لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ ٨٧
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ
Cümle, önceki ayette geçen الْمُجْرِم۪ينَ ’nin ikinci hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَمْلِكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الشَّفَاعَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِلَّا istîsna edatı olup, istisna-i munkatıadır. Müşterek ism-i mevsûl مَنِ müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اتَّخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عِنْدَ mekân zarfı mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. الرَّحْمٰنِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَهْداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl nedeni kemâl-i ittisâldir. Ayet, önceki ayetteki mücrimlerin halidir. Hâl-i müekkide olarak ıtnâbdır. و ’la gelmeyen hal cümlesi mücrimlerin bu hallerinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.
Cümle, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اتَّخَذَ , iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan mekân zarfı عِنْدَ ihtimam için ilk mef’ûl olan عَهْداًۢ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan اتَّخَذَ fiilinin ilkinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِلَّا istisna edatı, müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنِ ’in sılası olan اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Ayetteki istisna; لَا يَمْلِكُونَ ’deki zamir muttakilere ait olduğu zaman muttasıldır.
Veciz anlatım kastıyla gelen عِنْدَ الرَّحْمٰنِ izafetinde عِنْدَ kelimesinin الرَّحْمٰنِ ismine izafesi, onun şeref ve itibarının yüksekliğini gösterir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الرَّحْمٰنِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Mef’ûl olan عَهْداً ’deki tenvin tazim ifade eder.
Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır. Bir şeyi kontrol altında tutmak manasında da mecazî olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/57)
Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
لَا يَمْلِكُونَ ’deki و zamir olarak düşünülecekse, o zaman “kullar”a işaret eder; muttakilerin ve mücrimlerin zikredilmiş olması da buna delalet eder. Zira kullar bu şekilde gruplara ayrılmış durumdadır. Ancak bu و ’ın sadece kelimenin çoğul oluşuna delalet eden و olması da mümkündür. Fail ise مَنِ اتَّخَذَ (alan kimse) ifadesidir. Çünkü bu ifade çoğul anlamındadır. مَنِ اتَّخَذَ ifadesi, bedel olarak ya da fail olarak ref mahallindedir. Ancak muzâf takdir edilerek nasb mahallinde olması da mümkündür. Bu durumda, اِلَّا الشَّفَاعَةَ مَنِ اتَّخَذَ (sadece alan kimsenin şefaatine) şeklinde olur ve kendilerine şefaat edilmesi gibi bir hakka sahip olamayacakları murad edilir. Söz almak ise iman ve amel izhar etmek demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
لَا يَمْلِكُونَ ’deki zamir kullara aittir, o da iki bölümün zikrinden anlaşılmaktadır. يَمْلِكُونَ , yevme'yi nasb etmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ [Ancak Rahman'ın katından bir söz alan hariç]; ancak Allah'ın vaadi üzerine iman ve amel-i salihle kendini asilere şefaat etmeye hazırlayan ve buna layık olmaya çalışan müstesnadır ya da Allah'tan izin alan hariç demektir. Şefaat ancak Rahmân'ın izin verdiğine fayda sağlar (Ta-Ha Suresi, 109) ayeti gibi. Zamirden bedel olarak mahallen merfûdur ya da muzâf takdiri ile mansubdur ki اِلَّا الشَّفَاعَةَ مَنِ اتَّخَذَ demektir ya da müstesna olarak mansubdur. Zamirin mücrimlere ait olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)