وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ ٥٥
وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَان ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. يَأْمُرُ cümlesi, كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. يَأْمُرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اَهْلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بِالصَّلٰوةِ car mecruru يَأْمُرُ fiiline mütealliktir. الزَّكٰوةِ atıf harfi وَ ’la makabine matuftur.
وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَان ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عِنْدَ mekân zarfı مَرْضِياًّ ’a müteallık olup, fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَرْضِياًّ kelimesi كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
مَرْضِياًّ ; sülasi mücerredi رضو olan fiilin ism-i mefûludur.
وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ
Ayet, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki كَانَ صَادِقَ cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كان ’nin haberi olan يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Birbirine tezayüf nedeniyle atfedilen الصَّلٰوةِ - الزَّكٰوةِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
كَان ’nin haberi muzari olduğunda, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemlere ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Vakafât, s. 103)
“O ehline namazı ve zekâtı, emrederdi.” ifadesindeki اَهْلَ sözü ile kastedilen, en doğru görüşe göre onun şeriatını iletmesi gerektiği kimselerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. İsmail'in bu emri en mühim olan şeyle meşgul olmak kabilindendir ki kişinin, önce kendi nefsini ve en yakını olan insanları kemâle erdirmeye yönelmesidir. Hz. İsmail, kendi ailesini kemâle erdirmeye çalışmakla, diğer bütün insanları da kemâle erdirmeye çalışmıştır. Çünkü kendi ailesi örnek alınmaktadır. Diğer bir rivayete göre ise onun ailesi, ümmetidir. Zira peygamberler, ümmetlerinin babaları sayılır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ
Ayetin ikinci cümlesi atıf harfi وَ ’la …كَانَ صَادِقَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz anlatım kastıyla gelen, عِنْدَ رَبِّه۪ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan هُ zamiri dolayısıyla Hz. İsmail şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca bu izafet Allah’ın rububiyet vasfıyla ona destek olduğunun işaretidir. Yine Rab ismine muzâf olması عِنْدَ ’ye şan ve şeref kazandırmıştır.
Mekân zarfı عِنْدَ, ihtimam ve fasılaya riayet için amili ve كَانَ ’nin haberi olan مَرْضِياًّ ’e takdim edilmiştir.
Allah Teâlâ’nın bu cümlede kullandığı üslup, söylediğinin gerçekliğinin delilidir. Çünkü كَانَ ’nin haberinin isim olarak gelmesi sübut ifade eder. Haberin, ismin bir cüzü haline geldiğini, ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtir. Ayrıca كَانَ ’nin muzari sıygada gelmesi, durumun teceddütüne işarettir.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ [O, Rabbi katında rızaya ermişti.] cümlesi, son derece övgü ifade eder. Çünkü Allah katında rızaya ermiş olan, her türlü itaat bakımından en yüce dereceyi elde etmiş kimsedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)