فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقاً بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّداً وَحَصُوراً وَنَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ ٣٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَنَادَتْهُ | ona seslendiler |
|
| 2 | الْمَلَائِكَةُ | melekler |
|
| 3 | وَهُوَ | ve O (Zekeriyya) |
|
| 4 | قَائِمٌ | durup |
|
| 5 | يُصَلِّي | namaz kılarken |
|
| 6 | فِي |
|
|
| 7 | الْمِحْرَابِ | mabedde |
|
| 8 | أَنَّ | şüphesiz |
|
| 9 | اللَّهَ | Allah |
|
| 10 | يُبَشِّرُكَ | sana müjdeler |
|
| 11 | بِيَحْيَىٰ | Yahya’yı |
|
| 12 | مُصَدِّقًا | doğrulayıcı |
|
| 13 | بِكَلِمَةٍ | bir kelimeyi |
|
| 14 | مِنَ | -tan |
|
| 15 | اللَّهِ | Allah- |
|
| 16 | وَسَيِّدًا | ve efendi |
|
| 17 | وَحَصُورًا | ve nefsine hakim |
|
| 18 | وَنَبِيًّا | ve bir peygamber olacak |
|
| 19 | مِنَ | -den |
|
| 20 | الصَّالِحِينَ | iyiler- |
|
Ayet “ ف” ile başlıyor… Hemen duasının kabul olduğu müjdesi geliyor. Detaylar mühim, duasını ediyor ve namaza duruyor. Bu bize çok istediğimiz birşey için nasıl dua edeceğimizi de öğretiyor aslında. Duanı et ve namaza dur…
Kıyamda olduğumuz zamanlar, Allahın bizimle konuştuğu zamanlardır. Allah’a yine Allah’ın sözleri ile bağlı olduğumuz yerdir kıyam. Sadece namaz kılarken demiyor, namaz kılarken ayakta olduğu sırada geliyor müjde, meleklerle...
Bazen insan “ben acaba iyi, Allah tarafından sevilen bir kul değil miyim ki duam kabul olmuyor” şeklinde karamsarlığa kapılıp, haksızca yargılayabilir kendini. Bu noktada Hz. Yakup’u ya da Hz. Musa’nın annesini hatırlamalı... Her ikisi de evladını yitiriyor... Her ikisi de dua ediyor... Kaldı ki Hz. Yakup bir peygamber... Yıllar yıllar sonra kabul oluyor duası ve kavuşuyor gözünün nuru Yusuf’una... Artık genç bir adam olmuş Yusuf... Oysa Hz. Musa’nın annesi 24 saat geçmeden kavuşuyor yavrusuna, kucağına sarmalayıp emziriyor yavrusunu...
فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادَتْ iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْمَلٰٓئِكَةُ fail olup damme ile merfûdur. هُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي cümlesi, نَادَتْهُ ’ deki mef’ûlun zamirinden veya الْمَلٰٓئِكَةُ ’ in hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. قَٓائِمٌ haber olup damme ile merfûdur. يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِ cümlesi, munfasıl zamir هُوَ ’ nin ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
يُصَلّ۪ي fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُوَ ’dir. فِي الْمِحْرَابِ car mecruru يُصَلّ۪ي fiiline veya ism-i fail قَٓائِمٌ ‘ a mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُصَلّ۪ي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi صلو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
قَٓائِمٌ ; sülâsi mücerredi قوم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقاً بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّداً وَحَصُوراً وَنَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
İsim cümlesidir. أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
اللّٰهَ lafza-i celâl اَنَّ ’ nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُبَشِّرُ cümlesi, أَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf harf-i cer ile نَادَتْهُ fiiline mütealliktir. Takdiri; نادته الملائكة بأنّ الله يبشّرك şeklindedir.
Fiil cümlesidir. يُبَشِّرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِيَحْيٰى car mecruru يُبَشِّرُ fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Muzâf mahzuftur. Takdiri; بولادة يحيى şeklindedir.
مُصَدِّقًا kelimesi يَحْيٰى ’ nın hali olup fetha ile mansubdur. بِكَلِمَةٍ car mecruru ism-i fail مُصَدِّقًا ’ a mütealliktir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru كَلِمَةٍ ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir.
سَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا kelimeleri, atıf harfi وَ ’ la مُصَدِّقًا’ a matuftur. مِنَ الصَّالِح۪ينَ car mecruru نَبِيًّا ‘ in mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
يُبَشِّرُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بشر ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مُصَدِّقًا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i failidir.
