Meryem Sûresi 86. Ayet

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  ٨٦

Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!  (85 - 86. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَسُوقُ ve süreceğiz س و ق
2 الْمُجْرِمِينَ suçluları da ج ر م
3 إِلَىٰ
4 جَهَنَّمَ cehenneme
5 وِرْدًا yaya ve susuz olarak و ر د
 
Müfessirlere göre “Allah’ın saydığı şey”den maksat insanların dünyadaki ömrüdür. Bu sebeple âyetin ilgili bölümü “Biz onların günlerini sayıyoruz” şeklinde tercüme edilmiştir. İnsanların ömrü belirli ve sınırlı olup Allah tarafından bilinmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber’e müşriklerin yaptıklarına karşı bir müddet daha sabretmesini emretmekte, zamanı geldiğinde helâk olacaklarına işaret etmektedir. Nitekim daha Bedir Savaşı’nda müşriklerin ileri gelenlerinden büyük bir kısmı ölmüştür. Âhirette de takvâ sahipleri, yani Allah’a itaatsizlikten sakınıp buyruklarını yerine getirenler ödüllerine nâil olmak için rahmânın huzurunda toplanırken günahkârların da suya götürülen sürü gibi cehenneme sürüleceği bildirilmektedir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 618
 

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَسُوقُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. الْمُجْرِم۪ينَ  mef’ûlun bih olup  nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اِلٰى جَهَنَّمَ  car mecruru  نَسُوقُ  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. وِرْداً  kelimesi  الْمُجْرِم۪ينَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَسُوقُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

وِرْداً  kelimesi,  الْمُجْرِم۪ينَ ’nin halidir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.

Önceki ayetteki  يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ  cümlesiyle, وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

الْمُجْرِم۪ينَ - الْمُتَّق۪ينَ  kelimeleri arasında îhâm-ı tıbâk sanatı vardır.

Zuhaylî’nin zikrettiğine göre son iki ayet-i kerimelerdeki  وَفْداً  ve  وِرْداً  kelimeleri arasında cinâs-ı gayri tam vardır. Çünkü kelimelerin ikinci harfleri farklıdır. 

Hak Teâlâ, وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ [Günahkârları susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün] buyurmuştur. Bundaki ‘süreceğimiz’ ifadesi günahkârların tıpkı susamış olarak suya götürülen hayvan sürüleri gibi hor ve hakir kılınarak, itilip kakılarak cehenneme sürüldüklerini gösterir.  وِرْداًۢ , susamış demektir. Çünkü suyun yanına vürûd eden (gelen) susadığı için gelir. Aslında vürûd suya doğru hareket edip gelmek demektir. İşte suya gelenler de  وِرْداًۢ  kelimesi ile ifade edilmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayrıca  وَفْداًۙ  ve  وِرْداًۢ  kelimeleri arasında şöyle bir nüans vardır. İlki binitli olarak gelenleri ifade ederken ikincisi yaya ve susuz bir şekilde sevk edilenleri ifade eder. Yani ey Peygamber! Kavmine, Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakileri binekli bir şekilde Allah’ın ikram yurdu olan cennetine konuklar olarak toplayacağımızı anlat. Onların binekleri ahiret yurdunun nurdan bineklerinden oluşur. Hakkı yalanlayan mücrimleri de kovulmuş halde cehenneme doğru, susamış vaziyette yürüyerek suya gelen deve gibi yaya ve susuz bir şekilde gitmeye zorlarız. (Sinan Yıldız, Vehbe Zuhaylî’nin Tefsiru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları)

85. ayetteki  نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ  ve نَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  [Takva sahip­lerini heyet halinde Rahman'a topladığımız] ve [suçluları susuz olarak ce­henneme sürdüğümüz gün] ayetlerinde takva sahipleri ile suçlular ve iyilerin durumu ile kötülerin durumu arasında güzel mukabele vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)