Bakara Sûresi 125. Ayet

وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْناًۜ وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ  ١٢٥

Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذْ hani
2 جَعَلْنَا biz kıldık ج ع ل
3 الْبَيْتَ Beyt’i (Ka’be’yi) ب ي ت
4 مَثَابَةً toplanma yeri ث و ب
5 لِلنَّاسِ insanlara ن و س
6 وَأَمْنًا ve güven yeri ا م ن
7 وَاتَّخِذُوا siz de edinin ا خ ذ
8 مِنْ -ından
9 مَقَامِ makam- ق و م
10 إِبْرَاهِيمَ İbrahim’in
11 مُصَلًّى bir namaz yeri ص ل و
12 وَعَهِدْنَا ve emretmiştik ع ه د
13 إِلَىٰ
14 إِبْرَاهِيمَ İbrahim’e
15 وَإِسْمَاعِيلَ ve İsma’il’e
16 أَنْ
17 طَهِّرَا temizlemesini ط ه ر
18 بَيْتِيَ ev’imi ب ي ت
19 لِلطَّائِفِينَ tavaf edenler için ط و ف
20 وَالْعَاكِفِينَ ibadete kapananlar ع ك ف
21 وَالرُّكَّعِ ve rüku edenler ر ك ع
22 السُّجُودِ secde edenler س ج د
 
Hz. Ömer’in Resûl-i Ekrem’e yaptığı bazı teklifler Allah Teâlâ tarafından da onaylanmıştı. Bunlara “Muvâfakat-ı Ömer” denir. Bu tekliflerden birinde Hz. Ömer, “ Ey Allah’ın elçisi! İbrâhim’in makamini namazgâh edinsek olmaz mı?” demişti. Bunun üzerine “ Siz de İbrâhim’in makamını namazgâh edinin” âyeti nâzil olmuştu. (Buhari, Salât 32; Tefsir 2/9; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 24). Peygamber Efendimiz de Kâbe’yi tavaf ettikten sonra Makâm-ı İbrâhim’de iki rekât namaz kılmıştı. (Buhari, Salât 30; Hac 69,72,80).
 

Tahera طهر :

طَهَرَ fiili kadının hayız kanı kesildi demektir. Mastarları طَهارَةٌ ve طُهْرًا şeklinde gelir. Kuran-ı Kerim'de bu kelime genel olarak şu iki manada kullanılmaktadır: Bedenin temizlenmesi(maddi temizlik) ve nefsin temizlenmesi (manevi temizlik).

Tâhir ismi kirden ya da pislikten uzak, lekesiz manasına gelir.

طَهَّرَ temizledi/arındırdı manasındadır.

تَطَهَّرَ ise temizlendi arındırıldı ve kendini temizledi/arındırdı demektir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 31 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)

Türkçede kullanılan şekilleri tahâret ve Tâhir'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْناًۜ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر (Hatırlayın) olan mahzuf fiile mütealliktir. جَعَلْنَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. الْبَيْتَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

مَثَابَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لِلنَّاسِ  car mecruru  مَثَابَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. اَمْناً  atıf harfi وَ  ile makabline matuftur. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ

Fiil cümlesidir. وَ  istinâfiyyedir. اتَّخِذُوا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ مَقَامِ   car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اِبْرٰه۪يمَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. مُصَلًّى  mef‘ûlun bih olup elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ [Makam-ı İbrahim] : Fetha ile yazılan  مَقَامِ  kelimesi kıyam yeri anlamına, ötre ile yazılan  مُقَامِ  kelimesi ise hem ikamet yeri hem de bizzat ikamet anlamına gelir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir.Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّخِذُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

Fiil cümlesidir. وَ  istinâfiyyedir. عَهِدْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ  car mecruru  عَهِدْنَٓا  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. اِسْمٰع۪يلَ  atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur.   

اَنْ  tefsiriyyedir. طَهِّرَا  fiili  نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur.

بَيْتِيَ  mef’ûlun bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

لِلطَّٓائِف۪ينَ  car mecruru  طَهِّرَا  fiiline müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. الْعَاكِف۪ينَ  atıf harfi وَ ‘ la makabline matuftur. الرُّكَّعِ  atıf harfi وَ ‘ la  لِلطَّٓائِف۪ينَ ‘ e matuftur. السُّجُودِ  kelimesi  الرُّكَّعِ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.  

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

طَهِّرَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  طهر ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.  

طَّٓائِف۪ينَ , sülâsi mücerredi  طوف  olan fiilin ism-i failidir.

