21 Ocak 2025
Yusuf Sûresi 23-30 (237. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Yusuf Sûresi 23. Ayet

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ  ٢٣


Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَرَاوَدَتْهُ ve murad almak istedi ر و د
2 الَّتِي kadın
3 هُوَ o (Yusuf)
4 فِي
5 بَيْتِهَا onun evinde iken ب ي ت
6 عَنْ
7 نَفْسِهِ onun nefsinden ن ف س
8 وَغَلَّقَتِ ve kilitledi غ ل ق
9 الْأَبْوَابَ kapıları ب و ب
10 وَقَالَتْ ve dedi ق و ل
11 هَيْتَ haydi gelsene ه ي ت
12 لَكَ sen
13 قَالَ dedi ق و ل
14 مَعَاذَ sığınırım ع و ذ
15 اللَّهِ Allah’a
16 إِنَّهُ şüphesiz
17 رَبِّي efendim ر ب ب
18 أَحْسَنَ en güzel şekilde ح س ن
19 مَثْوَايَ bana baktı ث و ي
20 إِنَّهُ şüphesiz
21 لَا
22 يُفْلِحُ iflah olmaz ف ل ح
23 الظَّالِمُونَ zalimler ظ ل م
Yûsuf’un köle olarak bulunduğu evin hanımı Zelîha ona âşık oldu ve onunla birlikte olmak için planlarını hazırladı. Eşinin evde bulunmadığı bir sırada bütün kapıları kilitledi ve “haydi gel!” diyerek kendisini ona teslim etmeye hazır olduğunu bildirdi. Ancak kadının aklını başından alan bu tutkusuna karşılık Yûsuf, iradesine ve duygularına hâkim oldu, peygamber namzedine yakışır bir şekilde cevap verdi ve Allah’ın haram kıldığı bir şeyi yapmayacağını bildirerek teklifi reddetti. “O, benim velinimetimdir, bana güzel davrandı” meâlindeki ifadeden Yûsuf’un bu çirkin fiili Allah korkusundan değil de efendisine karşı saygısızlık olur, endişesiyle yapmadığı anlaşılmamalıdır. Zira o, önce Allah’a sığındığını ifade etmiş, sonra da ev sahibinin kendisinin efendisi olduğunu, dolayısıyla ona karşı da böyle bir ihanetin olamayacağını vurgulamıştır. Nitekim devamında zalimlerin iflah olmayacaklarını bildirmek suretiyle bu fiili işleyenlerin zalimler olduğuna işaret etmektedir. Bunu izleyen âyette de kadın ona meylettiği halde onun, Allah’tan gelen bir ilham sayesinde kadına meyletmekten korunduğu bildirilmiştir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 226
غلق Ğaleqa : غَلَق ve مِغْلاق kilit ve mandal gibi kapayacak alettir. نَخْلَة غَلِقَة kökü kurumuş hurma ağacıdır dolayısıyla meyve vermekten bağlandı demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de fiil olarak ve sadece 1 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli muğlaktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  رَاوَدَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müfred müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪ي بَيْتِهَا  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  رَاوَدَتْ  fiiline mütealliktir.  Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَلَّقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. الْاَبْوَبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. Mekulü’l-kavli  هَيْتَ لَكَ ’dir.  قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

هَيْتَ  kelimesi  تهيّأت  manasında isim fiildir. لَكَ  car mecruru mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri;  أقول (söylerim) şeklindedir. لَ  tebyin içindir. 

رَاوَدَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَلَّقَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  غلق ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli  مَعَاذَ اللّٰهِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَعَاذَ  mahzuf fiilin mefûlu mutlakı olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  أعوذ  (Sığınırım) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. رَبّ۪ٓي  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحْسَنَ مَثْوَايَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

اَحْسَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. مَثْوَايَ  mef’ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْسَنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حسن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


 اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

 

İsim cümlesidir. Cümle   اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ ‘den bedeldir.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

هُ  şan zamiri  اِنَّ ’nin  ismi olarak mahallen mansubdur.  لَا يُفْلِحُ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُفْلِحُ  damme ile merfû muzari fiildir. الظَّالِمُونَ  fail olup  ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُفْلِحُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  فلح ’dır. 

ظَّالِمُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَرَاوَدَتْهُ الَّت۪ي هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِه۪ وَغَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

رَاوَدَتْهُ  fiilinin faili konumundaki müfret müennes has ism-i mevsûl  الَّت۪ي ’nin sıla cümlesi olan  هُوَ ف۪ي بَيْتِهَا ,  mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir. Burada başka bir amaç daha vardır. O da bu kadının adını zikretmeyi uygun bulmamak, kerih görmektir. Bu kadın Yusuf’un (a.s) kendisiyle, kocasının oturduğu gibi oturmasını istemiştir ki bu da zikredilmesi hoş olmayan bir şeydir. Çünkü bu isim bundan sonra her zaman bu çirkin olayı anımsatır. (Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)

عَنْ نَفْسِه۪  car-mecruru, رَاوَدَتْهُ  fiiline mütealliktir.

Nefsinden kâm almak istemek, cimâdan kinayedir.

وَرَاوَدَتْهُ  cümlesine atfedilen  غَلَّقَتِ الْاَبْوَابَ  cümlesi ve ona atfedilen aynı üsluptaki  قَالَتْ هَيْتَ لَكَ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هَيْتَ لَكَ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Emir sıygadaki  هَيْتَ , “Haydi gel!” manasında isim fiildir. لَكَۜ  car-mecruru, takdiri  أقول (Söylüyorum) olan fiile mütealliktir. 

مراود , gelip durmak anlamındaki  راد  fiilinden türemiştir. Bir şeyi yapmak için çabalayan bir kimsenin durumu, bıraktığı şeye bir daha dönen, biteviye gidip gelen bir kimsenin haline benzetilmiştir. Dolayısıyla  راود  yeltenmek, teşebbüs etmek ve uğraşmak demektir.  عن  harf-i ceri haddi aşma (mücâveze) anlamı verir. Yani edep sınırını aşıp birine cinsel ilişki teklif etmek, baştan çıkarıp kandırmak demektir. Bu ayetteki  نَفْسِ  kelimesi cimâ’dan kinayedir. Nefsin teslim edilmesi, namusun bozulması anlamına gelir. Görünen o ki bu kinayeli terkip Kur’an’ın “mubtekerâtındandır.” Yani ilk defa Kur’an’ın kullandığı bir üsluptur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

الَّتِي هو في بَيْتِها  cümlesinde Aziz’in karısının ism-i mevsûl ile ifade edilmesi, Yusuf’un (a.s) günahsız oluşunu sıla ile duyurmak amacıyladır. Çünkü onun evinde olduğundan Yusuf’a istediğini yaptıracaktı. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Kadının isminin sarahatle zikredilmemesi, onun sırrını ifşa etmemek içindir yahut bu işin müstehcen olmasından dolayıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Züleyha'nın kapattığı kapıların yedi tane olduğu rivayet edilmektedir. İşte bunun için kapatma fiili, mübalağa kipi ile zikredilmiştir. Diğer bir görüşe göre ise mübalağa manası, kapıların sımsıkı ve muhkem kapatıldığını ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 قَالَ مَعَاذَ اللّٰهِ 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَعَاذَ اللّٰهِ  cümlesi, takdiri  أعوذ  (sığınırım) olan mahzuf fiilin mef’ûlü mutlakıdır. Amilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre cümle teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  مَعَاذَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzaf olan  مَعَاذَ , tazim edilmiştir. 

مَعَاذَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Yusuf (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  [Allah’a sığınırım] demiş ve bu teklifi reddetmiştir. Bu da onun iffetini en güzel şekilde anlatır.

Yusuf’un (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  sözü, “Bütünüyle Allah’a sığınırım!” takdirindedir.


اِنَّهُ رَبّ۪ٓي اَحْسَنَ مَثْوَايَۜ  اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ’nin haberi olan  رَبّ۪ٓي ‘nin, veciz ifade yollarından olan izafetle gelmesi, mütekellimin Allah’ın rububiyet sıfatına sığınma isteğine matuftur.

Veciz ifade kastına matuf  رَبّ۪ٓي  izafetinde, Hz. Yusuf'a ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Hz. Yusuf'a tazim ve şeref kazandırmıştır.

اَحْسَنَ مَثْوَايَ  cümlesi,  رَبّ۪ٓي ’ nin halidir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ - قَالَتْ  kelimelerinde cinas-ı iştikak, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu ayet-i kerimenin geliş sebebi Yusuf’un (a.s) iffeti ve bu iffette asla şüphenin olmadığıdır. İsm-i mevsûl de bu manayı güzelleştirir ve kâmil bir şekilde ifade eder. Burada failin ismi Züleyha veya Aziz’in karısı şeklinde açıkça gelmeyip ism-i mevsûlle gelmiştir. Böylece Yusuf’un (a.s) onun evinde, bir çatı altında, aralarında bir engel olmaksızın her zaman gözünün önünde olduğu, bu yüzden de bu çirkin fiil için her zaman kolaylıkla bir fırsatı olabileceği ifade edilmiştir. Müsnedün ileyh açık isimle gelseydi, bu manalar böyle veciz bir şekilde anlaşılmazdı. Ancak buna rağmen اِنَّهُ رَبّ۪ٓي [O, benim Rabbim (terbiye edenim)dir.] sözü ile onun kendisine bakıp gözettiğini kastetmiştir ki bu en güzel bir tarizdir. Çünkü o, bu sözü ile “Aziz'in kendisini terbiye edip büyütmesini kastettiği halde, sözün zahirine itibar edenler, bu sözü, “Aziz’in, onun efendisi olduğu” manasına hamlederler.

Ayetin son cümlesi olan  اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ , ta’liliyyeden bedel olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّهُ ’deki şan zamiri , اِنَّ ’nin ismidir.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Söz konusu kişinin, ayetin sonunda zamir yerine zahir isimle zalimler olarak zikredilmesi, onun fiilinin ne kadar çirkin olduğunu belirten, tahkiri ve tehdidi artıran ıtnâb sanatıdır. 

الظَّالِمُونَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. 

Son cümlede zina edenler yerine zalimler kelimesinin gelmesi dikkat çeker. Bunun manası şudur: Felaha erememek her türlü zulme terettüb eden bir sonuçtur. 

يُفْلِحُ - اَحْسَنَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hazreti Yusuf’un,  الظَّالِمُونَ  sözü ile “zina edenler” manasını kastettiği, çünkü zina edenlerin, zina etmek suretiyle kendilerine zulmetmiş oldukları söylenmiştir. Yine o zinakârların işinin, bir şeyi esas yerinin dışına koymayı gerektirdiği için, onların zalim olmuş oldukları söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb;Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yusuf Sûresi 24. Ayet

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ  ٢٤


Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yûsuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ andolsun
2 هَمَّتْ kadın arzu etmişti ه م م
3 بِهِ onu
4 وَهَمَّ o da arzu etmişti ه م م
5 بِهَا onu
6 لَوْلَا eğer
7 أَنْ
8 رَأَىٰ görmeseydi ر ا ي
9 بُرْهَانَ doğruyu gösteren delilini ب ر ه ن
10 رَبِّهِ Rabbinin ر ب ب
11 كَذَٰلِكَ böylece
12 لِنَصْرِفَ çevirmek istedik ص ر ف
13 عَنْهُ ondan
14 السُّوءَ kötülüğü س و ا
15 وَالْفَحْشَاءَ ve fuhşu ف ح ش
16 إِنَّهُ çünkü o
17 مِنْ
18 عِبَادِنَا kullarımızdandır ع ب د
19 الْمُخْلَصِينَ ihlasa erdirilmiş خ ل ص
“İşaret ve ikaz” olarak çevrilen burhân hakkında çeşitli görüş ve rivayetler olmakla birlikte (Zemahşerî, II, 312) bunun, Allah’tan gelen bir ilham olduğu kanaati ağır basmaktadır. Buna göre kadının tahrikleri karşısında Yûsuf’ta ona yaklaşma arzu ve isteği doğmuş, ancak Allah’tan gelen bir ilham sayesinde bu çirkin işin haram olduğunu hatırlamış ve kadına yaklaşmamıştır. Âyetin akışı da Yûsuf’un bu fiilden korunmuş olduğunu göstermektedir. Bu olay, peygamberlerin peygamberlik öncesinde de büyük günah işlemekten korunmuş olduklarını savunan görüşü destekler.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 226-227

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ 

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

هَمَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir.  بِه۪  car mecruru  هَمَّتْ  fiiline mütealliktir. هَمَّ  fiili, atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

هَمَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِهَا  car mecruru  هَمَّ  fiiline mütealiktir.


 لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ 

 

لَوْلَٓا  cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için  هلا  yani “Değil mi?” manasındadır. لَوْلَٓا ‘nın cevabı önceki kelamın tefsiriyle mahzuftur. Takdiri, لولا أن رأ لهمّ بها ...şeklindedir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri,  موجودة  şeklindedir. 

اَنْ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur, cümleye masdar anlamı verir. 

رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. بُرْهَانَ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪ۜ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘’olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)


كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ 

 

كَ  harf-i cerdir. مثل (gibi) manasındadır. Bu ibare, mahzuf masdarın sıfatına mütealliktir. Takdiri, ثبتناه تثبيتًا مثلَ ذلك التثبيت، أو أريناه برهان ربه إراءً مثلَ ذلك الإراء لنصرف عنه السوء (Biz onu böyle bir tasdikle sabit kıldık veya ondan kötülüğü uzaklaştırmak için ona Rabbinin delilini, bunun gibi bir kanaati gösterdik.) şeklindedir.

ذا  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

لِ  harfi,  نَصْرِفَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mahzuf fiiline mütealliktir. 

نَصْرِفَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَنْهُ  car mecruru  نَصْرِفَ  fiiline mütealliktir. السُّٓوءَ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. الْفَحْشَٓاءَ  atıf harfi  وَ ’la  السُّٓوءَ ‘ya matuftur.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ

 

İsim cümlesidir . اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri,  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

مِنْ عِبَادِنَا  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُخْلَص۪ينَ  kelimesi  عِبَادِ ’nin sıfatı olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُخْلَص۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mefûludur.

وَلَقَدْ هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَاۚ 

 

وَ  atıf harfidir. 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  هَمَّتْ بِه۪ۗ وَهَمَّ بِهَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Aynı üslupta gelen  وَهَمَّ بِهَا  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Yusuf (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  [Allah’a sığınırım] demiş ve bu teklifi reddetmiştir. Bu da onun iffetini en güzel şekilde anlatır.

Yusuf’un (a.s)  مَعَاذَ اللّٰهِ  sözü, “Bütünüyle Allah’a sığınırım!” takdirindedir.

