6 Mayıs 2025
Tâ-Hâ Sûresi 13-37 (312. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Tâ-Hâ Sûresi 13. Ayet

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى  ١٣


“Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَنَا ve ben
2 اخْتَرْتُكَ seni seçtim خ ي ر
3 فَاسْتَمِعْ şimdi dinle س م ع
4 لِمَا
5 يُوحَىٰ vahyolunanı و ح ي

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  اَنَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. اخْتَرْتُكَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. اخْتَرْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن عرفت قدرك (eğer değerini bilirsen) şeklindedir.

اسْتَمِـعْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. مَا  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle  اسْتَمِـعْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يُوحٰى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

يُوحٰى  fiili elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُوحٰى  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  وحي ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اسْتَمِـعْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  سمع ’dır. 

اخْتَرْتُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خير ‘dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mübtedanın haberi olan  اخْتَرْتُكَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

اَنَا اخْتَرْتُكَ  [Ben seni seçtim] ifadesinde, onun Allah tarafından seçildiği anlamının yanında, risaletin başka bir yolla elde edilemeyeceği anlamı da gizlidir. Bu, idmâc sanatıdır.  

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  takdiri  إن عرفت قدرك (eğer değerini bilirsen) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap cümlesi olan  فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mukadder şart ve mezkur cevaptan müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, başındaki harf-i cerle  اسْتَمِـعْ  fiiline mütealliktir. Sıla cümlesi olan  يُوحٰى , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُوحٰى  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Bu, ‘’Ben seni, hem peygamberlik, hem de sana vereceğim o kelamım için seçtim’’ demektir. Bu ayet, peygamberliğin çalışma ile elde edilemeyeceğine delalet eder. Çünkü ayetteki, ‘’Ben seni seçtim’’ ifadesi, bu yüce makam ve mevkiin o bunu hak ettiği için değil, sırf Allah Teâlânın, onu, bu iş için seçtiğinden dolayı meydana geldiğine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى [Sen de vahyolunanı dinle] cümlesi sana vahyedileni yahut vahiy için demektir. لِ 'ın her iki fiile de taalluku mümkündür. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Vehb b. Münebbih'ten şöyle dediği rivayet edilmektedir: Dinlemenin adabından bazıları; organların hareketsiz durması, gözün sağa sola bakmaması, kulak kabartması, dikkatini toplamak, gereğince amel etmeye karar vermektir. İşte yüce Allah'ın sevdiği şekilde dinlemek budur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Tâ-Hâ Sûresi 14. Ayet

اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي  ١٤


“Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّنِي muhakkak ben
2 أَنَا ben
3 اللَّهُ Allah’ım
4 لَا yoktur
5 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
6 إِلَّا başka
7 أَنَا benden
8 فَاعْبُدْنِي bana kulluk et ع ب د
9 وَأَقِمِ ve kıl ق و م
10 الصَّلَاةَ namaz ص ل و
11 لِذِكْرِي beni anmak için ذ ك ر

اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. Sonundaki  نَ  vikayedir.  ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنَا اللّٰهُ cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir  اَنَا  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬  cümlesi, اِنَّ ’nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  istisna harfidir.  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  اَنَا۬  mahzuf haberin zamirinden bedeldir.

فَ  sebebi müsebbebe bağlayan rabıta harfidir. 

اعْبُدْن۪ي  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَقِمِ الصَّلٰوةَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur.

اَقِمِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لِذِكْر۪ي  car mecruru  اَقِمِ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَقِمِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Musa’dır.

اِنَّ  ve fasıl zamiri  اَنَا  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  اَنَا اللّٰهُ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve fasıl zamiri sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ‘nin ikinci haberi olan  لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬  cümlesi, cinsini nefyeden  لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Kasrla tekid edilmiş, faide-i haber inkârî kelamdır.

Munfasıl zamir  اَنَا۬ , cinsini nefyeden  لَاۤ ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır.

لَاۤ ’nın takdiri  حق (gerçektir) veya  موجود (vardır) olan haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

لَاۤ  ve  إِلَّا  ile oluşan kasr,  إِلَـٰهَ  ile  اَنَا۬  arasındadır. اَنَا۬  mevsûf/maksûrun aleyh,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)  

Allah Teâlâ, ilâhlığın sadece kendisine has olduğunu kasr üslubuyla kesin olarak belirtmiştir.

Fasiha harfi  فَ ‘nin dahil olduğu  فَاعْبُدْن۪ي  cümlesi takdiri  تنبّه  (Dikkat et) olan mahzuf cümleye matuftur. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle  فَاعْبُدْن۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Veciz ifade kastına matuf  ذِكْر۪ي  izafetinde, Allah Teâlâya ait zamire muzaf olan  ذِكْر۪  tazim edilmiştir.

الصَّلٰوةَ - اعْبُدْن۪يۙ - لِذِكْر۪ي  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي  [Ve beni anmak için namazı dosdoğru kıl] ifadesinde namazı, özellikle zikredip tek başına emretmesi, namaz kılmanın illetini göstermek içindir. O da mabudu hatırlamak, kalbi ve dili onun zikri ile meşgul etmektir. Şöyle denilmiştir:  ذِكْر۪ي  ifadesi onu, kitaplarda zikrettiğim ve emrettiğim için demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)

لِذِكْر۪ي  ibaresindeki  لِ  ta’lil içindir. Yani, ‘namazı beni anmak için kıl’ demektir. Çünkü namaz kula hâlıkını hatırlatır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hak Teâlâ’nın,  اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ  [Ben Allah'ım. Benden başka hiçbir tanrı yok. Öyleyse Bana ibadet et] ayeti akâid ilminin (inanç ilminin), furû (fıkıh) ilminden daha önce geldiğine, daha önemli olduğuna delalet eder. Çünkü tevhid ilm-i usuldan (akâid ilminden), ibadet ise ilm-i furûdandır. Hem ayetteki,  فَاعْبُدْن۪يۙ [Öyleyse Bana ibadet et]  hitabındaki,  فَ  kelimesi, Allah'a ibadetin, O'nun ulûhiyyetinden dolayı gerekli oluşuna delalet eder. İşte bu, alimlerin "Allah ibadete müstehaktır" şeklindeki sözünün özüdür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 15. Ayet

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى  ١٥


“Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ mutlaka
2 السَّاعَةَ Sa’at س و ع
3 اتِيَةٌ gelecektir ا ت ي
4 أَكَادُ neredeyse ك و د
5 أُخْفِيهَا onu gizleyeceğim خ ف ي
6 لِتُجْزَىٰ cezalanması için ج ز ي
7 كُلُّ her ك ل ل
8 نَفْسٍ nefsin ن ف س
9 بِمَا şeylerle
10 تَسْعَىٰ peşinde koştuğu س ع ي

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

السَّاعَةَ  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. اٰتِيَةٌ  kelimesi, اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur. اَكَادُ اُخْف۪يهَا  cümlesi,  اِنَّ ‘nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.

كَاد  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder. 

اَكَادُ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. اَكَادُ ‘nün ismi müstetir olup takdiri  أنا ‘dir.  اُخْف۪يهَا  cümlesi,  اَكَادُ ‘nün haberi olarak mahallen mansubdur. 

اُخْف۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

ل  harfi, تُجْزٰ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel  لِ  harf-i ceriyle  اُخْف۪يهَا  fiiline mütealliktir. 

تُجْزٰى  elif üzere mukadder fetha ile mansub meçhul muzari fiildir.  كُلُّ  naib-i faili olup damme ile merfûdur. نَفْسٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle تُجْزٰى  fiiline mütealliktir.  

تَسْعٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. 

Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece  كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır.  كَادَ  fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُخْف۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خفي ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

اٰتِيَةٌ , sülâsî mücerredi  أتي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin haberi olan  اٰتِيَةٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ  cümlesinde istiare sanatı vardır. السَّاعَةَ  kelimesi  اٰتِيَةٌ ‘a isnad edilerek kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Kıyametin bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Saatin gelmek fiiline isnadı aklî mecazdır. Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.  

Saatin gelmesi aynı zamanda inkarcıların ve müşriklerin hesap verecekleri zamanın geleceği anlamını da içerir. Bu idmâc sanatıdır.