عَاكِف۪ينَ , sülâsi mücerredi عكف  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْناًۜ 

Ayet önceki ayetteki istinafa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِذْ  zaman zarfı, takdiri  اذكر  (Hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلنَّاسِ وَاَمْناً cümlesi  اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Önceki ayetteki mütekellim zamirinden bu ayette azamet zamirine iltifat sanatı vardır. جَعَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

الْبَيْتَ , Kâbe’den kinayedir. 

لِلنَّاسِ  car mecruru,  مَثَابَةً ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mef’ûl konumunda birbirine temasül nedeniyle atfedilen  مَثَابَةً  ve اَمْناًۜ  kelimelerindeki nekrelik tazim ve nev ifade eder.  اَمْناًۜ , masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

مَثَابَةً  kelimesi  ثَوَّبَ  kelimesinden türemiş bir mekân ismidir. Bir şeyin aslına, ideal haline dönmesi  ثَوب  kelimesiyle ifade edilir. تاب  kelimesi de dönmek demektir. Benzer harfler vardır. Sadece ilk harfler farklıdır, ama onların da mahreçleri yakındır. 

ثَوب ; insanın bilinçli olarak yaptıklarının karşılığını alması için dönmesi;  مَثَابَةً , çölde açılmış kuyuların etrafında insanların su içmek için oturdukları yer demektir. Kâbe de insanların manevi susuzluklarını giderdikleri daimi bir merkez ve emniyet yeri yapılmıştır.

اَمْناً  kelimesi masdardır, mecaz-ı mürsel yoluyla ism-i fail yerine kullanılmıştır. Böylece mübalağalı bir ifade olmuştur. Bu kelime nekre olarak gelmiştir. Bu güvenliğin bilinemeyecek kadar önemli bir güvenlik olduğunu vurgulayabilir. Öyle bir emniyet ki, onların aklına gelmeyecek kadar kapsamlı bir emniyettir.

الْبَيْتَ (ev) ifadesinden Kâbe kastedilmiştir. Başında elif-lâm takısı bulunan  الْبَيْتَ  kelimesi Kâbe’nin ismidir. Kur’ân’da bu isim birçok şekilde zikredilmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

الْبَيْتَ [Ev] kelimesi, genel olarak Kâbe’nin ismi olarak kullanılır; yıldız manasına gelen necm kelimesinin daha çok ülker yıldızının ismi olarak kullanılması gibi. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

الْبَيْتَ ; bir veya birkaç kişinin bir amaç için mesken edindiği yerin cins adıdır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

İsimlerin başında olan  ال  çoğunlukla ahd içindir. Bir kavim veya topluluk tarafından bir isim, başındaki  ال  ile birlikte çoğunlukla bir ferd için kullanıldığında artık o ferd için özel isim olur. Daha sonra da bu o ferdin asıl manası olur. Yıldız manasındaki  النَّجْمُ kelimesinin Süreyya için, ev manasındaki  الْبَيْتَ  kelimesinin Kabe için, الكِتابِ  kelimesinin Kur’ân için özel isim olarak kullanılması buna örnektir. Zaman içinde kullanmaya olan ihtiyacın azalması (الصَّعِقِ kelimesinin Hüveylid bin Nufeyl için özel isim olması) veya الشَّمْسِ  gibi bir cinse münhasır olması sebebiyle kelimenin asıl manası unutulabilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayette geçen  الْبَيْتَ  ile Cenâb-ı Allah, Beytu'l Haram'ı kastetmiş; ahd veya cins için olan elif lam bulunduğu için "Beyt" kelimesini mutlak olarak zikretmekle yetinmiştir. Muhataplar, Allah'ın bununla cinsi kastetmediğini bildiği için, bu ifade onlarca bilinen bir manaya dönüşmüş olur ki, bu da o Beyt'ten kastedilenin Kâbe olmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Netice olarak bu kelimenin başındaki  الْ  ahdi ilmi, yani huduridir.

وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّىۜ 

 

وَ , istinâfiyyedir. Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ  izafetinde  مَقَام  şeref kazanmıştır.

مِنْ  harfi teb'iz anlamındadır. Kısım, baziyet bildirir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ , ihtimam için, mef’ûl olan مُصَلًّىۜ ‘ya takdim edilmiştir

Veciz ifade kastına matuf  مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ  izafetinde  اِبْرٰه۪يمَ  ismine muzaf olan  مَقَامِ , şeref kazanmıştır.

