اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ ١٥٧
اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
عَلَيْهِمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. صَلَوَاتٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. مِّن رَّبِّ car mecruru صَلَوَاتٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَحْمَةٌ atıf harfi وَ ‘ la صَلَوَاتٌ ’a matuftur.
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ fasıl zamiridir. الْمُهْتَدُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Veya munfasıl zamir هُمُ ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur. الْمُهْتَدُونَ haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
هُمُ الْمُهْتَدُونَ cümlesi, işaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ 'nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُهْتَدُونَ sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ ; mübteda, عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenleri tazim ifade eder. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onların mertebelerinin yüksekliğini belirtir.
Haber olan cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur عَلَيْهِمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. صَلَوَاتٌ , muahhar mübtedadır. Müsnedün nekre gelmesi onlara rableri tarafından olan şefkat ve desteğin tarifi mümkün olmayan evsafta olduğunun işaretidir. رَّبِّهِمۡ izafeti ve rahmet ilavesi de bu ifadeyi desteklemektedir.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّهِمْ izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla هِمْ zamirinin ait olduğu musibete sabır gösteren kişiler şeref kazanmıştır.
مِنْ رَبِّهِمْ car mecruru صَلَوَاتٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَرَحْمَةٌ , tezayüf nedeniyle mübteda olan صَلَوَاتٌ ‘a atfedilmiştir. Kelimeler arasında murâât-ı nazîr sanatı vardır. Ve bu kelimelerdeki nekrelik, tazim ve teksir (çokluk) ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde رَبِّ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
صَلَوَاتٌ kelimesinin tekili olan صلاة , meyletmek ve şefkat göstermek anlamında olup, burada ra’fet [şefkat] manasında kullanılmış ve rahmet lafzıyla birlikte zikredilmiştir. Tıpkı رافة وَرَحۡمَة [Kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirdik.] (Hadîd 57/27) ve رؤف رحيم [Peygamber onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.] (Tevbe 9/117) ayetlerindeki gibi. Buna göre mana; “Onlara şefkat üstüne şefkat, merhamet vardır. Hem ne merhamet!..” şeklinde takdir edilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Müsnedün ileyh olarak, uzaktakilere has işaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ ’nin kullanılması bu kişilerin mertebesinin yüksekliğine işaret eder. Bu kişiler daha önce zikredilen bütün sıfatlara sahiptir. Arkadan gelen hüküm de bu sıfatlara sahip olan kişilere aittir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru; 1211)
رَّبِّهِمۡ buyrulmak suretiyle Rabb'ın sabredenlerin yerini tutan zamire izafe edilmesi, onların fazlasıyla ilâhî inayete mazhar olduklarını bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’ s- Selîm - Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
صَلَوَاتٌ , duadır, Allah'tan olunca tezkiye ve bağışlamadır. Cemi olması da çokluğuna ve çeşitliliğine dikkat çekmek içindir. Rahmetten murat edilen lütuf ve ihsandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ
Ayetin atıfla gelen وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ şeklindeki ikinci cümlesi istînâfa matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümle fasıl zamiriyle tekid edilmiştir. Müsnedin الْ takısıyla marife olması bu vasfın, müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
هم zamiri mübteda ile haberin arasına girdiği için, îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir, tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber olan الْمُهْتَدُونَ ism-i fail vezninde gelmiştir.
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Bunun manası, haddi aşma özelliğinin onlarda sabit olduğudur.
Müsnedin ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin uzak için vaz edilen işaret ismiyle marife olması, o kişilerin mertebelerinin yüksekliğini gösterir.
هُمُ الْمُهْتَدُونَ Burada kasr sanatı vardır. Bu, sıfatın mevsufa tahsisi kabilindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
Bu cümlenin isim cümlesi olarak gelmesi hidayette oluşlarının devamlılığına ve onlara mübalağalı olarak mahsus olduğuna, yani kasır manasına işaret eder. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru;1217)
اُو۬لٰٓئِكَ - هُمُ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
[Ve onlar doğru yolu bulanların ta kendileridir] ‘hakkı ve doğruyu bulanların’ demektir, çünkü kendilerini Allah'a verdiler, Allah'ın kaza ve kaderine teslim oldular. (Beyzâvî , Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Rabbimizden gelen salat, rahmet, hesapsız mükâfat ve sabredenlere verilen müjde, bir mümin için daha yücesi umulmayan sonsuz ihsana karşılık sabır, gerçekten basit, değersiz bir bedeldir. Öyle ki müminler, belaların ihsan bazı nimetlerin de musibet olduğunu söylerler. Hatta Allah’ın takdir ettiği bela ve fitnelere gıpta eder ve bunlarla sevinirler. Halbuki onun elinde, Allah’ın yardımını istemekten ve sabretmekten başka bir şey yoktur. Kendisine bir şer dokunduğunda yıkılıp ümitsizliğe kapılan kişiyle, böyle durumlarda sabredip mükâfatını Allah’tan bekleyen kişi arasındaki fark ne kadar da büyüktür! (Muhammed Ebû Mûsâ Hâ-Mîm Sûreleri Belâğî Tefsîri 2, Fussilet Sûresi/50, S. 229)