َﻋْﮭﺪ: Hâlden hâle bir şeyi koruyup gözetmektir. Uyulması gereken antlaşmaya َﻋْﮭﺪ denir. Allah’ın ahdi, kimi zaman aklımıza yerleştiği şeyle; kimi zaman Kitap/Vahiy ve elçilerinin diliyle bize emrettikleriyle, kimi zaman da nezir/adak ve benzerleri gibi şer’de/dinde gerekli olmayan fakat kendimize gerekli kıldığımız şeylerle olmaktadır. (Rağıb El-İsfahani, Müfredat Kur’an Kavramları Sözlüğü )
Ahd, masdar olarak, “bir şeyin yerine getirilmesini emretmek, tâlimat vermek; söz vermek” mânalarına geldiği gibi, isim olarak, “emir, tâlimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz” anlamlarına da gelir. Ahidde hem yemin, hem de kesin söz verme anlamı vardır. Yemin ahdin dinî ve kutsî yönünü, söz verme de ahlâkî yönünü teşkil eder. İttifak hükümlerini (Tanrı ile İsrâiloğulları arasında yapılan ahdin hükümleri) ihtiva ettiği için, yahudi ve hıristiyan kutsal kitaplarına Ahd-i Atîk ve Ahd-i Cedîd denilmiş, İslâm devletinin hâkimiyeti altında yaşamak üzere kendileriyle anlaşma yapılan gayri müslimler için ehlü’z-zimme yerine ehlü’l-ahd tabiri kullanılmıştır. İslâmiyet’e göre Allah, emirleri yoluyla ve peygamberleri vasıtasıyla insanlardan ahid almıştır. Yahudi ve hıristiyanlardan alınan ahid de bunlar arasındadır. Allah, İsrâiloğulları’ndan, namaz kılıp zekât vereceklerine, peygamberlerine inanıp onları destekleyeceklerine ve Allah’a güzel takdimelerde bulunacaklarına (faizsiz borç vereceklerine; bk. el-Mâide 5/12), Allah’tan başkasına tapmayacaklarına, anaya babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edeceklerine (bk. el-Bakara 2/83), birbirlerinin kanlarını dökmeyeceklerine, birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (bk. el-Bakara 2/84-85) dair söz almıştır. Fakat onlar, Allah’a verdikleri sözü yerine getirmemiş, ahidlerini bozmuş ve bunu alışkanlık haline getirmişlerdir (bk. el-Bakara 2/100; el-Mâide 5/13). Mûsâ’ya karşı geldikleri için üzerlerine azap çökünce bunun kaldırılmasını istemişler, Mûsâ da onlara, Allah’a verdikleri sözü hatırlatmıştır (bk. Tâhâ 20/86). Çünkü yahudiler ne zaman Allah’a söz vermişlerse, içlerinden çoğu bu ahdi bozmuştur (bk. el-Bakara 2/100). Allah, hıristiyanlardan da ahidler almış, fakat onlar sözlerinin bir kısmını unutmuşlardır (bk. el-Mâide 5/14). Bütün önceki ümmetlerden ahid alınmış olmasına rağmen, Hz. Muhammed’den ümmeti adına bir ahid alınmamıştır. Ancak Peygamber’e baş eğip tâbi olanlar övülmüş, sözünden dönenlerse yerilmiştir (bk. el-Feth 48/10.) (Abdurrahman Küçük, “Ahid” , Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, s. 1 : 532.)
‘Ahd’, isim olarak; gereği yerine getirilen şey, emir, taahhüt, yükümlülük, verilen söz demektir. Bir başka deyişle ‘ahd’, bir şey tavsiye etmek, ya da yapmaya söz vermektir. Bu tek yanlı olabileceği gibi karşılıklı da olabilir.
Ahd etmek, yani bir şeyi yerine getirmeye söz vermek, sorumluluğu gerektirir. Kur'an, Allah'ın elçisine vahyedilen ve dinin özü olan güzel ahlak örneklerini sıraladıktan sonra; “...Ahd’i de yerine getirin. Doğrusu verilen ahd’de sorumluluk vardır.” buyurmaktadır. (İsra, 34)
Ahd’e bağlılık açısından insanlar Allah'ın huzurunda iki kısma ayrılırlar. Birinci grupta olanlar verdikleri ahd’i yerine getirirler. İkinci grupta olanlar ise ahd’lerine sadakat göstermezler. Böyleleri ‘elest bezminde’ verdikleri ahd’e uymadıkları gibi, fıtratlarında olan yaratılış ahd’inin gereğini de yapmazlar. Allah'a ve insanlara karşı verdikleri sözleri yerine getirmezler. Bunlar Kur'an'ın münafık, fasık ve inkârcı dediği kimselerdir. Münafıklar ise ahd’lerine uymazlar. (Hüseyin K. Ece, İslam’ın Temel Kavramları, s. 453 - 454.)