Hitap müslümanlara yöneliktir. İki cümlenin arasında itiraz cümlesi olarak gelmiştir. Ayetteki üç ihtimali birleştirmek için istitrâd (yani aslî konunun hemen ardından ilintili başka bir konuya geçiş yapma; parantez açma) tarzı üzere getirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اتَّخَذُوا  fiili hem mazi hem de emir sigasıdır. Mazi sigasında kabul edilirse sadece İbrahim (a.s) zamanında olan bir olayı ifade eder. Emir sigasında kabul edilirse bu mananın yanında müslümanlar için bir hüküm ifade eder. 9. mukaddimede işaret ettiğimiz gibi Kur’ânda geçen lafızlar için bütün ihtimaller düşünülerek tefsir edilmelidir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v) makām-ı İbrâhim’in bulunduğu yere geldiği zaman Hz. Ömer “Burayı namaz yeri edinsek mi?” demiş, bunun üzerine ayet inmiştir. Hz. Ömer, “Üç konuda Rabbim bana muvafakat etti (yani benim isteğim Allah’ın hükmü ile aynı oldu): İçki yasağı, örtü âyeti ve makām-ı İbrâhim” buyurmuştur. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ اِبْرٰه۪يمَ مُصَلًّى  [İbrahim’in makamından namazgâh edinin.] ifadesinde قول [söylemek] iradesi mevcut olup, “İbrahim’in makamından, üzerinde namaz kılabileceğiniz bir mekân edinin, dedik” anlamındadır. Bu emir, vaciplik değil tercih ve mübahlık ifade etmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Burada cüz zikredilmiş kül kastedilmiştir. Makamı İbrahim ifadesi ile bütün tavaf alanı kastedilmiştir. Bunun için mecaz-ı mürsel vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

  

 

وَعَهِدْنَٓا اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ اَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ

 

 

وَ , istînâfiyyedir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Tefsiriyye harfi  اَنْ  ve akabindeki  طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ  cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Masdar-ı müevvel takdir edilen bir cer harfiyle  عَهِدْنَٓا  fiiline mütealliktir. İbhamdan sonra izah şeklinde itnab sanatı vardır.

Beytin kimler için temizleneceğinin sayılması taksim sanatıdır.

بَيْتِيَ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  بَيْتِ  şeref kazanmıştır.

Bir görüşe göre "evimi temiz tutun" ifadesinin anlamı “Orayı temiz tutmaya devam edin.” şeklindedir. Dolayısıyla emrin maksadı devamdır. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr) 

Beytin Allah'a izafe edilmesi, بَيْتِيَ  buyrulması ona şeref kazandırmak içindir. اَنْ طَهِّرَا buyrulmak suretiyle temizleme emrinin, İbrâhîm ile İsmail'in her ikisine birden yöneltilmesi, Hacc sûresinde ise bu emrin yalnız İbrâhîm'e tahsis edilmesi bir çelişki değildir. Çünkü Hac suresindeki emir, Beyt'in bina edilmesinden önce vuku olmuştur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ahdin yapıldığı  kişilerin İbrahim ve İsmail şeklinde sayılması daha sonra da beytin temizliğinin kimler için yapılacağının açıklanması satılması taksim sanatıdır.

لِلطَّٓائِف۪ينَ - الْعَاكِف۪ينَ  kelimeleri arasında muvazene sanatı, الْعَاكِف۪ينَ - الرُّكَّعِ - مُصَلًّىۜ - السُّجُودِ  ve  اِبْرٰه۪يمَ  -  اِسْمٰع۪يلَ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لِلطَّٓائِف۪ينَ وَالْعَاكِف۪ينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ  kelimeleri fiil cümlesinde ismi fail vezninde gelerek hudûs ve yenilenme anlamı ifade etmiştir.

عَاكِف۪ ,  kendini ibadete adadı demektir. İtikaf, kelimesi buradan gelir. Rüku ve secdeyi çok yapanlar ibaresiyle namaz kastedilmiş olabilir. Araya  و  harfi gelmediği için tek bir şeyin farklı yönlerini ifade ettiği düşünülebilir. 

بَيْتَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

عَهِدْنَٓا ‘daki azamet zamirinden  بَيْتِيَ   ‘de mütekellim zamirine iltifat sanatı vardır.

Müşrikler, Mescid-i Haram'ı, arındırılması gerekenlerden arındırmadıkları için inşa etmeye de ehil olmadıklarından bu cümlenin maksadı tarizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)

Önce tavaf (sadece Kâbe’de yapılır) sonra itikaf (dünyanın her yerinde ve her zaman yapılabilir bir ibadet olmasına rağmen daha ziyade Ramazan-ı şerifte yapılır) sonra rüku ve secde sayılmıştır. Daha az yapılandan daha çok ve sık yapılana göre bir sıralama vardır. Yani tedrîc sanatı vardır. Ayette, tavaf ve itikaf arasında  و  olmasına rağmen rüku ve secde arasında  و  yoktur. Çünkü bunlar namazın içinde ardarda yapılır, birbirinden müstakil değildir.