السَّاعَةَ , kıyamet günü manasında istiaredir. (https://tafsir.app/aljadwal/6/31) 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi, 1)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu kelam, ibadet îfasının ve namaz kılmanın zorunlu olmasının sebebini açıklamaktadır. Kıyametin kopmasının, "gelecektir" şeklinde ifade edilmesi, onu, kesin ve muhataplara doğru gelmekte olan bir hadise olarak göstermek suretiyle gerçekleşeceğini tahkik etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Muzari sıygada gelen nakıs fiil  كَاد ’nin dahil olduğu isim cümlesi,  اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى , ikinci haberdir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Nakıs fiil  اَكَادُ ’nun haberi olan  اُخْف۪يهَا , müspet muzari fiil cümlesi olarak gelmiş, hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ‘nin gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ  cümlesi, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup  اُخْف۪يهَا  fiiline müteallıktır. 

نَفْسٍ  kelimesindeki nekrelik kesret içindir.  كُلُّ  kelimesi bu anlamı destekler.

تُجْزٰى  fiiline müteallık, mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  بِمَا ’nın sıla cümlesi olan  تَسْعٰى , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  مَا ’nın masdariyye olması da caizdir.

Muzari fiiller tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لِتُجْزٰى  sözü ism-i fail olan  اٰتِيَةٌ ‘ne müteallık olup ikisi arasındaki cümle itiraziyyedir. Bunun; ceza günü olmasının hikmetini öğretir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَكَادُ  neredeyse onu açıklayacağım demektir. Çünkü  اُخْف۪يهَا  gizliliği kaldırmak demektir. Feth ile kıraati de bunu teyit eder ki, o da  خَفَاهُ  (açıkladı) lafzından gelir. لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى [Herkes kazandığı şey ile cezalandırılsın] ibaresi de  اٰتِيَةٌ 'e ya da son manaya göre  اُخْف۪يهَا 'ya mütealliktir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hakk'ın sözü olarak kullanılan  كَادُ  fiili, gereklilik (mutlaka olacak) manasına gelir. O halde ayetteki bu ifade, Ben onu mahlukattan kesinlikle gizledim demektir. Bu tıpkı, ‘O yakındır’ manasındaki, قُلْ عَسٰٓى اَنْ يَكُونَ قَر۪يبًا (İsra/51) ayeti gibidir. Bu izahı Hasan el-Basri yapmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

السعى , amel manasında mecaz-ı mürseldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

السعى , hızlı yürümekle yavaş yürümek arasında orta bir yürüyüştür. Birinin yürüdüğünü ifade etmek için  يمشى  denir, biraz hızlanırsa  يسعى , süratini arttırırsa يعدو  veya  يجرى  denir.  سعى  bazan ayakla yürümeyi ifade ederken, bazan da “bir şeye özen göstermek, yapmaya istekli olmak, dikkatini yöneltmek” manasında manevî bir çabayı ifade eder. Bazan da bu iki manayı aynı anda ifade eder. Yani, ayakları ile bir şeye doğru yürürken ona önem vermeyi ve onu kudretiyle ele geçirmeyi ifade eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Tâ-Hâ Sûresi 16. Ayet

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى  ١٦


“Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَا asla
2 يَصُدَّنَّكَ seni alıkoymasın ص د د
3 عَنْهَا on(a inanmak)dan
4 مَنْ kimse
5 لَا
6 يُؤْمِنُ inanmayan ا م ن
7 بِهَا ona
8 وَاتَّبَعَ ve uyan ت ب ع
9 هَوَاهُ keyfine ه و ي
10 فَتَرْدَىٰ sonra helak olursun ر د ي

Radeye ردي : رِدْءٌ yardımcı ve destekçi olmak için başkasını izleyip takip eden kişidir. رَدِيءٌ sözcüğü de temelde bunun gibidir. Ancak zemmedilen, sonra gelen ya da geride/arkada kalanla ilgili kullanımı yaygınlık kazanmıştır. رَدَى  helak etmek demektir. Tefe'ul babındaki تَرَدَّى  kullanımı ise kendini helaka maruz bırakmak veya helakla karşı karşıya gelmektir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 6 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli ridâdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى

 

Fiil cümlesidir.  فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri,  إن أقمت الصلاة  (eğer namaz kılarsan) şeklindedir.

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  يَصُدَّنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

عَنْهَا  car mecruru  يَصُدَّنَّ  fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  لَا يُؤْمِنُ ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُؤْمِنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  بِهَا  car mecruru  يُؤْمِنُ  fiiline mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّـبَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. هَوٰيهُ  mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren harftir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy, talep bulunması gerekir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, makablindeki nehiyden anlaşılan masdara matuf olup mahallen merfûdur.  

تَرْدٰى  elif üzere mukadder fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُؤْمِنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

اتَّـبَعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى

 

Allah Teala’nın Hz. Musa'ya hitabı devam etmektedir.

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , takdiri  إن أقمت الصلاة  (eğer namaz kılarsan)  olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Cevap olan  فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiil nûn-u sakile ile tekid edilmiştir. Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

يَصُدَّنَّكَ  fiilinin faili konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘nin sıla cümlesi olan  لَا يُؤْمِنُ بِهَا , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Sebat ve temekkün ifade eden mazi fiil sıygasındaki  وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ  cümlesi, sıla cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sebep bildiren فَ ‘nin gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  فَتَرْدٰى  cümlesi, nehiyden anlaşılan masdar manasına matuftur. Masdar-ı müevvel hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eden muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Yüz çevirmeye sebep olacak kişilerin özelliklerinin, hevasına tabi olmak ve iman etmemek şeklinde sayılması taksim sanatıdır.

اتَّبَعَ هَوٰيهُ  ibaresinde istiare sanatı vardır. اتَّبَعَ  fiili  هَوٰيهُ ‘a nisbet edilerek heva, kişileştirilmiş, arkasından gidilen, takip edilen bir lidere benzetilmiştir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا [Seni ondan çevirmesin] yani ‘Kıyameti tasdik etmekten, yahut namazdan çevirmesin’ demektir. Ona iman etmeyen kâfiri, Musa (a.s)’ı kıyametten veya namazdan çevirmekten men ediyor. Maksat Musa (a.s)’ı çevrilmekten men etmektir. Bu da şuna dikkat çekmektedir ki, onun fıtrat-ı selimesi eğer hali üzere bırakılsa, onu seçer ve ondan yüz çevirmez. O, dininde sağlamdır. Çünkü kâfirin onu çevirebilmesi, ondaki zafiyetten dolayı olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Hevasına tabi olmak, inkârcılığın sebebidir. Sebep müsebbebe atfedilmiştir. 

Ayetteki, فَتَرْدٰى  [yoksa helak olursun] ifadesi, "Seni ondan alıkoymasınlar, aksi halde helak olursun" takdirindedir, yani, "Eğer onlar seni alıkor, sen de alıkoymayı kabul edersen, bu durumda cehenneme yuvarlanmaktan başka birşey yoktur" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 17. Ayet

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى  ١٧


“Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا nedir?
2 تِلْكَ şu
3 بِيَمِينِكَ sağ elindeki ي م ن
4 يَا مُوسَىٰ Musa

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. مَا  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi  تِلْكَ  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf, ك  muhatap zamiridir. 

بِيَم۪ينِ  car mecruru işaret isminin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَا  nida harfidir. Münada  مُوسٰى  müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Takdiri  أُدْعوُ  olan fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Gayri munsariftir.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Musa’dır. 

İstifham ismi  مَا  mübteda, işaret ismi haberdir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelen ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımadığı için vaz edildiği anlamın dışına çıkmıştır. Dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Mütekellim Allah Teâlâ olduğu ve her şeyi bildiği için bu cümlede tecâhül-i ârif sanatı söz konusudur. 

بِيَم۪ينِكَ  car-mecruru, تِلْكَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müste’nefe olarak fasılla gelen nida üslubundaki  يَا مُوسٰى  ibaresi, önceki nidayı tekit içindir.

Müsnedin ism-i işaret olması haberin önemini vurgulamakta ve dikkatleri ona çekmektedir.