صَّالِح۪ينَ ; sülâsi mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَيِّدًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَصُورًا ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقاً بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّداً وَحَصُوراً وَنَبِياًّ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İlk cümle olan فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
وَ ’ la gelen هُوَ قَٓائِمٌ يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ cümlesi, نَادَتْهُ ’ daki هُ zamirinin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَٓائِمٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يُصَلّ۪ي فِي الْمِحْرَابِۙ cümlesi, ikinci haberdir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün muzari fiil sıygasında cümle olarak gelmesi gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’ nin dahil olduğu اَنَّ اللّٰهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيٰى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللّٰهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ cümlesi masdar tevilinde takdir edilen بِۙ harf-i ceriyle نَادَتْهُ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlin müsnedün ileyh olarak gelmesi, telezzüz ve teberrük içindir.
Müsnedin … يُبَشِّرُكَ şeklinde muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
بِكَلِمَةٍ car-mecruru, مُصَدِّقًا ‘a, مِنَ اللّٰهِ car-mecruru ise بِكَلِمَةٍ ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِكَلِمَةٍ ‘ deki nekrelik tazim ifade eder.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ kelimeleri, atıf harfi وَ ‘ la hal konumundaki مُصَدِّقًا ‘ a atfedilmişlerdir. Ciheti camiâ tezayüftür.
Ism-i fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenme anlamı ifade eden الصَّالِح۪ينَ başındaki مِنَ harfi ceriyle, نَبِيًّا ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir.
بِيَحْيٰى ‘ nın hali olan مُصَدِّقًا kelimesi ism-i faildir. سَيِّدًا - حَصُورًا kelimeleri sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
يَحْيٰى ’ nın kelimeyi tasdik edici, efendi, iffetli ve salihlerden bir peygamber olma özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
يَحْيٰى yaşayan demektir. Muzari fiildir. Kevn-i lâhik alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı kullanılmıştır. Daha peygamber olmamış bir çocuktan gelecekteki haliyle bahsedilmiştir.
بِكَلِمَةٍ sözüylede Hz. İsa müjdelenmiştir. Çünkü o, Allah’tan bir kelime ile var olmuştur.
مُصَدِّقًا - سَيِّدًا - حَصُورًا- الصَّالِح۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Allah lafızlarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Muhabbeti ve müjde sevincini artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَنَادَتْهُ الْمَلٰٓئِكَةُ [Melekler ona seslendi.] ifadesinde seslenen Cebrail (a.s)’dır. Meleklerin reisi olduğundan, onun şanını tazim için topluluk ismi zikredilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
İmam Mâtüridî şöyle demiştir: Bir görüşe göre Yahya, Allah Teâlâ’nın Hayy isminden türemiş bir isimdir. Allah Teâlâ bir lütuf olarak ona bu ismi vermiştir.
Bir rivayete göre din ve insanlık, ilim ve hikmet yahut güzel ahlâk onunla ihya olduğu için bu isim kendisine verilmiştir. Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: Annesinin kısırlığı onun sayesinde hayat bulduğu [yani kısırlığı ortadan kalktığı] için bu ismi almıştır. Hüseyin b. Fazl el-Becelî şöyle demiştir: Allah Teâlâ onu itaatle ihya ettiği ve asla günah işlemediği ve günah işlemeye de kalkışmadığı için bu ismi almıştır.
Bir görüşe göre kendisine iman edenlerin kalbini ihya ettiği için bu ismi almıştır.
Kuşeyrî şöyle demiştir: Hz. Yahya, kalbi Allah ile yaşadığı için bu ismi almıştır.
Yahya kelimesi kalbedilmeye çalışılsa, edilmez (harflerinin yerleri değiştirilmez), olduğu gibidir, başı sonuna sonu başına benzer. Yahya (a.s) da aynıdır; başta da sonda da zahirde de batında da yahyadır (yaşayandır). (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t- tefsîr)
سَيِّدًا [Efendi] ifadesi Hz. Yahya’ya ait bir niteliktir. Yani kavmine iyi huy ve sıfatlarda üstünlük sağlayan ve bu özelliği sayesinde onların reisliğini hak eden demektir.
نَبِيًّا [Peygamber olarak] ifadesi zamanı gelince kendisine vahyedilen bir kişi olarak anlamındadır. Bu kelime yükseklik anlamındaki نبو kökünden gelir. Hemzelenirse haber anlamındaki نبئ kökünden gelir. Yani Allah’tan haber veren demek olur. نبي sözlükte geniş ve açık yol anlamına da gelir. Peygamberler, Allah’a giden yollardır. مِنَ الصَّالِح۪ينَ [Ve salihlerden olarak] ifadesi peygamberlerden biri olarak anlamındadır. Salah bütün hayırlarla birlikte bulunan bir meziyettir. Salih olan Allah’ın mahlukatının haklarını verendir. Bir görüşe göre salih kişi kendisinde fesatlık bulunmayan kişidir. Bir görüşe göre [salihlerdendi] demek peygamberlerdendi demektir. Çünkü Allah Teâlâ peygamberlere salihler demiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وهُوَ قائِمٌ cümlesi hal cümlesidir. Zikredilmesindeki maksat namazda yapılan duaya icabetin hızlı olduğunu beyan etmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)