قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى ١٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَ | dedi ki |
|
| 2 | هِيَ | O |
|
| 3 | عَصَايَ | asa’mdır |
|
| 4 | أَتَوَكَّأُ | dayanıyorum |
|
| 5 | عَلَيْهَا | ona |
|
| 6 | وَأَهُشُّ | ve yaprak silkeliyorum |
|
| 7 | بِهَا | onunla |
|
| 8 | عَلَىٰ | için |
|
| 9 | غَنَمِي | davarım |
|
| 10 | وَلِيَ | ve benim var |
|
| 11 | فِيهَا | onda |
|
| 12 | مَارِبُ | ihtiyaçlarım |
|
| 13 | أُخْرَىٰ | daha başka |
|
Veke'e وكأ : وِكاءٌ kırba/tulum gibi şeylerin ağzını bağlamaya yarayan bağ/iptir. Bazen bir şeyi bozulmaktan korumak için bir kaba koymakta böyle adlandırılır. Kur'an-ı Kerim'de de geçen tefe'ul babındaki تَوَكَّأ kullanımı güç kuvvet alarak dayanmak ve yaslanmayı ifade eder. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قَالَ هِيَ عَصَايَۚ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli عَصَايَۚ ‘dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هِيَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَصَايَ mübtedanın haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى
Cümle, عَصَايَ ‘nin veya mütekellim يَۚ ‘nın hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. اَتَوَكَّـؤُ۬ا damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. عَلَيْهَا car mecruru اَتَوَكَّـؤُ۬ا fiiline mütealliktir. اَهُشُّ fiili, atıf harfi وَ ‘la اَتَوَكَّـؤُ۬ا ‘ye matuftur.
اَهُشُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. بِهَا car mecruru اَهُشُّ fiiline mütealliktir. عَلٰى غَنَم۪ي car mecruru اَهُشُّ fiilinin mahzuf mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; ورق الشجر متساقطا على غنمي (Koyunlarımın üzerine düşen ağacın yaprağı) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِيَ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ف۪يهَا car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَاٰرِبُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اُخْرٰى kelimesi مَاٰرِبُ ‘nun sıfatı olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَوَكَّـؤُ۬ا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsisi وكأ ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
قَالَ هِيَ عَصَايَۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan هِيَ عَصَايَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mekulü’l-kavl cümlesi Musa (a.s)’ın sözleridir.
Müsned olan عَصَايَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir.
Allah Teâlâ her şeyi bildiği halde Musa (a.s)‘ın, elindeki asayı uzun uzun anlatması, korkusunu yatıştırmak, Allah Teala’nın huzurunda kalmayı uzatmak maksadıyladır.
Hazret-i Musa'nın, asayı kendi nefsine isnat etmesi, asanın niçin sağ elinde olduğunu tahkik için ve ileride kendisine isnat edilecek fiillere bir ön hazırlık olması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üsluptaki وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي cümlesi, atıf harfi وَ ‘la اَتَوَكَّـؤُ۬ا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hükümde ortaklık sebebiyle وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي cümlesine atfedilen وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır. لِيَ ve ف۪يهَا car-mecrurları, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَاٰرِبُ muahhar mübtedadır.
اُخْرٰى kelimesi, مَاٰرِبُ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Hz. Musa’nın asasının özelliklerini sayması, taksim sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
[Musa dedi ki: Bu benim asamdır. Ona dayanır ve onunla koyunlarıma yaprak silkelerim] ayetinde ıtnâb sanatı vardır. Çünkü, ‘’Bu, benim asamdır’’ demesi yeterdi. Fakat o, konuşmadan daha çok zevk almak için cevabı geniş ve uzun verdi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Allah'ın (c.c) bunu sormasından maksat, asanın hakikatini ve menfaatlerini tafsil ve icmali olarak anlatmak, bu asanın da diğer asalar cinsinden olduğunu ve onların menfaatlerini içerdiğini beyan etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)