Bu iki cümle arasında mukabele sanatı vardır.

هَمَّتْ - هَمَّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Şart üslubundaki terkipte  لَوْلَٓا ‘nın dahil olduğu   لَوْلَٓا اَنْ رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪  cümlesi şarttır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  رَاٰ بُرْهَانَ رَبِّه۪  cümlesi, masdar teviliyle, takdiri  موجودة (Mevcut) olan mahzuf haber için mübteda konumundadır. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ  şeklinde izafetle gelen mefulun ait olduğu  رَاٰ  fiilinde istiare sanatı vardır. Bilmek, anlamak manasında müstear olmuştur. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Veciz ifade kastına matuf   بُرْهَانَ رَبِّه۪ۜ  izafetinde, Rab ismine muzâfun ileyh olan  ه۪  zamiri  dolayısıyla Hz. Yusuf, yine Rab ismine muzaf olan  بُرْهَانَ , şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için cümledeki Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

لَوْلَٓا ’nın takdiri  لهمّ بها (Muhakkak ki o kadına niyetlenmişti) olan, cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın hazfi, farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

لَوْلَٓا  şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

وَهَمَّ بِهَا ’nın  لَوْلَٓا ’nın cevabı olması caiz değildir. Çünkü o şart edatı durumundadır, cevabı ondan önce gelemez. Bilakis cevap mahzuftur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Râzî ise aynı görüşte değildir. Bu ayetle ilgili olarak şunları söylemiştir: Ayette, لَوْلَٓا (Eğer (…) olsaydı) edatının cevabı, önce gelmiştir. Bu tıpkı, “Helak olanlardan olacaktın, eğer falanca seni kurtarmasaydı” denilmesi gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


كَذٰلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَۜ 

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كَذٰلِكَ  işaret ismi, amili  لِنَصْرِفَ  olan mahzuf mef’ûlü mutlaka mütealliktir. Sebep bildiren harf-i cer  لِ  ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّٓوءَ وَالْفَحْشَٓاءَ  cümlesi, masdar tevilinde olup harf-i cerle birlikte takdiri  فعلنا به  olan fiile mütealliktir. Cümlenin takdiri;  فعلنا به ذلك لنصرف عنه السوء صَرْفًا مثل ذلك الصرف  şeklindedir.

Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَنْهُ  car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan  السُّٓوءَ  ve  الْفَحْشَٓاءَۜ ‘ye takdim edilmiştir.

وَالْفَحْشَٓاءَۜ ‘nın temasül nedeniyle السُّٓوءَ ‘ye atfedilmesi, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. 

لِنَصْرِفَ , fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

السُّٓوءَ  ve  الْفَحْشَٓاءَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

رَبِّه۪  izafetinden sonra  لِنَصْرِفَ  ibaresinde gaipten mütekellime dönülmüştür. Böylece Allah’ın kendisine itaate devam eden kullarına yakınlığı vurgulanmıştır. (Beyzâvî, Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

الصَّرْفُ  bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımaktır. Burada bir şeyi bulunması gerektiği yerde bir şeyin içine girmekten korumak manasında mecaz olarak kullanılmıştır. Neredeyse bir şeyle karışacak bir şeyden korumak manasındadır. Korumanın  صَّرْفُ  kelimesiyle ifade edilmesi kötülüğün meydana gelme sebeplerinin mevcut olduğuna ancak Allah’ın bu kötülükleri engellediğine işaret eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Ayetin başındaki  كذلك  sözü son derece kısa ve müstakil bir cümledir. Manası başka bir manaya sürükler. Ancak öncesinde bunu açıkça ifade edecek müstakil bir lafız yoktur. Öyle ki bu bir şeye benzetmek istenirse bundan daha kâmil olan bir başka şekil bulunamaz. Bu cümle Kur’an-ı Kerîm'de gerçekten çok geçer, en güzel geldiği yer de burada görüldüğü gibi farklı konuların arasında ve kelamın mafsalında tek bir hakikat için gelmesidir. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 28, s. 101) 

Bu ifadedeki  ك  harfi ‘misil’ manasındadır ancak neyin misli olduğu açık değildir. İşaret ismi ise bir merci gerektirir. İşaret ismi  ك  ile birleşmiştir ve bunlarda bir kapalılık söz konusudur. Çünkü muşârun ileyh bilinmedikçe bir şey ifade etmeyen, işaret ismi ile  ك ‘ten oluşmuştur. Bu bina önemli mafsallarda gelen kapalı bir terkiptir. Bize ‘’arkadan gelecek olan şeyler şu anda bulunduğunuzdan daha yüce bir makamdır’’ der. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhân/54, s. 177, 205)

كَذٰلِكَ  [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَص۪ينَ  car-mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Veciz ifade kastına matuf  عِبَادِنَا  izafetinde azamet zamirine muzâf olan  عِبَادِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

İsm-i mef’ûl veznindeki  الْمُخْلَص۪ينَ  kelimesi, عِبَادِ  için sıfattır. Sıfat, mevsufunun bir özelliğine işaret etmek için yapılan tetmim ıtnabı sanatıdır.

الْمُخْلَص۪ينَ - الْفَحْشَٓاءَ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sıfatın kullanılmasının, metbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

الْمُخْلَص۪ينَ ; eğer başında  الْ  varsa Kur’an’ın her yerinde  لَ ’ın kesri ile  مُخْلِص۪ينَ  okumuşlardır ki dinini Allah’a ihlaslı icra eden kimseler demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Yusuf Sûresi 25. Ayet

وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  ٢٥


İkisi de kapıya koştular. Kadın, Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında hanımın efendisine rastladılar. Kadın dedi ki: “Senin ailene kötülük yapmak isteyenin cezası, ancak zindana atılmak veya can yakıcı bir azaptır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاسْتَبَقَا ve koşuştular س ب ق
2 الْبَابَ kapıya doğru ب و ب
3 وَقَدَّتْ ve kadın yırttı ق د د
4 قَمِيصَهُ gömleğini ق م ص
5 مِنْ
6 دُبُرٍ arkasından د ب ر
7 وَأَلْفَيَا ve rastladılar ل ف و
8 سَيِّدَهَا kadının kocasına س و د
9 لَدَى yanında
10 الْبَابِ kapının ب و ب
11 قَالَتْ (kadın) dedi ki ق و ل
12 مَا nedir?
13 جَزَاءُ cezası ج ز ي
14 مَنْ kimsenin
15 أَرَادَ isteyen ر و د
16 بِأَهْلِكَ senin ailene ا ه ل
17 سُوءًا kötülük س و ا
18 إِلَّا başka
19 أَنْ
20 يُسْجَنَ hapsolunmaktan س ج ن
21 أَوْ veya
22 عَذَابٌ bir azaptan ع ذ ب
23 أَلِيمٌ acıklı ا ل م
Bundan sonra Yûsuf, Zelîha’nın kilitlemiş olduğu kapıları açarak dışarı çıkmak istedi. Onu dışarı bırakmak istemeyen Zelîha, arkadan gömleğinden tutup çekerek gömleği yırttı. Kapıda kocasıyla karşılaştılar. Kölesiyle zina etmeyi göze alan Zelîha maksadına ulaşamadan böyle bir manzara ile karşılaşınca, durumunu kurtarmak için Yûsuf’a iftira etmekte bir sakınca görmedi, onun cezalandırılması gerektiğini söyledi.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 227
ن Secene : سَجْن Bir zindana hapsetmek/kapatmaktır. سِجِّين Cehennemin bir adıdır. عِلِّيِّين in mukabilidir. Manasının şiddetine dikkat çekmek için kelimedeki harfler arttırılmıştır. Bunun yerin en altında bulunan yedinci tabakasının ismi olduğu da söylenmiştir. Kelimedeki ilk asıl kötü koşulda bulunan sınırlı bir yere hapsetmektir. الحَبْس – المَخِيس – التَّوْقِيف – السِّجِّين kelimeleri arasındaki fark şöyledir: Habs الحَبْس ‘de yasak ve sınırlama ciheti mülahaza edilir. Mehîs المَخِيس ‘de zull ve alçaklık yönü mülahaza edilir. Tevqif التَّوْقِيف ‘de sınırlı bir tevkif etme vardır. Siccin السِّجِّين ‘e gelince o bâbı sebebiyle hapsolma/ hapsedilme mevzuunda mübalağa ve şiddete delalet eder. Yani şartların zorluğu ve sınırlamada şiddete bir işarettir. 83/7-8-9 كَلَّٓا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَف۪ي سِجّ۪ينٍۜ وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا سِجّ۪ينٌۜ كِتَابٌ مَرْقُومٌۜ Ayet-i kerimelerdeki ifadede سِجّ۪ينٌ şeklinde mübalağa sigasının tercih edilmesi; manevi (ruhani) hapsin karanlık, engel, sefillik ve sınırlayıcı olma bakımından maddi hapisten daha şiddetli olduğuna bir işarettir. Zira maddi hapis ancak fiziksel ve sınırlıdır. Ve onun gücü yine de ruhani yönelişlere, salih ibadetlere ve maddiyattan yüz çevirmeye imkan tanırken manevi hapis ( ruhani) ve ruhen سِجِّين makamına alçalmaya gelince onun baskısı dünyevî yöneliş ve meşguliyetleri ve müreffeh bir hayatı mümkün kılmaz. Fiziki hapis fiziksel bir durumdur ve kişinin manevi derece ve makamlarının yükselişine bir etki yada engeli söz konusu değildir. Hatta evliyaların, mümin ve mücahidlerin hapis edilmeleri de bu duruma örnek teşkil eder. (Müfredat – Tahqiq) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 12 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)”

وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَبَقَا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. الْبَابَ  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. قَدَّتْ  atıf harfi  وَ  ile  اسْتَبَقَا  fiiline matuftur.

قَدَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. قَم۪يصَهُ mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنْ دُبُرٍ  car mecruru  قَدَّتْ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir.  اَلْفَيَا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. سَيِّدَهَا  mef’ûlun bih olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَدَا  mekân zarfı, mahzuf ikinci mefûlun bihe mütealliktir. Takdiri; موجودا لدى الباب (Kapının yanında olan.) şeklindedir. الْبَابِ  muzâfun ileyh olarak kesra ile mecrurdur. 

اسْتَبَقَا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi سبق ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَلْفَيَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لفو ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


  قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

Fiil cümlesidir. قَالَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Mekulü’l kavli, مَا جَزَٓاءُ  ‘dir. قَالَتْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur.  جَزَٓاءُ  haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَرَادَ بِاَهْلِكَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اَرَادَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. بِاَهْلِكَ  car mecruru  سُٓوءاً ’nin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. سُٓوءاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اِلَّٓا  hasr edatıdır.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel  جَزَٓاءُ ’den bedel olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يُسْجَنَ  fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.

اَوْ  atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. عَذَابٌ  atıf harfi  اَوْ  ile masdar-ı müevvel cümlesine matuftur.  اَل۪يمٌ  kelimesi,  عَذَابٌ ’nun sıfatı olup damme ile merfûdur.

Fiili muzarinin başına “اَنْ ” harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْ ; Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرَادَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  رود ‘dir.

اَل۪يمٌ  kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘ la önceki ayetteki mahzuf kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Aynı üsluptaki  وَقَدَّتْ قَم۪يصَهُ مِنْ دُبُرٍ  cümlesi ve  وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ  cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle  وَاسْتَبَقَا الْبَابَ  cümlesine atfedilmiştir. 

وَاسْتَبَقَا الْبَابَ  ve  وَاَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَا الْبَابِۜ  cümlelerinde müfret sıygadan müsenna sıygaya iltifat sanatı vardır.

Veciz ifade kastına matuf  قَم۪يصَهُ  izafetinde  قَم۪يصَ , Hz. Yusuf’a ait zamire muzâf olması sebebiyle, tazim kazanmıştır. 

وَاسْتَبَقَا الْبَابَ  cümlesi, muciz Kuran’ın bir çok manayı az lafızla ifade etmesi olan îcâz özelliğidir. Biri onu istediği için, diğeri ondan kaçtığı için ikisi de kapıya doğru koştular. Kadın, arkasından onun çıkmasını engellemek için koştu ve arkasından gömleğini tuttu. Onu, istemediği halde yatağa zorla çekmeyi istedi. Gömleğini arkadan yırttı. İşte Kur'an-ı Kerim bunların hepsini sadece ‘’kapıya koştular’’ lafzıyla ifade etmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

الْبَابَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Bir çok kapalı kapı olduğundan  البابَ ’taki marifelik cins içindir. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

 


 قَالَتْ مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قَالَتْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  مَا جَزَٓاءُ مَنْ اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً اِلَّٓا اَنْ يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir. İstifham ismi  مَا  mübteda, جَزَٓاءُ  haberidir. 

Muzâfun ileyh konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sıla cümlesi olan  اَرَادَ بِاَهْلِكَ سُٓوءاً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِاَهْلِكَ  car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir. Bu takdim Züleyha’nın eşini ikna çabasını gösterir.

Züleyha'nın, “Senin ailene kötülük etmek isteyen” ifadesiyle faili müphem olarak ifade etmesi, kim olursa olsun herkese mezkûr korkunç cezanın uygulandığını belirtmek içindir.  

Mef’ûl olan  سُٓوءاً  ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يُسْجَنَ اَوْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi, masdar teviliyle  جَزَٓاءُ ’dan bedeldir.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

Cümle, istifham harfi  مَا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşmuş kasrla tekit edilmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, haberle bedel arasındadır.  جَزَٓاءُ , maksur/mevsûf, يُسْجَنَ  maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 

يُسْجَنَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

عَذَابٌ اَل۪يمٌ  terkibi,  اَنْ يُسْجَنَ  cümlesinden oluşan masdara atfedilmiştir.

