Meryem Sûresi 54. Ayet

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ  ٥٤

Kitap’ta İsmail’i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resûl, bir nebî idi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاذْكُرْ an ذ ك ر
2 فِي
3 الْكِتَابِ Kitapta ك ت ب
4 إِسْمَاعِيلَ İsma’il’i de
5 إِنَّهُ çünkü o
6 كَانَ idi ك و ن
7 صَادِقَ sadık ص د ق
8 الْوَعْدِ sözünde و ع د
9 وَكَانَ ve idi ك و ن
10 رَسُولًا bir peygamber ر س ل
11 نَبِيًّا nebi ن ب ا
 
Burada sözünde durmanın önemine işaret edilmektedir. Hz. İsmâil ahde vefa erdemiyle temayüz etmiş bir kimseydi, sözünde durmaya özen gösterirdi. Öte yandan halkını dinin direği olan namazı kılmaya ve toplumsal dayanışmayı sağlayan zekâtı vermeye teşvik ederdi. Yüce Allah Hz. Peygamber’e de ailesine namaz kılmayı emretmesini, kendisinin de sabırla namaza devam etmesini emretmiştir (bk. Tâhâ 20/132). Hz. İsmâil, Allah’ın verdiği nimetlerin kadrini bilerek ruhunu güzelliklerle bezemeye ve rabbinin buyruklarına mutlak bir teslimiyet içinde görevini yerine getirmeye çalışması sebebiyle Allah’ın rızâsını kazanmıştı. Kuşkusuz bu, kazanılabilecek derecelerin en üstünüdür (Hz. İsmâil hakkında bilgi için bk. Bakara 2/124-129).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 606
 

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اذْكُرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. فِي الْكِتَابِ  car mecruru  اِبْرٰه۪يمَ ’nin mahzuf haline mütealliktir.  اِسْمٰع۪يلَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

 

 

  اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَان ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir.  صَادِق  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  الْوَعْدِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. كَانَ  atıf harfi  وَ ’la birinci  كَانَ ‘ye matuftur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. رَسُولاً  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. نَبِياًّ  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.

صَادِق ; sülasi mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ 

 

وَ  istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Peygamber Efendimize emirle başlayan ayet, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اذْكُرْ  fiiline müteallik  فِي الْكِتَابِ  car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan  اِسْمٰع۪يلَۘ ‘ye takdim edilmiştir.

فِي الْكِتَابِ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan  ف۪ٓي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kitap hakiki manada içine birşey konulmaya müsait değildir. Kitap burada zarf yerine konularak, bilgi ile arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Ayette geçen  الْكِتَابِ  kelimesinden murad, Kur’an-ı Kerim veya Meryem Suresi’dir.

Allah’ın İsmail’i (a.s) vasıflandırmalarının hepsinde yer alan  كَانَ , istimrara ve devama delalet eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 220)

Hz. İsmail'in, babasından ve kardeşinden ayrı ve müstakil olarak zikredilmesi, onun zikrine son derece önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetin, ilk cümlesi 41 ve 51. ayetlerin ilk cümlesiyle aynıdır. Bu cümleler arasında tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. 

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)


 اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  صَادِقَ الْوَعْدِ  ifadesinin izafet formunda gelmesi veciz ifade kastına matuftur. Bu izafet, sıfatın mevsûfuna muzâf olması şeklinde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

صَادِقَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Aynı üslupta gelen  وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  اِنَّ ’nin haberine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

 رَسُولاً kelimesi كَانَ ' nin haberidir. نَبِياّ  ikinci haberdir. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَسُولاً - نَبِياّ - الْكِتَابِ - اِسْمٰع۪يلَۘ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَانَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Hz.İsmail'in, sözüne sadık olarak zikredilmesi, bu vasfıyla çok şöhret bulduğu içindir. Hz.İsmail'in, “İnşallah, beni sabredenlerden bulacaksın.” sözleriyle babasına verdiği söze bağlı kalması, buna kanıt olarak yeterlidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

رَسُولاً نَبِياّ  ibaresi, umumdan sonra hususa terakki içindir. Her resul nebidir, her nebi resul değildir. Ayrıca bu takdimde fasılaya riayet vardır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Suret-i Meryem, s. 215)

51. ayetteki  وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ  ibaresi, bu ayette de tekrarlanmıştır. Bu tekrarda tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. 

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)