Cenâb-ı Hakk'ın yarattıklarına olan ahdi üç tanedir: Birinci ahid: Hz. Adem'in bütün zürriyetinden aldığı ahittir ki, bu O’nun rububiyetini ikrardan ibarettir. Bu Cenâb-ı Hakk'ın, َرﺑﱡَﻚ َاَﺧَﺬ ِاْذ َو “Hani Rabbin almıştı…” (Araf, 172) sözüyle anlatılmıştır.
İkinci ahid: Peygamberlerine tahsis etmiş olduğu ahittir ki, bu ahde göre peygamberler peygamberliklerini tebliğ, Allah'ın dinine ikame edecek ve onda ayrılığa düşmeyeceklerdir. Bu da; ِﻣﯿَﺜﺎَﻗُﮭْﻢ اﻟﻨﱠِﺒﯿﱢَﻦ ِﻣَﻦ َاَﺧْﺬَﻧﺎ ِاْذ َو “Hani Allah, Peygamberlerden misaklarını almıştı…” (Ahzâb, 7) ayetinde anlatılan husustur.
Üçüncü ahid: Alimlerden aldığı ahiddir. Bu da Cenâb-ı Hakk'ın “Hani Allah, onu insanlara mutlaka açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz” diye, kendilerine kitap verilenlerden misak almıştır.” (Ali İmran, 187) ayetinde bahsetmiş olduğu husustur. (Fahruddin Er-Razi, Tefsir-i- Kebir-Mefatihu'l Gayb)
| Ayet | Kelime | Anlamı |
|---|---|---|
|
|
عَهْدَ | (verdikleri) sözü |
|
|
بِعَهْدِي | bana verdiğiniz sözü |
|
|
بِعَهْدِكُمْ | size verdiğim sözü |
|
|
عَهْدًا | bir söz (bu hususta) |
|
|
عَهْدَهُ | sözünden |
|
|
عَاهَدُوا | anlaştılarsa |
|
|
عَهْدًا | ahitle |
|
|
عَهْدِي | ahdim |
|
|
وَعَهِدْنَا | ve emretmiştik |
|
|
بِعَهْدِهِمْ | andlaşmalarını |
|
|
عَاهَدُوا | andlaşma yaptıkları |
|
|
بِعَهْدِهِ | sözünü |
|
|
بِعَهْدِ | verdikleri sözü |
|
|
عَهِدَ | and verdi |
|
|
وَبِعَهْدِ | ve verdiğiniz sözü |
|
|
عَهْدٍ | sözünde durma |
|
|
عَهِدَ | verdiği söz |
|
|
عَهْدَهُمْ | andlaşmalarını |
|
|
عَاهَدْتَ | sen andlaşma yaptığın |
|
|
عَاهَدْتُمْ | andlaşma yaptığınız |
|
|
عَاهَدْتُمْ | andlaşma yaptığınız |
|
|
عَهْدَهُمْ | andlaşmalarını |
|
|
عَهْدٌ | andlaşması |
|
|
عَاهَدْتُمْ | andlaştıklarınız |
|
|
عَهْدِهِمْ | andlaşma yaptıktan |
|
|
عَاهَدَ | and içtiler |
|
|
بِعَهْدِهِ | sözünde |
|
|
بِعَهْدِ | ahdini |
|
|
عَهْدَ | verdikleri sözü |
|
|
بِعَهْدِ | ahdini |
|
|
عَاهَدْتُمْ | andlaşma yaptığınız |
|
|
بِعَهْدِ | verdiğiniz sözü |
|
|
بِالْعَهْدِ | ahdi |
|
|
الْعَهْدَ | ahd’den |
|
|
عَهْدًا | bir söz |
|
|
عَهْدًا | söz |
|
|
الْعَهْدُ | süre |
|
|
عَهِدْنَا | biz emretmiştik |
|
|
وَعَهْدِهِمْ | ve ahidlerine |
|
|
عَاهَدُوا | söz vermişler |
|
|
عَهْدُ | verilen sözden |
|
|
عَاهَدُوا | verdikleri sözde |
|
|
أَعْهَدْ | ben and vermedim mi? |
|
|
عَهِدَ | söz |
|
|
عَاهَدَ | verdiği sözü |
|
|
وَعَهْدِهِمْ | ve ahidlerini |