بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ 
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَراًۜ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | سَمِعَتْ | (kadın) işitti |
|
| 3 | بِمَكْرِهِنَّ | onların hilelerini |
|
| 4 | أَرْسَلَتْ | (haber) gönderdi |
|
| 5 | إِلَيْهِنَّ | onlara |
|
| 6 | وَأَعْتَدَتْ | ve hazırladı |
|
| 7 | لَهُنَّ | onlar için |
|
| 8 | مُتَّكَأً | dayanacak yastıklar |
|
| 9 | وَاتَتْ | ve verdi |
|
| 10 | كُلَّ | her |
|
| 11 | وَاحِدَةٍ | birine |
|
| 12 | مِنْهُنَّ | onlardan |
|
| 13 | سِكِّينًا | birer bıçak |
|
| 14 | وَقَالَتِ | ve dedi |
|
| 15 | اخْرُجْ | çık! |
|
| 16 | عَلَيْهِنَّ | karşılarına |
|
| 17 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 18 | رَأَيْنَهُ | O’nu görünce |
|
| 19 | أَكْبَرْنَهُ | onu (gözlerinde) büyüttüler |
|
| 20 | وَقَطَّعْنَ | ve kestiler |
|
| 21 | أَيْدِيَهُنَّ | ellerini |
|
| 22 | وَقُلْنَ | ve dediler |
|
| 23 | حَاشَ | haşa |
|
| 24 | لِلَّهِ | Allah için |
|
| 25 | مَا | değildir |
|
| 26 | هَٰذَا | bu |
|
| 27 | بَشَرًا | insan |
|
| 28 | إِنْ |
|
|
| 29 | هَٰذَا | bu |
|
| 30 | إِلَّا | ancak |
|
| 31 | مَلَكٌ | bir melektir |
|
| 32 | كَرِيمٌ | güzel |
|
وكأ Veke’e : وِكاء kırba ve kese gibi şeylerin ağzını bağlamaya yarayan bağdır. Bazen de وِكاء içine birşeyler konup ağzı kapatılan kabın ismi olarak kullanılır. İf’al formundaki أوْكَأ fiili dayanak yaptı demektir. تَوَكَّأَ ise kuvvet aldı ve dayandı manasında kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
حاش Hâşe : حاشَ uzak oldu demektir. Ebu Ubeyde ‘Bu bir tenzih ve istisnadır’ demiştir. İnsanın yemeği kenarından yemesine حَوْش denir. Bu bağlamdan hareketle dip ve kenar anlamındaki حاشِيَة Türkçede de dipnot manasında kullanılmaktadır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de mufâale babında fiil olarak 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri hâşiye ve hâşâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup اَرْسَلَتْ fiiline mütealliktir. Cümleye muzâf olur. سَمِعَتْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَمِعَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. بِمَكْرِهِنَّ car mecruru سَمِعَتْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı, اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ ’dir.
اَرْسَلَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. اِلَيْهِنَّ car mecruru اَرْسَلَتْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْتَدَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. لَهُنَّ car mecruru اَعْتَدَتْ fiiline mütealliktir. مُتَّكَـٔاً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ cümlesi, atıf harfi وَ ’la اَعْتَدَتْ fiiline matuftur.
اٰتَتْ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. كُلَّ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. وَاحِدَةٍ muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. مِنْهُنَّ car mecruru كُلَّ وَاحِدَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. سِكّ۪يناً ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. قَالَتِ cümlesi, atıf harfi وَ ’la şartın cevabına matuftur.
قَالَتِ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Mekulü’l- kavli, اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ’dir. قَالَتِ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اخْرُجْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. عَلَيْهِنَّ car mecruru اخْرُجْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْتَدَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عتد ’dir.
اٰتَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.
اَرْسَلَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.
مُتَّكَـٔاً ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i mef’ûlüdür.
فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ مَا هٰذَا بَشَراًۜ
فَ atıf harfidir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَيْنَهُٓ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
رَاَيْنَهُٓ fiili ( نَ ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı, اَكْبَرْنَهُ ’dir.
اَكْبَرْنَ fiili (نَ) nûnu’n- nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَطَّعْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. اَيْدِيَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قُلْنَ fiili atıf harfi وَ ile اَكْبَرْنَ fiiline matuftur.
وَقُلْنَ fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni mazi fiildir. Faili nûnu’n-nisve olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli, حَاشَ لِلّٰهِ ’dır. قُلْنَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
حَاشَ mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لِلّٰهِ car mecruru حَاشَ ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, مطيعا لله (Allah’a itaat ederek) şeklindedir.
مَا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
هٰذَا işaret ismi مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بَشَراً kelimesi مَا ’nın haberi olup fetha ile mansubdur.
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ
İsim cümlesidir. اِنْ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. İşaret ismi هٰذَٓا mübteda olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. مَلَكٌ haber olup damme ile merfûdur. كَر۪يمٌ kelimesi, مَلَكٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَر۪يمٌ sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّۚ
فَ atıf harfidir. Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اَرْسَلَتْ اِلَيْهِنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen وَاَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَـٔاً cümlesi atıf harfi وَ ‘ la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُنَّ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَاٰتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكّ۪يناً cümlesi makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْهُنَّ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan مُتَّكَـٔاً ’deki nekrelik, nev ve kesret, سِكّ۪يناً ’deki nekrelik ise herhangi bir nev ifade eder.
وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ cümlesi de aynı üslupta gelerek şartın cevabına atfedilmiştir. Aralarında manen ve lafzen mutabakat bulunan cümlelerin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır.
