6 Haziran 2025
Hac Sûresi 31-38 (335. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Hac Sûresi 31. Ayet

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ  ٣١


Allah’a yönelen, O’na ortak koşmayan kimseler (olun). Kim Allah’a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حُنَفَاءَ hanifler olun ح ن ف
2 لِلَّهِ Allah’ı
3 غَيْرَ غ ي ر
4 مُشْرِكِينَ ortak koşmadan ش ر ك
5 بِهِ O’na
6 وَمَنْ ve kim
7 يُشْرِكْ ortak koşarsa ش ر ك
8 بِاللَّهِ Allah’a
9 فَكَأَنَّمَا sanki gibidir
10 خَرَّ düşmüş خ ر ر
11 مِنَ -ten
12 السَّمَاءِ gök- س م و
13 فَتَخْطَفُهُ ve kendisini kapıyor خ ط ف
14 الطَّيْرُ kuş ط ي ر
15 أَوْ veya
16 تَهْوِي sürüklüyor ه و ي
17 بِهِ onu
18 الرِّيحُ rüzgar ر و ح
19 فِي
20 مَكَانٍ bir yere ك و ن
21 سَحِيقٍ uzak س ح ق

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ

 

حُنَفَٓاءَ  kelimesi  اجْتَنِبُوا ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur.  لِلّٰهِ  car mecruru  حُنَفَٓاءَ’ye mütealliktir.

غَيْرَ  ikinci hal olup fetha ile mansubdur.  مُشْرِك۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  بِه۪  car mecruru  مُشْرِك۪ينَ ’ye mütealliktir.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُشْرِك۪ينَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حُنَفَٓاءَ ; müfredi حنيف  olan sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُشْرِكْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِاللّٰهِ  car mecruru  يُشْرِكْ  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

كَاَنَّمَا, kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir.  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اَنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

خَرَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. مِنَ السَّمَٓاءِ  car mecruru  خَرَّ  fiiline mütealliktir. 

فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ  cümlesi, mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هُو  şeklindedir.

فَ  atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَخْطَفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الطَّيْرُ  fail olup damme ile merfûdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تَهْو۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. بِ harf-i ceri tadiyye içindir.  بِهِ  car mecruru  تَهْو۪ي  fiiline mütealliktir. الرّ۪يحُ  fail olup damme ile merfûdur.  ف۪ي مَكَانٍ  car mecruru  تَهْو۪ي  fiiline mütealliktir.  سَح۪يقٍ  kelimesi  مَكَانٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُشْرِكْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

سَح۪يقٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ 

 

حُنَفَٓاء , önceki ayetteki  فَاجْتَنِبُوا  fiilinin failinden haldir.  مُشْرِك۪ينَ , tekid mahiyetinde gelmiş ikinci haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

لِلّٰهِ  car-mecruru  حُنَفَٓاءَ ‘ye, بِه۪  car-mecruru ise ism-i fail vezninde gelen  مُشْرِك۪ينَ ‘ye mütealliktir.

حُنَفَٓاءَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

حُنَفَٓاءَ - مُشْرِك۪ينَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ [Yalnız Allah'a yönelenler] olarak ifadesi, hakka istikamet üzere dosdoğru giden yahut teslimiyet arzeden kimseler olarak demektir. Hanîf kelimesi zıt anlamlı kelimelerdendir. Bu kelime hem istikamet hem de meyletmek anlamında kullanılır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ  [Allah için hanifler]; bütün dinleri bir tarafa bırakarak yalnızca O’nun dinini benimseyen Müslümanlar olarak O'na şirk koşmayanlar olarak manasındadır ve  “böyle yapın” anlamında makablinin manasını tekid mahiyetindedir. (Celâleyn Tefsiri) 


وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki … وَمَنْ يُعَظِّمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ  cümlesi, şarttır. مَنْ  şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki  يُشْرِكْ بِاللّٰهِ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

Teşbih harfinin dahil olduğu  اَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اَوْ  atıf harfiyle şartın cevabına atfedilen  اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Muzari fiil, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. تَهْو۪ي  fiiline müteallik  بِهِ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

تَهْو۪ي  fiiline müteallik olan  مَكَانٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ve tahkir ifade eder.

سَح۪يقٍ  kelimesi,  مَكَانٍ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

خَرَّ - فَتَخْطَفُهُ  kelimeleri arasında maziden muzariye geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.

حُنَفَٓاءَ - يُشْرِكْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, يُشْرِكْ - مُشْرِك۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde haşyet duygularını artırmak için zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesinde, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ [Kim Allah'a ortak koşarsa, o, sanki gökten düşmüş ve kuşlar onu kapıp almıştır.] cümlesinde teşbih-i temsili vardır. Çünkü vech-i şebeh, birkaç şeyden alınmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Bu ayette hem mürekkeb teşbih hem de mufarrak teşbih düşünülebilir. Bu iki ihtimale göre anlam şöyle açılır: Mürekkeb teşbihin var olduğu dikkate alınırsa, Allah’a şirk koşan kendini sonu olmayan bir helake atmış demektir. Bu durumdaki bir kişinin durumu, gökten düşüp kuşların kaptığı ve kursaklarında paramparça olduğu veya rüzgârın uzak helak dehlizlerine attığı kişiye benzetilmektedir. Mufarrak ihtimalinde ise yüceliğiyle iman göğe, imanı terk edip şirke düşen ise gökten düşene benzetiliyor. İman, yüceliği bakımından semaya benzetilmiştir. İmanı terkeden ve Allah’a şirk koşan ise gökten düşene; düşüncelerini dağıtan heva ve hevesleri, kapışan kuşlara; sapıklık vadisinde onu uzaklara atan şeytan, önüne kattığı şeyleri itlâf edici uçurumlara savuran rüzgâra benzetilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada; Allah katında değerini kaybetmiş, dalaletiyle alt üst olmuş, hiçbir değeri kalmamış müşriğin hali semadan düşen ve kendisini koruyacak ya da kurtaracak hiçbir şeyi olmayan, mecburen büyük bir tehlikenin içine yuvarlanan ve kuşların pençeleriyle didikleyerek paramparça ettiği veya rüzgârın çok uzaklara sürüklediği birinin haline benzetilmiştir. Müşrik ve Allah’ın nimetlerini inkâr eden birinin yaşadığı zavallılık ve parçalanmışlık hali korkunç bir şekilde tasvir edilmiştir. Ayet; temsîli teşbih şeklinde gelmiştir. Allah’ın himayesinden mahrum kalmış müşrik, semadan düşen ve her tarafı çeşitli tehlikelerle sarılmış birinin haline benzetilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ [Yahut rüzgâr onu uzak bir yere atmış gibi olur.] Çünkü şeytan onu sapıklığın içine atar, buradaki  اَوْ  edatı serbest bırakma içindir. Mesela, اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ (Bakara Suresi,19) ayetinde olduğu gibi ya da çeşitlilik içindir. Zira müşriklerden kurtulması mümkün olmayanlar olduğu gibi tövbe ile kurtulması mümkün olan da vardır ki bu da çok uzak bir ihtimaldir. Bunun bileşik teşbihlerden olması da mümkündür, o zaman mana şöyle olur: Kim Allah'a şirk koşarsa kendini öyle bir helak eder ki helak olanlardan birine benzer. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hac Sûresi 32. Ayet