بِيَم۪ينِكَ , mahzuf hale mütealliktir.  بِيَم۪ينِكَ  sözündeki  بِ  harf-i ceri zarfiye ya da mülâbese içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu istifham, Hazret-i Musa'ya görünecek acayip hallere önceden ikaz ve dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ayette Allah’ın (c.c) Musa (a.s)’a böyle bir soru sorması onu huzurda bulunma konusunda rahatlatmak içindir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)

يَا مُوسٰى  nidası ısındırmak ve dikkatini çekmek için tekrardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t -Te’vîl)

Tâ-Hâ Sûresi 18. Ayet

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى  ١٨


Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 هِيَ O
3 عَصَايَ asa’mdır ع ص و
4 أَتَوَكَّأُ dayanıyorum و ك ا
5 عَلَيْهَا ona
6 وَأَهُشُّ ve yaprak silkeliyorum ه ش ش
7 بِهَا onunla
8 عَلَىٰ için
9 غَنَمِي davarım غ ن م
10 وَلِيَ ve benim var
11 فِيهَا onda
12 مَارِبُ ihtiyaçlarım ا ر ب
13 أُخْرَىٰ daha başka ا خ ر

Veke'e وكأ :  وِكاءٌ kırba/tulum gibi şeylerin ağzını bağlamaya yarayan bağ/iptir. Bazen bir şeyi bozulmaktan korumak için bir kaba koymakta böyle adlandırılır. Kur'an-ı Kerim'de de geçen tefe'ul babındaki تَوَكَّأ  kullanımı güç kuvvet alarak dayanmak ve yaslanmayı ifade eder. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 11 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ 

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  عَصَايَۚ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. عَصَايَ  mübtedanın haberi olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 


اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى

 

Cümle, عَصَايَ ‘nin veya mütekellim  يَۚ ‘nın hali olarak mahallen mansubdur.  

Fiil cümlesidir. اَتَوَكَّـؤُ۬ا  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. عَلَيْهَا  car mecruru  اَتَوَكَّـؤُ۬ا  fiiline mütealliktir.  اَهُشُّ  fiili, atıf harfi  وَ ‘la  اَتَوَكَّـؤُ۬ا ‘ye matuftur.  

اَهُشُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. بِهَا  car mecruru  اَهُشُّ  fiiline mütealliktir. عَلٰى غَنَم۪ي  car mecruru  اَهُشُّ  fiilinin mahzuf mef’ûlun mahzuf haline mütealliktir. Takdiri;  ورق الشجر متساقطا على غنمي (Koyunlarımın üzerine düşen ağacın yaprağı) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِيَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ف۪يهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَاٰرِبُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. اُخْرٰى  kelimesi  مَاٰرِبُ ‘nun sıfatı olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

اَتَوَكَّـؤُ۬ا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsisi  وكأ ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.

قَالَ هِيَ عَصَايَۚ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هِيَ عَصَايَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mekulü’l-kavl cümlesi Musa (a.s)’ın sözleridir.

Müsned olan  عَصَايَ , veciz ifade yollarından olan izafet formunda gelerek, az sözle çok anlam ifade etmiştir. 

Allah Teâlâ her şeyi bildiği halde Musa (a.s)‘ın, elindeki asayı uzun uzun anlatması, korkusunu yatıştırmak, Allah Teala’nın huzurunda kalmayı uzatmak maksadıyladır. 

Hazret-i Musa'nın, asayı kendi nefsine isnat etmesi, asanın niçin sağ elinde olduğunu tahkik için ve ileride kendisine isnat edilecek fiillere bir ön hazırlık olması içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üsluptaki  وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  اَتَوَكَّـؤُ۬ا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hükümde ortaklık sebebiyle  وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي  cümlesine atfedilen  وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim tehir sanatları vardır.  لِيَ  ve  ف۪يهَا  car-mecrurları, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَاٰرِبُ  muahhar mübtedadır.

اُخْرٰى  kelimesi, مَاٰرِبُ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Hz. Musa’nın asasının özelliklerini sayması, taksim sanatıdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

[Musa dedi ki: Bu benim asamdır. Ona dayanır ve onunla koyunlarıma yaprak silkelerim] ayetinde ıtnâb sanatı vardır. Çünkü, ‘’Bu, benim asamdır’’ demesi yeterdi. Fakat o, konuşmadan daha çok zevk almak için cevabı geniş ve uzun verdi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir) 

Allah'ın (c.c) bunu sormasından maksat, asanın hakikatini ve menfaatlerini tafsil ve icmali olarak anlatmak, bu asanın da diğer asalar cinsinden olduğunu ve onların menfaatlerini içerdiğini beyan etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) 

Tâ-Hâ Sûresi 19. Ayet

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى  ١٩


Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Allah) buyurdu ق و ل
2 أَلْقِهَا (yere) at onu ل ق ي
3 يَا مُوسَىٰ Musa

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اَلْقِهَا ‘dır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَلْقِ  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada  مُوسٰى  müfred alem olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur. Takdiri  أُدْعوُ  olan fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَلْقِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلْقِهَا  cümlesi, Musa (a.s)’a yönelik emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  اَلْقِهَا ‘daki mef’ûl olan zamir asaya aittir.

Nidanın tekrarı tenbihi arttırmak ve ve asanın önemi sebebiyledir. (Âlûsî, Rûhu-l Meânî)

Ayetin sonundaki nida  يَا مُوسٰى , itiraziyye veya önceki nidayı tekiddir.

İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itirâziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”In Kullanımı)

قَالَ اَلْقِهَا  ifadesindeki müşterek zamir, iltifat yoluyla  اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ  [Taha/14] ifadesindeki mütekellime yani Allah-u Teala’ya aittir. Burada  هِيَ عَصَايَ  şeklinde başlayan konuşmanın bir diyaloğa dönüşmesi, iltifat sanatını gerektirmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Tâ-Hâ Sûresi 20. Ayet

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى  ٢٠


Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَلْقَاهَا onu attı ل ق ي
2 فَإِذَا (bir de ne görsün)
3 هِيَ o
4 حَيَّةٌ kocaman bir yılan ح ي ي
5 تَسْعَىٰ koşan س ع ي

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلْقٰي  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir.  اِذَا  mufacee harfidir.  اِذَا  isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  حَيَّةٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  تَسْعٰى  cümlesi,  حَيَّةٌ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur.

تَسْعٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اَلْقٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Makabline takip anlamı ihtiva eden  فَ  ile atfedilen isim cümlesi  فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اِذَا ; müfacee harfidir. Aniden olan beklenmedik durumları ifade eder. Özellikle  فَ  ile birlikte kullanıldığı zaman cümleye, ‘ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum’ anlamları katar. 

هِيَ  mübteda, حَيَّةٌ  haberdir.

Ayetteki cümlelerin  فَ  harfiyle atfedilmesi, her iki cümlede anlatılanların araya zaman girmeden arka arkaya gerçekleştiğini belirtmektedir.

تَسْعٰى  cümlesi  حَيَّةٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yılan için kullanılan  الحَيَّةِ  kelimesinin  تَسْعٰى  fiili ile vasıflandırılması; hayatın, içerisinde daima zorlu ve çetin bir yürüyüşü barındırdığını beyan etmek içindir. Nitekim السَّعْيُ  kelimesi, içerisinde meşakkat ve zorluk olan yürüyüş anlamındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Tâ-Hâ Sûresi 21. Ayet

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى  ٢١


Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ق و ل
2 خُذْهَا al onu ا خ ذ
3 وَلَا ve
4 تَخَفْ korkma خ و ف
5 سَنُعِيدُهَا biz onu sokacağız ع و د
6 سِيرَتَهَا durumuna س ي ر
7 الْأُولَىٰ ilk ا و ل

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  خُذْهَا ‘dır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

خُذْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَا تَخَفْ۠  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  خُذْهَا ‘ya matuftur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَخَفْ۠  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.


 سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى

 

Fiil cümlesidir. Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نُع۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

س۪يرَتَهَا  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  الْاُو۫لٰى  kelimesi  س۪يرَتَهَا ‘nın sıfatı olup elif üzere mukadder fetha ile masubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُع۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عود ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  خُذْهَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

وَلَا تَخَفْ۠  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. İki cümle arasında hükümde ortaklık ve inşâî olmak bakımından mutabakat vardır. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Bu ayetteki  خُذْ  fiiliyle, önceki ayetteki  اَلْقٰي  fiilleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Ayrıca bu cümleler arasında mukabele sanatı vardır. 

Cümlede  هَا  zamirlerinin tekrarı, asaya dikkat çekip önemini vurgulamak içindir. Itnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.  


 سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.Cümleye dahil olan istikbal harfi  سَ  tekid ifade eder.

Önceki cümledeki gaib zamirinden سَنُع۪يدُهَا ‘daki azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

سَنُع۪يدُهَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

سِيرَت العصي  ifadesinde istiare vardır. Çünkü buradaki  س۪يرَتَ  ile kastedilen yol ve âdettir.  س۪يرَتَ  kelimesinin asıl anlamı (İnsanın bir işini görürken iyi veya kötü bir yolda devam etmesi)dir. Nitekim; (Falanca vali bizim hakkımızda güzel bir yol izledi) veya (bizimle ilgili kötü bir yol takip etti) denir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

Biz onu ilk haline döndüreceğiz. Eski durum ve şekline demektir. س۪يرَتَ  kelimesi سير 'den  فعلة  veznindedir, mecazen yol ve usule denilir. Harf-i cerin hazfi dolayısıyla mansubdur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu ayetteki  خُذْ  fiiliyle, önceki ayetteki  اَلْقٰي  fiilleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. Ayrıca bu cümleler arasında mukabele sanatı vardır. Cümlede  هَا  zamirlerinin tekrarı, asaya dikkat çekip önemini vurgulamak içindir. Ayrıca ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tâ-Hâ Sûresi 22. Ayet

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ  ٢٢


22-23. Ayetler Meal  :   
“Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاضْمُمْ ve sok ض م م
2 يَدَكَ elini ي د ي
3 إِلَىٰ
4 جَنَاحِكَ böğrüne ج ن ح
5 تَخْرُجْ çıksın خ ر ج
6 بَيْضَاءَ bembeyaz olarak ب ي ض
7 مِنْ
8 غَيْرِ olmadan غ ي ر
9 سُوءٍ bir hastalık س و ا
10 ايَةً bir mu’cize olarak ا ي ي
11 أُخْرَىٰ ayrı ا خ ر

Damme ضمّ : ضَمَّ fiili iki veya daha fazla nesneyi bir araya toplamak, bir araya getirmektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri zam, zamme ve munzamdır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اضْمُمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. يَدَكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰى جَنَاحِكَ  car mecruru  اضْمُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  تَخْرُجْ  fiili talebin cevabıdır. 

تَخْرُجْ  sükun ile meczum muzari fiildir. بَيْضَٓاءَ  kelimesi  تَخْرُجْ ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur. 

بَيْضَٓاءَ  kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

مِنْ غَيْر  car mecruru  بَيْضَٓاءَ ‘deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. سُٓوءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اٰيَةً  ikinci hal olup fetha ile mansubdur.  اُخْرٰى  kelimesi  اٰيَةً ‘nin sıfatı olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ 

 

Bu ayet, Allah Teâlâ’nın sözlerinin devamıdır. Cümle atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  خُذْهَا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Bu cümlede istiare-i tasrîhiyye vardır. Zira  جَنَاحِ [kanat] aslında kuş için kullanılır. Daha sonra is­tiare yoluyla insanın yanı için kullanıldı. Çünkü her yan, kuşun kanadı hükmündedir. Böylece iki yöne istiare yoluyla iki cenah adı verildi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)


 تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ

 

Şart üslubundaki terkipte تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ  cümlesi, mahzuf bir şartın  ف  karinesi olmadan gelen cevabıdır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Failin hali olan  بَيْضَٓاءَ ‘de, saflık ve temizlik manasından kinaye olarak tıbâk-ı tedbîc sanatı vardır. 

تَخْرُجْ  ‘daki zamirin mahzuf haline müteallık  مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ  ibaresi ihtiras ıtnâbıdır.

اٰيَةً  ikinci haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

اُخْرٰىۙ  kelimesi  اٰيَةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ  cümlesiyle  تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰى  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

اضْمُمْ - تَخْرُجْ  ve  سُٓوءٍ - بَيْضَٓاءَ  gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

سُٓوءٍ , her bir şeyde bulunan adilik ve çirkinlik anlamındadır. Bu şekilde kinaye yoluyla alaca, sedef hastalığı kastedilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Edebiyatçılara göre ihtiras, maksadın dışındaki vehmi ortadan kaldırmak üzere bir açıklık getirmektir. Mesela bu ayette, sadece  بَيْضَٓاءَ  (bembeyaz) denilseydi, bunun bir alaca hastalığı veya benzeri bir cilt has­talığından ileri geldiği düşünülebilirdi. Bundan dolayı  مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ  [kusur­suz olarak] sözüyle, bu yanlış anlama engellenmiş olur. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Tâ-Hâ Sûresi 23. Ayet

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ  ٢٣


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لِنُرِيَكَ sana göstermek için ر ا ي
2 مِنْ bazılarını
3 ايَاتِنَا mu’cizelerimizden ا ي ي
4 الْكُبْرَى en büyük ك ب ر

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ

 

لِ  harfi,  نُرِيَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri;  آتيناك ذلك لنريك (Sana göstermek için sana bunu verdik) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. نُرِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. مِنْ اٰيَاتِنَا  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الْكُبْرٰى  kelimesi  اٰيَاتِنَا ‘nın sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Veya  نُرِيَكَ  fiilinin mef’ûlun bihi olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُرِيَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رأي ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الْكُبْرٰىۚ; ismi tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sebep bildiren  لِ  harf-i cerinin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰى  cümlesi, harf-i cerle birlikte takdiri  آتيناك ذلك  (Sana bunu verdik) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ اٰيَاتِنَا  car-mecruru mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. Mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اٰيَاتِنَا  izafetinde ayetlerin, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması ayetleri tazim içindir.

مِنْ  ba’ziyet içindir.

الْكُبْرٰى  kelimesi, اٰيَاتِنَا  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.  

الكِبَرُ  kelimesi, bir şeyin mahiyetindeki kuvvetinden müsteardır. Yani buradaki ifadenin manası, ‘’Kudretimizin boyutlarına veya seni bizim gönderdiğimize delalet eden güçlü ayetlerimiz” şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Sana en büyük ayetlerimizden gösterelim, diye. Bu ibare muzmar olana yahut ayetin veya kıssanın delalet ettiği şeye mütealliktir. Yani bunları delalet ettik yahut bunları yaptık ki sana gösterelim demektir.  الْكُبْرٰىۚ  da  اٰيَاتِنَا 'nın sıfatıdır veya  لِنُرِيَكَ 'nin mef'ûlüdür,  مِنْ اٰيَاتِنَا  da ondan hâldir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Tâ-Hâ Sûresi 24. Ayet

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟  ٢٤


“Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اذْهَبْ sen git ذ ه ب
2 إِلَىٰ
3 فِرْعَوْنَ Fir’avn’e
4 إِنَّهُ çünkü o
5 طَغَىٰ azdı ط غ ي

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ 

 

Fiil cümlesidir. اِذْهَبْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  اِلٰى فِرْعَوْنَ  car mecruru  اِذْهَبْ  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّهُ طَغٰى۟

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هُ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. طَغٰى  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

طَغٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ 

 

Önceki ayetin devamı olan cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Musa (a.s)‘dır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 

 اِنَّهُ طَغٰى۟

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اِنَّ ’nin haberi olan  طَغٰى  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107) 

Allah Teâlâ bu ayette Firavun’un durumunu açıklarken, Musa (a.s)’ın gitme konusundaki tereddütünü dikkate alarak tekid edatı kullanmıştır.

Bu kelam, geçen mukaddimelerin takdiminden asıl amacın ne olduğunu hulâsa etmektedir. Bunun, daha önce zikredilen emirlerden ayrı olarak zikredilmesi, asıl amacın bu olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tâ-Hâ Sûresi 25. Ayet

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ  ٢٥


Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 رَبِّ Rabbim ر ب ب
3 اشْرَحْ ش ر ح
4 لِي benim
5 صَدْرِي göğsümü ص د ر
Bu âyetlerde, başta Resûl-i Ekrem olmak üzere Allah’ın birliği inancına çağrıda bulunacak bütün tebliğ adamlarına, hangi şartlar altında olursa olsun, Allah’a olan güveni bir an bile yitirmemek gerektiği fikri, Hz. Mûsâ’nın hayatından kesitler verilerek telkin edilmektedir. Nitekim Hz. Mûsâ kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine rabbinin engin lutfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, hemen ardından da kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. Gerçekten, İsrâiloğulları’nın bütün erkek çocuklarının katledildiği bir ortamda Mûsâ’nın bizzat bu kararı alan Firavun’un sarayında büyütülmesi akıl alacak bir şey değildi. Yetişkinlik çağına geldiğinde hata ile adam öldürme olayına karışması da onun hayatına mal olabilirdi; fakat ilâhî lutuf sayesinde bundan da kurtulmuş, nihayet beklenen an gelmişti: Mûsâ, kendisini en ulu varlık olarak görmeye başlayan Firavun’u imana çağıracak ve İsrâiloğulları’nı Allah’ın yardımıyla onun zulmünden kurtaracaktı (Hz. Mûsâ’nın başından geçen bu olaylar hakkında Kur’an’da ve Kitâb-ı Mukaddes’te verilen bilgiler ve karşılaştırılması için bk. Bakara 2/49-59; Kasas 28/3 vd.). Firavun gibi kendisini insanların tanrısı sayacak kadar onları küçümseyen bir kibir âbidesinin yanına yaklaşıp diyalog kurabilmek kolay değildi. Cenâb-ı Allah Mûsâ’nın Firavun ailesi içinde yetişmesini sağlamak suretiyle ona bu imkânı çok önceden hazırlamıştı. Buna rağmen Hz. Mûsâ yüklendiği görevin ne kadar ağır olduğunun bilinci içinde endişelerini ifade etmekten ve rabbinden yardım dilemekten geri durmadı. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın duasında yer alan “dilimden düğümü çöz” ifadesiyle neyin kastedildiği açıklanırken genellikle şu olay aktarılır: Mûsâ henüz küçükken, eşi Firavun’dan onu kucağına alıp sevmesini ister, Firavun bunu yapar, fakat Mûsâ onun sakalını yolar. Bunun üzerine Firavun “bu bana düşman!” diye haykırıp cellâtlarını çağırır. Karısı Firavun’un öfkesini yatıştırmak için onun henüz aklının ermediğini söyler ve bunu ispat için önüne, birinde mücevher diğerinde ateş bulunan iki kap koymasını önerir. Bu öneri uygulanır. Mûsâ elini içinde ateş bulunan kaba uzatıp bir kor parçasını ağzına götürür, böylece öldürülmekten kurtulur. Bu rivayeti aktaran müfessirler, 27. âyette, bu olaydan sonra Mûsâ’nın dilinde meydana gelen ârızaya ve bunun yol açtığı konuşma zorluğuna işaret bulunduğunu kaydederler (bk. Taberî, XVI, 159). Başka bir âyette belirtildiğine göre Mûsâ bu görevde kardeşi Hârûn’la desteklenmesini isterken onun kendisinden daha iyi konuştuğunu ifade ediyordu (Kasas 28/34).Yine bu bilgi ile paralellik taşıyan Tevrat’taki bir ifadeye göre Hârûn iyi bir hatip idi (Çıkış, 4/14). Fakat Hz. Mûsâ’nın bu dileği 28. âyette belirtilen gerekçe ve Mûsâ’nın yanı sıra Hârûn’un da Firavun’a tebliğde bulunmanın zorluklarıyla ilgili kaygılar taşıdığını gösteren 45. âyet ışığında incelendiğinde, onun kendisindeki fizyolojik bir ârızaya değil, üstlendiği görevin ağırlığı karşısında duyduğu sorumluluk duygusunun oluşturduğu psikolojik duruma ve bu konudaki endişelerine işaret etmek istediği anlaşılmaktadır. Zira 28. âyette belirtildiği üzere Hz. Mûsâ, “sözünün iyi anlaşılmasını” arzu etmektedir. Bu cümlenin yüklemini oluşturan “fekuhe” fiili Arap dilinde sıradan bir anlamayı değil, konunun inceliklerine inerek anlamayı ve derin bir idraki ifade etmek için kullanılır. Şu halde burada sırf bir konuşma kusuruna ve bunun yol açacağı anlama problemine değinildiğini söylemek isabetli olmaz. Öte yandan Hz. Mûsâ’nın bu dileği, büyünün ve göz boyama usullerinin çok revaçta olduğu bir toplumun ileri gelenlerini dahi akla ve idrak yeteneğine hitap eden delillerle ikna etme görevi üstlenmiş olduğunu, daha sonra halkın huzurunda sihirbazlara karşı ortaya konacak mûcizelerin ise tevhid çağrısının temel kanıtları olmayıp insanları kandırma aracı olarak kullanılan bu usullerin ne kadar temelsiz olduğunu gözler önüne sermeyi hedeflediğini göstermektedir. 24 ve 43. âyetlerde Firavun’a uyarıcı gönderilme gerekçesi olarak “onun sınırı çok aştığı” ifade edildiği halde 44. âyette “Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyiniz, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer” buyurulması özellikle dinin tebliği görevinde başarılı olabilmek için izlenecek metodun ve kullanılacak üslûbun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekicidir. Hz. Mûsâ’nın kardeşi Hârûn’la birlikte Firavun’a gidip ona bütün evrenin yaratıcısı olan Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını söylemeleri üzerine aralarında geçen diyalog ve Firavun’un kendini tanrı ilân ettiğine ilişkin ifadeler Kur’an’ın değişik yerlerinde farklı bağlamlar içinde özetlenir (meselâ bk. Şuarâ 26/23-29; Kasas 28/38; Nâziât79/24). Burada 49-53. âyetlerde de bu diyalogdan bir kesit verilmektedir: Firavun’un Mûsâ’ya alaycı bir ifadeyle “Sizin rabbiniz de kimmiş?” diye sorması üzerine, Mûsâ O’nun evrendeki her şeyi özüyle ve biçimiyle var eden sonra da her varlığa yolunu yordamını gösteren Allah olduğunu söylemiş, böylece Firavun da dahil olmak üzere her şeyin varlığını O’na borçlu olduğuna dikkat çekmişti. Ardından Firavun gelip geçen nesillerin durumunu sorarak muhtemelen, dünyada güç sahiplerinin yaptıklarının yanına kâr kaldığına işaret etmiş ve Mûsâ’dan buna açıklık getirmesini istemişti. Hz. Mûsâ onların da rabbinin bilgisi dışında olmadığını ve her şeyin Allah katında kayıtlı bulunduğunu ifade etmiş, Allah’ın ilminin ilâhî hikmet gereği yapılan bu kayıtlara bağlı olmadığını hatırlatmak üzere de O’nun asla yanılmaz ve unutmaz olduğunu sözlerine eklemişti. Râzî’nin tercihe şayan gördüğü yoruma göre ise, Firavun’un gelip geçen nesillere dair soru sorması konuyu değiştirme ve Hz. Mûsâ’yı hikâye türü açıklamalara çekip meşgul etme amacı taşıyordu; zira Mûsâ bir önceki soruya güçlü ve kuşatıcı bir cevap vermişti, Mûsâ’nın o konudaki ikna edici konuşmaya devam etmesinden ve çevresindeki insanların bundan etkilenmelerinden endişe duydu. Hz. Mûsâ da bunu anladığı için yeni soruya pek iltifat etmedi ve genel bir cevap vererek geçiştirmeyi yeğledi (XXII, 66-67. Firavun hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/103). 55. âyette Kur’an’ın değişik vesilelerle dikkat çektiği bir hususa, insanın topraktan geldiği yine oraya döndürüleceği, sonra da oradan tekrar hayata kavuşturulacağı yani öldükten sonra diriltileceği gerçeği hatırlatılmaktadır. Bazı kimselerce reenkarnasyon iddiasını güçlendirmek için bu ve benzeri âyetlerden de destek alınmaya çalışılmaktadır. Ancak bu isabetli değildir (bu konuda bk. Bakara 2/28). 
 

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl, nida ve cevabıdır. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. 

اشْرَحْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. ل۪ي  car mecruru  اشْرَحْ  fiiline mütealliktir. صَدْر۪ي  mef’ûlun bih olup mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ

 

Ayet beyânî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Musa (a.s)’ın Rabbine seslenişi olan mekulü’l-kavl cümlesi  رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي , nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla  رَبّ  kelimesinden önce nida harfi hazf olur. Lafza-i celalden önceki nida harfi ise  م ’e dönüşür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Nidanın cevabı olan  اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اشْرَحْ  fiiline müteallik  ل۪ٓي  car-mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan  صَدْر۪ي ‘ye takdim edilmiştir.

الشَّرْحُ  kelimesi gerçekte; yumuşak bir şeyin yüzeyini yarma, onu parçalara ayırma ve doğrama anlamına gelmektedir. Burada ise; insanı kederlendiren iç dünyasındaki kötü duygu ve düşüncelerden veya onu ilerlemekten alıkoyan tereddütlerden kendini sıyırıp atması anlamında etin temizlenmesi için tabi tutulduğu kesim işlerine teşbihen kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪ي  ayetinin ilk bölümü  رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي  zikredildiğinde ifade kapalı kalmakta ve Allah'tan açılması istenilen şey nedir? sorusunu akla getirmektedir. Bu ifadenin akabinde gelen  صَدْر۪ي  terkibi bu kapalılığı gidermekte ve açılması istenen şeyin göğüs/kalp olduğu anlaşılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu hususta kullanılan dört kelime vardır. Bunlar sadr, kalp, fuâd ve lübb kelimeleridir.

Sadr, İslam'ın karargâhıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, [Allah'ın, göğsünü (sadrehû) İslam'la açtığı kimse](Zümer,22) buyurmuştur. 

Kalp, imanın karargâhıdır. Cenab-ı Allah, [Fakat Allah size imanı sevdirdi. Onu kalplerinizde süsledi] (Hucurât, 7) buyurmuştur. 

Gönül (Fuâd), marifetullahın karargâhıdır. Cenab-ı Hak, [Onun gördüğünü kalp yalana' çıkarmadı] (Necm, 11) ve ["Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların her biri bundan mesuldür"] (İsra, 36) buyurmuştur. 

Lübb ise, tevhidin karargâhıdır. Cenab-ı Hak, [Ancak lübb (halis akıl) sahipleri öğüt alır.] (Zümer, 9) buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 26. Ayet

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ  ٢٦


“İşimi bana kolaylaştır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَيَسِّرْ ve kolaylaştır ي س ر
2 لِي bana
3 أَمْرِي işimi ا م ر

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَسِّرْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  ل۪ي  car mecruru  يَسِّرْ  fiiline mütealliktir.  اَمْر۪ي  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَسِّرْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  يسر ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Hz. Musa’nın duasının devamıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَسِّرْ  fiiline müteallik  ل۪ٓي  car mecruru, durumun kendisiyle ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan  اَمْر۪يۙ ‘ye takdim edilmiştir.

Önceki ayetin sonundaki  صَدْر۪ي  kelimesiyle, bu ayetin sonundaki  اَمْر۪ي  kelimesi arasında mütevazi seci vardır. Mütevazi seci; Ayetin son lafzının hem vezin hem de son harf bakımından aynı olmasıdır.  

اشْرَحْ  ve  يَسِّرْ ‘den sonra ilave edilen  ل۪ٓي  car mecruru El-Miftah eseri sahibi Seyyid Şerif Cürcani’nin belirttiği gibi ıtnâbdır, çünkü ifade o kullanılmadan da anlamlı ve kurallı bir ifadedir. Ancak lam harfinin verdiği illet manası sebebiyle ıtnâb yapılmış olup mana, göğsüme (benim için) genişlik ver ve (benim için) işimi kolaylaştır olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Tâ-Hâ Sûresi 27. Ayet

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ  ٢٧


27-28. Ayetler Meal  :   
“Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاحْلُلْ ve çöz ح ل ل
2 عُقْدَةً düğümünü ع ق د
3 مِنْ
4 لِسَانِي dilimin ل س ن

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

احْلُلْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir.  عُقْدَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  مِنْ لِسَان۪ي  car mecruru  عُقْدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ

 

Hükümde ortaklık nedeniyle önceki ayete, atıf harfi وَ ‘la atfedilen bu ayet de Hz. Musa’nın duasıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

مِنْ لِسَان۪يۙ  car-mecruru,  عُقْدَةً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mef’ûl olan  عُقْدَةً ‘deki nekrelik nev ifade eder.

عُقْدَةً (bağ) kelimesinin harf-i tarifsiz getirilmesi aslında bunun az olduğuna delalet etmektedir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

حَلُّ العقدةً السان  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen ise (Musa’nın) dilindeki dolaşıklığın giderilmesidir ki burada dolaşıklık düğüm manasındaki  عُقْدَ  ile ifade edilmiş, dolaşıklığın giderilmesinin istenmesi de düğümün çözülmesi ile anlatılmıştır. Bu suretle gerdanlık dizisinin cüzleri ile söz dizisinin parçaları arasında uyum sağlanmıştır. Ayrıca bu tabirle Musa’nın (a.s) dilinden korku tutulmasının giderilmesi, dilinin Firavun ve yardımcılarının taşkınlığına karşı yeterli olması da kastedilmiş olabilir. Bu suretle Hz. Musa Allah Teâlâ’nın elçiliği görevini korkusuz bir şekilde yerine getirebilecek, korku ve dehşete kapılması yüzünden dili dolaşıp tutulmadan kudretli ve emin bir şekilde sözlerini söyleyebilecekti. Bu ifade, Musa (a.s) asasını yılana dönüşmeden önce korku yüzünden konuşamadığında   لِسَانٌ فُلاَنٌ مَعْقُودٌ (Falancanın dili düğümlenmiştir) ve konuşmaya kadir olduğunda da  لِسَانٌ  فُلاَنٌ مُنْطَلِقٌ (Falancanı dili açıktır) denilmesi gibidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

Bu istiarede dil ipe benzetilmiş, ipin düğümü çözüldüğündeki düzenlilik, konuşmadaki akıcılığa benzetilmiştir. Câmi’, her ikisindeki akıcılığın arzu edilmesi, asıl haline dönmesidir.

O dilindeki düğümün tamamen çözülmesini istemedi. Ancak anlaşılmasına mani olmamasını istedi. Bunun içindir ki, nekre kılmış ve  يَفْقَهُوا 'yu da emrin cevabı yapmıştır.  مِنْ لِسَان۪يۙ  car mecruru,  عُقْدَةً 'in sıfatı veya  احْلُلْ 'ün sılasıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)

Konuşmamayı ifade için şu dört kelime kullanılır:  الإصاخة ، الإنصات , السكوت , الصمت ‘dır. الصمت ; bunların genel olanıdır; çünkü bu kelime hem konuşabilen hem de konuşamayanlar hakkında kullanılır.  السكوت  ise; konuşabilen kişinin konuşmaması demektir. الإنصات ; dinlemeyle birlikte susmaktır.  الإصاخة  ise; mesela bir sır ve uzak bir yerden gelen ses gibi, anlaşılması zor olan şeylere kulak vermek, dinlemektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 28. Ayet

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ  ٢٨


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَفْقَهُوا anlasınlar ف ق ه
2 قَوْلِي sözümü ق و ل

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ

 

فَ  karînesi olmadan gelen  يَفْقَهُوا  cümlesi mukadder şartın cevabıdır. Takdiri; إن تحلل عقدة لساني يفقهوا قولي.. (Dilimdeki düğümü çözersen ne dediğimi anlarlar) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. يَفْقَهُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. قَوْل۪ي  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ

 

Hz. Musa’nın duasının devamıdır. Şart üslubunda gelen ayette takdiri  إن تحلل عقدة لساني (Dilimdeki düğümü çözersen) olan mukadder şartın cevabıdır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

 فَ  karinesi olmadan gelmiş cevap cümlesi olan  يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ , müspet muzari fiil sıygasında, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Meczum muzari fiil sıygasında gelen cümle, hudûs ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mahzuf şart ve mezkur cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Tâ-Hâ Sûresi 29. Ayet

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ  ٢٩


“Bana ailemden birini yardımcı yap,”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاجْعَلْ ve ver ج ع ل
2 لِي bana
3 وَزِيرًا bir vezir و ز ر
4 مِنْ
5 أَهْلِي ailemden ا ه ل

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اجْعَلْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. ل۪ي  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. وَز۪يراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

مِنْ اَهْل۪ي  car mecruru  وَز۪يراً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَز۪يراً  kelimesi  فعيل  vezninde sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la 25. ayetteki  اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan  ل۪ي  car-mecruru ihtimam için ilk mef’ûl olan  وَز۪يراً ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  اجْعَلْ  fiilinin ikinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Ikinci mefulun sonraki ayetin başında zikredilen Harun olması da caizdir. 

مِنْ اَهْل۪يۙ  car-mecruru,  وَز۪يراً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَز۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Kelimedeki nekrelik, tazim içindir.

اجْعَلْ  fiilinin iki mef'ûlu  وَز۪يراً  ile  هٰرُونَ 'dur, ikincisinin takdim edilmesi öneminden dolayıdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Buradaki  وَز۪يراً  kelimesi, vizr (yük, ağırlık) kelimesinden alınmıştır. Çünkü "vezir" Melik'in ve hükümdarın, bir tür yükünü sırtlanır. Veyahutta ona, yardımcı ve destekçi olur. Yahutta bu kelime, "sığınak ve melce" anlamına gelen  يشده الرجل  kelimesinden iştikak etmiştir ki, bu "kendisiyle korunulan dağ" demektir. Çünkü kral idare ettiği kimseler hakkında vezirine başvurur ve ona müracaat eder... Etbânın işlerini de ona havale eder. Yahut bu kelime, yardımlaşma anlamına gelen  مُواَزَرَ ‘nın masdarından türemiştir. Bu kelime de, Arapların deyimlerinden alınmıştır ki bu da, bir kimsenin zor bir iş yapmaya hazırlandığında bağlayıp takviye ettiği yer anlamındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

Tâ-Hâ Sûresi 30. Ayet

هٰرُونَ اَخ۪يۚ  ٣٠


“Kardeşim Hârûn’u.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 هَارُونَ Harun’u
2 أَخِي kardeşim ا خ و

هٰرُونَ اَخ۪يۚ

 

هٰرُونَ  ismi  وَز۪يراً  ‘den bedel olup fetha ile mansubdur. Gayri munsariftir. اَخ۪ي  kelimesi  هٰرُونَ ‘dan atf-ı beyan olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Atf-ı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyan olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا  ve  اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyan olarak gelmesi. 3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atf-ı beyan olarak gelmesi. 4. Tefsir harfi  اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

هٰرُونَ اَخ۪يۚ

 

Bu ayet önceki ayetten bedel olarak fasılla gelmiştir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

هٰرُونَ  ismi  وَز۪يراً ‘den bedel,  اَخ۪يۚ ‘de  هٰرُونَ ‘dan atf-ı beyandır.

Ya da bu kelime önceki ayetteki fiilin ikinci mefuludur.

Tâ-Hâ Sûresi 31. Ayet

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ  ٣١


“Onunla gücümü artır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 اشْدُدْ kuvvetlendir ش د د
2 بِهِ onunla
3 أَزْرِي arkamı ا ز ر

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. اُشْدُدْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. بِه۪ٓ  car mecruru  اُشْدُدْ  fiiline mütealliktir. اَزْر۪ي  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Hz. Musa’nın duasının devamıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اُشْدُدْ  fiiline müteallik  بِه۪ٓ  car mecruru,  ihtimam ve durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

اَزْر۪ ; kuvvet anlamındadır. Arapça'da, ‘onu kuvvetlendirdi, destekledi’ manasında  آزره  denir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 

 

 

Tâ-Hâ Sûresi 32. Ayet

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ  ٣٢


“Onu işime ortak et.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأَشْرِكْهُ ve onu ortak yap ش ر ك
2 فِي
3 أَمْرِي işime ا م ر

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَشْرِكْ  dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ٓي اَمْر۪ي  car mecruru  اَشْرِكْ  fiiline mütealliktir.  Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اَشْرِكْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  شرك ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Bu ayet de Hz. Musa’nın duasının devamıdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle emir üslubunda gelse de vaz edildiği emir anlamından çıkarak dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

ف۪ٓي اَمْر۪ي  emri ibaresindeki  ف۪ٓي  harfinde istiare vardır.  ف۪ٓي  hakiki manasında kullanılmamıştır. Bilindiği gibi bu harfte zarfiyet manası vardır. Fakat zarfa benzetilmiş olan işin, zarfiyet özelliği yoktur. İşle Harun arasındaki mutlak irtibat, zarfla mazruf arasındaki mutlak irtibata benzetilmiştir. Câmi’ her ikisinin tahakkukudur.

Harflerde istiare kurulurken harfe değil, müteallakına itibar edilir. Müteallak müştak olduğu için de istiare, tebeiyye olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)

Tâ-Hâ Sûresi 33. Ayet

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ  ٣٣


“Seni çok tespih edelim diye”,

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَيْ ki
2 نُسَبِّحَكَ seni tesbih edelim س ب ح
3 كَثِيرًا çok ك ث ر

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ

 

كَيْ  masdariyyedir. كَيْ  ve masdar-ı müevvel mukadder  ل  harf-i ceri ile  اجْعَلْ  fiiline mütealliktir. 

Fiil cümlesidir. نُسَبِّحَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كَث۪يراً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  تسبيحا كثيرا (Çok tesbih) şeklindedir.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُسَبِّحَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سبح ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ

 

Önceki ayetin devamı olan bu ayette Musa (a.s), Harun’un işlerine ortak olmasını istemesinin sebebini bildiriyor.

Masdar harfi  كَيْ  ve akabindeki  نُسَبِّحَكَ كَث۪يراً  cümlesi, mukadder  ل  ile birlikte, önceki ayetteki  اَشْرِكْهُ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.  Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَث۪يراً  kelimesi mahzuf mef’ûlü mutlakın sıfatıdır. Takdiri;  تسبيحا كثيرا (Çok tesbih) şeklindedir. Tetmim ıtnâbı babındandır. Mef’ûlü mutlakın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

نُسَبِّحَكَ  fiili  تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en yaygın mana kesrettir. Burada bu mana açıkça görülmektedir. Bu ayet zikrin, ibadetlerin toplu yapılmasına teşviktir. 

Cenab-ı Hak, Hz. Musa’nın niçin böyle dua ettiğini, yine ondan naklederek ‘’Taki seni çok tesbih edelim. Seni çok analım’’ buyurmuştur. Tesbihin, lisanen veya itikaden olmuş olması muhtemeldir. Her iki takdire göre de tesbih, Allah Teâlâ'yı zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda kendisine yakışmayan şeylerden tenzih etmek ve tebrie etmek, aklamaktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 34. Ayet

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ  ٣٤


“Seni çok zikredelim diye.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَذْكُرَكَ ve seni analım ذ ك ر
2 كَثِيرًا çok ك ث ر

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَذْكُرَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. كَث۪يراً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  نُسَبِّحَكَ كَث۪يراً  cümlesine atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen bu ayetin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Musa (a.s), Harun’la ortak olmayı istemesinin diğer sebebini bildiriyor. 

Müspet muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَث۪يراً  ve  كَ ‘nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Tesbihin, lisanen veya itikaden olmuş olması muhtemeldir. Her iki takdire göre de tesbih, Allah Teâlâ'yı zatı, sıfatları ve fiilleri hususunda kendisine yakışmayan şeylerden tenzih etmek ve tebrie etmek, aklamaktır. Zikir ise, Cenab-ı Hakk'ı celâl ve kibriya sıfatlarıyla vasfetmekten ibarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 35. Ayet

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً  ٣٥


“Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّكَ şüphesiz sen
2 كُنْتَ sensin ك و ن
3 بِنَا bizi
4 بَصِيرًا gören ب ص ر

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

كَ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كنْتَ بِنَا بَص۪يراً  cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتَ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تَ  muttasıl zamir  كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. بِنَا  car mecruru  بَص۪يراً ‘a mütealliktir.  بَص۪يراً  kelimesi, كُنْتَ ‘nin haberi olup fetha ile mansubdur.