قَالَتِ fiilinin mekulü’l-kavli olan اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
عَلَيْهِنَّ car mecruru اخْرُجْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh Usulü, s. 558-559)
سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ [Onların tuzaklarını işitti] Gizlilikte dedikodu tuzağa benzediği için, burada مَكْرِ kelimesi dedikodu için müstear olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
سِكّ۪يناً : Et ve başka şeyleri kesmeye yarayan bir alettir. Denildi ki: Onlara bir hindistan cevizi ve bir muz getirdi, onlar gelip yaslandılar. Veciz bir ifadeyle bu iki fiil hazf edildi. Ve her birine meyveleri soymaları için bir bıçak verdi. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ ibaresi; başka bir mekanda olduğuna ve oraya sadece onların izniyle girebildiğine işaret eder. الخُرُوجِ fiili عَلى ile müteaddi olduğunda ادْخُلْ yani ‘’gir’’ manasına da gelir. Çünkü kastedilen, sadece içinde bulunduğu evden çıkışı değil, başka eve de girmesidir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
لو ـ لولا ـ لوما ـ كلما ـ لما şart kelimeleri ile kurulan cümleler geçmiş zaman anlamı ifade eden cümleleridir. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Bu harika ayette istiare-i tebeiyye vardır. Ayette kadınların konuşmaları, düşmanların tuzaklarını gizlice kurdukları gibi Azizin karısından gizli olduğu için, مكراً diye isimlendirildi. Azizin karısı şehrin kadınlarının konuştuklarını işitmek istedi. Onları çağırdı, koltuklara yerleştirip yiyecek verdi. Ve Allah Teâlâ îcâz üslubuyla “Her birine bir bıçak verdi.” dedi. Yani, onlara çeşitli meyveler ve yiyecek ikram etti. Sonra her birine birer bıçak verdi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَلَمَّا رَاَيْنَهُٓ اَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ
فَ atıf harfidir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden رَاَيْنَهُٓ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اَكْبَرْنَهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَمَّا رَاَيْنَهُٓ [Kadınlar onu görünce] cümlesi, çıkma emrinin gerektirdiği ve kelamın siyakından anlaşılan mukadder bir cümleye matuftur. Bunun hazfedilmesi, sanki zikredilmesi halinde ortaya çıkmayacak olan “ kadınların onu görmeleri” manasını ifade etmek içindir. Nitekim “Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm.” (Neml Suresi, 39) kelamından sonra “Süleyman, o tahtı yanı başında yerleşmiş olarak görünce…” (Neml Suresi, 40) kelamında benzer bir cümlenin hazfedilmesi de sürat manasını ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)
Hükümde ortaklık sebebiyle cevaba matuf olan وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ ve قُلْنَ حَاشَ لِلّٰهِ cümleleri, cevap cümlesiyle aynı üsluptadır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
قُلْنَ fiilinin mekulü’l-kavli olan حَاشَ لِلّٰهِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bu cümle dua manasında itiraziyye de olabilir. O takdirde sonraki cümle mekulü’l-kavl olur.
لِلّٰهِ ’deki cer harfi istisna ifade eder. Bazı dil bilimcilere göre ise zaiddir. İstisna ifade eden camid fiillerden sonra gelen isim, mef’ûl olarak mansubdur. (https://tafsir.app/aljadwal/12/31)
حَاشَ [Hâşa!] kelimesi harf-i cer olup, bir şeyi istisna ederken onu diğerlerinden tenzih edip ayırmak için kullanılır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ [Ellerini kestiler] ibaresinde de istiare vardır. Zira “kesmek” lafzı, “yaralamak” yerine müstear olarak kullanılmıştır. “Ellerini yaraladılar” demektir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Başka bir açıdan düşünüldüğünde “Ellerini kestiler” ifadesi, onların dehşete kapılarak hayrete düşmelerinden kinayedir.
وَقَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ [Ellerini doğradılar] ibaresiyle parmaklarını kestikleri kastedilmektedir. Cüz-kül alakasıyla mecaz-ı mürseldir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)
هُنَّ zamiri ayette 6 kere, هٰذَٓا ve لَمَّا kelimeleri ikişer kere tekrarlanmıştır. Bu tekrarlarda reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَطَّعْنَ اَيْدِيَهُنَّ lafzı, çok kesmek manasında جرح ’dan istiaredir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
قَطَّعْنَ - سِكّ۪يناً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
مَا هٰذَا بَشَراًۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. مَا nefy harfi ليس gibi amel etmiştir.
مَا ’nın isminin işaret ismiyle gelmesi, işaret edilene dikkat çekme amacının yanında tazim ve tecessüm ifade eder.
بَشَراًۜ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında cins ifade eder.
اِنْ هٰذَٓا اِلَّا مَلَكٌ كَر۪يمٌ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan اِنْ nefy, اِلَّا istisna harfidir.
هٰذَٓا mübteda, مَلَكٌ haberdir. اِنْ ve اِلَّا ile oluşan kasr mübteda ve haber arasındadır. هٰذَٓا maksur/mevsûf, مَلَكٌ maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasrı mevsuf ales sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Kadınların şaşkınlıkları ayette “Bu kerim bir melekten başka bir şey olamaz.” sözleriyle ifade edilmiştir. Onların sözleri mübalağa kastıyla kasr üslubunda gelmiştir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi, mütekellimin amacının, müşarun ileyhi tazim olduğunu gösterir. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi net bir şekilde gösterip onu göz önüne koymuştur.
Ayette müşebbeh ve müşebbehu bihin zikredilip teşbih harfinin ve benzetme yönünün hazfedildiği teşbih-i beliğ sanatı vardır.
كَر۪يمٌ kelimesi, مَلَكٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
كَر۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
مَلَكٌ - بَشَراً kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
هٰذَٓا kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, isim cümlesinin kasırla tekit edilmesi sebebiyle bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kadınlar, Yusuf (a.s)’da insanlarda hiç görülmemiş olan o harika güzelliği gördükleri için onun bir insan olmadığını, olsa olsa bir melek olabileceğini söylemişlerdi. Zira insanların aklına yerleşmiş olan anlayışa göre meleklerden daha güzel bir canlı yoktur ve şeytandan daha çirkin bir varlık da mevcut değildir. İşte bundan dolayıdır ki güzellikte ve çirkinlikte en son teşbih yapılan şeyler, melek ile şeytandır. O kadınların bu sözden maksatları, Yusuf'u güzellik ve cemalin en son derecesiyle vasıflandırmaktı. Zira Yusuf’un (a.s) cemal ve güzellik sahibi her insandan üstünlüğü, dolunayın ışığının, diğer yıldızların ışığından üstünlüğü gibidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَتْ | dedi ki |
|
| 2 | فَذَٰلِكُنَّ | işte siz |
|
| 3 | الَّذِي | ki |
|
| 4 | لُمْتُنَّنِي | beni kınamıştınız |
|
| 5 | فِيهِ | bunun için |
|
| 6 | وَلَقَدْ | andolsun |
|
| 7 | رَاوَدْتُهُ | ben murad almak istedim |
|
| 8 | عَنْ |
|
|
| 9 | نَفْسِهِ | kendisinden |
|
| 10 | فَاسْتَعْصَمَ | o reddetti |
|
| 11 | وَلَئِنْ | ama |
|
| 12 | لَمْ |
|
|
| 13 | يَفْعَلْ | yapmazsa |
|
| 14 | مَا | şeyi |
|
| 15 | امُرُهُ | emrettiğim |
|
| 16 | لَيُسْجَنَنَّ | elbette zindana atılacaktır |
|
| 17 | وَلَيَكُونًا | ve olacaktır |
|
| 18 | مِنَ |
|
|
| 19 | الصَّاغِرِينَ | alçalanlardan |
|
قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ
Fiil cümlesidir. قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Mekulü’l-kavli şart ve cevap cümlesidir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن كنتنّ قد لمتنني فذلك الذي لمتنني فيه (Beni suçladıysanız, kınadıysanız işte kınadığınız şey budur) şeklindedir.
İşaret ismi ذٰلِكُنَّ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, كُنَّ müennes muhatap zamiridir. Müşterek ism-i mevsûl الَّذ۪ي mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
لُمْتُنَّن۪ي sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُنَّ fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهِ car mecruru نَّن۪يلُمْتُ fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri; في حبّه (Ona olan sevgisi yüzünden) şeklindedir.
فِي harf-i ceri mecruruna mekân zarfı, zaman zarfı, söz ve görüş konusu olarak, vardır-mevcuttur, hal, sebep, mukayese, karşılaştırma gibi manalar kazandırabilir. Burada söz ve görüş konusu olarak (hakkında) manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
رَاوَدْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ نَفْسِه۪ car mecruru رَاوَدْتُهُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَعْصَمَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
رَاوَدْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiill mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَعْصَمَ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, عصم ‘dir.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَفْعَلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası اٰمُرُهُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اٰمُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Muttasıl zamir هُ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يُسْجَنَنَّ fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. لَيَكُوناً atıf harfi وَ ile لَيُسْجَنَنَّ fiiline matuftur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder
يَكُوناً nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. يَكُوناً ismi, müstetir olup takdiri هو ’dir. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u hafifedir. مِنَ الصَّاغِر۪ينَ car mecruru يَكُوناً ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi)
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu ن, َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَّاغِر۪ينَ sülâsî mücerredi صغر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَتْ فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , şart üslubunda gelmiştir. Terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Cümle, takdiri …إن كنتنّ قد لمتنني (Beni suçladıysanız, kınadıysanız…) olan mukadder şartın cevabıdır.
Cevap cümlesi olan فَذٰلِكُنَّ الَّذ۪ي لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكُنَّ ile duruma işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Haber konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan لُمْتُنَّن۪ي ف۪يهِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin ism-i mevsûlle marife olması ta’zim kastının yanında, sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Bu ayet-i kerimede Azizin eşi, kadınların önündeki Yusuf’dan bahsetmektedir. Dolayısıyla yakınlık ifade eden هٰذَٓا gelmesi gerekirken uzaklığa delalet eden ذٰلِكُ gelmiştir. Bu uzaklığa delalet eden ism-i işaret ile bir yandan da Yusuf’un (a.s) emelini gerçekleştirmeye ne kadar uzak olduğunu da ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) Yani bir anlamda işaret edilen kimsenin şanını yüceltmek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)
Bu hitap o kadınlar içindir. İşaret de onların o anda kendisini vasıflandırdıkları Yusuf’un (a.s) ünvanıdır ki onların dediği gibi güzellik ve cemalde insanların mertebelerinden çıkıp melekler mertebesine erişmesidir. Yani eğer durum sizin dediğiniz gibi ise o beşeriyet mertebelerinden üstün bir melek mertebesine yükselmiş olan şahıs, beni, kendisine aşık olmakla kınadığınız kişidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)
وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَۜ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Kasem üslubundaki terkipte لَ mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
فَاسْتَعْصَمَ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
اسْتَعْصَمَ fiili, mübalağa kipi olup üstün bir imtina ve titiz bir korunma manasına delalet etmektedir. Sanki o, mevcut ismet ve iffetini daha da artırmaya gayret etmişti.
Bu kelam, Hz. Yusuf (a.s)’tan, [Allah'a sığınırım!] (Yusuf Suresi, 23) sözüyle beyan ettiği iffetine bozukluk getirecek bir azim veya başka bir hareketin sâdır olmadığına apaçık delildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِه۪ فَاسْتَعْصَمَ [And olsun ki ben onun nefsinden murad almak istedim. Fakat o, iffetine bağlı kaldı.] cümlesi ile Züleyha, o kadınların, Yusuf’tan murad almak istemesiyle ilgili duyduklarını önce onlara itiraf etmekte ve o işi çok istekli olarak yaptığını belirtmek üzere de bunu tekid etmekte ve sonra da onun kendisinden yüz çevirdiğini ve hiç meyletmediğini en mükemmel şekilde ifade etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir. Kasem üslubunda gelen terkipte îcaz-ı hazif sanatı vardır. Kasem fiili mahzuftur. Mahzufla birlikte, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie, إنْ şart harfidir.
Kasemle tekid edilen terkipte لَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَٓا اٰمُرُهُ cümlesi şarttır. Menfi muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan اٰمُرُهُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şartın cevabı sonrasında gelen kasemin cevabının delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri لَيُسْجَنَنَّ (Muhakkak hapse atılacak) olan cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mezkur şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
لَيُسْجَنَنَّ cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَيُسْجَنَنَّ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Nûn-u hafife ile tekid edilmiş كَان ’nin dahil olduğu وَلَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ cümlesi, kasemin cevabına matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ifade eden bu isim cümlesi لَ ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الصَّاغِر۪ينَ car mecruru, كاَن ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
İsim cümlesi formunda gelmesi, onun bu konuda çok kararlı olduğunu göstermiştir. Tekid lamı ve tekid nûnu bu kararlılığı pekiştirmiştir.
مِنَ الصَّاغِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yusuf Suresinde, Mısır Azizinin karısının dilinden [“Şayet bundan sonra da emrettiğim şeyleri yapmazsa zindana atılacak ve hor görülenlerden olacaktır.”] şeklinde gelen cümlede şeddeli نَّ ile لَيُسْجَنَنَّ dedikten sonra şeddesiz نْ ile لَيَكُوناً مِنَ الصَّاغِر۪ينَ buyurulmuştur. Aziz’in karısının “Yusuf’un zindana atılmasını, küçük düşmesine yeğlediği için ayet bu şekilde gelmiştir. Böylece tekidin fazla olduğu yerde نْ eklenirken tekidin azaltılması gereken yerde de نْ hafifletilmiştir.” (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, et-Tabîru’l Kur’anî, s. 161-162)
Züleyha Yusuf'a (a.s), bu işte hiç kimseden çekinip korkmadığını, o kadınların huzurunda çeşitli tekitlerle bu vaadini ifade etmiş ki Yusuf'un başka çaresi kalmasın ve o kadınlar da bu işe muvafakat etmesini (kabul etmesini) kendisine öğütlesinler. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ٣٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Yusuf) dedi ki |
|
| 2 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 3 | السِّجْنُ | zindan |
|
| 4 | أَحَبُّ | daha iyidir |
|
| 5 | إِلَيَّ | bana göre |
|
| 6 | مِمَّا | şeyden |
|
| 7 | يَدْعُونَنِي | beni çağırdığı |
|
| 8 | إِلَيْهِ | bunların |
|
| 9 | وَإِلَّا | ve eğer |
|
| 10 | تَصْرِفْ | savmazsan |
|
| 11 | عَنِّي | benden |
|
| 12 | كَيْدَهُنَّ | onların hilelerini |
|
| 13 | أَصْبُ | kayarım |
|
| 14 | إِلَيْهِنَّ | onlara |
|
| 15 | وَأَكُنْ | ve olurum |
|
| 16 | مِنَ |
|
|
| 17 | الْجَاهِلِينَ | cahillerden |
|
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, السِّجْنُ اَحَبُّ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır.
