اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ٣٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِينَ | onlar ki |
|
| 2 | إِذَا | zaman |
|
| 3 | ذُكِرَ | anıldığı |
|
| 4 | اللَّهُ | Allah |
|
| 5 | وَجِلَتْ | titrer |
|
| 6 | قُلُوبُهُمْ | kalbleri |
|
| 7 | وَالصَّابِرِينَ | ve sabrederler |
|
| 8 | عَلَىٰ | (başlarına) |
|
| 9 | مَا | edene |
|
| 10 | أَصَابَهُمْ | isabet |
|
| 11 | وَالْمُقِيمِي | ve kılarlar |
|
| 12 | الصَّلَاةِ | namazı |
|
| 13 | وَمِمَّا | ve şeylerden |
|
| 14 | رَزَقْنَاهُمْ | kendilerini rızıkandırdığımız |
|
| 15 | يُنْفِقُونَ | (Allah yoluna) harcarlar |
|
اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl önceki ayetteki الْمُخْبِت۪ينَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası şart ve cevabıdır. Îrabtan mahalli yoktur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ذُكِرَ اللّٰهُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ذُكِرَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl naib-i fail olup damme ile merfûdur.
Şartın cevabı وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ ’dur.
وَجِلَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. قُلُوبُهُمْ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الصَّابِر۪ينَ atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki الْمُخْبِت۪ينَ ’ye matuf olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. مَٓا müşterek ism-i mevsûl عَلٰى harfi ceriyle الصَّابِر۪ينَ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَصَابَهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَصَابَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
الْمُق۪يمِي atıf harfi وَ ’la الصَّابِر۪ينَ ‘ye matuf olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. İzafetten dolayı ن harfi hazfedilmiştir. الصَّلٰوةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصَابَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi صوب ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
الصَّابِر۪ينَ , sülâsi mücerredi صبر olan fiilin ism-i failidir.
الْمُق۪يمِي ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ما müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle يُنْفِقُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası رَزَقْنَاهُمْ ’dur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, رزقناهم إيّاه. şeklindedir. Îrabtan mahalli yoktur.
رَزَقْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.
يُنْفِقُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
يُنْفِقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نفق ’dir.
اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Fasılla gelen ayette has ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki الْمُخْبِت۪ينَۙ ’nin sıfatıdır. Şart üslubunda gelmiş sıla cümlesinde اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir.
ذُكِرَ اللّٰهُ şart cümlesi aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
ذُكِرَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ cümlesinde cüz kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Kalp insanın düşünce ve fikirlerine yön veren en önemli organıdır.
وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ terkibi tezayüf nedeniyle, اَلَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir.
Harfi cerle الصَّابِر۪ينَ ’ye müteallık müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sılası olan اَصَابَهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
الصَّابِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. Bu kalıp الصَّابِر۪ينَ ’nin müteallik almasını mümkün kılmıştır.
وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ izafeti tezayüf nedeniyle, اَلَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir. الْمُق۪يمِي ‘nin sonundaki nun, izafet nedeniyle hazfedilmiştir. Bu izafet lafzî olduğu için muzafın, marife gelmesi caizdir. الصَّلٰوةِۙ muzâfun ileyhtir.
الْمُق۪يمِي , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.
وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durur, direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir.
Ayetin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan son cümlesi وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ , sıfat olan اَلَّذ۪ينَ ’nin sılasına matuftur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ car mecruru ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan يُنْفِقُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
يُنْفِقُونَ fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَّا ‘nın sıla cümlesi olan رَزَقْنَاهُمْ , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَزَقْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Ayetin başındaki lafz-ı celâlden bu cümlede azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
Allah’ı zikreden kimselerin halleri (Kalpleri titreyen, başlarına gelen sıkıntılara sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verilen rızıklardan infak eden) sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.
Muzari fiil, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Burada müminler اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ [Allah anılınca onların kalpleri korkar.] şeklinde tavsif edilmiştir. Böylece onların üzerinde Allah'ın ikâbından duyulan endişeler ile Allah için duydukları huşu ve huzûları müşahede edilir. Bu korkunun insan üzerinde iki neticesi vardır:
a) Kötülüklere karşı sabır ki bu, ayetteki وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ [Onlar kendilerine isabet edenlere ve Allah'tan olan şeylere sabredenlerdir] ifadesi ile anlatılmıştır. Çünkü kötülükler; hastalıklar, sıkıntılar ve musibetler gibi sabredilmesi gereken şeylerdir. Müslümanlara, zalimler tarafından yapılan kötülük ve musibetlere sabretmek vacip değildir. Aksine bunları savuşturmak mümkün olduğunda savaşmakla da olsa onları savuşturmak gerekir.
b) Hizmet (ibadet) ile meşgul olmak. İnsana göre en kıymetli şey canı ile malıdır. İnsanın canı ile hizmeti (ibadeti) namazıdır. Bu da ayetteki, وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِ [Namazı dosdoğru kılanlar.] ifadesi ile anlatılır. Mal ile yapılan hizmet (ibadet) ise وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ [Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcar, infak ederler.] ifadesi ile anlatılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)