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber inkâri kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberidir. Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümle haber üslubunda geldiği halde, zayıflığın izharı amacıyla söylendiğinden muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Car mecrur  بِنَا , siyaktaki önemine binaen amili  كَانَ ’nin haberi  بَص۪يراً ’ e takdim edilmiştir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Son üç ayetin sonlarındaki  بَص۪يراً  ve  كَث۪يراً  kelimeleri arasında mütevazi seci ve muvazene sanatları vardır.

Tâ-Hâ Sûresi 36. Ayet

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى  ٣٦


Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ buyurdu ki ق و ل
2 قَدْ muhakkak
3 أُوتِيتَ sana verildi ا ت ي
4 سُؤْلَكَ istediğin س ا ل
5 يَا مُوسَىٰ Musa

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  قَدْ اُو۫ت۪يتَ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  اُو۫ت۪يتَ  fiili  ى  üzere mukadder fetha ile mebni meçhul mazi fiildir. Muttasıl zamir  تَ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. سُؤْلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَا  nida harfidir. Münada  مُوسٰى  müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Takdiri, أدْعوُ  olan mukadder fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Gayri munsariftir. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ , tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اُو۫ت۪يتَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Ayetin sonundaki itiraziyye olarak gelen  يَا مُوسٰى  ibaresi, nida üslubunda talebi inşai isnaddır. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”In Kullanımı)

سُؤْلَ  talep etmek ve istek anlamındadır. Bu kelime, خُبْز (ekmek) kelimesinin مَخْبُز (pişirilmiş) ve (lokma) kelimesinin de  مَأكُول  (yenilmiş) anlamına gelmesi gibi, ism-i mefûl anlamında olarak  فُعْلَ  kalıbındadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Tâ-Hâ Sûresi 37. Ayet

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ  ٣٧


“Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ zaten
2 مَنَنَّا biz lutufta bulunmuştuk م ن ن
3 عَلَيْكَ sana
4 مَرَّةً bir kez م ر ر
5 أُخْرَىٰ daha ا خ ر

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ

 

وَ  atıf harfidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

Fiil cümlesidir. مَنَنَّا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكَ  car mecruru  مَنَنَّا  fiiline mütealliktir.  مَرَّةً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri; منّا ثانيا (İkinci kere iyilik yaptık) şeklindedir. اُخْرٰىۙ  kelimesi  مَرَّةً ‘in sıfatı olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  اُو۫ت۪يتَ  cümlesine atfedilmiştir. 

لَ  mahzuf kasemin cevabına gelen muvattiedir.  لَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. 

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

مَنَنَّا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَنَنَّا  fiiline müteallik  عَلَيْكَ  car mecruru, ihtimam ve durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.

مَرَّةً , mef’ûlu mutlak olan mahzuf masdardan naibdir.

اُخْرٰى  kelimesi  مَرَّةً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

قَدْ  harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)

Yüce Allah'ın, ”başa kakmak" anlamı da olan ”minnet" kelimesini seçmesinin sebebi Hazret-i Musa'ya aslında kendisinin kişi olarak bu nimeti kazanmadığını, sırf yüce Allah'ın bir ihsanı olarak bunların kendisine verilmiş olduğunu öğretmek ve bildirmek içindir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Sayfadaki ikisi hariç, bütün ayetler  ى  harfiyle biten kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir.

Günün Mesajı
Hz Musa, denebilir ki doğumundan itibaren Firavun'un sarayında büyümüştür. Firavun bir isim değil Hiksoslardan sonra Mısır'a hakim olan sülaleden gelen krallara verilen bir ünvandır. Bazı müfessirlere göre, Hz. Musa'nın gönderildiği Firavun, sarayında yetiştiği Firavun'un oğluydu ve birlikte büyümüşlerdi. Bu Firavun, İsrail Oğulları'na çok büyük işkenceler yapıyordu. Hz, Musa da, kavminden birini korumak isterken tek bir darbede kazaen bir Mısırlının ölmesine sebep olmuş ve kendisinin arandığını duyunca Medyen'e gelmişti. Burada 10 yıl kadar kaldıktan sonra, şimdi risalet vazifesiyle tekrar Firavun'un sarayına dönüyordu. Kendisini bekleyen tehlikeler çok, şartlar çok ağırdı. Karakter olarak da celâl yanı ağır basan Hz. Musa (a.s), sabır ve tahammül adına Cenab-ı Allah'tan (c.c.) göğsünün genişletilmesini, yani gerek Firavun'dan gerekse kavminden göreceği hakaretler, yanlış davranışlar karşısında kendisine katlanma, ayrıca Din'i ve murad-ı ilâhi'yi hakkıyla anlama gücü ve kapasitesi vermesini, bilgi ve hitabetinin güçlendirilmesini ve kardeşi Hz. Harun'un, bilhassa çok iyi bir hatip olduğu için risalet görevinde yardımcı bir rasûl, hattâ bu görevinde ortak olarak kendisine verilmesini dilenmiştir. Bir kul ve peygamber olarak gayesi de, Cenab-ı Allah'ı hakkıyla ve elden geldiğince çok zikredebilmek, O'na daha çok tesbihte bulunabilmekti. Hz. Musa (a.s.), duasını bağladığı “Sen, zaten bizi her halimizle çok iyi görmekte ve bilmektesin” sözüyle de, bir insan olarak acz ve fakrını Dergâh İlâhi'ye bir şefaatçi/olarak göndermiştir.
Burada şu noktayı da eklemek gerekiyor: Hz. Musa'nın dilindeki bağ, bazılarının iddia ettiği gibi kekemelik değildi, Peygamberlerin bedenen de kusursuz olmaları peygamberliğe ait temel sıfatlardandır. Hz. Musa as celâl yanı ağır basan bir peygamber olması hasebiyle hitabeti Hz. Harun'un hitabeti seviyesinde değildi. Bu bakımdan, Cenab-ı Allah'tan bir yandan yardımcı olarak. Hz. Harun'u isterken, bir yandan da konuşmasına selâset lutfetmesi duasında bulundu.
Sayfadan Gönüle Düşenler
Gönül bahçeleri daralan kalplere uğrayan bir kelebek yaşarmış. Beyaz bir yıldız gibi parıldarmış. Sanki kalbe, kanatlarıyla bahar serinliği getirirmiş. Susuz topraklara, yağan yağmur gibiymiş. Sözleriyle ve hissettirdikleriyle, yaraya sürülen merhem gibiymiş. Dermiş ki:

Allah, gönlünü ferahlatsın. İşlerini kolaylaştırsın. Hakkında hayırlı ve derdine derman olacak duaları gönlüne düşürsün. Kendisini nefsinin yalnızlığına hapseden insan. Şüphesiz ki, sen hiç yalnız değilsin! Rahman’ın huzurundaki diğer gönüllerle beraber kalk ve ellerini duaya aç:

Ey Allahım! Senden başka ilah olmadığına şehadet ederim. Beni, Seni sevenlerden ve Senin sevdiklerinden eyle. İzninle; Sana kulluk edenlerle yarışayım, namaza huzuruna çıkma heyecanıyla koşayım ve nereye bakarsam bakayım her anımda Seni hatırlayayım.

Ey Allahım! Şüphesiz, gönülleri ferahlatan Sensin bilirim. Beni; Sana iman etmenin huzuruna kavuşanlardan eyle. Kudretinle; dünyanın yalanları, nefsimin hevesleri, insanların kötüleri ve şeytanın vesveseleri karşısında, ben Rabbime dayandım diyerek noktayı koyanlardan olayım.

Ey Allahım! Şüphesiz, işleri kolaylaştıran ve sözleri anlaşılır kılan Sensin bilirim. Beni; hayra vesile olacak işlerle meşgullerden eyle. İzninle; her işime Senin adınla başlayayım ve başarıyla bitireyim. Senin adınla konuşayım ve susayım. Senin adınla, Senin sevdiklerini seveyim.

Ey Allahım! Kıyamet gününün hak olduğuna iman ederim. Beni; kurtuluşa erenlerden eyle. Rahmetinle; dünyanın derdini ardımda bırakayım, kitabımı sağ elime alayım, meleklerin selamıyla cennet bahçelerine uğurlanayım, yüzü tebbessümle ve ruhu nurunla aydınlananlardan olayım.

Amin.
Zeynep Poyraz  @zeynokoloji