğini belirterek tazim ve tecessüm ifade etmiştir.

Tevile işaret eden işaret ismi  ذٰلِكُمَا  ‘da istiare sanatı vardır.  

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’ her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübtedanın haberi mahzuftur. 

Müteallakı mahzuf haber olan mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan  عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ي  izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine muzâf olması sebebiyle Hz. Yusuf şeref kazanmıştır.

Hz. Yusuf'un Rüya Tabirinden Önce Giriş Yapmasının Hikmeti:

Şunu bil ki bu ayette zikredilen husus, onların sordukları şey hakkında bir cevap değildir. Dolayısıyla burada, cevabın zikredilmeyip de bu söze geçilmesinin sebebini beyan etmek gerekmektedir. Alimler bu hususta birçok açıklamada bulunmuşlardır. Bunlardan birisi:

Soru soranların birisine verilecek cevap onun asılacağı şeklinde olunca hiç şüphesiz bu sözü duyduğunda onun hüznü çoğalıp bu söze karşı olan nefreti de artacağı için; Yusuf (a.s), burada yapılması uygun olan şeyin bundan önce ilmi ve sözü sayesinde kendisiyle müessir ve etkili olacağı bir şeyler söylemesi olduğuna karar verir. Esas söyleyeceğini de bundan sonra beyan edip söyleyince onun cevabı bir itham ve düşmanlık sebebi olmaktan çıkar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي  [Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir.] Hz. Yusuf, bu sözleriyle demek istiyor ki kendisi çok bilgilere sahiptir; iki zindan arkadaşının kendisinden dinledikleri ancak onların bir parçası ve o büyük ağacın ancak bir dalıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ

 

Mekulü’l-kavle dahil olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  

تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelişi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

مِلَّةَ , din manasında kinayedir.

لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ  cümlesi  قَوْمٍ  için sıfattır. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

مِلَّةَ - قَوْمٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)

Onların dinini terk etmekten murad, baştan itibaren o dinden uzak durmaktır. Nitekim “Herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmamız bize yaraşmaz.” (Yusuf Suresi, 38) sözünden de bu gerçek anlaşılmaktadır. Yoksa Hz. Yusuf'un onların dinine bağlı iken onu terk etmesi demek değildir.

Bunun terk etmek olarak ifade edilmesi, o iki arkadaşının Hz. Yusuf'a uymaları için zahiren daha etkili olduğundandır. O kavmin Allah'ı inkâr etmelerinin, ayette  لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ  [O'na iman etmemek] olarak ifade edilmesi,  مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ  [Allah'a inanmayan bir kavmin] denilmesi; onların, putlara tapmakla beraber Allah'a ibadet etmelerinin, kendi batıl iddialarının aksine Allah'a iman sayılmadığını açıkça belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

“Şüphesiz ben, Allah'a inanmayan…” cümlesi, mukadder bir sualin cevabıdır. Sanki “Senin Rabbin niçin bu yüksek ilimleri sana öğretmiş?” sorusuna cevap olarak deniliyor ki “Çünkü ben; kâfirlerin dini, onların üzerinde ittifak ettikleri şirki ve putların ibadetini terk etmişimdir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ

 

Ayetin son cümlesi olan  وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ , makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber  inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِالْاٰخِرَةِ , ihtimam için amili olan  كَافِرُونَ ’ ye, takdim edilmiştir.

Munfasıl zamir  هُمْ, öncekini tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Müsned olan  كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

رَبّ۪ي  ile  بِاللّٰهِ  kelimelerinde yan anlam bakımından güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَ  sözünde, isim cümlesi yoluyla küfürlerinin sübut ve temekkün ettiği ifade edilmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Ayetin son cümlesinde (car mecrurun takdimi ve fasıl zamiri dahil edilmesiyle) “Ve onlar, ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir” denilmesi, hem onların küfrünü tekidle anlatır hem de böyle bir inkârın onlara has olduğunu bildirir.

Ayetin son cümlesinde  هُمْ  zamirinin iki defa gelmiş olması, o kavmin, kendisini küfre tahsis etmiş olduğunu beyan etmek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Dört kere tekrarlanan  كُمَا  ve iki kere tekrarlanan  هُمْ  zamirlerinde reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قَبْلَ - لْاٰخِرَةِ  ve  يُؤْمِنُونَ - كَافِرُونَ  ile  تَرَكْتُ - يَأْتِيَكُمَا  kelime grupları arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)