وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ مَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ ٣٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاتَّبَعْتُ | ve uydum |
|
| 2 | مِلَّةَ | dinine |
|
| 3 | ابَائِي | atalarım |
|
| 4 | إِبْرَاهِيمَ | İbrahim’in |
|
| 5 | وَإِسْحَاقَ | ve İshak’ın |
|
| 6 | وَيَعْقُوبَ | ve Ya’kub’un |
|
| 7 | مَا | (hakkımız) yoktur |
|
| 8 | كَانَ |
|
|
| 9 | لَنَا | bizim |
|
| 10 | أَنْ |
|
|
| 11 | نُشْرِكَ | ortak koşmağa |
|
| 12 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 13 | مِنْ | herhangi bir |
|
| 14 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 15 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 16 | مِنْ |
|
|
| 17 | فَضْلِ | bir lutfudur |
|
| 18 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 19 | عَلَيْنَا | üzerimize |
|
| 20 | وَعَلَى | ve üzerine |
|
| 21 | النَّاسِ | insanların |
|
| 22 | وَلَٰكِنَّ | ama |
|
| 23 | أَكْثَرَ | çoğu |
|
| 24 | النَّاسِ | insanların |
|
| 25 | لَا |
|
|
| 26 | يَشْكُرُونَ | şükretmezler |
|
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. مِلَّةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. اٰبَٓاء۪ٓي muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamir ى muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِبْرٰه۪يمَ kelimesi اٰبَٓاء۪ٓي ’den bedel olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ atıf harfi وَ ’la اِبْرٰه۪يمَ matuf olup, gayri munsarif olduklarından cer alameti fethadır.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ) da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb.) gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّبَعْتُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
مَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
İsim cümlesidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَـنَٓا car mecruru كَانَ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel كَانَ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نُشْرِكَ fetha ile mansub muzarı fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِاللّٰهِ car mecruru نُشْرِكَ fiiline mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. شَيْءٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُشْرِكَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ
İsim cümlesidir. İşaret ismi ذٰلِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir. مِنْ فَضْلِ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْنَا car mecruru فَضْلِ ’e mütealliktir. عَلَى النَّاسِ car mecruru, atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. لَـٰكِنَّ harfi, اِنَّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre لَـٰكِنَّ de اِنَّ gibi cümleyi tekid eder.
أَكۡثَرَ kelimesi لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. ٱلنَّاسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَا يَشْكُرُونَ cümlesi, لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْكُرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَكْثَرَ ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ اٰبَٓاء۪ٓي اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَۜ
Ayet, atıf harfi وَ ile önceki ayetteki تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اِسْحٰقَ ve يَعْقُوبَۜ , muzafun ileyh konumundaki اٰبَٓاء۪ٓي ’ den bedel olan اِبْرٰه۪يمَ ’e atfedilmiştir. Cihet-i camia tezayüftür. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
İbrahim’e, İshak’a, Yakub’a (a.s) şeklindeki sıralamada derecelendirme söz konusudur. Bu istidrac sanatıdır.
Yusuf’un (as) atalarına tabi olduğunu söyledikten sonra onları, isimlerini zikrederek sayması bedî’ sanatlardan taksim sanatı üslubudur.
اِبْرٰه۪يمَ - اِسْحٰقَ - يَعْقُوبَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Önceki ayetteki اِنّ۪ي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ cümlesiyle bu cümle arasında mukabele sanatı vardır.
Bu ayette ıttırad sanatı vardır. Övdüğü kişinin, babasının, dedesinin isimleri zorlanmaksızın ve rastgele yapılmaksızın peş peşe doğum sırasına göre zikredilmiştir. (İbn Ebi’l - İsba, Tahriru’t Tahbiris, 352)
Hz. Yusuf'un bu sözü söylemesi, o iki arkadaşını tevhide teşvik etmek ve içinde bulundukları şirk ve dalaletten nefret ettirmek içindi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَا كَانَ لَـنَٓا اَنْ نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Menfi كَانَ ’nin dahil olduğu cümle, faide-i haber ibtidâî kelamdır.
مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)
Sübut ifade eden isim cümlesinde takdim-tehir ve îcaz-ı hazif sanatları vardır.
لَـنَٓا car mecruru, كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نُشْرِكَ بِاللّٰهِ مِنْ شَيْءٍ cümlesi, masdar teviliyle كَانَ ‘nin muahhar ismi konumundadır. Masdar-ı müevvel cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Mef’ûl olan شَيْءٍۜ ‘deki مِنْ harfi tekit için gelen zaid harftir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِاللّٰهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
شَيْءٍ ’deki nekrelik, kıllet nev ve umum ifade eder. Hiçbir manasındadır. İstiğrak ifade eden مِنْ harfi de bu manayı destekler. Olumsuz siyakta nekre, selbin umum ve şumulüne işarettir.مِنْ شَيْءٍ kelimesinin manası: Şirkin çeşitleri pek çoktur. Müşriklerden bir kısmı putlara, bir kısmı ateşe, bir kısmı yıldızlara, bir kısmı da akla, nefse ve tabiata tapmaktadır. Bu sebeple onun, [Allah’a herhangi bir şeyi ortak tutmamız bizim için doğru olmaz] buyruğu, bütün bu gruplara ve fırkalara bir reddiye olurken aynı zamanda da hak olan dine bir irşaddır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
ذٰلِكَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ
Hz. Yusuf’un sözlerine dahil olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin uzağı işaret etmekte kullanılan işaret ismi ile marife olması, dikkatleri işaret edilene yoğunlaştırmak ve onu yüceltmek içindir.
ذٰلِكَ [işte o] aslında uzak işareti olduğu halde burada kullanılması, bu rütbenin yükseldiğini ve şerefteki mertebesinin yüceliğini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
ذَ ٰلِكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ - Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, c. 5, s. 190)
Buradaki ذٰلِكَ kelimesi daha önce geçmiş olan şirk koşmamaya işarettir. Bu da delalet eder ki şirk koşmama ve imana nail olma, Allah’tandır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette zamir yerine işaret ismi kullanılması Allah’ın fazlının şanını yüceltmek ve övgü maksadıyla yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنْ فَضْلِ اللّٰهِ car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.
İşaret ismi ذٰلِكَ ’de istiare vardır. ذٰلِكَ ile Allah’ın fazlına işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
Veciz ifade kastıyla gelen فَضْلِ اللّٰهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olan فَضْلِ , şan ve şeref kazanmıştır.
عَلَى النَّاسِ car-mecruru, فَضْلِ ‘ye müteallik olan عَلَيْنَا ‘ya atfedilmiştir. Cihet-i camia tezayüftür.
فَضْلِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Ayetin son cümlesi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İstidrak manasındaki لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrak, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüzü bir bütünden ayırmak, istidrak ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmektir.” İstidrak, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لٰكِنَّ , kendisinden sonra gelen cümleye önceki cümlenin hükmüne muhalif bir hüküm kazandırır. Bu yüzden kendisinden önce, sonradan gelecek cümleye muhalif veya mütenakız bir sözün geçmesi lazımdır. (Suyûtî, İtkân, c. 2, s. 474)
لٰكِنَّ ‘nin ismi olan اَكْثَرَ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağaya işaret etmiştir.
Müsnedün ileyhin izafetle marife olması az sözle çok anlam ifade etmek içindir.
لٰكِنَّ ’nin haberi olan لَا يَشْكُرُونَ ’nin menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır.
Son cümlede النَّاسِ , zamir makamında zahir olarak zikredilmiştir. İnsanların bu haline dikkat çekmek için yapılmış bu tekrarda iltifat, itnâb ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَشْكُرُونَ - نُشْرِكَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.
Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)
أَكۡثَرَ ٱلنَّاسِ ibaresi Kur'an'da 20 yerde, üç konuda gelmiştir. İnsanların çoğu bilmezler (11 kez), şükretmezler (3 kez), iman etmezler (6 kez).
ٱلنَّاسِ [insanlar]’ın zamirle değil de zahir isimle zikredilmesi, bu nankörlük halinin pek çirkin olduğunu belirtmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)