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  ٣٢


Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ işte böyle
2 وَمَنْ ve kim
3 يُعَظِّمْ saygı gösterirse ع ظ م
4 شَعَائِرَ nişanlarına ش ع ر
5 اللَّهِ Allah’ın
6 فَإِنَّهَا şüphesiz bu
7 مِنْ -ndandır
8 تَقْوَى takvası- و ق ي
9 الْقُلُوبِ kalblerin ق ل ب

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, الأمر أو الشأن (Durum) şeklindedir. لِ  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  muhatap zamiridir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُعَظِّمْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. شَعَٓائِرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هَا  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْ تَقْوَى  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقُلُوبِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُعَظِّمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عظم ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayet-i kerîme’de îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذٰلِكَۗ  ismi işareti,  الأمر  veya  الشأن  şeklindeki mukadder bir mübtedanın haberidir. 

Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İşaret ismi burada kelamın iki parçasını ayırmak için kullanılmıştır. Maksat, kendisinden sonra zikredilecek olana dikkat çekmektir. İşaret ismiyle tenbih kastedilmiştir. Bu durumda arkasından gelen kelimenin haberi olması doğru olmaz. Haberi şöyle takdir edilebilir: ذَلِكَ بَيانٌ ، أوْ ذِكْرٌ (Bu bir açıklamadır veya hatırlatmadır). Veciz ifade yollarından biri olup bu kullanım meşhurdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesine dahil olan  وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz ifade kastına matuf olan  شَعَٓائِرَ اللّٰهِ   izafetinde Allah ismine muzaf olan  شَعَٓائِرَ  tazim edilmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  şeklinde  إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  car mecruru,  إِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.  

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

تَقْوَى الْقُلُوبِ  izafetinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan takvalı olmak özelliği, kalbe izafe  edilerek, kalp bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Ya da kalp sözcüğünde cüz kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Kalp zikredilerek şahsın zatı kastedilmiştir. Çünkü kalp, insanın en önemli organıdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Başlangıcının aynı olduğu 30. ayetle bu ayet arasında mukabele, tekrir sanatları vardır.

فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  cümlesi, yani  يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ , şüphesiz kalplerin takvasındandır. Yani kalpleri takvalı olanların fiillerindendir. Bu muzâflar hazf edilmiş olup onları takdir etmeden mana düzgün olmamaktadır. Çünkü ceza (cümlesinden) مَنْ  şart ismine irtibatı sağlamak için raci bir zamir bulunması gerekir. Özellikle kalpler zikredilmiştir çünkü kalpler takvanın merkezidir ve eğer kalplerde takva olursa ve oraya iyice yerleşirse onun belirtileri bütün organlarda kendisini gösterir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  [Şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.]  bunlara tazim etmek, takva sahibi kalplerin işlerindendir. Bu sıfatlar ve  مَنْ ’e giden ait zamiri hazf edilip kalpler zikredilmiştir; çünkü takvanın ve kötülüğün kaynağı onlardır ya da bu ikisini emreden onlardır. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl ; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Hac Sûresi 33. Ayet

لَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟  ٣٣


Sizin için onlarda belli bir zamana kadar birtakım yararlar vardır. Sonra da kurbanlık olarak varacakları yer Beyt-i Atik (Kâbe)’dir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَكُمْ sizin için vardır
2 فِيهَا onlarda
3 مَنَافِعُ menfaatler ن ف ع
4 إِلَىٰ -ye kadar
5 أَجَلٍ bir süre- ا ج ل
6 مُسَمًّى belirli س م و
7 ثُمَّ sonra
8 مَحِلُّهَا onların varacakları yer ح ل ل
9 إِلَى
10 الْبَيْتِ (Eski) Ev’dir [Kâbe] ب ي ت
11 الْعَتِيقِ Eski (Ev’dir) [Kâbe] ع ت ق

لَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟

 

İsim cümlesidir.  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  ف۪يهَا  car mecruru  مَنَافِـعُ ’nun mahzuf haline veya mahzuf habere mütealliktir. مَنَافِـعُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  اِلٰٓى اَجَلٍ  car mecruru  مَنَافِـعُ ’nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, مؤخّرة أو مؤجّلة şeklindedir. مُسَمًّى  kelimesi  اَجَلٍ ’in sıfatı olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.  

İsim cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. مَحِلُّـهَٓا  mübteda olup damme ile merfûdur.  Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلَى الْبَيْتِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.  الْعَت۪يقِ۟  kelimesi  الْبَيْتِ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından  فَ  harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْعَت۪يقِ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُسَمًّى  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludür. 

لَكُمْ ف۪يهَا مَنَافِـعُ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟

 

Ayet, istînâfiyye veya ta’liliyedir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. İhtimam için takdim edilen  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَنَافِـعُ  muahhar mübtedadır.

ف۪يهَا  car-mecruru, مَنَافِـعُ ‘nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

ف۪يهَا  car-mecrurundaki hedy kurbanlarına aid zamire dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen kurbanlar, mazruf mesabesindedir. Kurbanlardan elde edilen fayda, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Cümlede müsnedün ileyh olan  مَنَافِـعُ ’nun nekre gelmesi tazim ve kesret ifade etmiştir. Bu kelimeler müntehel cumû olduğu için tenvin almamışlardır. 

مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında lafzen ve manen ittifak vardır.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟ , mahzuf habere mütealliktir.

الْعَت۪يقِ ; ْkadim, eski demektir. Çünkü Beytullah insanlar için kurulan ilk evdir.

الْعَت۪يقِ  kelimesi  بِالْبَيْتِ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى [Belli bir vakte kadar] yani kurban kesilip, eti tasaddukta bulunulup da ondan yenildiği ana kadar demektir.  ثُمَّ  zaman itibariyle sonralık ifade eder; fiil aralığında belli bir zamanın geçtiğini bildirir. Burada ise istiare yoluyla haller için kullanılmıştır. Mana şöyledir: Hedy kurbanlarında sizin için dünyanızda ve ahiretinizde pek çok fayda vardır.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

ثُمَّ  edatı vakitteki ertelemeye de muhtemeldir, derece ertelemeye de muhtemeldir. Yani onlarda sizin için kesim vaktine kadar dünyevî faydalar vardır, arkasından da ondan daha büyük faydalar vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Ayetteki şiarlar, hac ibadetleri ve nişaneleridir. Yani hac günleri sona erinceye değin, hac menasikinin ifasında ve hac şiarlarının ikame edilmesinde sizin için ecir ve sevap menfaatleri vardır. Sonra insanların ihramlı bulunma süresi, hac menasiki eda edildikten sonra bayramın birinci günü yapacakları ziyaret tavafı ile sona erer. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada haber ile kastedilen, ثُمَّ مَحِلُّـهَٓا اِلَى الْبَيْتِ الْعَت۪يقِ۟  sözünün karinesiyle hedy sınıfı olan sığırların türüdür. Hitap zamiri müminlere yöneliktir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Hac Sûresi 34. Ayet

