‘Salat’ kelime anlamıyla dua etmektir. Bu kelime ayrıca, rahmet, övgü, istiğfar (af dileme) yüceltmek ve tebrik etmek gibi anlamlarda da kullanılmaktadır. ‘Salat’ kavramı ‘saliye’ fiilinden türemiştir. ‘Saliye’ fiili, ateşe attı, ateşe girdi, cehenneme atıldı gibi manalarına gelir. ‘Saliye fiili ‘salla’ şeklinde söylenirse, Allah’ın emrettiği bir ibadetle kendini ateşten korumanı anlamını kazanır. (Hüseyin k. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 629.)
Belirli bir ibadeti (namazı) ifade eden صَلاَةٌ sözcüğünün aslı duadır. Bu ibadette صَلاَةٌ adının verilmesi bir şeyin kendi içerdiği şeylerden biriyle adlandırılması türünden bir adlandırmadır. (Alimlerden) biri صَلاَةٌ sözcüğünün صَلًى kökünden geldiğini söylemiştir. ( Sözünün devamında) şöyle demiştir: صَلًى ارَّجُلُ sözü “Adam bu ibadetle nefsinden, Yüce Allah’ın tutuşturulmuş ateşi olan صَلًى’ı kovdu, defetti, uzaklaştırdı, izale etti” anlamına gelir. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü)
Salat kelimesinin Arap dilinde iki kaynağı vardır. Birisi genel olarak dua manasındadır ki, “peygambere salat ve selam” dediğimiz zaman özellikle bunu anlarız. Diğeri الصَّلوُ (salv) maddesinden gelen salla fiilinin masdarıdır ki, iki uyluğu hareket ettirmek demektir. Araplar bu manaca “salla” dedikleri zaman حَرَّك’صَلْوَيَهِ “iki uyluğunu hareket ettirdi manasını” anlarlar. Aynı şekilde ضَرَب’الْفَرَسُ صَلْوَيْهِ بِذَنَبِهِ “at (veya kısrak) kuyruğuyla iki uyluğunu sağa sola çarptı” denilir. Salveyn uylukların başındaki iki tümsek kemiktir.. “Salla” fiilinin bu hareket ettirme manası كَفَّر’الْيَهُودِيُّ tabirine benzer. Yahudiler birbirine selam ve saygı sırasında başını eğer ve kıçını oynatıp kasığına doğru bir yan bükermiş ve bu şekildeki selama Arapçada “iki uyluğu hareket ettirme” manasına “tekfir” denirmiş buna göre “kefferal yahudiyyü” “Yahudi uyluklarını oynatıp bükerek referans yaptı” demek olur. “ kafire” kıçtaki kaba ve tıknaz iki etin ismidir ve “kafireteyn” tesniye (ikileme) dir. Bu şekilde “iki uyluğunu hareket ettirme” manasına “salla” da rüku (namazda eğilme) ve secdelerde yapıldığı gibi bizim “bedeni eğmek” dediğimiz “iki uyluğu hareket ettirme” manasına kullanılırmış. Demek ki Araplar, hem Yahudilerin yaptığı referanslı baş kıç selamlarını tanırlarmış hem de yerlere eğilerek “kandilli temanna” usüllerini. İşte lügat bakımından (biri kalp ve dil işi olan dua, diğeri de bedeni hareket işi olan belli fiil) iki anlama gelen “salat” kelimesi, dinde Peygamberimizden görüle geldiği üzere kalbe, dile ve bedene ait fiiller ve özel esaslardan oluşmuş gayet intizamlı, kamil bir ibadetin ismi olmuştur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, s. 223.)