اَل۪يمٌ  kelimesi  عَذَابٌ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

عَذَابٌ - اَل۪يمٌ - سُٓوءاً   kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

عَذَابٌ ’un nekre gelişi azabın tarifsiz derecede korkutucu olduğuna işaret eder.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا جَزَٓاءُ ’daki  مَا  nafîye veya istifhamiyedir, mana da onun cezası zindandan başka nedir demektir? (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Züleyha'nın, kendisini Aziz’in ailesi unvanıyla ifade etmesi, vahametin büyüklüğünü göstermek ve Azizi, öfke ve hamiyet saikasıyla, kastettiği cezayı gerçekleştirmeye kışkırtmak içindir. (Ebüssuûd,  İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ  ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)

Yusuf Sûresi 26. Ayet

قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  ٢٦


Yûsuf, “O, benden arzusunu elde etmek istedi” dedi. Kadının ailesinden bir şahit de şöyle şahitlik etti: “Eğer onun gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o (Yûsuf) yalancılardandır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Yusuf) dedi ki ق و ل
2 هِيَ O
3 رَاوَدَتْنِي murad almak istedi ر و د
4 عَنْ
5 نَفْسِي benden ن ف س
6 وَشَهِدَ ve şahidlik etti ش ه د
7 شَاهِدٌ bir şahid ش ه د
8 مِنْ -nden
9 أَهْلِهَا kadının ailesi- ا ه ل
10 إِنْ eğer
11 كَانَ ise ك و ن
12 قَمِيصُهُ gömleği ق م ص
13 قُدَّ yırtılmış ق د د
14 مِنْ
15 قُبُلٍ önden ق ب ل
16 فَصَدَقَتْ kadın doğrudur ص د ق
17 وَهُوَ o ise
18 مِنَ
19 الْكَاذِبِينَ yalancılardandır ك ذ ب
Yûsuf’un kendisini savunması üzerine, kadının ailesinden olup kuvvetli ihtimalle Aziz ile birlikte eve gelmekte olan, tecrübeli bir kişi kanaatini şöyle ifade etti: Gömlek önden yırtılmışsa kadın, arkadan yırtılmışsa Yûsuf haklıdır. Mevdûdî bu zatın yargıç olma ihtimalinden söz eder (II, 454). Yargıç olup olmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte âdil olduğu anlaşılmaktadır, zira kadının ailesinden olduğu halde taraf tutmamış ve adaletten ayrılmamıştır.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 227

قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli,  هِيَ رَاوَدَتْن۪ي ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  رَاوَدَتْن۪ي  haber olarak mahallen merfûdur.

رَاوَدَتْن۪ي  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Sonundaki  ن۪  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ نَفْس۪ي car mecruru  رَاوَدَتْن۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَهِدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  شَاهِدٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْ اَهْلِهَا  car mecruru  شَاهِدٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاوَدَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  رود ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir.(sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

شَاهِدٌ  sülâsî mücerredi  شهد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

   اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ

 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

قَم۪يصُ  kelimesi  كان ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Mahallen meczumdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قُدَّ مِنْ قُبُلٍ  cümlesi,  كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

قُدَّ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ قُبُلٍ  car mecruru  قُدَّ  fiiline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

صَدَقَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. 

وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  car mecruru mahzuf habere müteallik olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْكَاذِب۪ينَ  sülâsî mücerredi  كذب  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَاۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هِيَ رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  رَاوَدَتْن۪ي عَنْ نَفْس۪ي  cümlesi, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsned, mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

Aynı üslupta gelen  شَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ اَهْلِهَا  cümlesi, atıf harfi وَ ‘ la istinafa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

شَاهِدٌ ‘deki nekrelik teklik manasındadır.

شَهِدَ - شَاهِدٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَصَدَقَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ

 

Şehadetin tefsiri olan cümle şart üslubunda gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Şart üslubunda gelen terkipte nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ , şart cümlesidir. Sübut ve istimrar ifade etmiştir.

كَانَ ’nin haberi olan  قُدَّ مِنْ قُبُلٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قُدَّ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Müsned, mazi fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi  فَصَدَقَتْ , müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Cevap cümlesine matuf olan  هُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında tezat ilişkisi de bulunan cümlelerdeki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الْكَاذِب۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.

الْكَاذِب۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

فَصَدَقَتْ  cümlesi ile  هُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  cümlesi arasında mukabele vardır.

صَدَقَتْ (doğru söyledi) ile  الْكَاذِب۪ينَ  (yalan söyledi) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

فَصَدَقَتْ  ile  وَهُوَ مِنَ الْكَاذِب۪ينَ  arasında gramer yapısı bakımından güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)


 
Yusuf Sûresi 27. Ayet

وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ  ٢٧


“Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir. O (Yûsuf) ise, doğru söyleyenlerdendir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنْ ve şayet
2 كَانَ ise ك و ن
3 قَمِيصُهُ onun gömleği ق م ص
4 قُدَّ yırtılmış ق د د
5 مِنْ
6 دُبُرٍ arkadan د ب ر
7 فَكَذَبَتْ kadın yalancıdır ك ذ ب
8 وَهُوَ o ise
9 مِنَ
10 الصَّادِقِينَ doğrulardandır ص د ق

وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

 

وَ  atıf harfidir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

قَم۪يصُ  kelimesi  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Mahallen meczumdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قُدَّ مِنْ دُبُر  cümlesi  كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

قُدَّ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ دُبُرٍ  car mecruru  قُدَّ  fiiline mütealliktir. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

كَذَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. Şartın cevabı  كَذَبَتْ ’dir.

وَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مِنَ الصَّادِق۪ينَ  car mecruru  mahzuf habere müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الصَّادِق۪ينَ  sülâsî mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. 

Şart üslubundaki terkipte nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu  اِنْ كَانَ قَم۪يصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ  cümlesi şarttır.

كَانَ ’nin haberi olan  قُدَّ مِنْ دُبُرٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haberin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye hudus, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

قُدَّ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ , müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

Cevap cümlesine matuf olan  وَهُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında tezat ilişkisi de bulunan cümlelerdeki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الصَّادِق۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.

Müsned olan  الصَّادِق۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

فَكَذَبَتْ  cümlesiyle  هُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

فَكَذَبَتْ  ile  هُوَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ  arasında gramer yapısı bakımından güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

Bu ayetle önceki ayet arasında onbirli mukabele sanatının güzel bir örneği vardır.

فَكَذَبَتْ  ve  الصَّادِق۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Yusuf Sûresi 28. Ayet

فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ  ٢٨


Kadının kocası Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 رَأَىٰ gördüler ر ا ي
3 قَمِيصَهُ gömleğinin ق م ص
4 قُدَّ yırtıldığını ق د د
5 مِنْ
6 دُبُرٍ arkadan د ب ر
7 قَالَ (kadına) dedi ki ق و ل
8 إِنَّهُ şüphesiz bu
9 مِنْ
10 كَيْدِكُنَّ sizin hilenizdir ك ي د
11 إِنَّ gerçekten
12 كَيْدَكُنَّ sizin hileniz ك ي د
13 عَظِيمٌ büyüktür ع ظ م
Aziz, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, bunun kadının bir tuzağı olduğunu anladı ve kadınların tuzağının yaman olduğunu vurguladıktan sonra, Yûsuf’a olayı gizli tutmasını ve unutmasını, karısına da günahından tövbe etmesini emretti. Aziz’in, “Sen de günahının affını dile; çünkü sen günahkârlardan oldun” meâlindeki ifadesi, Mısır halkının, putperest olmakla birlikte Allah inancına sahip olduklarını ve bu tür fiillerin günah kabul edildiğini göstermektedir.

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 227

فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاٰ قَم۪يصَهُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

رَاٰ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. قَم۪يصَ  mefûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قُدَّ مِنْ دُبُرٍ  cümlesi, قَدْ  takdiriyle hal olarak mahallen mansubdur.

قُدَّ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. مِنْ دُبُرٍ  car mecruru  قُدَّ  fiiline mütealliktir. Şartın cevabı  قَالَ ’dir.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mekulü’l-kavli, اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ ’dir. قَالَ fiilinin mefûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri,  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْ كَيْدِكُنَّ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf  haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 

 

 

 اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كَيْدَكُنَّ  kelimesi  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُنَّ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَظ۪يمٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. عَظ۪يمٌ  sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَمَّا رَاٰ قَم۪يصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّۜ 

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden  رَاٰ قَم۪يصَهُ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Veciz ifade kastına matuf  قَم۪يصَهُ  izafetinde  قَم۪يصَ , Hz. Yusuf’a ait zamire muzâf olması sebebiyle, tazim kazanmıştır. 

