Bakara Sûresi 124. Ayet

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماًۜ قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ  ١٢٤

Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: “Ben seni insanlara önder yapacağım.” İbrahim de, “Soyumdan da (önderler yap, ya Rabbi!)” demişti. Bunun üzerine Rabbi, “Benim ahdim (verdiğim söz) zalimleri kapsamaz” demişti.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذِ zaman
2 ابْتَلَىٰ imtihan ettiği ب ل و
3 إِبْرَاهِيمَ İbrahim’i
4 رَبُّهُ Rabbi ر ب ب
5 بِكَلِمَاتٍ kelimelerle ك ل م
6 فَأَتَمَّهُنَّ o da onları tamamlamıştı ت م م
7 قَالَ (Allah) dedi ki ق و ل
8 إِنِّي şüphesiz ben
9 جَاعِلُكَ seni yapacağım ج ع ل
10 لِلنَّاسِ insanlar için ن و س
11 إِمَامًا önder ا م م
12 قَالَ (İbrahim) dedi ki ق و ل
13 وَمِنْ -dan da
14 ذُرِّيَّتِي benim soyum- ذ ر ر
15 قَالَ buyurdu ق و ل
16 لَا
17 يَنَالُ ulaşmaz ن ي ل
18 عَهْدِي ahdim ع ه د
19 الظَّالِمِينَ zalimlere ظ ل م
 

Beleve بلو :

Elbise ya da bez parçası eskidi/yıprandı anlamında bu fiil (بَلَى) kullanılır. Buradan hareketle yolculuk yapan bir kimseyle ilgili de yolculuğun yıprattığı veya harap ettiği anlamında بَلَوَ سَفَرٌ denmiştir.

Tef'il babı formundaki بَلَّى fiili onu denemek/test etmek manasına gelir. Bu da çok denemekten dolayı yıpratıp eskitmek anlamından gelmektedir.

Bedeni yıprattığı için üzüntü/keder بَلاءٌ olarak adlandırılmıştır. Yine her yükümlülükte insana zor gelmesinden ve birer sınama olmasından dolayı belâ بَلاءٌ olarak isimlendirilmiştir. Aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın kulları sınaması bazen şükretsinler diye bollukla, bazen de sabretsinler diye zorlukla yüz yüze getirmek şeklinde gerçekleşmektedir. Böylece hem lütuf ve ihsan, hem de sıkıntı ve dert, bir belâ haline gelmiştir.

Yine sabrın hakkını vermek şükrün hakkını vermekten daha kolay olduğundan dolayı ihsan ve lütuf bu iki çeşit belânın en zoru olmaktadır.

İfti'al babı formundaki إبْتَلَى fiili denemek ve sınamak manasında şu iki hususu kapsar: Birincisi: Onun durumunu öğrenmek ve işinin bilinmeyen tarafına vâkıf olmaktır. İkincisi: Onun iyiliğini ve kötülüğünü ortaya çıkarmaktır.   (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de fiil ve isim formlarında toplam 38 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

Türkçede kullanılan şekilleri belâ, iptilâ, müptelâ ve (la)ubâlidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر (Hatırlayın) olan mahzuf fiile mütealliktir. ابْتَلٰٓى  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

ابْتَلٰٓى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اِبْرٰه۪يمَ  mukaddem mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. رَبُّهُ  muahhar fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بِكَلِمَاتٍ  car mecruru  ابْتَلٰٓى  fiiline mütealliktir.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتَمَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri, هُو ‘dir. Muttasıl zamir  هُنَّ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَتَمَّهُنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تمم ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.  

ابْتَلٰٓى  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi بلو ’ dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماًۜ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. Mekulü’l kavli, اِنّ۪ي جَاعِلُكَ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

ى  mütekellim zamiri اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. جَاعِلُ  kelimesi  اِنَّ ‘ nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لِلنَّاسِ  car mecruru  اِمَاماً  ‘nin mahzuf haline mütealliktir. اِمَاماً  ism-i fail  جَاعِلُ ‘ nun mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.

İsmi failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1.Harfi tarifli (ال) olmalıdır.  2.Haber olmalıdır. 3.Sıfat olmalıdır.  4.Hal olmalıdır. 5.Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6.Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ismi fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya mef'ûl bazen ismi failin muzafun ileyhi konumunda da gelebilir. İsmi fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

جَاعِلُ  , sülâsi mücerredi جعل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪يۜ قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l kavli,  وَمِنْ ذُرِّيَّت۪ي  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

مِنْ ذُرِّيَّت۪ي  car mecruru mahzuf fiile müteallik olup, Allah’ın sözü  اِنّ۪ي جَاعِلُكَ  cümlesine matuftur. Takdiri, اجعل (kıl) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavl  لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ ’ dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنَالُ  damme ile merfû muzari fiildir. عَهْدِي  fail olup mukadder damme ile merfûdur. Mütekellim zamir ي muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الظَّالِم۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.

الظَّالِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَاَتَمَّهُنَّۜ

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

 

اِذْ  zaman zarfı, takdiri  اذكر  (Hatırlayın) olan mahzuf fiile mütealliktir.Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fiilin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ  cümlesi  اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl konumundaki  اِبْرٰه۪يمَ , ihtimam için, fail olan  رَبُّهُ ‘ye takdim edilmiştir.

ابْتَلٰٓى  fiili iftiâl babındandır. İftiâl babından gelmesi burada mübalağa içindir.

Veciz ifade kastına matuf  رَبُّهُ  izafetinde Rab isminin muzaf olmasıyla  هُ  zamirinin ait olduğu Hz. İbrahim şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Rab isminde tecrîd sanatı vardır.

كَلِمَاتٍ  bu ayette emirler manasındadır. Kelimedeki nekrelik nev ve tazim ifade eder.

فَاَتَمَّهُنَّ  cümlesi  فَ  ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Atıf harfi  فَ  tamamlamanın, imtihan edilmenin hemen ardından, araya çok zaman girmeden gerçekleştiğini ifade eder.

فَ  harfinin manaları birbirine bağlamak konusunda son derece önemli bir yeri vardır. Burada da sanki zeki bir yöneticidir, öncekiyle sonrakileri birbirine direkt olarak bağlamaz, kendinden sonrakileri delil getirir. Dolayısıyla ancak bunların arasında bir ilişki kurulursa mana düzgün olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 1, s. 394)

ابْتَلٰٓى , aslında zor bir şeyle mükellef kılmaktır. بلٰٓى  kökünden gelir, ancak sonuçları bilmeyen için seçimi gerektirdiğinden ikisinin eş anlamlı olduğu sanılmıştır. Zamir İbrahim'e racidir, rütbe itibarı ile geri olsa da lafzen ileri olduğu için güzel olmuştur, çünkü takaddümün şartı bu iki itibardan biridir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü ’ t - Te’vîl)

وَاِذِ ابْتَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ [Bir zaman Rabbi İbrahim’i birtakım emirlerle sınamış] cümlesi ‘Allah’ın İbrahim’e emrettiği zamanı hatırlayın’ demektir. Burada önce mef‘ûl zikredilmiş, ardından fail olan  رَبُّهُ [Rabbi] kelimesi zikredilmiştir. Bunun sebebi ise sözü veciz kılmaktır, çünkü eğer faili başa getirseydi  رَبُّ اِبْرٰه۪يمَ  İbrahim’in Rabbi demesi gerekecekti ve mef‘ûl konumunda İbrahim’i tekrarlayacaktı. Veciz ifade kullanmak daha edebî niteliktedir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

[Hani o vakit, düşün, hatırla ki] ifadesinden Medine’de yaşayan ashabın İbrahim (a.s) kıssasını biliyor olduğunu düşünebiliriz.

قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماًۜ

Cümle beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماً  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

جَاعِلٌ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  لِلنَّاسِ , ihtimam için, mef’ûl olan  اِمَاماًۜ ‘ e takdim edilmiştir. اِمَاماًۜ ‘ deki nekrelik tazim içindir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: Allah Hz. İbrâhim’i bu şeylerle imtihan etti, “İbrâhim de onların hepsini yerine getirdi.” Allah Teâlâ da onun şükrüne karşılık vererek buyurdu: [Ben seni insanlara önder yapacağım.] Yani “Senden sonrakilerin tamamının takip edeceği bir peygamber kılacağım.” dedi. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماً  [Seni insanlara imam (önder) yapacağım] sözünde geçen "imam" kelimesi, sırta giyilen şeye "izâr" denilmesi gibi, kendisine uyulan kimseye verilen isimdir. Buna göre ayet "Dininde insanlar sana uyarlar" manasına olur.

اِمَاماً , İnsanlara namaz kıldırana da imâm denilir. Çünkü onun arkasında namaza duranın ona uyması gerekir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şayet  قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ اِمَاماًۜ [Seni insanlara önder yapacağım, buyurdu] cümlesinin başındaki  قَالَ  fiilinin ayet içindeki yeri nedir? dersen, şöyle derim: وَاِذِ ابْتَلٰٓى ‘ daki  اِذْ ’ in amilinin gizli olması durumuna göre  قَالَ  ile başlayan cümle istînâf (başlangıç) cümlesidir. Sanki “İbrahim, imtihana tabi tutulduğu hususları tam olarak yerine getirince Rabbi ona ne buyurdu?” diye sorulmuş, cevaben: “Seni insanlara önder yapacağım, buyurdu” denilmiştir. İkinci ihtimale [yani  اِذْ ’ in amilinin  قَالَ اِنّ۪ي جَاعِلُكَ  olması durumuna] göre ise  قَالَ  ile başlayan cümle, öncesine atfedilen bir cümle olacaktır. Bu cümlenin, ابْتَلٰٓى [denedi] diye başlayan cümlenin beyanı ve tefsiri olması da caizdir. Buna göre; “birtakım kelimeler”den murat, Allah Teâlâ’nın zikrettiği liderlik, Beytullah’ın temizliği, duvarlarının yükseltilmesi ve bütün bunlardan önce  اِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُٓ اَسْلِمْۙ [Rabbi ona: teslimiyet göster, buyurdu] [Bakara 2/131] ayetinde bahsedildiği üzere Allah’a teslimiyet gibi hususlardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

قَالَ وَمِنْ ذُرِّيَّت۪ي

İstînâfiye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ Hz. İbrahim’in sözlerini bildirmektedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  وَمِنْ ذُرِّيَّت۪ي  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car-mecrur takdiri, اجعل (kıl) olan mahzuf fiile mütealliktir.

Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Fakat Hz.İbrahim’in sözleri emir değil dua manasında olduğu için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

Veciz ifade kastına matuf  ذُرِّيَّت۪يۜ  izafetinde, Hz. İbrahim’e ait zamire muzâf olan  ذُرِّيَّت۪ , şeref kazanmıştır. 

İbrahim “Ey Rabbim! Benim soyumdan da önderler kıl!” demişti. اَلذُّرِّيَةُ  evlatlar demektir. مِنْ (-den) kelimesi kısmîlik değil, cins anlamı ifade eder, yani “onların tamamını kendilerine uyulan önderler kıl!” anlamına gelir ki bu, Hz. İbrahim’in evlatlarına yönelik hususi şefkatidir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

 قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِم۪ينَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَهْدِي  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عَهْدِ  şeref kazanmıştır.

قَالَ  fiilinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الظَّالِم۪ينَ ‘ nin fiil cümlesinde ism-i fail vezninde gelmesi, hudûs ve yenilenme anlamı ifade etmiştir.

[Bunun üzerine Rabbi, ‘Benim ahdim zalimleri kapsamaz.’ demişti.] Yani “İmamet, senin soyundan olan zulüm ehline -ki onlar kâfirlerdir- erişmez.” buyurmuştu. Burada Allah Teâlâ, Müslümanların önderliğinin kâfirler için söz konusu olamayacağını ve Hz. İbrahim’in soyu içerisinde Müslümanların da kâfirlerin de bulunacağını bildirmiştir. (Ömer Nesefî, Et-Teysîr Fi’t-Tefsîr)

Burada müracaat sanatı denen güzel bir beyan üslubu vardır. İki kişi arasındaki diyalog en veciz ve beliğ şekilde akıcı, kolay, tatlı lafızlarla şık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu ayette haber- istihbar (tahkikat), emir- nehiy, vaad- vaid manaları birarada ifade edilmiştir.

ابْتَلٰٓى  ve بلي : Tecrübe ve imtihan manasınadır ki, esasen iki farklı anlamı içine alır: Birisi bir şeyin gizli olan özelliğini, içyüzünü tanımayı istemek, diğeri de o şeyin iyi ve kötü yanlarını, eksik veya üstün taraflarını ortaya çıkarmaktır. Birinci mana, gizliyi ve açığı bilen Cenab-ı Allah hakkında zaten tasavvuru bile mümkün olmayan bir mesele olduğundan, Allah'ın İbrahim'i imtihana çekmesi, ancak ikinci anlamıyla ele alınabilir. Bir de imtihan, imtihan olunan hakkında hayır veya şer bir mihneti, bir zahmeti gerektirir ki, bu bakımdan imtihan kelimesi genellikle zahmetli ve meşakkatli şeyler hakkında kullanılır.

اِبْرٰه۪يمَ  isminin esasen Süryani dilinden geldiği ve Arapça manası ile  اَبٌ رَاحِمٌ  “merhametli baba” demek olduğu ve bu şekilde Arapça ile Süryanice arasında lafız ve mana yönünden bir benzerlik bulunduğu söylene gelmiştir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Burada  عَهْدِي  lafzının tercih edilmesi, Kur’anın inceliklerindendir. Çünkü Yahudiler, Allah’ın Hz. İbrahim’e onun soyundan gelenlerle birlikte olacağına söz verdiğini iddia etmişlerdi. Kelamdaki kınama manası açık olsa da  عَهْدِي  lafzının zikredilmesinde onlara tariz vardır. Zalimlerden murad, öncelikle Allah’a şirk koşarak kendilerine zulmeden müşriklerdir. Allah Teala Lokman;13 ‘te ‘’Şirk büyük bir zulümdür.’’ buyurmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)