السِّجْنُ mübteda olup damme ile merfûdur. اَحَبُّ haber olup damme ile merfûdur. اِلَيَّ car mecruru اَحَبُّ ‘ye mütealliktir. مَا müşterek ism-i mevsûl من harf-i ceriyle اَحَبُّ ‘ ye mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası يَدْعُونَن۪ٓي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَدْعُونَن۪ٓي fiili (نَ) nûnu’n-nisvenin bitişmesiyle sükun üzere mebni muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ى mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اِلَيْهِ car mecruru يَدْعُونَ fiiline mütealliktir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey!” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzâfsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazf edilebilir.
Münada îrab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzâf, 2) Şibh-i muzâf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harf-i tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَحَبُّ ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْ harf-i ceri mecruruna ibtidaiye, baz, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel - karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Burada karşılaştırma ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لاَ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَصْرِفْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. عَنّ۪ي car mecruru تَصْرِفْ fiiline mütealliktir. كَيْدَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ karînesi olmadan gelen اَصْبُ اِلَيْهِنَّ cümlesi şartın cevabıdır.
اَصْبُ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. اِلَيْهِنَّ car mecruru اَصْبُ fiiline mütealliktir. اَكُنْ fiili atıf harfi وَ ’la اَصْبُ fiiline matuftur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اَكُنْ nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. اَكُنْ ’un ismi, müstetir olup takdiri أنا ’dir. مِنَ الْجَاهِل۪ينَ car mecruru اَكُنْ ’nün mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْجَاهِل۪ينَ ; sülâsî mücerredi جهل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
رَبِّ cümlesi dua manasında itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Nida üslubunda gelmiş olmasına rağmen, dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
رَبِّ izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu Hz. Yusuf’un, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber konumundaki اَحَبُّ ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Davet eden bir kişi olduğu halde يَدْعُونَن۪ٓي fiilinin cemi sıyga ile gelmesi iltifat sanatıdır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , harf-i cerle اَحَبُّ ’ya mütealliktir. Sılası olan يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ [Rabbim! Ben zindanı, bunların benden istediklerinden daha çok severim!] Hz. Yusuf'un bu sözleri söylemesi, daha önce belirtildiği gibi eşyanın hakikatlerinin ona açılmasına ve eşyanın gerçek sûreti ile ona görünmesine binaendir.
Bu kelamda ism-i tafdil kalıbı اَحَبُّ [daha çok severim], gerçek manasını ifade etmemektedir; çünkü Hz. Yusuf’un, kendisini davet ettikleri işe en ufak bir sevgisi yoktur. Hz. Yusuf için onların kendisini davet ettikleri iş ile zindan, iki şer (kötülük) olup bunlardan ehven (hafif) olanı zindandır.
Ayette tercihin sevmek ile ifade edilmesi, zindan korkusuyla onlara muvafakat etmekten (kabul etmekten) ümitlerini tamamen kesmek içindir.
Hz. Yusuf'un yalnız zindanı zikretmekle yetinmesi, sürünmenin zindan hayatının gereği olmasından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i muteriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâbtır. Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ
Cümle, atıf harfi وَ ’la mekulü’l-kavle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubunda gelen terkipte تَصْرِفْ عَنّ۪ي كَيْدَهُنَّ cümlesi şarttır. Menfi muzari fiil sıygasında gelerek hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنّ۪ي car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan كَيْدَهُنَّ izafetinde كَيْدَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
فَ , karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan اَصْبُ اِلَيْهِنَّ , müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِل۪ينَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Nakıs fiil كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede, îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْجَاهِل۪ينَ ’nin amili olan كَانَ ‘nin haberi mahzuftur.
الْجَاهِل۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
اَكُنْ - اَصْبُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَدْعُونَن۪ٓي - تَصْرِفْ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَن۪ٓي اِلَيْهِ [Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden, olurum!] olan Hz. Yusuf’un bu sözleri, Allah'ın ihsan ve keremine sığınmaktır. Zira peygamberlerin ve iyi kulların yolu, hayırlara ermenin ve şerlerden kurtulmanın ancak ilahi inayetle (lütufla) mümkün olabileceğini ve kendilerinin hiçbir kuvvet ve kudrete malik olmadıklarını ifade etmektir. Yine Hz. Yusuf’un bu sözleri, müdafaa gücü olmadığını izhar etmekle (göstermekle), o kadınların hilelerini çevirmek için ilahi inayeti (lütfu) ziyadesiyle dilemek anlamını ifade etmektedir. Yoksa onun bu sözleri, kendi nefsinde, o kadınların isteklerine meyil olduğu halde, ismet ve iffeti için istemediği bir şeyi Allah'tan (cc) talep etmek anlamında değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:
1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme.” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّۜ اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ ٣٤
فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّۜ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَجَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُ car mecruru اسْتَجَابَ fiiline mütealliktir. رَبُّهُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. صَرَفَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهُ car mecruru صَرَفَ fiiline mütealliktir. كَيْدَهُنَّ mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُنَّ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اسْتَجَابَ fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındandır. Sülâsisi, جوب ‘dir.
Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar.
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. هُوَ fasıl zamiridir.
السَّم۪يعُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. الْعَلٖيمُ ikinci haberi olup damme ile merfûdur. Veya هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. السَّم۪يعُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. الْعَل۪يمُ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haber nekre gelir. Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -îrabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir. Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat-mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
السَّمٖيعُ - الْعَلٖيمُ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّۜ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki ...قَالَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَهُ car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبُّهُ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هُ zamirinin ait olduğu Yusuf (a.s) şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah Teâlânın Hz. Yusuf’a, destek hususunda son derece lütuf ile muamele ettiğine işaret eder.
Aynı üslupta gelen فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan كَيْدَهُنَّ izafetinde كَيْدَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
فَاسْتَجَابَ cümlesinin atfının takip فَ ’si ile yapılması, وإلّا تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ [Kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı.] sözünün de içerisinde yer aldığı duasına Allah Teâlâ’nın hızlı bir şekilde icabet ettiğine işarettir. اسْتَجابَ kelimesi أجابَ kelimesinin mübalağalı halidir. Tıpkı 32. ayeti kerimede geçen فاسْتَعْصَمَ kalıbı gibi. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Tekit harfi اِنَّ ‘nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümle fasıl zamiri ile tekid edilmiştir. اِنَّ ’nin haberinin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. Bu iki vasıf, kemâl derecede olmak üzere, Allah’a aittir.
Haber olan iki vasfın aralarında و olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder.
السَّم۪يعُ , الْعَل۪يمُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve muvazene sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu, teşâbüh-i etrâf sanatıdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. Fiilin Allah Teâlâ’ya isnadı, istimrarın/devamlılığın karînesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu fasılada tekid edatı, fasl zamiri, iki tarafın marife oluşu ve السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ isimlerinin zikri dolayısı ile dört tekid vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s.158)
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
اِنَّهُ هُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُ cümlesi, ayetin başındaki takip فَ ’si ile öncesine atfedilen اسْتَجابَ için illet (sebep) konumundadır. Yani “Hiçbir erteleme olmadan duasına icabet etti. Çünkü O, dualara en hızlı bir şekilde icabet eden ve halis gönülleri(vicdanları) en iyi bilendir.” demektir. السَّمْعُ talep edilen şeyi kabul etmek anlamında kullanılır. سَمِعَ اللَّهُ لِمَن حَمِدَهُ ifadesinde, “Allah, kendisine hamd eden kimseyi işitti ve hamdını kabul etti.” manası vardır. Bu mananın tahkiki için de ifade, fasıl zamiri ile tekitli olarak gelmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Kur'ân'da işitme duyusu, çoğunlukla alîm (bilir) kelimesiyle bazen de basar (görme) ile birlikte gelmiştir.
ٱلسَّمْعَ kelimesinin kökü olan سمع duymak-işitmek anlamındadır. Ayetlerde isim olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَبْصَٰرَ kelimesinin kökü olan بصر görme yetisi anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
ٱلْأَفْـِٔدَةَ kelimesinin kökü فاد (kalp, gönül) anlamındadır. Kuran’da bu kelime gerçek kalp olarak geçmez. İdrak etme yetisi, düşünme yetisi, bilinçlenme anlamındadır. Ayetlerde çoğul olarak kullanılmıştır.
Çok ilginç şekilde tüm Kuran’da ‘ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ’ tamlaması 4 yerde geçer ve hep aynı sıra ile buyurulur: İşitme-Görme-İdrak etme.
Ayetlerde insanın yaratılışına ayrıca işaret vardır.
Modern bilimin son yıllarda yapmış olduğu çalışmalar göstermiştir ki; İnsanın yaratılış esnasında işitme, görme ve idrak etme yetilerinin gelişim sırası Yüce Allah’ın ayetlerde belirttiği sıraya uygundur.
İnsanın ilk olarak işitme yetisi gelişir, daha sonra görme yetisi ve en sonunda idrak etme-düşünme yetisi gelişir.
(https://kuranmucizeler.com/insanin-yaratilisindaki-mucizevi-sira-isitme-gorme-ve-idrak-etme-gonuller)
ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟ ٣٥
ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟
Fiil cümlesidir. ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. بَدَا elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili mahzuftur. Fiilin masdarının fail olması caizdir. Takdiri, بدا لهم بداء şeklindedir. لَهُمْ car mecruru بَدَا fiiline mütealliktir. مِنْ بَعْدِ car mecruru بَدَا fiiline mütealliktir. مَا ve masdar-ı müevvel بَعْدِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.
رَاَوُا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْاٰيَاتِ mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
يَسْجُنُنَّ fiili mahzuf ن' un sübutuyla merfû muzari fiildir. İki sakin bir araya geldiği için zamir olan cemi و' ı mahzuftur. Fiilinin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. حتّٰى harf-i cerdir. ح۪ينٍ۟ zaman zarfı يَسْجُنُنَّ fiiline mütealliktir.
حَتّٰٓى edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ : Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَعْدَ ve قَبْلَ ’nin geliş şekilleri şöyledir: Başlarına harf-i cer gelmeksizin muzâf olduklarında mansubdurlar. Muzâf olup başlarına harf-i cer geldiğinde mecrur olurlar. Cümleye muzâf olduklarında cümlenin başında اَنْ bulunur. Muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar. Burada بَعْدَ muzâf olup başına harf-i cer geldiği için mecrur olmuştur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَاَوُا الْاٰيَاتِ
Cümle, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle, önceki ayetteki …فَصَرَفَ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بَعْدِ ‘nin muzâfun ileyhi konumundaki masdar harfi مَا ve akabindeki رَاَوُا الْاٰيَاتِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَاَوُا kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. “Ey iman edenler!” şeklindeki hitapların çoğunda kadınların erkeklere katılması yoluyla tağlîb vardır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟
لَيَسْجُنُنَّهُ حَتّٰى ح۪ينٍ۟ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kasem üslubundaki terkip, takdiri ظهر لهم من بعد ما رأوا الآيات قائلين: والله لنسجننه (Onlar, gördükleri bütün delillerden sonra "Vallahi, biz onu mutlaka hapse atacağız" dediler.) olan mahzuf sözün mamulü olarak haldir.
Kasemin cevabı; başına gelen lam, mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَيَسْجُنُنَّهُ fiiline müteallik olan ح۪ينٍ۟ mecrurundaki nekrelik, herhangi bir manasında belirsizlik ifade eder.
ثُمَّ ve بَعْدِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazfedilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’ân-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Züleyha'nın Yusuf'u zindana attırma amacı; Yusuf'u elde etmek için ona güzelliğini arz etmesiyle ve kendisi ile arkadaşlarının onu bu işe teşvik etmesiyle bir sonuç almaktan umudu kalmayınca tehdidini gerçekleştirip Yusuf’un azmini kırmak ve teslimiyetini sağlamak içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ح۪ينٍ۟ muayyen olmayan bir zaman parçasıdır. Hem kısa hem de uzun olan zaman parçasına denir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَدَخَلَ | ve girdi |
|
| 2 | مَعَهُ | onunla beraber |
|
| 3 | السِّجْنَ | zindana |
|
| 4 | فَتَيَانِ | iki genç daha |
|
| 5 | قَالَ | dedi ki |
|
| 6 | أَحَدُهُمَا | onlardan biri |
|
| 7 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 8 | أَرَانِي | (düşümde) görüyorum |
|
| 9 | أَعْصِرُ | sıktığımı |
|
| 10 | خَمْرًا | şarap |
|
| 11 | وَقَالَ | ve dedi |
|
| 12 | الْاخَرُ | öteki de |
|
| 13 | إِنِّي | ben de |
|
| 14 | أَرَانِي | görüyorum ki |
|
| 15 | أَحْمِلُ | taşıyorum |
|
| 16 | فَوْقَ | üstünde |
|
| 17 | رَأْسِي | başımın |
|
| 18 | خُبْزًا | ekmek |
|
| 19 | تَأْكُلُ | yiyor |
|
| 20 | الطَّيْرُ | kuşlar |
|
| 21 | مِنْهُ | ondan |
|
| 22 | نَبِّئْنَا | bize haber ver |
|
| 23 | بِتَأْوِيلِهِ | bunun yorumunu |
|
| 24 | إِنَّا | zira biz |
|
| 25 | نَرَاكَ | seni görüyoruz |
|
| 26 | مِنَ |
|
|
| 27 | الْمُحْسِنِينَ | güzel davrananlardan |
|
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ
Fiil cümlesidir. Ayet atıf harfi وَ ile mahzuf müste’nefe cümlesine matuftur. Takdiri, فسجن يوسف ومعه دخل السجن فتيان (Hemen yanında iki kişiyle beraber Yusuf hapse girdi)
دَخَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. مَعَ zaman zarfı دَخَلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. السِّجْنَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. فَتَيَانِ fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur.
قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَحَدُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرٰين۪ٓي cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَرٰين۪ٓي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اَعْصِرُ خَمْراًۚ
cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
اَعْصِرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. خَمْراً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْاٰخَرُ fail olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرٰين۪ٓي cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اَرٰين۪ٓي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamir ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً cümlesi hal olarak mahallen mansubdur.
اَحْمِلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. فَوْقَ mekân zarfı اَحْمِلُ fiiline mütealliktir. رَأْس۪ي muzâfun ileyh olup mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır.
Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خُبْزاً ikinci mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. تَأْكُلُ cümlesi, خُبْزاً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَأْكُلُ damme ile merfû muzari fiildir. الطَّيْرُ fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُ car mecruru تَأْكُلُ fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur.
Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ
Fiil cümlesidir. نَبِّئْنَا sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. بِتَأْو۪يلِ car mecruru نَبِّئْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahellen mecrurdur.
نَبِّئْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındadır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlün çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. Tef’il babının en yaygın anlamı teksirdir.
اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. نَرٰيكَ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
نَرٰيكَ elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ car mecruru نَرٰيكَ fiiline müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
الْمُحْسِن۪ينَ ;sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِۜ
وَ , atıf harfidir. İki ayet arasında meskûtun anh vardır. Cümle takdiri, فسجن يوسف (Yusuf hapse girdi) olan mahzuf müstenefeye matuftur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَعَهُ şeklindeki izafet onunla birlikte hapse iki gencin girdiğini vurgulamak için mef’ûle ve faile takdim edilmiştir.
قَالَ اَحَدُهُمَٓا اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراًۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراً cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَرٰين۪ٓي اَعْصِرُ خَمْراً cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hal konumundaki اَعْصِرُ خَمْراً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
خَمْراً [şarap] sıkılan bir şey değildir. Sıkılan üzümdür. Bu sebeple ayette kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Yani üzümün sıkılması şarap olmasından öncedir. (Sâbûnî)
Her iki zindan arkadaşı da rüya gördüklerini اَرٰين۪ٓي şeklinde muzari fiille ifade etmişlerdir. Burada şimdiki zaman kipi, geçmiş bir halin hikâyesi için kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 43. ayetin notlarından)
Ayetin tefsîrinde Beyzâvî, alakasını da bizzat zikrederek, mecazı şu şekilde açıklar: Ayette geçen خَمْراً [şarap] lafzı üzüm manasınadır. Yüce Allah ilerideki halini göz önünde bulundurarak “üzüm”den “şarap” diye söz etti. Yani “şarap sıkıyorum” ifadesi, ilerde böyle olacağı nazar-ı itibara alınarak “şarap olacak üzüm sıkıyorum” anlamında kullanılmıştır. Mürsel mecazın bu türüne “i’tibar-i ma yeulu ileyh/i’tibar-i ma seyekun (geleceği göz önünde bulundurmak) adı verilir. Burada “şarap” lafzının hakiki manada kullanılmasına engel karine lafızda yer alan “sıkmak” ifadesidir. Çünkü şarap sıvıdır. Sıvı ise sıkılmaz. O halde şarap lafzı, şarap olacak üzüm lafzı yerine mecazen kullanılmıştır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
وَقَالَ الْاٰخَرُ اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُۜ
Cümle, atıf harfi وَ ’la önceki … قَالَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنّ۪ٓي اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan اَرٰين۪ٓي اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي خُبْزاً cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.
Hal konumundaki اَحْمِلُ فَوْقَ رَأْس۪ي cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ cümlesi خُبْزاً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
نَبِّئْنَا بِتَأْو۪يلِه۪ۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İzafet kısa yoldan izah içindir.
اِنَّا نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نَرٰيكَ مِنَ الْمُحْسِن۪ينَ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.
Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
الْمُحْسِن۪ينَ , rubaî mezid أَحْسَنَ fiilinin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir. İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
اِنّ۪ٓي - اَرٰين۪ٓي - قَالَ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr, اَرٰين۪ٓي - نَرٰيكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الْمُحْسِن۪ينَ ifadesi, “rüya tabirini iyi yapanlardansın” anlamına gelir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ ٣٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | (Yusuf) şöyle dedi |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | يَأْتِيكُمَا | size gelmez |
|
| 4 | طَعَامٌ | bir yemek |
|
| 5 | تُرْزَقَانِهِ | rızık olarak verilen |
|
| 6 | إِلَّا | mutlaka |
|
| 7 | نَبَّأْتُكُمَا | size haber vermiş olurum |
|
| 8 | بِتَأْوِيلِهِ | bunun yorumunu |
|
| 9 | قَبْلَ | önceden |
|
| 10 | أَنْ |
|
|
| 11 | يَأْتِيَكُمَا | size gelmeden |
|
| 12 | ذَٰلِكُمَا | bu |
|
| 13 | مِمَّا | şeylerdendir |
|
| 14 | عَلَّمَنِي | bana öğrettiği |
|
| 15 | رَبِّي | Rabbimin |
|
| 16 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 17 | تَرَكْتُ | terk ettim |
|
| 18 | مِلَّةَ | dinini |
|
| 19 | قَوْمٍ | bir kavmin |
|
| 20 | لَا |
|
|
| 21 | يُؤْمِنُونَ | inanmıyorlar |
|
| 22 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 23 | وَهُمْ | ve onlar |
|
| 24 | بِالْاخِرَةِ | ahireti |
|
| 25 | هُمْ | onlar |
|
| 26 | كَافِرُونَ | inkar ediyorlar |
|
قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَأْت۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. طَعَامٌ fail olup damme ile merfûdur. تُرْزَقَانِه۪ٓ cümlesi, طَعَامٌ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur.
تُرْزَقَانِ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا hasr edatıdır. نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ cümlesi, طَعَامٌ ’nun ikinci sıfatı olarak mahallen merfûdur.
نَبَّأْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamiri كُمَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
بِتَأْو۪يلِ car mecruru نَبَّأْتُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَبْلَ zaman zarfı نَبَّأْتُ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel قَبْلَ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَأْتِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir كُمَا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَبَّأْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ
İsim cümlesidir.İşaret ismi ذٰلِكُمَا mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, كُمَا ise muhatap zamiridir. مَا müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. İsmi mevsûlün sılası عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, علّمني إيّاه ربّي şeklindedir.
عَلَّمَن۪ي fetha üzere mebni mazi fiildir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. رَبّ۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عَلَّمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi علم ’dir.
اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَرَكْتُ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَرَكْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. مِلَّةَ mef’ûlün bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ cümlesi, قَوْمٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru يُؤْمِنُونَ fiiline mütealliktir.
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. بِالْاٰخِرَةِ car mecruru كَافِرُونَ ’ye mütealliktir.
Munfasıl zamir هُمْ birinciyi tekid eder. كَافِرُونَ haberi olup, ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Tekid, tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı îrabı alan sözdür. Tekide “tevkid” de denilir. Tekid eden kelimeye veya cümleye “tekid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, tekid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مُؤَكَّدٌ)” denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzi ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.
1. Lafzi Tekid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile tekid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden tekid müekkede uyar.
2. Manevi Tekid: Manevi tekid marifeyi tekid eder, belirli kelimelerle yapılır. Ayette lafzi tekid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَافِرُونَ ; sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan لَا يَأْت۪يكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِه۪ٓ اِلَّا نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ cümlesi, muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
تُرْزَقَانِه۪ٓ cümlesi طَعَامٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تُرْزَقَانِه۪ٓ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اِلَّا istisna edatı, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan نَبَّأْتُكُمَا بِتَأْو۪يلِه۪ قَبْلَ اَنْ يَأْتِيَكُمَاۜ cümlesi, önceki cümleden haldir.
قَبْلَ zaman zarfı نَبَّأْتُكُمَا fiiline mütealliktir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki müspet muzari fiil sıygasındaki يَأْتِيَكُمَا cümlesi, masdar tevilinde olup قَبْلَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur. Masdar-ı müevvel cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr fiille hal arasındadır. Kasr-ı sıfat, ale’l mevsûftur.
Hz. Yusuf onlara gelecek yiyeceklerin ne olduğunu haber verebileceğini لَا ve اِلَّا ile kurulan kasr üslubuyla ifade etmiştir. Yani “Size erzak olarak verilecek yemek gelmeden önce, yorumunu yapmayacağım hiçbir yiyecek yoktur.” demektir.
يَأْتِيَكُمَا kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
طَعَامٌ - تُرْزَقَانِه۪ٓ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hz. Yusuf’un bu sözden maksadı, bekledikleri bütün önemli işleri önceden haber vermek idi. Yemeğin zikre tahsis edilmesi, onların durumuna göre çok önemli olmasından dolayıdır. Bir de onların şarap ve yemekle ilgili sordukları rüyaların yorumuna güzel bir münasebetle başlamak içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette üslûb-u hakîm sanatı vardır. Bu ayette zikredilen husus, onların sordukları şeyin cevabı değildir. Üslûb-u Hakîm; muhatabın beklediği şeyden başka bir durumla karşılaşması demektir. Muhatabın baskısından kurtulmak veya espri ve nükte yapmak amacıyla başvurulan bir anlatım şeklidir; beklenmedik bir karşılık olduğu için muhatabın dikkatini çeker ve onun söze olan ilgisini arttırır. (İsmail Durmuş, Üslûb-u Hakîm, DİA, 42/381)
ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪يۜ
Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin uzak için kullanılan işaret ism-i ذٰلِكُمَا ile marife olması, işaret edilenin önemini, mertebesinin yüksekliğini belirterek tazim ve tecessüm ifade etmiştir.
Tevile işaret eden işaret ismi ذٰلِكُمَا ‘da istiare sanatı vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’ her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübtedanın haberi mahzuftur.
Müteallakı mahzuf haber olan mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ’ nın sılası olan عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine muzâf olması sebebiyle Hz. Yusuf şeref kazanmıştır.
Hz. Yusuf'un Rüya Tabirinden Önce Giriş Yapmasının Hikmeti:
Şunu bil ki bu ayette zikredilen husus, onların sordukları şey hakkında bir cevap değildir. Dolayısıyla burada, cevabın zikredilmeyip de bu söze geçilmesinin sebebini beyan etmek gerekmektedir. Alimler bu hususta birçok açıklamada bulunmuşlardır. Bunlardan birisi:
Soru soranların birisine verilecek cevap onun asılacağı şeklinde olunca hiç şüphesiz bu sözü duyduğunda onun hüznü çoğalıp bu söze karşı olan nefreti de artacağı için; Yusuf (a.s), burada yapılması uygun olan şeyin bundan önce ilmi ve sözü sayesinde kendisiyle müessir ve etkili olacağı bir şeyler söylemesi olduğuna karar verir. Esas söyleyeceğini de bundan sonra beyan edip söyleyince onun cevabı bir itham ve düşmanlık sebebi olmaktan çıkar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ذٰلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَن۪ي رَبّ۪ي [Bu, Rabbimin bana öğrettiği şeylerdendir.] Hz. Yusuf, bu sözleriyle demek istiyor ki kendisi çok bilgilere sahiptir; iki zindan arkadaşının kendisinden dinledikleri ancak onların bir parçası ve o büyük ağacın ancak bir dalıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ
Mekulü’l-kavle dahil olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin mazi fiil sıygasında gelişi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
مِلَّةَ , din manasında kinayedir.
لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ cümlesi قَوْمٍ için sıfattır. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun bir özelliğini bildirmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مِلَّةَ - قَوْمٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadr/1)
Onların dinini terk etmekten murad, baştan itibaren o dinden uzak durmaktır. Nitekim “Herhangi bir şeyi Allah'a ortak koşmamız bize yaraşmaz.” (Yusuf Suresi, 38) sözünden de bu gerçek anlaşılmaktadır. Yoksa Hz. Yusuf'un onların dinine bağlı iken onu terk etmesi demek değildir.
Bunun terk etmek olarak ifade edilmesi, o iki arkadaşının Hz. Yusuf'a uymaları için zahiren daha etkili olduğundandır. O kavmin Allah'ı inkâr etmelerinin, ayette لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ [O'na iman etmemek] olarak ifade edilmesi, مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ [Allah'a inanmayan bir kavmin] denilmesi; onların, putlara tapmakla beraber Allah'a ibadet etmelerinin, kendi batıl iddialarının aksine Allah'a iman sayılmadığını açıkça belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
“Şüphesiz ben, Allah'a inanmayan…” cümlesi, mukadder bir sualin cevabıdır. Sanki “Senin Rabbin niçin bu yüksek ilimleri sana öğretmiş?” sorusuna cevap olarak deniliyor ki “Çünkü ben; kâfirlerin dini, onların üzerinde ittifak ettikleri şirki ve putların ibadetini terk etmişimdir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَۙ
Ayetin son cümlesi olan وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ , makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِالْاٰخِرَةِ , ihtimam için amili olan كَافِرُونَ ’ ye, takdim edilmiştir.
Munfasıl zamir هُمْ, öncekini tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
رَبّ۪ي ile بِاللّٰهِ kelimelerinde yan anlam bakımından güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ كَافِرُونَ sözünde, isim cümlesi yoluyla küfürlerinin sübut ve temekkün ettiği ifade edilmiştir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Ayetin son cümlesinde (car mecrurun takdimi ve fasıl zamiri dahil edilmesiyle) “Ve onlar, ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir” denilmesi, hem onların küfrünü tekidle anlatır hem de böyle bir inkârın onlara has olduğunu bildirir.
Ayetin son cümlesinde هُمْ zamirinin iki defa gelmiş olması, o kavmin, kendisini küfre tahsis etmiş olduğunu beyan etmek içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Dört kere tekrarlanan كُمَا ve iki kere tekrarlanan هُمْ zamirlerinde reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَبْلَ - لْاٰخِرَةِ ve يُؤْمِنُونَ - كَافِرُونَ ile تَرَكْتُ - يَأْتِيَكُمَا kelime grupları arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)
Hz. Yusuf (a.s.), ahlâki bir çöküntünün bulunduğu bir ortamda, çok çetin iffet ve dürüstlük sınavlarından geçti. Bunların hepsini başarıyla verdi. Sarayda bir köle olduğu halde, kendisine “soylu, zengin ve güzel” kadınlardan gelen daveti reddetti. Şüphesiz bu, bir defaya mahsus kalmadı. Ama her defasında direndi ve onlara uyup sarayda kalmaktansa, büyük bir gönül rahatlığıyla zindanı tercih, hatta arzu etti. İffet, ismet, doğruluk, bilgi, hikmet, feraset, güvenilirlilik, liyakat ve kadir-kıymet ve iyilik bilirlikle kendisini kabul ettirdi.
Hz. Yusuf (a.s.), bütün rasuller gibi, Allah'ın dinini başkalarına anlatma hususunda karşısına çıkan her fırsatı değerlendiriyor ve insanlar nezdindeki itibarını bu yönde kullanıyordu.
Ayetten anlaşıldığına göre, nasıl Hz. İsa (a.s.), peygamberliğine delil olan mucizeler içinde insanların neler yediklerini ve evlerinde neler biriktirdiklerini de zikretmiş ve kavmine “Ne yediğinizi ve evlerinizde neyi biriktirdiğinizi size haber veririm” demişse (Âl-i İmran Sûresi/3; 49), aynı mucize Hz. Yusuf (a.s.)'a da verilmişti, O da, dinini zindan arkadaşlarına tebliğ ederken, bu mucizeyi anıyor ve bu bilgiyi kendisine Allah'ın verdiğini belirtiyordu.
Kimi insan anlatılanlara dikkat çekmek için aşkı kullanmayı tercih eder ya da romantikleştirilmiş hikayeleri dinlemek kimine daha hoş gelir. Bu, bazen, aşırıya kaçan ya da hadiseden alınması gereken ibretlerden saptıran yorumlara sebep olabilir.
Misal; ameller niyetlere göredir konusuna örnek olan meşhur hadislerden birinde, bir hanımla evlenmek umuduyla hicret eden bir sahabiden bahsedilmektedir.
Rasulullah (sav): “Ameller ancak niyetlere göredir. Ve kişi için ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulune ise, onun hicreti Allah’a ve Rasulunedir. Ve kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına ise onun hicreti, hicret ettiği şeyedir.” buyurdu.
Bu hadisenin romantik tarafına takılmanın faydası yoktur, bakılsa da yolun sonunda elde edilemeyenin büyüklüğü düşünüldüğünde sonuç niyetin önemine vurgudur. Aynı yolu gidenler ‘Muhacir’ sıfatına sahipken, o sahabi niyetinden dolayı sadece sevdiği Ümmü Kays’a kavuşmuştur.
Romantikleştirilmeye bir başka misal; Kimi insan, aşkları için neler yapmış diyerek Ferhat’tan, Mecnun’dan bahsederken, hz. Yusuf’un da Züleyha için zindana düştüğünü anlatır. Halbuki, Kur’an-ı Kerim’de hz. Yusuf’un zindana girmek için ettiği duanın sebebi açık ve nettir. Hz. Yusuf’un iffeti, cesareti, dürüstlüğü, kendisine bakan kişiye olan sadakati ve Allah’a itaatte kararlılığı; süslenmiş aşk edebiyatından çok daha manalıdır.
Sanırım aşkla meşgul olmaya teşvik eden her türlü medya aracı sayesinde, olaylara bakış açılarımız gittikçe daralıyor. Böylece asıl almamız gereken derslerden, üzerinde düşünmemiz ve öncelik vermemiz gereken değerlerden gittikçe uzaklaşıyoruz.
Allahım! Yaptığım her işte ve aldığım her kararda, asıl niyetim: Senin rızanı kazanmak, Sana itaat etmek olsun. Her niyetimi ve her işimin sonucunu güzelleştir. Beni; iki cihanını da kazanan ve iki cihanda da nimetlerinle merhametinle gözü ve kalbi aydınlanan kullarından eyle. Dinlediklerimden ve gördüklerimden, almam gereken dersleri almamda ve hayatıma geçirmemde yar ve yardımcım ol.
Allahım! Peygamberimiz hz. Muhammed (sav)’in duasında buyurduğu gibi: ‘Allahım! Bana doğru olanı ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.’
Hz. Muhammed (sav)’e salat ve selam olsun. Hz. Yusuf’a selam olsun. Cennette onları sevenlere ve onların sevdiklerine komşu olmak ve onlarla muhabbet etmek, hasret gidermek duasıyla.
Amin.
Zeynep Poyraz @zeynokoloji