قُدَّ مِنْ دُبُرٍ  cümlesi,  قَدْ  takdiriyle haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

قُدَّ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ كَيْدِكُنَّ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

الكَيْدُ  bir amacı gerçekleştirmek için istenilmeyen bir şeyi yapmaktır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لو ـ لولا ـ لوما ـ كلما ـ لما  şart kelimeleri ile kurulan cümleler geçmiş zaman anlamı ifade eden cümleleridir. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman) 

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)


 اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ

 

Ta’lil hükmünde istinafiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

Müsnedün ileyhin izafet formunda gelmesi veciz ifade içindir.

اِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظ۪يمٌ  cümlesi mezheb-i kelamî sanatı üslubuyla önceki cümledeki anlama delil getirmiştir.

عَظ۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

كَيْدِكُنَّ  kelimesinin zamir makamında zahir olarak tekrarında, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Yusuf Sûresi 29. Ayet

يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟  ٢٩


“Ey Yûsuf! Sen bundan sakın kimseye bahsetme. (Ey Kadın,) sen de günahının bağışlanmasını dile. Çünkü sen günah işleyenlerdensin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يُوسُفُ Yusuf
2 أَعْرِضْ sen vazgeç ع ر ض
3 عَنْ
4 هَٰذَا bundan
5 وَاسْتَغْفِرِي (kadın) sen de bağışlanmasını dile غ ف ر
6 لِذَنْبِكِ günahının ذ ن ب
7 إِنَّكِ çünkü sen
8 كُنْتِ oldun ك و ن
9 مِنَ
10 الْخَاطِئِينَ günahkarlardan خ ط ا
Hata’e : خَطَأ izlenen yoldan, hedef ve amaçtan meyledip sapmaktır. Bu birkaç şekilde olabilir: Birincisi istenmesi hoş olmayan bir şeyi isteyip onu yapmak. İnsanın sorumlu tutulduğu gerçek hata budur. Fiil olarak خَطِأَ – يَخْطَاُ şeklinde kullanılır, mastarı ise خَطَأ ve خَطْءٌ şeklinde gelir. İkincisi insanın yapılması hoş ve güzel olan bir şeyi irade edip istemesi fakat kendisinden bu istediğinin tersi bir fiil sâdır olmasıdır. أخْطَأَ – خَطْءٌ formunda kullanılır. أخْطَأَ fiilinin zıddı أصابَ fiilidir. Üçüncüsü insanın yapılması iyi olmayan bir şeyi yapmak istemesine rağmen kendisinden bunun tersi bir fiilin sadır olmasıdır. Bu kimse iradede hatalı ama fiilinde isabetlidir ve kastından dolayı yerilir ama amelinden dolayı övülmez. خَطِيئَة ve سَيِّئَة kavramları ise birbirine yakındır. Yalnız خَطِيئَة genelde, sözgelimi bir ava ok atarken bir insanı vuran, ya da içki içip sarhoşken bir cinayet işleyen insanın fiilleri gibi bizzat böyle kastedilmeyen şeyler için kullanılır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 22 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli hatadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ 

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  يُوسُفُ  müfred alem olup, damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı  اَعْرِضْ ’dir. 

اَعْرِضْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَنْ هٰذَ  car mecruru  اَعْرِضْ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَغْفِر۪ي  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Muhataba  ي ‘ sı fail olarak mahallen merfûdur. لِذَنْبِكِ car mecruru  اسْتَغْفِر۪ي  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazf edilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey!” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzâfsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazf edilebilir. 

Münada îrab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzâf, 2) Şibh-i muzâf, 3) Nekre-i gayrı maksude.

Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harf-i tarifli isim. Burada münada müfred alem olarak geldiği için mebni münadaya girer ve merfû üzere mebni, mahallen mansubdur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَغْفِر۪ي  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi غفر ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.


  اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كِ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنْتِ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تِ  muttasıl zamiri,  كُنْتِ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟  car mecruru  كُنْتِ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

الْخَاطِـ۪ٔينَ۟  ; sülâsî mücerredi  خطأ  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوسُفُ اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا وَاسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِۚ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  اَعْرِضْ عَنْ هٰذَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Duruma işaret eden işaret ismi  هٰذَا ‘da istiare sanatı vardır. Hz. Yusuf ve Züleyha’nın arasında yaşanıp bitmiş olay, gözle görülür maddi bir şey yerinde müstear olmuştur.

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)

Aynı üsluptaki  اسْتَغْفِر۪ي لِذَنْبِكِ  cümlesi, atıf harfi وَ  ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi zaman ve mekandaki ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Birinci cümle Yusuf’a (a.s), ikincisi emirin eşine hitaptır.

Nida harfinin hazfi, konuşmada sık sık tekrarından dolayı yapılan tahfiftir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

Zemahşerî, nida makamında nida edatının kullanılmamasının yakınlığa ve taltife delalet ettiğini belirtir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Yusuf’un üç gömleğinden ikincisinin yani iffetini anlatan gömleğinin yırtılması hadisesinden sonra içinde bulunduğu duruma uygun bir şekilde yakınlık ve taltif unsurunu barındıracak bir şekilde nida edatı kullanılmadan “Yusuf!” ismiyle seslenilmesi elbette zor durumdaki peygamber için büyük bir destek olmuştur.(1. Sahte kanlı gömlek, 2. Arkadan yırtılan gömlek, 3. Kokulu gömlek)  (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Yusuf Suresi,18)


 اِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  كُنْتِ مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Bu haber cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ , nakıs fiil  كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ  ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

مِنَ الْخَاطِـ۪ٔينَ۟  ibaresi, tağlîb babındandır. Erkeklere ait çoğul kipi getirilerek, kadınlar da bunun kapsamına alınmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Yusuf Sûresi 30. Ayet

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ قَدْ شَغَفَهَا حُباًّۜ اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  ٣٠


Şehirde birtakım kadınlar, “Aziz’in karısı, (hizmetçisi olan) delikanlısından murad almak istemiş. Ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالَ ve dediler ki ق و ل
2 نِسْوَةٌ birtakım kadınlar ن س و
3 فِي
4 الْمَدِينَةِ şehirde م د ن
5 امْرَأَتُ karısı م ر ا
6 الْعَزِيزِ Vezir’in ع ز ز
7 تُرَاوِدُ murad almak istemiş ر و د
8 فَتَاهَا uşağının ف ت ي
9 عَنْ
10 نَفْسِهِ nefsinden ن ف س
11 قَدْ muhakak
12 شَغَفَهَا onun bağrını yakmış ش غ ف
13 حُبًّا sevda ح ب ب
14 إِنَّا elbette biz
15 لَنَرَاهَا onu görüyoruz ر ا ي
16 فِي içinde
17 ضَلَالٍ bir sapıklık ض ل ل
18 مُبِينٍ açık ب ي ن
Olay Mısır’ın ileri gelenleri arasında duyulup yayılınca bir grup kadın Aziz’in karısının, kölesine âşık olmasını kınadılar ve “Yûsuf’un sevdası onun kalbine işlemiş!” dediler. Bunu duyan Zelîha kadınları evine davet etti. Misafirler için evini donattı ve yaslanıp oturacakları yerler hazırladı. Davetliler gelince önlerine yemekler, meyveler ve bıçaklar koydu. Onlar meyveleri soyarken Yûsuf’a huzurlarına çıkmasını emretti. Yûsuf’un güzelliğine hayran kalan kadınlar, şaşkınlıklarından ellerini kestiler ve onun insan değil, yüce bir melek olduğunu söylediler. Zelîha, “İşte hakkında beni kınadığınız şahıs budur. Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, iffetini korudu. Andolsun, eğer kendisine emredeceğimi yapmazsa, mutlaka zindana atılacak ve elbette sürünenlerden olacaktır!” dedi. Burada dikkat çekici olan şudur: Mısır’ın ileri gelenlerinin hanımları, Zelîha’nın zina gibi çirkin bir fiile teşebbüs etmesini kınamış olmalarına rağmen Zelîha, davet ettiği hanımlar içerisinde arzularını ve ahlâk dışı niyetlerini açıkça ilân etmekten çekinmemiştir. Nitekim ziyafet esnasında, kendisine âşık olduğu Yûsuf’u davetlilerin huzuruna çıkararak, böyle yakışıklı ve güzel bir köleye âşık olmanın, toplum değerleri açısından, kendisi için bir nakîsa olmadığını vurgulamak istemiştir.