Farsça’da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamına gelen namâz, sözlükte “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” mânalarındaki Arapça salât kelimesinin (çoğulu salavât) karşılığı olarak Türkçeye geçmiştir. Terim olarak salât tekbirle başlayıp selâmla son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan bedenî ibadeti ifade eder. Namaz ibadetindeki rükünlerin aynı zamanda fiilî ve sözlü bir dua niteliğinde olması salât kelimesinin terim ve sözlük anlamları arasındaki ilişkiyi teyit etmektedir. Salât kelimesiyle aynı kökten türeyen musallî “namaz kılan kişi” ve musallâ“namaz kılınan yer” anlamına gelir. Salât kelimesi ve türevleri Kur’an’da sözlük (meselâ bk. et-Tevbe 9/103) ve terim (meselâ bk. el-Bakara 2/43, 238; Hûd 11/114) anlamında doksan âyette doksan dokuz defa geçer (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “ṣlv” md.). Ahzâb sûresinin 56. âyetinde müminlere yöneltilen Hz. Peygamber’e salât etme buyruğu, ona olan saygı ve bağlılığı gösterme amacıyla okunan dua ile ilgili olup bunun şeklini bizzat Resûl-i Ekrem ashabına öğretmiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 33/10). (M. Kamil Yaşaroğlu, “Salât”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 32 :350.)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
الصَّلَاةَ | namazlarını |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
وَالصَّلَاةِ | ve namazla |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
مُصَلًّى | bir namaz yeri |
|
|
وَالصَّلَاةِ | ve namazla |
|
|
صَلَوَاتٌ | bağışlamalar |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَوَاتِ | namazları |
|
|
وَالصَّلَاةِ | ve namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
يُصَلِّي | namaz kılarken |
|
|
الصَّلَاةَ | namaza |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةِ | namaz- |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
يُصَلُّوا | namaz kılmayan |
|
|
فَلْيُصَلُّوا | ve namaz kılsınlar |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
الصَّلَاةِ | namaza |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةِ | namaza |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazlarını |
|
|
الصَّلَاةِ | namaza |
|
|
الصَّلَاةِ | ve namazdan |
|
|
الصَّلَاةِ | namazdan |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
صَلَاتِهِمْ | namazlarına |
|
|
صَلَاتِي | benim namazım |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazlarını |
|
|
صَلَاتُهُمْ | onların namazları |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namaza |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
تُصَلِّ | namaz kılma |
|
|
وَصَلَوَاتِ | ve du’alarını almaya |
|
|
وَصَلِّ | ve du’a et |
|
|
صَلَاتَكَ | senin du’an |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
أَصَلَاتُكَ | namazın mı? |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةِ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
بِصَلَاتِكَ | namazında |
|
|
بِالصَّلَاةِ | namaz kılmayı |
|
|
بِالصَّلَاةِ | namaz kılmayı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
بِالصَّلَاةِ | namazı |
|
|
الصَّلَاةِ | namaz |
|
|
الصَّلَاةِ | namazı |
|
|
وَصَلَوَاتٌ | ve havralar |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
صَلَاتِهِمْ | namazlarında |
|
|
صَلَوَاتِهِمْ | namazlarını |
|
|
الصَّلَاةِ | namaz |
|
|
صَلَاتَهُ | kendi du’asını |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
صَلَاةِ | namazından |
|
|
صَلَاةِ | namazından |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namaz |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
يُصَلِّي | rahmet eder |
|
|
صَلُّوا | siz de salat edin |
|
|
يُصَلُّونَ | salat etmektedir |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
لِلصَّلَاةِ | namaz için |
|
|
الصَّلَاةُ | namazı |
|
|
الْمُصَلِّينَ | namaz kılanlar |
|
|
صَلَاتِهِمْ | namazlarında |
|
|
صَلَاتِهِمْ | namazlarını |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
الْمُصَلِّينَ | namaz kılanlar- |
|
|
صَلَّىٰ | namaz da kılmadı |
|
|
فَصَلَّىٰ | ve namaz kılan |
|
|
صَلَّىٰ | namaz kıldığı |
|
|
الصَّلَاةَ | namazı |
|
|
لِلْمُصَلِّينَ | namaz kılanların |
|
|
صَلَاتِهِمْ | namazları- |
|
|
فَصَلِّ | öyleyse namaz kıl |