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۜ فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَـهُٓ اَسْلِمُواۜ وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ  ٣٤


Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilâhınız bir tek ilâhtır. Şu hâlde yalnız O’na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلِكُلِّ ve hepsi için ك ل ل
2 أُمَّةٍ ümmetin ا م م
3 جَعَلْنَا biz koyduk ج ع ل
4 مَنْسَكًا bir kurban ibadeti ن س ك
5 لِيَذْكُرُوا anmaları için ذ ك ر
6 اسْمَ adını س م و
7 اللَّهِ Allah’ın
8 عَلَىٰ üzerine
9 مَا şey
10 رَزَقَهُمْ rızık olarak verilen ر ز ق
11 مِنْ -dan
12 بَهِيمَةِ hayvanlar- ب ه م
13 الْأَنْعَامِ (kurbanlık) ن ع م
14 فَإِلَٰهُكُمْ ilahınız ا ل ه
15 إِلَٰهٌ ilahtır ا ل ه
16 وَاحِدٌ bir tek و ح د
17 فَلَهُ yalnız O’na
18 أَسْلِمُوا teslim olun س ل م
19 وَبَشِّرِ ve müjdele ب ش ر
20 الْمُخْبِتِينَ samimi insanları خ ب ت
Enes ibni Mâlik (ra) diyir ki:” Resûlullah (sav) (Veda haccında) kendi eliyle ayakta yedi deve kurban etti. Medine’de ise yine kendi eliyle pek güzel boynuzlu olan iki koçu kurban etti. “
( Buhâri, Hac 117,119; Müslim, Edâhi 17,18).

Riyazus Salihin, 641 Nolu Hadis
Ebû Ya’lâ Şeddâd ibni Evs radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah Teâlâ her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde, bu işi can yakmayacak şekilde yapın. Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman, ona eziyet vermeyecek güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin.”
(Müslim, Sayd 57. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edâhî 11; Tirmizî, Diyât 14; Nesâî, Dahâyâ 22, 26, 27; İbni Mâce, Zebâih 3)

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. لِكُلِّ  car mecruru amili  جَعَلْنَا  ‘nın mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir.  اُمَّةٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. مَنْسَكاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لِ  harfi,  يَذْكُرُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, لِ  harf-i ceriyle  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. 

يَذْكُرُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اسْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl عَلٰى  harf-i ceriyle  يَذْكُرُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  رَزَقَهُمْ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

رَزَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mefulün bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ بَه۪يمَةِ  car mecruru  رَزَقَهُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْاَنْعَامِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.   

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 


 فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ فَلَـهُٓ اَسْلِمُواۜ 

 

İsim cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir. اِلٰهُكُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِلٰهٌ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. وَاحِدٌ  kelimesi  اِلٰهٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن طلبتم رضاه (Onun rızasını isterseniz) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَـهُٓ  car mecruru  اَسْلِمُوا  fiiline mütealliktir. اَسْلِمُوا   fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

وَاحِدٌۚ  sayı,  اِلٰهٌ  onun temyizidir. 1 ve 2 sayısında önce temyiz, sonra sayı gelir. Sayı sıfat, temyiz mevsûf olur. Bu yüzden sayı temyize cinsiyet, sayı, belirlilik-belirsizlik ve îrab bakımından uymak zorundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَسْلِمُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  سلم ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَشِّر  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. الْمُخْبِت۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

الْمُخْبِت۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلِكُلِّ اُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكاً لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۜ 

 

وَ  istînafiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)  

جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لِكُلِّ اُمَّةٍ  car mecruru, amili, جَعَلْنَا  fiili olan mahzuf mukaddem mef’ûle mütealliktir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Muzafun ileyh olan  اُمَّةٍ ‘deki nekrelik nev ve umum ifade eder.

İkinci mef’ûl olan  مَنْسَكاً ‘deki nekrelik tazim içindir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِ  cümlesi, harf-i cerle  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اسْمَ اللّٰهِ  izafeti,  اسْمَ ‘ye tazim içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Harf-i cerle  يَذْكُرُوا  fiiline müteallik müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  رَزَقَهُمْ مِنْ بَه۪يمَةِ الْاَنْعَامِۚ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

عَلٰى مَا رَزَقَهُمْ  ibaresindeki  عَلٰى  harf-i ceri mülâbese veya musahabe içindir. 

بَه۪يمَةِ - الْاَنْعَامِۚ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

جَعَلْنَا - اللّٰهِ  kelimeleri arasında mütekellimden, söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.

Burada  اُمَّةٍ ’den maksat, hak din mensuplarıdır. Ayetin metnindeki  مَنْسَكاً (kurban kesmek) kelimesi bir kıraate göre  مَنْسِك  olarak okunmaktadır. Buna göre kurban yeri demektir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ [Allah'ın adını ansınlar diye] denilmesi, kurban kesmekten asıl gayenin mabûdu birlemek olduğuna dikkat çekmek içindir. Dört ayaklı hayvanlar denilmesi, kurbanın bu hayvanlardan olmasının zorunlu olduğuna dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 

فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ 

 

فَ , istînâfiyyedir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاحِدٌ  kelimesi  اِلٰهٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اللّٰهِ - اِلٰهٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası,  اِلٰهٌ  kelimesinin tekrarında ve bu kelimeler arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı sanatları vardır. 

Muktezâ-i zâhire göre inkârî haber üslubunda gelmesi gerekirken, muktezâ-i zâhirin hilafına olarak tekitsiz gelen cümle lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayet-i kerimede, Allah’ı inkâr eden kişi, Allah’ı inkâr etmeyen kimsenin yerine konulduğu için haber tekidsiz gelmiştir. Çünkü inkârcılar hakkıyla düşündüklerinde çevrelerinde Allah’tan başka ilah olmadığını gösteren birçok delilin var olduğunu görecekler. Bu ayette ibtidaî haber, inkârî haberin yerine kullanıldığı için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. (Sâbûnî, Safvetu't Tefasir) 

إلَهٍ  kelimesinde tenkir sayı ifadesi için değil nev içindir. Çünkü maksat bunlardan biri değil her çeşididir. Zaten bir manası; ayetteki  واحِدٌ [bir] kelimesinden anlaşılmaktadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

Burada bir tek ilâh anlamında  اِلٰهٌ وَاحِدٌ  denilmiş, çünkü amaç, Allah'ın hepsinin tek ilâhı olduğunu beyan etmenin yanı sıra kendi zatında da tek olduğunu beyan etmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

فَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌ [İlâhınız tek bir ilâhtır.] Bununla, insanın bütün mükellefiyetlerde, sadece Allah'a inkıyâd etmesi kastedilmiştir. Kim Allah'a inkiyâd ederse “muhbit (mütevazı)” olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَلَـهُٓ اَسْلِمُواۜ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.   

Takdiri,  إن طلبتم رضاه (Eğer onun rızasını isterseniz…) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan  فَلَـهُٓ اَسْلِمُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümlede car mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

İki tekit hükmündeki kasr, car-mecrur ve fiil arasındadır. Takdim kasrında takdim edilen her zaman maksûrun aleyh, tehir edilen ise maksûrdur. لَـهُٓ  maksûrun aleyh/mevsuf,  اَسْلِمُوا  maksûr/sıfat olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l mevsûftur. 


 وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ

وَ , istînâfiyyedir. 

Ayetin bu son cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Alçak gönüllü ve samimi olanlar, bunun karşılığı olan mükâfatı görecektir. Dolayısıyla bu ifade lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

بَشِّرِ  fiili, تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en belirgin anlam, kesrettir.

Cümlede zamir makamında,  الْمُخْبِت۪ينَ  zahir ismin zikredilmesi ıtnâb sanatıdır.

Ayetin öncesinde bahsi geçen kimselerin zamir makamında zahir isimle muhbit olarak ifade edilmesi onları tazim ifade etmiştir. Bu ifadede iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

الْمُخْبِت۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

Bu cümlede müjdesi verilen şeyin hazf edilmesi tazim içindir. Sanki, onları fehimlerin anlamayacağı ve sözlerin ifade edemeyeceği şeylerle müjdele buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَبَشِّرِ الْمُخْبِت۪ينَۙ  ifadesinde önemlerine ve şereflerine binaen zamir yerine zahir isim getirilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Hac Sûresi 35. Ayet

اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ  ٣٥


Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar ki
2 إِذَا zaman
3 ذُكِرَ anıldığı ذ ك ر
4 اللَّهُ Allah
5 وَجِلَتْ titrer و ج ل
6 قُلُوبُهُمْ kalbleri ق ل ب
7 وَالصَّابِرِينَ ve sabrederler ص ب ر
8 عَلَىٰ (başlarına)
9 مَا edene
10 أَصَابَهُمْ isabet ص و ب
11 وَالْمُقِيمِي ve kılarlar ق و م
12 الصَّلَاةِ namazı ص ل و
13 وَمِمَّا ve şeylerden
14 رَزَقْنَاهُمْ kendilerini rızıkandırdığımız ر ز ق
15 يُنْفِقُونَ (Allah yoluna) harcarlar ن ف ق

اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ 

 

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl önceki ayetteki  الْمُخْبِت۪ينَ ’nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası şart ve cevabıdır. Îrabtan mahalli yoktur.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ذُكِرَ اللّٰهُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ذُكِرَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i  celâl naib-i fail olup damme ile merfûdur.

Şartın cevabı  وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ ’dur.  

وَجِلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis  alametidir.  قُلُوبُهُمْ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

الصَّابِر۪ينَ  atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  الْمُخْبِت۪ينَ ’ye matuf olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  عَلٰى  harfi ceriyle  الصَّابِر۪ينَ ’ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَصَابَهُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَصَابَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

الْمُق۪يمِي  atıf harfi وَ ’la  الصَّابِر۪ينَ ‘ye matuf olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. İzafetten dolayı  ن  harfi hazfedilmiştir. الصَّلٰوةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَصَابَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  صوب ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الصَّابِر۪ينَ , sülâsi mücerredi صبر  olan fiilin ism-i failidir.

الْمُق۪يمِي ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ما  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  يُنْفِقُونَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  رَزَقْنَاهُمْ ’dur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, رزقناهم إيّاه. şeklindedir. Îrabtan mahalli yoktur.

رَزَقْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubtur.

يُنْفِقُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُنْفِقُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

 

Fasılla gelen ayette has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ , önceki ayetteki  الْمُخْبِت۪ينَۙ ’nin sıfatıdır. Şart üslubunda gelmiş sıla cümlesinde اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir.

ذُكِرَ اللّٰهُ  şart cümlesi aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

ذُكِرَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi  وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ  müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ  cümlesinde cüz kül alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Kalp insanın düşünce ve fikirlerine yön veren en önemli organıdır.

وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ  terkibi tezayüf nedeniyle, اَلَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir.

Harfi cerle  الصَّابِر۪ينَ ’ye müteallık müşterek ism-i mevsûl  مَٓا ‘nın sılası olan  اَصَابَهُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

الصَّابِر۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. Bu kalıp الصَّابِر۪ينَ ’nin müteallik almasını mümkün kılmıştır. 

وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ  izafeti tezayüf nedeniyle, اَلَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir. الْمُق۪يمِي ‘nin sonundaki nun, izafet nedeniyle hazfedilmiştir. Bu izafet lafzî olduğu için muzafın, marife gelmesi caizdir. الصَّلٰوةِۙ  muzâfun ileyhtir. 

الْمُق۪يمِي , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durur, direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir.

Ayetin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan son cümlesi  وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ , sıfat olan  اَلَّذ۪ينَ ’nin sılasına matuftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ  car mecruru ihtimam ve fasılaya riayet için amili olan  يُنْفِقُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

يُنْفِقُونَ  fiiline müteallik mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَّا  ‘nın sıla cümlesi olan  رَزَقْنَاهُمْ  , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

رَزَقْنَاهُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Ayetin başındaki lafz-ı celâlden bu cümlede azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

Allah’ı zikreden kimselerin halleri (Kalpleri titreyen, başlarına gelen sıkıntılara sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verilen rızıklardan infak eden) sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Muzari fiil, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Burada müminler  اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ  [Allah anılınca onların kalpleri korkar.] şeklinde tavsif edilmiştir. Böylece onların üzerinde Allah'ın ikâbından duyulan endişeler ile Allah için duydukları huşu ve huzûları müşahede edilir. Bu korkunun insan üzerinde iki neticesi vardır:

a) Kötülüklere karşı sabır ki bu, ayetteki  وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ  [Onlar kendilerine isabet edenlere ve Allah'tan olan şeylere sabredenlerdir] ifadesi ile anlatılmıştır. Çünkü kötülükler; hastalıklar, sıkıntılar ve musibetler gibi sabredilmesi gereken şeylerdir. Müslümanlara, zalimler tarafından yapılan kötülük ve musibetlere sabretmek vacip değildir. Aksine bunları savuşturmak mümkün olduğunda savaşmakla da olsa onları savuşturmak gerekir.

b) Hizmet (ibadet) ile meşgul olmak. İnsana göre en kıymetli şey canı ile malıdır. İnsanın canı ile hizmeti (ibadeti) namazıdır. Bu da ayetteki, وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِ  [Namazı dosdoğru kılanlar.]  ifadesi ile anlatılır. Mal ile yapılan hizmet (ibadet) ise  وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ  [Kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcar, infak ederler.] ifadesi ile anlatılmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Hac Sûresi 36. Ayet

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌۗ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّۚ فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ وَالْمُعْتَرَّۜ كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  ٣٦


Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالْبُدْنَ kurbanlık develeri ب د ن
2 جَعَلْنَاهَا yaptık ج ع ل
3 لَكُمْ sizin için
4 مِنْ -nden
5 شَعَائِرِ işaretleri- ش ع ر
6 اللَّهِ Allah’ın
7 لَكُمْ sizin için vardır
8 فِيهَا onlarda
9 خَيْرٌ hayır خ ي ر
10 فَاذْكُرُوا anın (da boğazlayın) ذ ك ر
11 اسْمَ adını س م و
12 اللَّهِ Allah’ın
13 عَلَيْهَا üzerlerine
14 صَوَافَّ (kurban için) sıra halinde dururlarken ص ف ف
15 فَإِذَا zaman
16 وَجَبَتْ düştüğünde و ج ب
17 جُنُوبُهَا yanları üzerine (canları çıkınca) ج ن ب
18 فَكُلُوا yeyin ا ك ل
19 مِنْهَا onlardan
20 وَأَطْعِمُوا ve yedirin ط ع م
21 الْقَانِعَ kanaat edip isteyemeyene ق ن ع
22 وَالْمُعْتَرَّ ve isteyene ع ر ر
23 كَذَٰلِكَ işte böyle
24 سَخَّرْنَاهَا onları boyun eğdirdi س خ ر
25 لَكُمْ size
26 لَعَلَّكُمْ umulur ki
27 تَشْكُرُونَ şükredersiniz ش ك ر

Bedene بدن :  بَدَنٌ kelimesi cüsse (جُثَّة) ile eş anlamlıdır. Fakat beden (بَدَنٌ) sözcüğü cüssenin büyüklüğü/iriliği göz önünde bulundurularak kullanılırken, cesed (جَسَدٌ) sözcüğü ise rengi göz önüne alınarak kullanılır. Çoğulu ise بُدْنٌ şeklinde gelir. Ayrıca şişmanlığından dolayı semiz deve ve ineğe de بَدَنَة denmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de iki isim formunda  sadece 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli bedendir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

 Vecebe  وجب :

  وُجُوبٌ yerinde sabit olmak, hiçbir yere kıpırdamamak anlamındadır. Vacip واجِبٌ ise birkaç şekilde kullanılır:  Birincisi: Mümkün sözcüğünün mukabili/zıt anlamlısı olarak kullanılır.

 İkincisi: Yapılmadığı takdirde yapanın kınanmayı hak edeceği şeyle ilgili kullanılır. Bu da iki çeşittir: 1- Aklen vacip olan. Örneğin Allah'ın birliği ve Peygamberliğin bilinmesi gibi.. 2- Şer'i olarak vacip olan. Örneğin yapmakla yükümlü tutulduğumuz ibadetler gibi..

  Sülasi  fiilinin düşmek manası vardır.  kavramı ise Yüce Allah'ın kendileri için ateşi, Cehennemi vacip kıldığı kebâir/büyük günahlar مُوجِبات sözcüğüyle ifade edilmiştir.

 Fukaha ise Vacip terimi için 'kişinin yapmadığı takdirde azaba müstehak olduğu şeydir' demişlerdir.  (Müfredat)

   Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda 1 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
  Türkçede kullanılan şekilleri vacip, icab, vücûb, mücib ve vecibedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌۗ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. الْبُدْنَ  mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.Takdiri,  جَعَلْنَا  şeklindedir.

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَكُمْ  car mecruru  جَعَلْنَاهَا  fiiline mütealliktir. مِنْ

شَعَٓائِرِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌ  cümlesi, جَعَلْنَاهَا ‘daki zamirin hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. ف۪يهَا  car mecruru mübtedanın mahzuf haline mütealliktir. خَيْرٌ  haber olup damme ile merfûdur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرٌ ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

خَيْرُ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

 

 

فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّۚ 

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن نحرتموها (Ona ihtiram, saygı gösteriyorsak) şeklindedir.

اذْكُرُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اسْمَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْهَا  car mecruru  اذْكُرُوا  fiiline mütealliktir. صَوَٓافَّ  kelimesi  عَلَيْهَا’ daki zamirin hali olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

صَوَٓافَّ  ; sülâsi mücerredi  صفّ ‘nin cemisinin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)   

 

 

فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ وَالْمُعْتَرَّۜ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. وَجَبَتْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَجَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. جُنُوبُهَا  faili olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

كُلُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهَا  car mecruru  كُلُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَطْعِمُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْقَانِـعَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  الْمُعْتَرَّ  atıf harfi  وَ ’la  الْقَانِـعَ ’ye matuftur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَطْعِمُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  طعم ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الْقَانِـعَ ; sülasi mücerredi  قنع  olan fiilin ism-i failidir.

الْمُعْتَرَّ  ; sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

 

كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

Fiil cümlesidir. كَ  harf-i cerdir. Bu ibare,  سَخَّرْنَاهَا  fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir. ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur.  ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir. 

سَخَّرْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamir  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَشْكُرُونَ  cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

تَشْكُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

سَخَّرْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سخر ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌۗ 

وَ , istînafiyyedir.

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

الْبُدْنَ, takdiri  جَعَلْنَا  olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihidir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

الْبُدْنَ  kelimesi, بدنَ ’nin çoğuludur. Bedeninin iri olması sebebiyle bu adı almıştır.  بدنَ , özel olarak deve için kullanılır, çünkü Peygamber (s.a.v), sığır cinsini devenin yanında ayrıca zikretmiş ve “Bedene de sığır da yedi kişi adına kurban olur.” buyurmuştur. [Ebu Davud, “Edâhî”] 

الْبُدْنَ  kelimesinin amiline takdim edilmesi ihtimamı ve yüceltilmesi içindir. Kısaca deveyi ifade eden  البُدْنِ  kelimesiyle yetinilmiştir. Çünkü eti çok olduğu için kurbanlık hayvanda daha (kalitelidir) hayırlıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Tefsiriyye olarak fasılla gelen  جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَٓائِرِ اللّٰهِ لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌ  cümlesinin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

جَعَلْنَاهَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Veciz anlatım kastıyla gelen  شَعَٓائِرِ اللّٰهِ  izafeti, lafza-i celâle muzâf olan  شَعَٓائِرِ ’e tazim ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

جَعَلْنَاهَا ‘daki azamet zamirinden, شَعَٓائِرِ اللّٰهِ  ile lafz-ı celâle geçişte iltifat sanatı vardır.

لَكُمْ ف۪يهَا خَيْرٌ  cümlesi,  جَعَلْنَاهَا ’daki  هَا  zamirinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَكُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

Muahhar mübteda olan  خَيْرٌۗ ’daki tenvin kesret nev ve tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mübteda nekre geldiğinde  لَكُمْ ’un takdim edilmesi, tazim ve yüceltmek içindir.  ف۪يهَا ’nın mütealliki olan  خَيْرٌ ’e takdim edilmesi topladığı ve içerdiği faydalara ihtimam içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)      

 

 

 فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّۚ 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Bu cümleden önce mahzuf bir şart olduğuna işaret eder.

Takdiri  إن نحرتموها (Onları boğazladığınızda..) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi olan  فَاذْكُرُوا اسْمَ اللّٰهِ عَلَيْهَا صَوَٓافَّ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اسْمَ اللّٰهِ  izafeti,  اسْمَ ’e tazim içindir. Cümlede mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için tekrarlanmasında tecrîd, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

صَوَٓافّ  kelimesi  عَلَيْهَا’ daki zamirden halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 


 فَاِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ وَالْمُعْتَرَّۜ 

 

Şart üslubunda gelen cümle  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart manalı zaman zarfı  اِذَا ’nın muzâf olduğu mazi fiil sıygasında gelen  وَجَبَتْ جُنُوبُهَا  cümlesi, şarttır. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  فَكُلُوا مِنْهَا  cümlesi şartın cevabı, aynı zamanda  اِذَا ’nın müteallakıdır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَاَطْعِمُوا الْقَانِـعَ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi  وَ  ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.  

كُلُوا - اَطْعِمُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْقَانِـعَ  [Kanaatkâr, iffetli] - الْمُعْتَرَّ  [İsteyen, dilenci] kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır. وَجَبَتْ جُنُوبُهَا  [Yanları düştü] cümlesinde cinâs-ı nakıs vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Kurban edilen develerin yan üstü yere düşmeleri, kinaye olarak ölmeleri demektir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 كَذٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. كَذٰلِكَ , amili  سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ  olan mahzuf mukaddem mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Tecessüm ve cem’ ifade eden  كَذٰلِكَ  ile kurbanlık hayvanlara işaret edilmesi tazim içindir. 

سَخَّرْنَاهَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir. 

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi, s. 101)

كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)


 لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

Ayetin son cümlesi beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir. 

Terecci harfi  لَعَلَّ ‘nin dahil olduğu cümle gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Nitekim bu ayette de, Allah’a isnad edildiği için “umulur ki” manasına gelmez.  لَعَلَّ ‘de, şükretmeleri gerekirken şirk koştukları için müşriklere tariz vardır.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تَشْكُرُونَ ’  cümlesi müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Kur’an’da Allah’a isnad edilen  لَعَلَّ  sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58) 

Bunlar sebep bildirir, (lam-ı ta’lil manasındadır). ‘’Bunları yapın ki, muttaki olabilesiniz’’ demektir.

لَعَلَّ  edatı, terecci içindir, yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub (v. 106/724); لَعَلَّ  kelimesi “için” manasındadır, demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳā ʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tariz manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314) 

Hac Sûresi 37. Ayet

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ  ٣٧


Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَنْ
2 يَنَالَ ulaşmaz ن ي ل
3 اللَّهَ Allah’a
4 لُحُومُهَا onların etleri ل ح م
5 وَلَا ve ne de
6 دِمَاؤُهَا kanları د م و
7 وَلَٰكِنْ fakat
8 يَنَالُهُ O’na ulaşır ن ي ل
9 التَّقْوَىٰ takvanız و ق ي
10 مِنْكُمْ sizin
11 كَذَٰلِكَ böylece
12 سَخَّرَهَا onları boyun eğdirdi س خ ر
13 لَكُمْ size
14 لِتُكَبِّرُوا anmanız için ك ب ر
15 اللَّهَ Allah’ı
16 عَلَىٰ üzere
17 مَا diye
18 هَدَاكُمْ sizi doğru yola iletti ه د ي
19 وَبَشِّرِ ve müjdele ب ش ر
20 الْمُحْسِنِينَ güzel davrananları ح س ن
Resûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:” Allah sizin şekillerinize ve mallarınıza bakmaz; fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. 
(Müslim, Birr 33).

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يَنَالَ  fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهَ  lafza-i celâl mukaddem mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لُحُومُهَا  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

لَا  zaiddir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. دِمَٓاؤُ۬هَا  atıf harfi وَ ’la  لُحُومُهَا ’ya matuftur. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰكِنْ  istidrak harfidir. يَنَالُ  damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. التَّقْوٰى  fail olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. مِنْكُمْ  car mecruru  التَّقْوٰى ’nın mahzuf haline mütealliktir. Maksur isimdir.

İstidrak; düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir. Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine “istidrak” adı verilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

  كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ 

 

 

Fiil cümlesidir. كَ  harf-i cerdir. مثل “gibi” demektir. Bu ibare,  سَخَّرْنَاهَا  fiilinin mahzuf mef’ûlu mutlakına mütealliktir.  ذٰ  işaret ismi, sükun üzere mebni mahallen mecrur, ism-i mecrurdur. ل  harfi buud yani uzaklık belirten harf,  ك  muhatap zamiridir. 

سَخَّرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  هَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَكُمْ  car mecruru  سَخَّرَهَا  fiiline mütealliktir.

لِ  harfi, تُكَبِّرُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, لِ  harf-i ceriyle  سَخَّرَهَا  fiiline mütealliktir. 

تُكَبِّرُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اللّٰهَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  عَلٰى  harf-i ceriyle تُكَبِّرُوا  fiiline mütealliktir. 

هَدٰي  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

سَخَّرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سخر ’dır.

تُكَبِّرُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كبر ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

   وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ

 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. بَشِّر  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. الْمُحْسِن۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

بَشِّرِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بشر ’dır.

الْمُحْسِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını istikbala çeviren tekit harfi  لَنْ  ve olumsuzluğu kuvvetlendiren zaid  لَا  ile tekid edilmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  يَنَالَ  fiilinin mef’ûlü, ihtimam için faile takdim edilmiştir. Lafza-i celâlin, heybeti ve ikazı artırmak için zikredilmesinde tecrîd sanatı vardır.

Zaid nefiy harfinin dahil olduğu  وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا , temasül nedeniyle  لُحُومُهَا ‘ya atfedilmiştir.

İstidrak harfi  لٰكِنْ ’in dahil olduğu  وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ  cümlesi, makabline atıf harfi  وَ ‘la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

نَالُ  fiili,  التَّقْوٰى ’a isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan hedefe ulaşma fiili, takvaya nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

يَنَالَ  ve  يَنَالُهُ  kelimeleri arasında müşakele sanatı vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

لَنْ يَنَالَ اللّٰهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَٓاؤُ۬هَا  cümlesi ile  وَلٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوٰى مِنْكُمْۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يَنَالُ - لَنْ يَنَالَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı, لُحُومُهَا - دِمَٓاؤُ۬هَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

لٰكِنْ  şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, Bakara/12, c.1, s. 475)

لَنْ ; muzari fiili nasb eden nefy ve istikbal ifade eden bir harftir. Bununla yapılan nefy,  لَا  ile yapılan nefyden daha kuvvetlidir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)


كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ 

 

İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

كَذٰلِكَ , amili  سَخَّرَهَا  olan mahzuf mukaddem mef’ûlun mutlaka mütealliktir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Tecessüm ve cem’ ifade eden  كَذٰلِكَ  ile kurbanlık hayvanlara işaret edilmesi tazim içindir.  

Sebep bildiren masdar ve cer harfi  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِتُكَبِّرُوا اللّٰهَ عَلٰى مَا هَدٰيكُمْۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup başındaki harf-i cerle  سَخَّرَهَا  fiiline mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde haşyet duygularını artırmak için yapılan tekrarında ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Masdar harfi  مَا ’nın sılası olan  هَدٰيكُمْۜ , masdar teviliyle başındaki harf-i cerle  لِتُكَبِّرُوا  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَذٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ  ibaresi, önceki ayetteki cümlenin tekrarıdır. Allah’ı tekbir etmenin önemini ve sebebini vurgulamak için yapılan bu tekrarda itnab, tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَذٰلِكَ  kendinden önceki bir manaya işaret eder. Ancak çoğu zaman o da müstakil bir lafız değildir. Burada hem  كَ  hem de  ذٰ  işaret ismi aynı şeye işaret eder. Dolayısıyla bu durumu benzetecek yine kendisinden daha mükemmel bir şey bulunamadığını ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi, s. 101)

كَذٰلِكَ [İşte böyle], aslında uzaktaki bir nesneye işaret için kullanılır. Buradaki istimali, işaret edilen nimetin derecesinin, faziletteki mertebesinin yüksekliğini bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

مَا  edatının masdariye, haberiye (mevsûle ve mevsûfe) olma ihtimalleri vardır. Size gösterdiği şeye karşı yani, onları ram ve kurban etme yolunu gösterdiği şeye karşı demektir. عَلٰى  da  لِتُكَبِّرُوا ’ya mütealliktir, çünkü şükür manasını içermektedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)


 وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin bu son cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen irşat manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

بَشِّرِ  fiili, تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı en belirgin anlam, kesrettir.

Cümlede zamir makamında, الْمُحْسِن۪ينَ  şeklinde zahir ismin zikredilmesi iltifat ve ıtnâb sanatıdır.

الْمُحْسِن۪ينَ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

Bu cümlede müjdesi verilen şeyin hazf edilmesi tazim içindir. Sanki, onları fehimlerin anlamayacağı ve sözlerin ifade edemeyeceği şeylerle müjdele buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَبَشِّرِ الْمُحْسِن۪ينَ  ifadesinde önemlerine ve şereflerine binaen zamir yerine zahir isim getirilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Hitap, Müslümanlaradır. Hidayete erdiklerini ve hidayete göre hareket ettiklerini, böylece iyi işlerde bulunduklarını belirtmek için muktezâ-i zâhirin dışına çıkarılarak zamir makamında izhar ile üslup değiştirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bu cümlede müjdesi verilen şeyin hazf edilmesi tazim içindir. Sanki “Onları, fehimlerin anlamayacağı ve sözlerin ifade edemeyeceği şeylerle müjdele!” buyurmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hac Sûresi 38. Ayet

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  ٣٨


Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 اللَّهَ Allah
3 يُدَافِعُ defeder (şerri) د ف ع
4 عَنِ -den
5 الَّذِينَ kimseler-
6 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
7 إِنَّ şüphesiz
8 اللَّهَ Allah
9 لَا
10 يُحِبُّ sevmez ح ب ب
11 كُلَّ hiçbir ك ل ل
12 خَوَّانٍ hain خ و ن
13 كَفُورٍ inkarcıyı ك ف ر

Defe'a دفع :  دَفْعٌ kelimesi إلَى edatı ile geçişli olduğunda (müteaddi) verme veya teslim etme anlamına gelir. عَنْ edatı ile geçişli hale getirildiğinde ise himaye etme, koruma ya da savunma anlamlarına gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 10 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri def, defa, müdâfaa, müdâfi ve def-i hâcettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ 

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُدَافِـعُ  cümlesi, إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُدَافِـعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  عَنِ  harf-i ceriyle  يُدَافِـعُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

يُدَافِـعُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  دفع ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (işteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ve mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.    

 

 

اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  لَا يُحِبُّ  cümlesi,  إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. كُلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. خَوَّانٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.كَفُورٍ  kelimesi  خَوَّانٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

يُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  حبب ’dir.

خَوَّانٍ - كَفُورٍ ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ اللّٰهَ يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ 

 

İstinafiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması Allah’ın uluhiyet vasfına dikkat çekerek, haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan   يُدَافِـعُ عَنِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Harf-i cerle  يُدَافِـعُ  fiiline müteallik cemi müzekker has ism-i mevsûl  عَنِ الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Bu ayette müsned  يُدَافِـعُ  şeklinde muzari fiil olarak gelmiştir. Bu durumda teceddüt ifade eder. Yani müminler her ne zaman bir meşakkat veya kriz yaşasalar bu ifadeyle teselli bulur ve imanlarında sebat ederler. Onlar için sanki zifiri karanlık, aydınlık bir mum gibi olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Kelam müminlere yöneliktir. Cümle tekid harfi  اِنَّ ile başlamıştır ki bu ya haberin gerçekleştiğini ya da zaferi sabırsızlıkla bekleyip umutsuzluğa kapılmayıp tereddüt etmeyenler için indirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟

 

Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Lafza-ı celâl müsnedün ileyh, لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  cümlesi müsneddir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ, isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâlde tecrîd sanatı, ikazı ve tehdidi artırmak için zamir makamında lafza-i celâlin tekrarında ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِنَّ ‘nin haberi olan  لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ۟  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmektedir. Ayrıca muzari fiil olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karîneler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. Bunun Kur’an’da çok örneği vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُحِبُّ  fiili  اِفعال  babındadır.  اِفعال  babı fiille kesret, haynunet, sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul manaları katar.

خَوَّانٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir. 

خَوَّانٍ [Çok hain] ve onun sıfat olan  كَفُورٍ۟  kelimeleri mübalağa ifade eden kiplerdendir.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı  sanatıdır. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Allah'ın hain ve nankörleri sevmemesi, kinaye olarak onlara buğz ettiği anlamındadır. Yani Allah, emanetleri olan emir ve yasaklarına yahut bütün emanetlerinde hainlik edenleri ki -bu hıyanetin büyük kısmı nimetlerine nankörlüktür- sevmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayet, kişinin hıyanet ve nankörlük yapmak suretiyle bunlara devamından dolayı tövbe etmez bir durumda olacağına dikkat çekmektedir. Bu kişi, tövbe etmedikçe Allah'ın sevgisini kazanamaz. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bazı müfessirlere göre bu ayet-i kerime, Kureyş müşriklerine karşı henüz hicret etmemiş olan müminlerin, Allah Teâlâ tarafından himaye edildiğini beyan etmektedir. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l- Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)

Sayfadaki ayetler cemî müzekker salim ve sıfat-ı müşebbehe vezinlerindeki kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. 

Günün Mesajı
31. ayet, şirki ve müşriki tanıma adına fevkalade bir benzetme ihtiva etmektedir. Bu benzetmeyi nazara alarak, onu şöyle de çevirebiliriz: Her türlü nifak şaibesinden uzak dupduru bir Tevhid inancıyla Allah a bağlanın ve asla O'na şirk koşanlardan olmayın. Her kim Allaha şik koşarsa, böylesi, gerçek insanlık semasından baş aşağı düşerken vahşi, saptırıcı şeytan ve şeytani güç kuşları kendisini kapıp götürmüş ve didik didik etmekte, (her biri, üzerinde kurduğu hakimiyetle onu kullanmakta) veya her türlü (dünyevi arzu, heves, tutku, ayrıca şehvet ve aktüalite) rüzgârları onu parça parça olacağı derin bir çukura bakmak üzere dalâlet vadilerine savurmaktadır.
Sayfadan Gönüle Düşenler
Geçici süreliğine bir işe ihtiyacım olduğu düşüncesiyle yürüyordum. Dükkan kapısında: ‘vasıfsız eleman aranıyor’ ilanını görünce, içeri girdim. Beş dakika sonra, bana verdikleri kıyafeti giyinmiş ve büyük bir salona alınmıştım. Odanın içinde binlerce hediye paketi olmalıydı. Salonun tepesindeki camdan, yeni hediye paketleri atılıyordu. Masanın başına gelince, boş olanları kırmızı kapaktan, dolu olanları da mavi kapaktan aşağı nasıl yollayacağım anlatıldı.

Işıltılı ya da renkli kağıtlara sarılmış hediye paketlerinin boş olma ihtimalini saçma bulmuştum. Yine de masanın başına oturdum ve işimi yapmaya başladım. Gerçekten de, neredeyse dolu paketlerin sayısı kadar boş olanları da vardı. En çok; dışı oldukça gösterişli bazı paketlerin boş çıkmasına, en sade görünenlerin ise dolu çıkmasına şaşırıyordum. Boşları kırmızı kapaktan atarken, doluları masadaki gereçlerle düzeltip maviden atıyordum.

Mesai saatinin bittiğinin haberi verilince, hiç ara vermediğimi ve ne kadar yorulduğumu farkettim. Günlük ücretimi aldıktan sonra yarın da gelebileceğimi söyledim. Zira, hediye paketleri tükenmek bilmiyordu. Dükkan sahibi, tayinim çıkana dek, işe devam edebileceğimi söyledi. Sevinçle kapıdan çıkacakken, dayanamayıp boş ve dolu kutuların anlamını sordum. Aldığım cevap düşündürücüydü: Gördüğün hediye paketleri, insanların başkalarını mutlu etmek iddiasıyla gönderdikleridir. Salona getirilince; gönülden kopanlarınki dolu kalır, kopmayanların hediyeleri ise kaybolur. 

Ey takva ehlini seven Allahım! Bizi de takva sahibi kulların zümresine yaz. Dünyada ve ahirette, takva sahipleriyle beraber eyle. Bizi; Senin emrettiğin sınırlara, gönülden itaat edenlerden; ibadetlerini gerektiği şekilde eda ettikten sonra içlerini ihlas ve takva ile dolduranlardan eyle.

Ey iman edenleri koruyan Allahım! Bizi koru. Nefsimizden ve bildiğimiz bilmediğimiz her türlü şerden koru. Halimizi; hainlere ve nankörlere benzemekten koru. 

Bizi; Senin adın anıldığında kalbi titreyenlerden ve kalb aleminde hep Seni ananlardan, başlarına gelen musibetlere sabredenlerden ve ecirlerini kazananlardan, namazlarını özenle kılanlardan ve verdiğin rızıklardan Senin yolunda harcayanlardan eyle. 

Amin.
 

***

Kimse mükemmel değildir. Herkesin oynadığı kardeş, evlat, öğrenci, eş, ebeveyn, çalışan, arkadaş, komşu, yoldaş, akraba, vatandaş gibi dünyalık rolleri çeşitli hatalarla ya da eksikliklerle doludur. Zira doğumdan ölüme kadar insanın gelişim süreci devam etmektedir yani o öğrenen bir varlıktır. Ayrıca dünya hayatıyla birlikte nefsani heveslerin getirdiği ve götürdüğü yalanlar, kişinin kendisini geliştirmesine ket vurarak bu durumu daha da zorlaştırmaktadır.

Doğru yönde gelişmek için insanın bir yol göstericiye yani bir nevi tamamlanmaya ihtiyacı vardır. Kalp aleminin dolayısı ile insanın tamamlanması için asıl gereken: Allah’ın birliğine imandır. Ancak o zaman O’nun için yaşamak gayretiyle çabalar. Allah yolunda yürüyen bir kul, doğru bilgilere dayanarak taşıdığı her rolünü doğru oynama çabasındadır. Nefsini ve dünyalıkları sorguladığı için hatalarını farkettiği anda tevbe eder ve doğrularını çoğaltmaya çalışır.

İmanı olmayan bir kalp karanlıktadır ve o kalbin sahibi de değerini yitirmiştir. Bedenen ve kalben asıl amacından uzaklaşmıştır. Oynadığı rollerdeki hatalarını göremeyecek kadar habersizdir ya da düzeltmeye uğraşmayacak kadar umursamaz bir haldedir. En ufak rüzgarda savrulacak kadar içi boşalmıştır. Parçalara ayrılmış gibi küçücük bir amaca bile hizmet edememektedir. Tevbesiz ölümle beraber yeryüzünde topladığı ve yaptığı her şey boşa çıkar. Kaybolur gider. 

Şirk koşmadan Allah’ın birliğine iman eden ise aydınlıktadır. Nihai hedefi, kendisini yaratan Allah’a yani O’nun muhabbetine, affına, şefaatine ve O’nun sevdiklerine kavuşmaktır. Bunun için de devamlı kendisini kontrol eder. Rollerini, Allah’a layık bir kul olarak oynamak için çaba gösterir. Kendisine ve etrafındakilere haksızlık etmekten sakınır. Allah’ın ipine yani Kur’an-ı Kerim’e ve sünnete sıkıca yapışır. Dünya için değil, O’nun için yaşar. 

Ey Allahım! Yeryüzündeki rollerimizi, doğru dürüst bir mümin gibi hakkıyla oynamamız için yardımcımız ve yol göstericimiz ol. Bizi Senin yolunda yürüyenlerden, doğru bilgilerle kendisini doğru yönde geliştirenlerden ve etrafındakilere doğru örnek olanlardan eyle. Hatalarımızı affeyle. Yaşadığımız zorluklara ve sıkıntılara dalarak, hayat dünyadan ibaretmiş gibi tepki vermekten muhafaza buyur. Zira Sen, Seni isteyen kullarını çaresiz bırakmadan rahmetin ile kuşatarak ihtiyaçlarını giderensin. Küçük-büyük zorlukları kolaylaştır, maddi-manevi acıları dindir ve bedeni-kalbi hastalıkları iyileştir. Bizi şirke düşmekten muhafaza buyur. Yalnız Sana ibadet eden, Senden isteyen ve yalnız Senin için yaşayan kullarından eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi! Sana muhtacız. Sana hasretiz. Bizi Sana kavuşan; Senin muhabbetin ve rahmetin ile sevinen; Senin sevdiklerinle bir arada olan muttaki kullarından eyle. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji