وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى ١٣٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأْمُرْ | ve emret |
|
| 2 | أَهْلَكَ | ailene |
|
| 3 | بِالصَّلَاةِ | namazı |
|
| 4 | وَاصْطَبِرْ | ve dayan |
|
| 5 | عَلَيْهَا | ona (namaz kılmaya) |
|
| 6 | لَا |
|
|
| 7 | نَسْأَلُكَ | biz senden istemiyoruz |
|
| 8 | رِزْقًا | rızık |
|
| 9 | نَحْنُ | biz |
|
| 10 | نَرْزُقُكَ | seni besliyoruz |
|
| 11 | وَالْعَاقِبَةُ | ve akıbet |
|
| 12 | لِلتَّقْوَىٰ | takva(sahipleri)nindir |
|
Riyazus Salihin, 303 Nolu Hadis
Amr İbni Şuayb babası Şuayb’dan, o da dedesi Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anh’den Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etti:
“Çocuklarınıza yedi yaşındayken namaz kılmalarını söyleyiniz. On yaşına bastıkları hâlde kılmazlarsa kendilerini cezalandırınız yataklarını da ayırınız.”
(Ebû Dâvûd, Salât 26)
Riyazus Salihin, 285 Nolu Hadis
İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun çobanıdır. Netice itibariyle hepiniz çobansınız ve hepiniz idâre ettiklerinizden sorumlusunuz.”
(Buhârî, Cum`a 11, İstikrâz 20, İtk 17, 19, Vesâyâ 9, Nikâh 81, 90, Ahkâm 1; Müslim, İmâre 20. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, İmâre 1, 13; Tirmizî, Cihâd 27)
Resulullah (sav) bir Kutsi hadisinde, Yüce Allah’ın, “ Ey Âdemoğlu! Her durumda kendini bana ibadete ver ki, gönlünü zenginlikle doldurup ihtiyaçlarını da gidereyim. Böyle yapmazsan kurtarmaz. ellerini meşguliyetle doldururum, ihtiyaçlarını da gidermem.”
(Tirmizi, Sıfatu’l-kiyame, 30.)
وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
أْمُرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. اَهْلَكَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كَ muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِالصَّلٰوةِ car mecruru أْمُرْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. اصْطَبِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. عَلَيْهَا car mecruru اصْطَبِرْ fiiline mütealliktir.
اصْطَبِرْ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi صبر ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَسْـَٔلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. رِزْقاً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir نَحْنُ mübteda olarak mahallen merfûdur. نَرْزُقُكَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. نَرْزُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. الْعَاقِبَةُ mübteda olup damme ile merfûdur. لِلتَّقْوٰى car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri; لذوي التقوى (takva sahipleri için) şeklindedir.
وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Aynı üsluptaki وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. İki cümle arasında lafzen ve manen ittifak vardır.
اصْطَبِرْ fiili, اِفْتِعال babındadır. اِفْتِعال babı, fiile mutavaat, ittihaz, müşareket, izhar, ihtiyar, talep ve çaba göstermek manaları katar.
لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İki mef’ûle müteaddi olan نَسْـَٔلُكَ fiilinin ikinci mef’ûlü olan رِزْقاً ’daki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Nefy siyakında nekre, selbin umum ve sumûlüne işarettir.
Ayetteki, senden rızık istemiyoruz ifadesi, “Senden ne kendin, ne de ailen için rızık istiyoruz. Aksine seni de ehlini de biz rızıklandırıyoruz. Binaenaleyh gönlünü ahiret işlerine ver.” demektir. İnsanların, “Allah'ın işinde olanların Allah da işinde olur.” şeklindeki sözleri de bu manadadır. Bu: “Biz sana namazı emredince bu emir, biz senin namazından istifade edelim diye değildir.” demektir. Abdullah b.Selâm (r.a) şöyle der: “Hz. Peygamber (s.a.v) ailesinin başına bir darlık ve sıkıntı geldiğinde, onlara namaz kılmalarını emreder ve bu ayeti okurdu.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haber olan نَرْزُقُكَۜ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânîİlmi)
نَرْزُقُكَۜ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
رِزْقاًۜ - نَرْزُقُكَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur لِلتَّقْوٰى , mahzuf habere mütealliktir. Bu kelimenin takdiri لذوي (sahibi) olan muzafı mahzuftur. Muzafın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
الْعَاقِبَةُ ’nun, takva sahibine isnad edilmesi gerekirken لِلتَّقْوٰى ’ya isnad edilmesi, mecazî isnaddır.
Bu kelam, her şeyin temelinin takva olduğuna dikkat çekmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)
الْعَاقِبَةُ kavramının gerçek anlamı şudur: ister iyi ister kötü olsun bir olayın ardından gelen ve olayın sonunda ortaya çıkan her şey. Ancak daha çok hayır işlerinde kullanılır. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)