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. نِسْوَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. فِي الْمَد۪ينَةِ  car mecruru  نِسْوَةٌ ’nün mahzuf sıfatına mütealliktir. Mekulü’l-kavli, امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

امْرَاَتُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَز۪يزِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. تُرَاوِدُ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

تُرَاوِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. فَتٰيهَا  mefûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عَنْ نَفْسِه۪  car mecruru  تُرَاوِدُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir   ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُرَاوِدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi رود ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 قَدْ شَغَفَهَا حُباًّۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَدْ  tahkik harfidir.  شَغَفَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. حُباًّ  temyiz olup fetha ile mansubdur. 

Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. .Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.Ayette melfuz mümeyyezdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. نَرٰيهَا  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

نَرٰيهَا  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. ف۪ي ضَلَالٍ car mecruru mahzuf ikinci mefûlun bihe mütealliktir. مُب۪ينٍ  kelimesi  ضَلَالٍ ’in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince, cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘ nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

مُب۪ينٍ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

نِسْوَةٌ ‘deki nekrelik kesret ifade eder.

قَالَ  fiiline müteallik olan  فِي الْمَد۪ينَةِ  car-mecrurundaki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الْمَد۪ينَةِ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü şehir, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait bir şey değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

النِّسْوَة  kelimesi  امْرَأةٍ ’nin cemisidir. Müfredi yoktur.  نِساءٌ  gibi cemi kıllet isimdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تُرَاوِدُ فَتٰيهَا عَنْ نَفْسِه۪ۚ  cümlesi, mübtedanın haberidir.

Müsnedin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مْرَاَتُ الْعَز۪يزِ  [Aziz’in karısı] ifadesindeki Aziz ile Kıtfir kastedilmiştir. Aslında الْعَز۪يزِ, Arapçadaki hükümdar anlamındadır.  فَتٰيهَا  “Emrindeki delikanlıdan” yani uşağından. ََ فَتٰي  kelimesi uşağım/ kölem anlamında,  فتاة  kelimesi de cariyem anlamında kullanılır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Müsnedün ileyh olan امْرَاَتُ الْعَز۪يزِ , veciz ifade kastıyla, izafet formunda gelmiştir. İzafet, muzafın tahkiri içindir. 

Ayeti kerimede  زَوْجَة  yerine  اِمْرَأَة  kelimesi kullanılmıştır.

İlgili ayetler incelendiğinde  زَوْجَة  kelimesinin şu durumlarda kullanıldığı görülür:

Sadakat -Allah’ın dinine inanmada birlik- Üreme imkânı bulunmak - Nikâhlı olmak. اِمْرَأَة  kelimesi  زَوْجَة  için sayılan unsurların zıddı bir durum meydana geldiği takdirde veya tamamen ortadan kalktığı hallerde kullanılmaktadır: -İhanet (Aldatma)- Allah’ın dinine fiilî olarak aleyhtarlık - Üreme imkânının bulunmaması (kısırlık, iktidarsızlık, yaşlılıktan ötürü kadının doğurganlık çağının geçmesi veya erkeğin kuvvetten düşmesi) - Vefat veya diğer gerekçelerle nikâhın son bulması ile dulluk. (İsmail Sökmen, Kur’an’da Geçen  زَوْجَة  ve  اِمْرَأَة  Kelimeleri Üzerine, Nüsha Dergisi)

Arapçadaki “Fail müennes veya müzekker cemi teksirse, fiil müennes veya müzekker gelebilir” kuralı gereğince, fail olan  نِسْوَةٌ , müennes olduğu halde fiil müzekker gelmiştir. Fail, âkil cemi müzekker-i gayr-i salim veya cemi müennes-i gayr-i salim ise fiil müzekker veya müennes kılınabilir. (Ahmet Şimşek, Arap Dilinde Müzekkerlik ve  Müenneslik Uyumu)

نِسْوَةٌ  kadınlar topluluğu için isimdir, dişiliği de bu itibarladır, hakiki değildir. Bunun içindir ki fiilinden te’nis alameti atılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hucurat Suresindeki  قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّا  (Bedeviler; “İnandık” dediler) sözüyle  وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَد۪ينَةِ  sözünde olduğu gibi müennesliğin, çokluk; müzekkerliğin de azlık için olması lügavî açıdan caiz bir durumdur. Bunda herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Fakat burada asıl soru, Yüce Allah’ın neden bir yerde müzekkerliği; başka bir yerde ise müennesliği seçtiğidir? Bu durum çokluğa delalet ettiğinden fiil müennes olarak gelmiş, azlığa işaret ettiği için fiil müzekker olarak gelmiştir.

Bu ayette kadın, müennes (dişi) olması hasebiyle, ayrıca Arapçada akılsız çoğul müennes kabul edildiği için cümlenin öznesini teşkil eden kadınlarla ilgili olarak  قَالَ  (dedi) fiilinin müennes yani  قالت  şeklinde gelmesi gerekirken, müzekker (eril) gelmesi işaret etmektedir ki kadınlar cemaati de olsa, aralarında ciddi ittifak bulunan bir cemaat güç kazanır; o kadınlar topluluğu, bir nevi erkekler topluluğu gibi olur (Lemalar, 241-242). Bu kullanım şekli, ayrıca o dönemde Mısır baş şehrindeki kadın hakimiyetini de göstermektedir.

Bilhassa müsteşriklerin tesiri altında kalan veya kendini beğenmiş bazı sözde ilim adamları, Kur’an-ı Kerim'deki bu türden ve benzeri bazı kullanımları öne sürerek, -haşa- onda gramer hatası bulunduğu gibi cüretkâr iddialarda bulunabilmektedirler. Oysa bu gibi iddialar, ancak iddia sahiplerinin cehaletini gösterir. Çünkü bu ayette görüldüğü gibi, böylesi kullanımlarda çok ince manalar, nükteler ve gerçekler yüklüdür. Dilde önemli olanı manadır; lafız, gramer gibi unsurlar, mananın en güzel şekilde ifadesi için kullanılır ve ona göre şekillenir. Yoksa mana, lafız ve gramer için değildir, Kur'an-ı Kerim her konuda olduğu gibi dil konusunda da önümüze ışık tutmaktadır. 


قَدْ شَغَفَهَا حُباًّۜ 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Cümle,  قَدْ  tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, talebî kelamdır. 

قَدْ , mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. 

حُباًّ  kelimesi temyizdir. Temyiz anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. 

Zeccâc şöyle demektedir:  شَغَفَ , kalbin en iç noktası ve onun, gözbebeğidir. Buna göre mana, “Onun sevgisi, o kadının kalbinin ta içlerine adeta gözbebeğine işlemişti.” şeklinde olur. Netice olarak diyebiliriz ki: Bütün bunlar, aşırı sevmek ve aşktan kinayedir.

شَغَفَ  kelimesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, (Yusuf’a) duyduğu sevginin, onun kalbine saplanıp, ta iç zarına  شَغَفَ  isabet etmesidir. Bu, tıpkı adamın karnına dokunduğunda  بطنت الرجل  (Adamın karnına ulaştım) demen gibidir. Yine denildiğine göre  شغفها ’nın anlamı, kadının onu sevmesinde abartı ifadesi olarak, “kalbinin iç zarını soyup aldı” demektir. Tıpkı, سلبت الرجل  sözünün “adamı soydum’’ demek olması gibi. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)


 اِنَّا لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَنَرٰيهَا ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. Ayette sapkınlık, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Çünkü dalalet hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Sapkınlıktaki yüksek dereceyi ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

ضَلَالٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder. 

ضَلَالٍ  için sıfat olan  مُب۪ينٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Dalaletin  مُب۪ينٍ ‘le sıfatlanması istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan açıkça ortaya koyma sıfatı, dalalete isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Onların sapkınlığının gözle görülür bir hal aldığını ifade eder. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

مُب۪ينٌ  kelimesi  أبانَ  fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve  بانَ  fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60) 

Bu ayet-i kerimede son iki cümlede fasl yapılmıştır. Halbuki hepsi de kadınların sözleridir. Burada bir karışıklık yoktur. İlk cümle; Aziz’in eşinin gençten faydalanmak istemesinin sebebini ifade eden bir istînâf iken, sonuncusu bu durumdaki görüşlerini ifade eden bir istînâftır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekid lamı diye isimlendirilen lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lâm, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida,  اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
İslam; yabancı, yani mahrem olmayan kadınlarla halvette bulunmayı, yani başbaşa kalmayı; her türlü hayasızlığı engellemek, ailenin şeref ve haysiyetini korumak amacıyla haram kılmıştır. Şeytandan ve şeytanın vesveselerinden, kötülüğü çokça emreden nefisten ve nefsin haram arzularından sakınmak ve bunlara karşı tedbirli olmak gerekir.  
Sayfadan Gönüle Düşenler

Dünyada konuşulması gereken ciddi meseleler varken, nefsimin özgürlüğü diyen ne çoktur. Bir günahın peşinden sürüklenen nefsin hali ne acıdır. İnsan boş işlerle uğraşmaya ne meraklıdır. Nefsinin her istediğini yapan, köleliğini ilan edendir. Yarının ne getireceği bilinmez, her gün kul için tövbe zamanıdır.

Her kulun nefsinin meylettiği, günaha yaklaştıran dünyalıkları vardır. Bunlar, nihai hedefe giden yolun üzerine oturan ve ilerlemeye mani olan kayalar gibidir. Müslüman, Allah’ın yardımıyla, sabırla ve duayla, emirlerine itaat ve sınırlarına riayet ettiği için yolundaki engelleri kaldırmaya çalışandır.

Allahım! Dünyadaki halimi güzelleştir, imtihanımı kolaylaştır, ilmimi arttır, her adımımda yar ve yardımcım ol, ibadetlerimle dualarımı kabul buyur ve çabalarımdan razı ol.

Allahım! Beni; Senin rızan için yanlışlarını düzeltenlerden, günahlarından tövbe edenlerden, ibadete yönelenlerden, nefsini eğitenlerden eyle. Günah işlemeyi, imkanlarını (parasını, güzelliğini, sağlığını ve gençliğini) yitirdiği için değil, Senin rızanı umduğu için bırakanlardan eyle.

Allahım! Beni; yanlışa düşmekten ve yolundan sapanlardan ve onların amellerinden koru. Günaha sebep olacak her halden ve her kişiden uzak tut. Kalbimi iman kuvvetiyle uyanık kıl. Her adımımda ve her kararımda, delillerinle bana Seni hatırlat. Beni affet. Ailemi affet. Sevdiklerimi affet. Ümmet-i Muhammed’i affet.

Tövbesinde samimi olanlardan, tövbe edenlerden ve tövbe ettiği yanlışlarından uzak duranlardan olmak duasıyla.

Amin.

***

Yeryüzünde risk almayı sevenlerin kabullenmekten hoşlanmadığı bir gerçek vardı. Etrafında dolandığı sınırın ötesinde yutulup kaybolması yüksek bir olasılıktı. Nefsin olumlu ya da olumsuz heveslerinden dolayı Allah’ın emirlerinden ısrarla uzaklaşmak, hüsranla sonuçlanacak bir cahillikti. Bu yüzden, ömrünün uzunluğunu bilmeyen bir canlı için alınmaya değmeyecek en ciddi riskti. 

Denir ki; Allah’a itaatten uzaklaşan bir kul, kendisini sorguya çekmelidir. Çareyi itaatsizlikte ve dünyada değil, hakikatte aramalıdır. Zira, Allah’ın sınırlarına güvenmek yerine uymamayı seçen kişi savrulur. Dünyaya dair seçimleri de bu uzaklığa göre şekillenir. Geçici mutluluklarla oyalanarak, kalıcı bir huzursuzluğa gömülür. Buna rağmen halini muhafaza edeceğine inanan kişiye şaşılır.

Kendisi için en iyisini bildiğini sanan nefsini ayıpladı. Geçmişte nefsini dinleyerek itaatsizliğe adım atanlarla ilgili anlatılanları düşündü. İç ve dış dünyaları sinsice değişmiş; etrafları itaatsizliğini destekleyip besleyenlerle dolmuştu. Gafletten uyanıp tövbe için Allah’a koşanların dışındakilerin sonu yokluktu. Sonra Aziz’in karısından uzaklaşan hz. Yusuf’u hatırladı ve umut ile Allah’ın yardımını istedi.

Ey Allahım! Nefsimizin zorlanmasından ya da heveslenmesinden dolayı Senin yolundan ve emirlerinden uzaklaşma şaşkınlığından; Senin rızana aykırı davranmak ve sınırlarını çiğnemek için çeşitli geçersiz bahanelerle kendimizi kandırmaktan ve Sana itaatsizlik ile kendimize zulmetmekten muhafaza buyur.

Ey Allahım! Bize; Sana itaat etmeyi, salih amel ile meşgul olmayı ve Seni anmayı sevdir, kolaylaştır ve rahmetin ile her çaba kırıntımızı kabul buyur. Nefsimizin heveslerine kapıldığımız anlarımızda kalplerimizi uyandır ve kusurlarımızı af buyur. Hakikati hatırlayan hallerimize yardım gönder ve bize yol göster.

Ey Allahım! Haramdan uzaklaşan hz. Yusuf gibi yanlışa yaklaşmaktan kaçınanlardan ve Sana sığınanlardan eyle. Hakikati hatırladığı anda harekete geçip batılın bulunduğu yeri terk edenlerden eyle. Nefsinden kalbine, nankörlükten şükre, dünyadan ahirete ve her şeyden Sana dönenlerden eyle.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji