2 Mayıs 2025
Meryem Sûresi 77-95 (310. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Meryem Sûresi 77. Ayet

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ  ٧٧


Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَرَأَيْتَ gördün mü? ر ا ي
2 الَّذِي kimseleri
3 كَفَرَ inkar eden(leri) ك ف ر
4 بِايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
5 وَقَالَ ve diyeni ق و ل
6 لَأُوتَيَنَّ bana verilecek ا ت ي
7 مَالًا mal م و ل
8 وَوَلَدًا ve evlad و ل د
Hadis kaynaklarında bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Fakir bir müslüman olup Mekke’de demircilikle meşgul olan Habbâb b. Eret’in, yaptığı bir işten dolayı müşriklerin ileri gelenlerinden Âs b. Vâil’de alacağı vardı. Habbâb alacağını isteyince Âs, Hz. Muhammed’i reddetmedikçe borcunu ödemeyeceğini söyledi. Habbâb da “Allah’a yemin ederim ki sen ölüp tekrar dirilinceye kadar onu asla inkâr etmem” dedi. Âs, “Gerçekten ben ölüp tekrar dirilecek miyim?” diye sordu. Habbâb “evet” deyince Âs, “Öyle ise benim orada mutlaka malım ve evlâdım olacaktır; o zaman sana olan borcumu öderim!” dedi (Buhârî, “Tefsîr”, 19  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 617
Habbâb ibni Eret (ra) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir:” Ben demircilik yapardım. Âs ibni Vâil’in bana borcu vardı, paramı almak icin yanına gittiğimde:” Muhammed’i inkâr etmedikçe sana borcumu ödemem” dedi. Ben de :” Sen ölüp diriltilinceye kadar Muhammed’i kesinlikle inkâr etmem “ dedim. “Ben öldükten sonra diriltilecek miyim?” diye sordu. Ben “Evet” deyince:” Eğer ben ölür de diriltilirsem, orada malım ve evlâdım olacak ,o zaman sana borcumu öderim” dedi. Bunun üzerine yüce Allah bu âyeti indirdi. 
( Buhâri, Büyü’29, İcâre 15, Lukata 10, Tefsir 19/3-6; Müslim, Münâfikin 35).

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  فَ  istînâfiyyedir. رَاَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir.  Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِاٰيَاتِنَا  car mecruru  كَفَرَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, kasem ve cevabıdır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. اُو۫تَيَنَّ  fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. مَالاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  وَلَداً  atıf harfi وَ ’la  مَالاً ’e matuftur.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُو۫تَيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ

 

Hemze inkari istifham,  فَ  istînâfiyyedir. Ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp taaccüb ve kınama anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mef’ûl konumundaki müfred müzekker ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِنَا  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتِ  şan ve şeref kazanmıştır. Ayetlerin azamet zamirine muzâf oluşu onların önemini vurgulamak ve yüceltmek içindir. 

Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır. وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً   وَوَلَداً  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli kasem üslubunda gelmiştir.

لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداً  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasem ve cevabından müteşekkil terkip,  قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavlidir.  

Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَاُو۫تَيَنَّ , fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Verilecek olanların mal ve evlat olarak sıralanması taksim sanatıdır.

Birbirine tezayüf nedeniye atfedilen mef’ûl konumundaki  مَالاً - وَلَداً   kelimelerindeki nekrelik nev ve kesret içindir. Bu kelimeler arasında mürâât- ı nazîr sanatı vardır. 

Bu istifham, onun haline taaccüp etmek ve bu halin, taaccüp edilmesi gereken tuhaf ve şen'î bir hal olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَفَرَاَيْتَ , dikkat çekme tabirlerinden biridir.  اَرَاَيْتَ  ve benzerlerindeki  تَ  zamiri faildir.  ك  ise Basra ekolüne göre  ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Bu ayette  رَاَيْتُمْ  kelimesinin sonuna eklenen  ك - كُمْ  zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. 

Görme haber kaynaklarından en sağlamı olduğu için اَفَرَاَيْتَ [gördün mü]  lafzı haber yerine kullanılmıştır. اَفَرَاَيْتَ ’deki  فَ  de aslında takip içindir, mana da ‘’onların sözünden sonra hemen bu kâfirin kıssasını haber ver’’, demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

اَفَرَاَيْتَ  ile ilgili olarak benim tercih ettiğim görüş, bunun aklî (manevi) bir durum olup, basiretle (hissi) ilgili olmadığıdır. Veya اخبر  veya  اخبرني  manasında olduğudur. İlim manasında rü’yet kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey  menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi 77, s. 307)

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Meryem Sûresi 78. Ayet

اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ  ٧٨


Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz mü almış?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَطَّلَعَ bildi mi? ط ل ع
2 الْغَيْبَ gaybı غ ي ب
3 أَمِ yoksa
4 اتَّخَذَ aldı mı? ا خ ذ
5 عِنْدَ huzurunda ع ن د
6 الرَّحْمَٰنِ Rahman’ın ر ح م
7 عَهْدًا bir söz ع ه د

اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ

 

Cümle, önceki ayetteki  رَاَيْتَ ‘nin ikinci mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  اطَّـلَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Aslı  أاطلع ‘dır. Vasıl hemzesi hazfedilmiştir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْغَيْبَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اَمْ  atıf harfi hemzenin muadilidir. اتَّخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عِنْدَ  mekân zarfı  اتَّخَذَ  fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlu bihine mütealliktir.  الرَّحْمٰنِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَهْداً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

Hakiki istifhamdan istenilen anlam belirleme (tayin) olduğunda da kendisinden sonra atıf caiz değildir. Ancak, tesviye hemzesi gibi veya onun muadili  اَمْ  ile yapılabilir. (A. Yaşar Koçak, Nahivde Hemze)

اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl  اَمْ . Munkatı  اَمْ  (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّخَذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

اَطَّـلَعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  طلع ’dir. İftial babının fael fiili  ص ض ط ظ  olursa iftial babının  ت  si  ط  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ

 

Önceki ayetteki  رَاَيْتَ  fiilinin ikinci mef’ûlü olan cümledeki hemze, inkârî istifham harfidir. 

İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp taaccüb ve kınama anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.

اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ  sözündeki istifham, taaccüp ve inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Aynı üslupla gelen  اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً  cümlesi  اَمِ  atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzî ve manevî ittifak vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf mukaddem ikinci mef’ûle müteallik mekan zarfı عِنْد , ihtimam için ilk mef’ûl olan  عَهْداًۙ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  اتَّخَذَ fiilinin mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  الرَّحْمٰنِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Rahman ismine geçişte iltifat sanatı vardır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  عِنْدَ الرَّحْمٰنِ  izafetinde Rahman ismine muzâf olan  عِنْدَ  tazim edilmiştir.

عِنْدَ الرَّحْمٰنِ  ifadesi (Rahman’nın kudreti dahilinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, En’âm/57)

Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

Mef’ûl olan  عَهْداً ’deki nekrelik tazim içindir.

اَطَّـلَعَ  ve  اتَّخَذَ  fiilleri  اِفْتِعال  babındadır. Bu bab fiile mutavaat, müşareket, ittihaz, izhar, talep, çaba göstermek gibi anlamlar katar.

Bu kelamda الرَّحْمٰنِ  [Rahman] unvanının kullanılması, onun iddia ettiği bilginin kaynağının ilâhî rahmet olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ayette soru cümlesi içerisinde yer alan Habbab b. Eret ve As b. Vail gibilerinin sözlerinin karşılığı, devam eden ayetlerle birlikte onların hiç beklemedikleri taaccubî inkârî bir soru ile zannettikleri vaatten vaîde dönmüştür. Soruya soru ile cevap verilen üslûb-u ḥakîm sanatına  örnektir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)

77. ayetteki  بِاٰيَاتِنَا  ve  bu ayetteki  الرَّحْمٰنِ  kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)

Meryem Sûresi 79. Ayet

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ  ٧٩


Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَلَّا hayır
2 سَنَكْتُبُ biz yazacağız ك ت ب
3 مَا şeyi
4 يَقُولُ onun dediği ق و ل
5 وَنَمُدُّ ve uzatacağız م د د
6 لَهُ onun için
7 مِنَ
8 الْعَذَابِ azabı ع ذ ب
9 مَدًّا uzattıkça م د د

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ

 

Fiil cümlesidir. كَلَّا  red ve caydırma harfidir. Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَكْتُبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَقُولُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. نَمُدُّ  atıf harfi وَ  ile سَنَكْتُبُ  fiiline matuftur.

نَمُدُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur.  لَهُ  car mecruru  نَمُدُّ  fiiline mütealliktir. مِنَ الْعَذَابِ  car mecruru  نَمُدُّ  fiiline mütealliktir. مَداًّ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

كَلَّا , red ve caydırma harfidir. Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler  ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا  Edatı ) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat)

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ

 

Ta’lil hükmünde isti’naf cümlesidir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır.  كَلَّاۜ , önceki ayetteki kafirlerin sözlerine ilişkin red ve caydırma harfidir. Cümleye dahil olan  كَلَّاۜ  ve muzari fiile dahil olan gelecek zaman harfi  سَ  tekid ifade eder. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

سَنَكْتُبُ  fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sıla cümlesi olan  يَقُولُ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Önceki ayetteki Rahman isminden bu ayette azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la  سَنَكْتُبُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

سَنَكْتُبُ  ve  نَمُدُّ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

مَداًّۙ  mef’ûlu mutlak olarak tekid ifade eder. Cümle müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.

نَمُدُّ - مَداًّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ [Söylediklerini yazacağız.] ibaresinde zımnî olarak, söylediklerinin sonucunda elde ettiği karşılığı ona vereceğiz anlamı da vardır. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Bir cevap edatı olan  كَلَّا , kendinden önce geçen cümlenin ifade ettiği düşüncenin doğru olmadığını sert bir şekilde ifade etmeye yarar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

كَلَّاۚ , cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabına tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve birçok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da  كَلَّا  Edatı) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

كَلَّا ! [Hayır öyle değil] buyurulmuştur. Bu kelime, ret ifade eden bir lafızdır. Bu, onun hatalı olduğuna dikkat çekmektedir. Yani “O söylediği ve umduğu şeyde hatalıdır.” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ  [Söylediğini yazacağız.] cümlesinde mecâz-ı aklî vardır. Yani meleklere yazmalarını emrederiz. Bu, bir şeyin sebebine isna­dı kabilindendir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayetteki  وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ  [Onun azabını da uzattıkça uzatırız.] ifadesi, “Onun hak ettiği azabı uzatır ve artırırız. Azabının zamanını katlarız.” demektir. Arapçada  مدّ  ve  امدد  fiilleri aynı manada kullanılır. Buna, Hz.Ali'nin bunu, nûn'un dammesi ile şeklindeki kıraatı da delildir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Allah Teâlâ, gazabının şiddetini ifade için  مَداًّ  şeklindeki masdarla tekid etti. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Meryem Sûresi 80. Ayet

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً  ٨٠


Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَرِثُهُ ve varis olacağız و ر ث
2 مَا şeye
3 يَقُولُ dediği ق و ل
4 وَيَأْتِينَا ve o bize gelecek ا ت ي
5 فَرْدًا tek başına ف ر د

Ferade  فرد : فَرْدٌ kendisine başka bir şeyin karışmadığı, muhtelif olmayan şeydir. Çoğulu فُرَادَى şeklinde gelir. فَرِيدٌ bir/tek manasındadır ve çoğulu da فُرَادَى olarak gelir. Yüce Allah'a da فَرْدٌ denir ki bununla O'nun 'Her şeyden çift çift yarattık '51/49 sözünde dikkatlerin çekildiği çift oluş noktasında bütün her şeyden farklı olduğuna dikkat çekilmek istenir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de isim olarak 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ferd, efrat, münferid, müfredat, Ferid ve ferdidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَرِثُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamiri  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مَا  müşterek ism-i mevsûl  نَرِثُهُ ’deki zamirden bedel iştimâl olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَقُولُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.

وَ  atıf harfidir. يَأْت۪ينَا  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mütekellim  zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فَرْداً  hal olup fetha ile mansubdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  سَنَكْتُبُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayetin ilk cümlesi olan  وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

نَرِثُهُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

نَرِثُهُ  fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  يَقُولُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetin ikinci cümlesi  وَيَأْت۪ينَا فَرْداً  cümlesi, makabline atıf harfi  وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَرْداً  hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder. 

Muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ  sözündeki varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, bâki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem, s. 243) 

Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

فَرْداً  sözünün, ettiklerinden ayrılarak manasında olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hak Teâlâ’nın, “Onun söyler olduğu şeye [Biz miras olacağız]” beyanı “vadettiği malı ve evladı kendisinden silinip kaybolup gider, böylece tıpkı miras malının onu miras bırakan (ölmüş olan) kişiye dönmesi imkânsız olduğu gibi onun malı ve evladı da kalmaz” demektir. Ahirette bunlar onun elinden çekilip alınınca, o yapayalnız kalır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الإرْثُ  kelimesi, mecazî olarak yağma ve zorla alma manasında kullanılır. Veya lâzımı olduğu helak manasında kinaye olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Meryem Sûresi 81. Ayet

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ  ٨١


Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah’tan başka ilâhlar edindiler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاتَّخَذُوا ve edindiler ا خ ذ
2 مِنْ
3 دُونِ başka د و ن
4 اللَّهِ Allah’tan
5 الِهَةً ilahlar ا ل ه
6 لِيَكُونُوا olsun diye ك و ن
7 لَهُمْ kendilerine
8 عِزًّا itibar ع ز ز
Müşrikler Allah’tan başka taptıkları ilâhlardan yardım bekliyor ve bundan izzet ve şeref umuyorlardı; çünkü her kabilenin putu aynı zamanda onun saygınlık sembolü idi. 82. âyet, Hz. Peygamber’in ülkesinde putperestliğin devam etmeyeceğini, bir süre sonra müşriklerin müslüman olup bâtıl ilâhlara ibadeti reddedeceklerini ve onlara düşman olacaklarını müjdelemektedir. O günün âhiret günü olduğuna dair yorum da vardır. En‘âm sûresinin 23. âyeti ile Ahkaf sûresinin 6. âyeti bu yorumu desteklemektedir.
 
 Âyet şöyle de yorumlanmıştır: Kıyamet gününde ilâhlar, kendilerine tapanların ibadetlerini reddedip onlara düşman olacaklardır. Nahl sûresinin 86. âyeti ile; Kasas sûresinin 63. âyeti de bu yorumu destekler mahiyettedir, biz de meâlde bunu tercih ettik.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 617

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّخَذُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  اٰلِهَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لِ  harfi,  يَكُونُوا  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. 

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harf-i ceriyle  اتَّخَذُوا  fiiline mütealliktir.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُونُوا  fiili  ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir.  يَكُونُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. لَهُمْ  car mecruru  عِزاًّۙ ’in mahzuf haline mütealliktir.  عِزاًّ  kelimesi  يَكُونُوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur. 

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اتَّخَذُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Ayette icaz-ı hazif vardır.  اتَّخَذُ  iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. Car mecrurun mutallakı olan ikinci mef’ûl, mahzuftur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  مِنْ دُونِ اللّٰهِ  car mecruru, ihtimam için ilk mef’ûl olan  اٰلِهَةً ’e takdim edilmiştir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette lafza-ı celâle geçişte ve inkar edenlere aid müfret zamirden cemî gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır. 

دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir. Bu tabirin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı,c. 8, s. 723)

اٰلِهَةً ’deki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder.

اللّٰهِ - اٰلِهَةً  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ  cümlesi, harf-i cerle  اتَّخَذُوا  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Müsned olan  عِزاًّ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, tahkiri artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَانَ ’nin haberi olan  عِزاًّۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

Cümledeki üslup, onların, edindikleri ilâhların, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olduğuna gerçekten inandıklarının delilidir. Çünkü  كَانَ ’nin haberinin isim olarak gelmesi sübut ifade eder. Haberin, ismin bir cüzü haline geldiğini, ayrılmaz bir parçası olduğunu  belirtir.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Bu ayette  اٰلِهَةً  kelimesine raci olan  كَانَ ’nin ismi cemi iken, haberi müfred olarak kullanılmıştır. Adeta Allah’tan başka ibadet edilen tanrılar ne kadar çok olurlarsa olsunlar hepsi konum, akıbet, misyon vb. olarak aynıdırlar denilmekte, siyak ve sibakıyla da ayetin secisi bozulmamaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

Bundan önce o malum kâfirin sözleri ve o sözlerin, içeriğinin aksi bir sonucu gerektirdiği hikâye edildikten sonra bu kelamda da umduklarının zıddını gerektiren umumi cinayetleri hikâye edilmektedir. Yani onlar, Allah'ın dışında putları ilâhlar edindiler ki o putlar kendileri için kuvvet kaynağı olsunlar; onlarla Allah arasında irtibat ve şefaatçi olsunlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)

وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ  [Onlar Allah'tan başka ilâhlar edindiler ki onlarla aziz olalar.] Bu ayet Arap müşriklerini kastetmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Meryem Sûresi 82. Ayet

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟  ٨٢


Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَلَّا hayır
2 سَيَكْفُرُونَ inkar edecekler ك ف ر
3 بِعِبَادَتِهِمْ bunların tapmalarını ع ب د
4 وَيَكُونُونَ ve olacaklardır ك و ن
5 عَلَيْهِمْ bunlara
6 ضِدًّا zıd ض د د

Dadde  ضدّ :ضِدَّانِ tek bir cinsin altında olan, her biri kendine has olan vasıflarında diğeriyle uyuşmayan, diğerine zıt olan ve tıpkı siyahla beyaz ve şerle hayır gibi aralarında son derece uzaklık olan iki şeydir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de isim olarak 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri zıt ve tezattır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟

 

Fiil cümlesidir. كَلَّا  red ve caydırma harfidir. Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir.  يَكْفُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِعِبَادَتِهِمْ  car mecruru  سَيَكْفُرُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

يَكُونُونَ  nakıs, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. يَكُونُونَ ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  ضِداًّ ’in mahzuf haline mütealliktir.  ضِداًّ  kelimesi  يَكُونُونَ ’nun haberi olup fetha ile mansubdur.  

Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler  ile Basra dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا  Edatı ) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat)

ضِداًّ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟

 

Ayet ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan red ve caydırma harfi  كَلَّاۜ  ve muzari fiile dahil olan gelecek zaman harfi  سَ  tekid ifade eder.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bir cevap edatı olan  كَلَّا , kendinden önce geçen cümlenin ifade ettiği düşüncenin doğru olmadığını sert bir şekilde ifade etmeye yarar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

كَلَّاۚ , cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabına tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve birçok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da  كَلَّا  Edatı) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Müsned olan  ضِداًّ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik  عَلَيْهِمْ  car mecruru, tahkiri artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَانَ ’nin haberi olan  ضِداًّ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümledeki üslup, onların, Allah'tan başka ilâh edinmelerinin kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olmasının tam zıttı, zillet ve rezillik kaynağı olduğunun delilidir. Çünkü  كَانَ ’nin haberinin isim olarak gelmesi sübut ifade eder. Haberin, ismin bir cüzü haline geldiğini, ayrılmaz bir parçası olduğunu  belirtir.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Önceki ayetteki  يَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ  cümlesi ile bu ayetteki  يَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Önceki ayetteki  عِزاًّ ’nin karşılığı olarak  gelen  ضِداًّ۟ , zillet ve rezillik anlamında gelmiştir. Onlara karşı zıt olacaklar yani onlara zillet olacaklar demektir.

كَلَّا ! Hayır öyle değil buyurulmuştur. Bu kelime, ret ifade eden bir lafızdır. Bu, onun hatalı olduğuna dikkat çekmektedir. Yani “O söylediği ve umduğu şeyde hatalıdır.” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَكُونُونَ ’nin و ’ı (zamiri) kâfirlere aittir yani onlara ibadet ettikten sonra onları inkâr ederler.  ضِداًّ۟ ’ın tekil olması, zıtlıklarını gösteren mananın tek olmasından dolayıdır. Çünkü onlar bu hususta tek şey gibidirler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak bu cümleyi, onların kendileri için izzet ummalarına mukabil getirmiştir. İzzetin zıddı, zillet ve aşağılıktır. Yani onların aleyhine, ümit ettiklerinin ve istediklerinin zıddı tahakkuk eder. Buna göre sanki: “O putların o izzetleri değil, zilletleri onlar aleyhine tahakkuk eder.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَكُونُونَ - سَيَكْفُرُونَ  fiillerindeki zamirin müşriklere ait olması caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Meryem Sûresi 83. Ayet

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ  ٨٣


Kâfirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَرَ görmedin mi? ر ا ي
3 أَنَّا biz
4 أَرْسَلْنَا gönderdik ر س ل
5 الشَّيَاطِينَ şeytanları ش ط ن
6 عَلَى üzerine
7 الْكَافِرِينَ kafirler ك ف ر
8 تَؤُزُّهُمْ onları kışkırtıyorlar ا ز ز
9 أَزًّا kışkırttıkça ا ز ز
Yüce Allah’ın şeytanları inkârcıların üzerine göndermesi iki şekilde yorumlanmıştır: a) Bundan maksat kâfirlerin inkâr ve isyanda direnmeleri sebebiyle Allah’ın onları şeytanlara karşı korumamasıdır (bk. İbrâhim 14/22). b) Allah’ın, şeytanları inkârcıların üzerine musallat kılmasıdır. Kâfirler, inat ve ısrarla inkârlarını, Allah ve Peygamber’e karşı düşmanlıklarını sürdürürlerse Allah da onlara şeytanları musallat kılar. Şeytanlar onlara vesvese verir ve kötülükleri güzel gösterirler. Neticede onlar her türlü kötülükleri yaparlar, bu sebeple cehenneme girerler. Zuhruf sûresinin 36. âyeti bu yorumu destekler.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 618

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَرَ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  تَرَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

نَا  mütekellim  zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَرْسَلْنَا  cümlesi,  اَنَّ ’in haberi olarak mahallen merfûdur.

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. الشَّيَاط۪ينَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَلَى الْكَافِر۪ينَ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

تَؤُزُّهُمْ  cümlesi, الشَّيَاط۪ينَ ’nin hali olarak mahallen mansubdur. Takdiri; تهيّجهم إلى المعاصي، أو من الكافرين أي متحرّكين إلى المعاصي (Onları günaha kışkırtırsın veya kâfirlerden yani onlar günaha yönelirler.) şeklindedir.  

تَؤُزُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَزاًّ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de  fiilin mücerret manasını ifade eder.

اَلْكَافِر۪ينَ , sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Hemze istifham harfi,  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

Menfî muzari fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak mana itibariyle taaccüb ve kınama kastı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ayrıca ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır. 

تَرَ  fiili iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. Tekid ve masdar harfi  اَنَّ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ , faide-i haber inkârî kelamdır. Masdar-ı müevvel, تَرَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

اَنَّ ’nin haberi olan  اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. (Hâlidî, Vakafat, s. 107) 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَلَمْ تَرَ  fiilinde istiare sanatı vardır. Bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi, akli ve görünmez olan bir durum, gözle görülen, bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Şeytanın gönderilmesi görünen bir şey gibi ortaya çıkmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

اَلَمْ تَرَ  ifadesi zahiren istifhâm ise de muhatabı taaccübe sevk eden bir ifadedir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu kelam, Resulullah'ı (s.a.v), mezkûr ayet-i kerimelerin ifade ettikleri ve o azgın ve inatçı kâfirler hakkında hikâye ettikleri çeşitli çirkin sözleri ve fiilleri, hiçbir engel tanımadan azgınlığa ve dalalete tamamen dalmaları, inatta ifrat etmeleri, küfürde kararlı olmaları ve hak, hiçbir şüphe ve tereddüt kalmaksızın tamamen ortaya çıktığı halde ona karşı mücadele vermek için ittifak etmeleri gibi hallerinden taaccüp ettirmek ve bütün bunların şeytanın azdırması ve saptırmasıyla olduğuna, yoksa kısmen de olsa haklı bir sebep bulunmadığına dikkat çekmek anlamını ifade etmektedir. Bu taaccüp ettirmekten maksat, şeytanların kâfirler üzerine gönderilmesinden Resulullah'ı taaccüp ettirmek değil, fakat kafirlerin zikredilen hallerinden, şeytanın azdırmasının sonuçları olmaları itibarıyla taaccüp ettirmektir. Nitekim şeytanlar onları coşturdukça coşturuyorlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

تَرَ  fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi  Suret-i, Meryem 77. Ayetten Uyarlama, s. 307) 

Kur’an'da geçen أولم تر  ile ألم تر  arasındaki fark için, و  harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir. أولم تر  tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.

ألم تر  tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329) 

Bu ifade Kur’ânın en azim cümlelerinden biridir. Pek çok kez tekrarlanmıştır. Bundan sonra da acayip, garip, akla-mantığa aykırı şeyler zikredilmiştir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Ğâfir Sûresi Belâği Tefsîri, S. 343)

اَرْسَلْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

تَؤُزُّهُمْ اَزاًّ  cümlesi  الشَّيَاط۪ينَ ’nin halidir. Mef’ûlü mutlak olan  اَزاًّ  ile tekid edilen cümle, hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. 

Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade eder. Kemâl-i ittisâl nedeniyle fasılla gelmiş, hal-i müekkide olarak ıtnâb olan bu hal cümlesi, şeytanın bu halinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.

تَؤُزُّهُمْ - اَزاًّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Meryem Sûresi 84. Ayet

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ  ٨٤


Ey Muhammed! Şu hâlde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَا asla
2 تَعْجَلْ acele etme ع ج ل
3 عَلَيْهِمْ onlar hakkında
4 إِنَّمَا elbette
5 نَعُدُّ biz sayıyoruz ع د د
6 لَهُمْ onlar için
7 عَدًّا saydıkça ع د د
Müfessirlere göre “Allah’ın saydığı şey”den maksat insanların dünyadaki ömrüdür. Bu sebeple âyetin ilgili bölümü “Biz onların günlerini sayıyoruz” şeklinde tercüme edilmiştir. İnsanların ömrü belirli ve sınırlı olup Allah tarafından bilinmektedir. Bu sebeple Hz. Peygamber’e müşriklerin yaptıklarına karşı bir müddet daha sabretmesini emretmekte, zamanı geldiğinde helâk olacaklarına işaret etmektedir. Nitekim daha Bedir Savaşı’nda müşriklerin ileri gelenlerinden büyük bir kısmı ölmüştür. Âhirette de takvâ sahipleri, yani Allah’a itaatsizlikten sakınıp buyruklarını yerine getirenler ödüllerine nâil olmak için rahmânın huzurunda toplanırken günahkârların da suya götürülen sürü gibi cehenneme sürüleceği bildirilmektedir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 618

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن وقعوا في المعصية (İsyan içinde olursa) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَجْعَلْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَلَيْهِمْ  car mecruru  تَعْجَلْ  fiiline mütealliktir. 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ

 

اِنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir. 

Fiil cümlesidir. نَعُدُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  لَهُمْ  car mecruru  نَعُدُّ  fiiline mütealliktir. عَداًّ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. https://islamansiklopedisi.org

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ 

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.  فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Takdiri  إن وقعوا في المعصية  (İsyan içinde olurlarsa…)  olan şart cümlesi mahzuftur. Cevap cümlesi olan  فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ , nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.


اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Kasr edatı  اِنَّمَا ‘nın dahil olduğu hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. İki tekid hükmündeki kasr, ما نَحْنُ إلّا نَعُدُّ لَهم (Biz onların ecellerini saymaktan başka bir şey yapmıyoruz) manasındadır. Yani biz sadece onlar için hazırlıyoruz demektir. Kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olup izafîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cümle ayrıca mef’ûlü mutlak olan  عَداًّۚ  ile tekid edilmiştir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. نَعُدُّ  fiiline müteallik  لَهُمْ  car mecruru, tehdidi artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûlü mutlaka takdim edilmiştir.

Amellerin tespiti manasındaki  عُدُّ  fiilinde istiare sanatı vardır. Kafirlerin günahları, gözle görülür, elle tutulur maddi bir şey menziline konulmuştur. Veya sebep-müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Yapılan ameller, saymanın sebebidir. Müsebbep yerine sebep zikredilmiştir.

 نَعُدُّ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

نَعُدُّ - عَداًّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَهُمْ - عَلَيْهِمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır. 

اِنَّمَا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ [Onlara karşı acele etme] onlar helâk olurlar da sen ve müminler şerlerinden rahat edersiniz ve yeryüzü de pisliklerinden temizlenir. اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ [Biz onlar için sayıyoruz ecel günlerini] saymakla mana şöyledir: Onların helakını acele etme; çünkü onların sınırlı birkaç günleri ve sayılı nefesleri kaldı. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Alimler ayetteki, [Biz ancak onların günlerini sayıyoruz.] ifadesi hakkında şu iki izahı da yapmışlardır: a) Biz onların nefeslerini ve amellerini sayarız. Onların azlığına ve çokluğuna göre karşılığını veririz. b) Ne artan ne eksilen, herkes için belirlenmiş bir vakit olan ecele kadar olan vakitlerini sayarız. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Meryem Sûresi 85. Ayet

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ  ٨٥


85-86. Ayetler Meal  :   
Allah’a karşı gelmekten sakınanları Rahmân’ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ o gün ي و م
2 نَحْشُرُ toplayacağız ح ش ر
3 الْمُتَّقِينَ muttakileri (sakınanları) و ق ي
4 إِلَى huzurunda
5 الرَّحْمَٰنِ Rahmanın ر ح م
6 وَفْدًا konuk olarak و ف د

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ

 

Zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri أذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. نَحْشُرُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Veya takdiri أذكر  olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

نَحْشُرُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. الْمُتَّق۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. اِلَى الرَّحْمٰنِ  car mecruru  وَفْداً ’e mütealliktir. وَفْداً  kelimesi  الْمُتَّق۪ينَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْمُتَّق۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri اذكر (Düşün, hatırla!) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Zaman zarfı  يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan  نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداً  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَحْشُرُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Azamet zamirinden sonra zamir makamında Rahman isminin zikredilmesi, Allah’ın rahmet sıfatına vurgu yapmak için yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır.

وَفْداً  kelimesi haldir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.

يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ [O gün muttakileri süreceğiz toplayacağız, Rahman'a rahmetiyle onları bürüyen Rablerine] Bu surede bu ismin seçilmesinin özel bir durumu vardır, belki de bütün anlatılanlar onun büyük nimetlerini saymak ve ona şükredenlerle inkâr edenlerin hallerini şerh etmek içindir.  وَفْداًۙ ; heyetlerin, kralların ikramlarını görmek ve nimetlerine nail olmak için gelmeleri gibi binitli olarak gelirler demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Rahman isminin zikri, inkâr ettikleri bir ismi anarak onları öfkelendirme kastıyladır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Meryem Sûresi 86. Ayet

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  ٨٦


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَسُوقُ ve süreceğiz س و ق
2 الْمُجْرِمِينَ suçluları da ج ر م
3 إِلَىٰ
4 جَهَنَّمَ cehenneme
5 وِرْدًا yaya ve susuz olarak و ر د

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَسُوقُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. الْمُجْرِم۪ينَ  mef’ûlun bih olup  nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اِلٰى جَهَنَّمَ  car mecruru  نَسُوقُ  fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır. وِرْداً  kelimesi  الْمُجْرِم۪ينَ ’nin hali olup fetha ile mansubdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) مُجْرِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

نَسُوقُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

وِرْداً  kelimesi,  الْمُجْرِم۪ينَ ’nin halidir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.

Önceki ayetteki  يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ  cümlesiyle, وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

الْمُجْرِم۪ينَ - الْمُتَّق۪ينَ  kelimeleri arasında îhâm-ı tıbâk sanatı vardır.

Zuhaylî’nin zikrettiğine göre son iki ayet-i kerimelerdeki  وَفْداً  ve  وِرْداً  kelimeleri arasında cinâs-ı gayri tam vardır. Çünkü kelimelerin ikinci harfleri farklıdır. 

Hak Teâlâ, وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ [Günahkârları susuz olarak cehenneme süreceğimiz gün] buyurmuştur. Bundaki ‘süreceğimiz’ ifadesi günahkârların tıpkı susamış olarak suya götürülen hayvan sürüleri gibi hor ve hakir kılınarak, itilip kakılarak cehenneme sürüldüklerini gösterir.  وِرْداًۢ , susamış demektir. Çünkü suyun yanına vürûd eden (gelen) susadığı için gelir. Aslında vürûd suya doğru hareket edip gelmek demektir. İşte suya gelenler de  وِرْداًۢ  kelimesi ile ifade edilmişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayrıca  وَفْداًۙ  ve  وِرْداًۢ  kelimeleri arasında şöyle bir nüans vardır. İlki binitli olarak gelenleri ifade ederken ikincisi yaya ve susuz bir şekilde sevk edilenleri ifade eder. Yani ey Peygamber! Kavmine, Allah’a karşı gelmekten sakınan muttakileri binekli bir şekilde Allah’ın ikram yurdu olan cennetine konuklar olarak toplayacağımızı anlat. Onların binekleri ahiret yurdunun nurdan bineklerinden oluşur. Hakkı yalanlayan mücrimleri de kovulmuş halde cehenneme doğru, susamış vaziyette yürüyerek suya gelen deve gibi yaya ve susuz bir şekilde gitmeye zorlarız. (Sinan Yıldız, Vehbe Zuhaylî’nin Tefsiru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları)

85. ayetteki  نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ  ve نَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ  [Takva sahip­lerini heyet halinde Rahman'a topladığımız] ve [suçluları susuz olarak ce­henneme sürdüğümüz gün] ayetlerinde takva sahipleri ile suçlular ve iyilerin durumu ile kötülerin durumu arasında güzel mukabele vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Meryem Sûresi 87. Ayet

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ  ٨٧


Rahmân’ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا asla
2 يَمْلِكُونَ güçleri yetmeyecektir م ل ك
3 الشَّفَاعَةَ şefa’ate ش ف ع
4 إِلَّا dışındakilerin
5 مَنِ kimselerin
6 اتَّخَذَ alan ا خ ذ
7 عِنْدَ huzurunda ع ن د
8 الرَّحْمَٰنِ Rahman’ın ر ح م
9 عَهْدًا söz ع ه د
Rahmândan söz alanlar” ifadesi iki türlü anlaşılabilir: a) Bunlar âhirette lâyık olanlara şefaat etmek için kendilerine izin verilenlerdir. Nitekim bir âyette, Allah izin vermedikçe hiçbir kimsenin şefaat edemeyeceği haber verilmektedir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2/255). b) Dünyada iken şefaati hak ettiren iman ve amel sahibi olanlar. Bunlar Allah’ın birliği, peygamberlik, âhiret vb. iman esaslarına inandıkları için kendilerine şefaat edilmeye liyakat kazanmışlardır. Allah’ın izin verdiği kimseler bunların günahlarının affı için şefaat edeceklerdir (bk. Râzî, XXI, 252-253).
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 618

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ

 

Cümle, önceki ayette geçen  الْمُجْرِم۪ينَ ’nin ikinci hali olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir.  لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَمْلِكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الشَّفَاعَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اِلَّا  istîsna edatı olup, istisna-i munkatıadır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنِ  müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

اتَّخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عِنْدَ  mekân zarfı mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.  الرَّحْمٰنِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَهْداً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اتَّخَذَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl nedeni kemâl-i ittisâldir. Ayet, önceki ayetteki mücrimlerin halidir. Hâl-i müekkide olarak ıtnâbdır. و ’la gelmeyen hal cümlesi mücrimlerin bu hallerinin sürekli bir özellik olduğuna işaret eder.

Cümle, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 اتَّخَذَ , iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan mekân zarfı  عِنْدَ  ihtimam için ilk mef’ûl olan  عَهْداًۢ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan  اتَّخَذَ  fiilinin ilkinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

اِلَّا  istisna edatı, müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنِ ’in sılası olan  اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Ayetteki istisna;  لَا يَمْلِكُونَ ’deki zamir muttakilere ait olduğu zaman muttasıldır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  عِنْدَ الرَّحْمٰنِ  izafetinde  عِنْدَ  kelimesinin  الرَّحْمٰنِ  ismine izafesi, onun şeref ve itibarının yüksekliğini gösterir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  الرَّحْمٰنِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Mef’ûl olan  عَهْداً ’deki tenvin tazim ifade eder.

Aslında  عِنْد۪  yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için mecaz olarak kullanılır. Bir şeyi kontrol altında tutmak manasında da mecazî olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr - Enam/57) 

Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.

لَا يَمْلِكُونَ ’deki  و  zamir olarak düşünülecekse, o zaman “kullar”a işaret eder; muttakilerin ve mücrimlerin zikredilmiş olması da buna delalet eder. Zira kullar bu şekilde gruplara ayrılmış durumdadır. Ancak bu  و ’ın sadece kelimenin çoğul oluşuna delalet eden  و  olması da mümkündür. Fail ise  مَنِ اتَّخَذَ  (alan kimse) ifadesidir. Çünkü bu ifade çoğul anlamındadır.  مَنِ اتَّخَذَ  ifadesi, bedel olarak ya da fail olarak ref mahallindedir. Ancak muzâf takdir edilerek nasb mahallinde olması da mümkündür. Bu durumda,  اِلَّا الشَّفَاعَةَ مَنِ اتَّخَذَ (sadece alan kimsenin şefaatine) şeklinde olur ve kendilerine şefaat edilmesi gibi bir hakka sahip olamayacakları murad edilir. Söz almak ise iman ve amel izhar etmek demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

لَا يَمْلِكُونَ ’deki zamir kullara aittir, o da iki bölümün zikrinden anlaşılmaktadır. يَمْلِكُونَ , yevme'yi nasb etmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ [Ancak Rahman'ın katından bir söz alan hariç]; ancak Allah'ın vaadi üzerine iman ve amel-i salihle kendini asilere şefaat etmeye hazırlayan ve buna layık olmaya çalışan müstesnadır ya da Allah'tan izin alan hariç demektir. Şefaat ancak Rahmân'ın izin verdiğine fayda sağlar (Ta-Ha Suresi, 109) ayeti gibi. Zamirden bedel olarak mahallen merfûdur ya da muzâf takdiri ile mansubdur ki  اِلَّا الشَّفَاعَةَ مَنِ اتَّخَذَ  demektir ya da müstesna olarak mansubdur. Zamirin mücrimlere ait olduğu da söylenmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Meryem Sûresi 88. Ayet

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ  ٨٨


Onlar, “Rahmân, bir çocuk edindi” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقَالُوا ve dediler ق و ل
2 اتَّخَذَ edindi ا خ ذ
3 الرَّحْمَٰنُ Rahman ر ح م
4 وَلَدًا çocuk و ل د
Müşrikler, “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyerek Allah’a çocuk isnadında bulunurken yahudilerin bir kısmı “Üzeyir Allah’ın oğludur”, hıristiyanlar da “Mesîh Allah’ın oğludur” demek suretiyle O’na çocuk isnat ederek son derece çirkin bir iddiada bulunmuşlardır. Nitekim 90 ve 91. âyetlerde bu yakıştırmaların ne derece çirkin olduğu vurgulanmıştır.Oysa çocuk ihtiyaçtan dolayı istenir ve ana babasının cinsinden olur. Allah ise ihtiyaçtan da bir benzerinin bulunmasından da münezzehtir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 619-620

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli,  اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداً ’dir. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اتَّخَذَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. الرَّحْمٰنُ  fail olup damme ile merfûdur.  وَلَداً  ikinci mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mef’ûlun bih mukadderdir. Takdiri, عزيزا şeklindedir.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّخَذَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dır.

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ

 

وَ , istînâfiyedir. Allah Teâlâ müşriklerin sözlerini bildirmektedir.

İstînâfiye  وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداً  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mekulü’l-kavl olan cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. وَلَداً , kelimesi  اتَّخَذَ  fiilinin ikinci mef’ûludür. Kelimedeki nekrelik, cins ve tahkir içindir. Diğer mef’ûl mahzuftur. Takdiri; عزيزا ’dır.

وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداً  cümlesinde, zamirin iki itibara da (mücrimler ve muttakiler) ihtimali vardır, çünkü bu, insanlar arasında denildiği için onlara nispet edilmesi caizdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bil ki Allah Teâlâ putperestlerin bazı iddialarını reddedince, bu sefer Allah'ın çocuğu var diyenlerin iddiasını redde yöneldi. Yahudiler, “Üzeyir Allah'ın oğludur.” diyorlar; Hristiyanlar, “Mesih (Îsa), Allah'ın oğludur.” diyorlar; Araplar da “Melekler, Allah'ın kızlarıdır.” diyorlardı. İşte bütün bunlar, bu ayetin hükmüne dahildirler. Bazı alimler, bu ayeti sadece “Melekler, Allah'ın kızlarıdır.” diyen Araplarla ilgili kabul edip şöyle diyorlar: “Çünkü Hristiyanlara karşı ret, surenin başında geçti. Ama şimdi Cenab-ı Hak, putlara ibadetten bahseden Arapları reddedince meleklere ibadetten bahsedenlerin görüşlerinin yanlışlığını anlatmaya başladı. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayet-i kerimede  الرَّحْمَنِ  isminin 4. kere geçmesi bu vasfın Allah için sabit olduğunu ima eder.

Meryem Sûresi 89. Ayet

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ  ٨٩


Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَقَدْ andolsun ki
2 جِئْتُمْ siz bulundunuz ج ي ا
3 شَيْئًا bir şeyde (cür’ette) ش ي ا
4 إِدًّا pek kötü ا د د

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ

 

لَ  mukadder kasemin cevabına gelen muvattie harfidir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

Fiil cümlesidir. جِئْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. شَيْـٔاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اِداًّ  kelimesi  شَيْـٔاً ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.  

اِداًّ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasem üslubunda gelen terkipte  لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle muhatap zamirine iltifat edilmiştir.

Mef’ûl olan  شَيْـٔاً ’deki nekrelik, cins ifade eder. 

جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ  cümlesinde istiare sanatı vardır. Söyledikleri söz manasındaki  شَيْـٔاً اِداًّ  ibaresi  جَٓاءَ  fiilinin isnad edilerek gözle görülür elle tutulur maddi bir varlığa benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

اِداًّ  kelimesi  شَيْـٔاً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

قَدْ  harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)

Bu ayet, onların batıl sözünü reddetmekte ve doğrudan doğruya onlara hitap edilmekle, bunun pek korkunç olduğunu ifade etmekte ve onların son derece cahil ve suçlu olduklarını tescil etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada gaibden muhataba geçmekle iltifat edilmiştir, bu da kınamada mübalağa ve Allah’a karşı cesaretlerini tescil etmek içindir.  أدّ  ve  إدّ  çok büyük, kötü şeydir.  اِداًّ  şiddet demektir. أدني الأمر وآدني  ağır yükün altında ezilmektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Önceki ayette gaib sıygası olan  قَالُو  kullanıldığı için muktezâ-i zâhire göre bu ayette de ibarenin  لَقَدْ جاؤوا ; ortaya attılar şeklinde gaib kipiyle gelmesi beklenirdi. Ancak Allah Teâlâ belâgî bir nükteden ötürü üslup değiştirerek gaipten (üçüncü şahıstan) muhataba (ikinci şahsa) geçmiştir. Burada üslubun değişmesindeki bu nükteyi müfessirimiz Beyzâvî şu şekilde izah eder: “Kafirleri şiddetle kötülemek ve Allah’a karşı cüretli olduklarını tescil etmek için gaib sıygasından (قَالُوا dediler) muhatap (جِئْتُمْ; ortaya attınız) sıygasına geçilerek iltifat sanatı yapılmıştır.” Allah Teâlâ, inkârcıların bu asılsız iddialarına karşı bu iddianın ne kadar yanlış ve yersiz olduğunu ortaya koymak için sanki huzurda bulunan bir topluluğa hitap eder gibi gaib zamirinden muhataba dönmüştür. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)

Meryem Sûresi 90. Ayet

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ  ٩٠


90-91. Ayetler Meal  :   
Rahman’a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تَكَادُ neredeyse ك و د
2 السَّمَاوَاتُ gökler س م و
3 يَتَفَطَّرْنَ çatlayacak ف ط ر
4 مِنْهُ ondan dolayı
5 وَتَنْشَقُّ ve yarılacak ش ق ق
6 الْأَرْضُ yer ا ر ض
7 وَتَخِرُّ ve dağılacak خ ر ر
8 الْجِبَالُ dağlar ج ب ل
9 هَدًّا yıkılıp ه د د

Hedde هدّ :  هَدٌّ düşme şeklinde bir yıkılmadır. هَدَّةٌ ise bu düşüşün çıkardığı sestir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de isim olarak 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli tehdit etmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ 

 

Cümle, önceki ayetteki  شَيْـٔاً ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. كَاد  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasbeder.

تَكَادُ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir.  السَّمٰوَاتُ  kelimesi  تَكَادُ ’nun ismi olup damme ile merfûdur. يَتَفَطَّرْنَ  cümlesi,  تَكَادُ ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

يَتَفَطَّرْنَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Faili nûnu’n-nisve olup mahallen merfûdur. مِنْهُ  car mecruru  يَتَفَطَّرْنَ  fiiline mütealliktir.  

 

Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece  كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır.  كَادَ  fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette isim cümlesi şeklinddir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَفَطَّرْنَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi فطر ’dır. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.


وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَنْشَقُّ  damme ile merfû muzari fiildir. الْاَرْضُ  fail olup damme ile merfûdur. تَخِرُّ  fiili, atıf harfi  وَ  ile تَنْشَقُّ ‘ya matuftur.

تَخِرُّ  damme ile merfû muzari fiildir.  الْجِبَالُ  fail olup damme ile merfûdur. هَداًّ  masdardan naib mef’ûlu mutlak veya hal olup fetha ile mansubdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَنْشَقُّ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi  شقق ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.

تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Ayet, önceki ayetteki  شَيْـٔاً ’in sıfatı olarak nasb mahaldedir. Sıfat cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Nakıs fiil  كَاد  ’nin dahil olduğu isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Nakıs fiilin muzari sıygasında gelmesi hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir.

تَكَادُ  fiili mukarabe fiillerindendir. كَانَ  gibi amel eder.  السَّمٰوَاتُ  nakıs fiil  كَادُ ‘nin ismi,  يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ  haberidir.

تَكَادُ ’nun haberinin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Aynı üslupta gelen  وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ  cümlesi ile  وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّ  cümlesi, كَاد ’nin haberine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Bu ifadeler, aklen ve âdeten mümkün değildir. Ancak bu kelama neredeyse kelimesinin ilavesi, bu sözü imkânsızlık dairesinden çıkararak hakikate yaklaştırmıştır. Mübalağa sanatının güzel bir örneğidir.

السَّمٰوَاتِ ’tan sonra  الْاَرْضِ  ve  الْجِبَالُ ’nun zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, diğerlerine şamildir.

Hal olan  هَداًّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

السَّمٰوَاتُ - الْاَرْضُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

السَّمٰوَاتُ - الْاَرْضُ - الْجِبَالُ  ve  يَتَفَطَّرْنَ - تَنْشَقُّ - تَخِرُّ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayetteki  وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّ  [Dağlar dağılıp çökecek] cümlesine gelince şiddetli bir biçimde dağılıp çökecek anlamında mefûlü mutlak veya takdirindedir. Ya da mefûlün lehdir. Yani “Çünkü o dağılıp parçalanır.” demektir. Buna göre mana, “O dağlar, olabilecek en şiddetli şekilde her biri üzerine düşerek yıkılırlar.” şeklindedir. Bu ifadeler, o kelimenin, ne kadar büyük ve çirkin bir söz olduğunu ortaya koymak, onun çirkinliğinin dehşetini göstermek, bu sözün, dindeki tesirini ve dinin erkânı ve kaidelerinin yıkımındaki payını anlatmak içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَتَفَطَّرْنَ  fiilini bazıları  ينفطرن  şeklinde okumuştur. Her ikisi de  فعل  fiilinin mutavâat kalıbıdır. Ama  يَتَفَطَّرْنَ  şeklindeki okuyuş daha beliğdir. Çünkü bu babın aslı tekellüf ifade etmesidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Meryem Sûresi 91. Ayet

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ  ٩١


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَنْ
2 دَعَوْا iddia etmelerinden د ع و
3 لِلرَّحْمَٰنِ Rahman için ر ح م
4 وَلَدًا çocuk و ل د

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ

 

اَنْ  masdariyyedir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  لِ  harf-i ceriyle يتفطّرن ، وتنشقّ ، وتخرّ  fiillerine mütealliktir. 

دَعَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لِلرَّحْمٰنِ  car mecruru  دَعَوْا  fiiline mütealliktir.  وَلَداً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ

 

Önceki ayetin devamı olan ayette  اَنْ  ve akabindeki  دَعَوْا  cümlesi, masdar teviliyle takdir edilen  ل  harf-i ceriyle, önceki ayetteki  يتفطّرن وتنشقّ  ، وتخرّ  fiillerine mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  الرَّحْمٰنِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Mef’ûl olan  وَلَداً ’deki nekrelik, cins ve tahkir ifade eder.

تَكَادُ ’nun illeti (mef’ûlün lehi) olmak ya da  ل 'ın hazfı ve fiilin ona yanaşması ile nasba;  ل ’ın izmari ile veya önceki ayetteki  مِنْهُ ’daki  هُ ’dan bedel olarak cerre; mahzuf mübtedanın haberi olarak da ref'e ihtimali de vardır. Takdiri şöyledir: الموجب لذلك أن دعوا (Bunun nedeni davet etmeleri idi.) Ya da önceki ayetteki  هَداًّ ’in faili olmak üzere merfûdur. Yani  هدا أي هدها دعاء الولد للرحمن (Onu Rahman'a çocuk nispet etmeleri devirdi). İkinci mef’ûlle yetinilmesi onun adına iddia edilen her şeyi kapsaması içindir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Meryem Sûresi 92. Ayet

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ  ٩٢


Hâlbuki Rahmân’a bir çocuk edinmek yakışmaz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 يَنْبَغِي yakışmaz ب غ ي
3 لِلرَّحْمَٰنِ Rahman’a ر ح م
4 أَنْ
5 يَتَّخِذَ edinmek ا خ ذ
6 وَلَدًا çocuk و ل د

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْبَغ۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir.  لِلرَّحْمٰنِ  car  mecruru  يَنْبَغ۪ي  fiiline mütealliktir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  يَنْبَغ۪ي  fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَتَّخِذَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  وَلَداً  mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّخِذَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dır.

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

يَنْبَغ۪ي  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi  بغي ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.

وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye  وَ ’ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَتَّخِذَ وَلَداً  cümlesi, masdar teviliyle  مَا يَنْبَغ۪ي  fiilinin faili konumundadır.

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Mef’ûl olan  وَلَداً  kelimesindeki nekrelik, cins ve tahkir içindir.

Allah Teâlâ inkârcılara karşı, “o kadar olmayacak birşey ki” der gibi sözlerini tekid etmeden bildirerek onları gayrı münkir yerine koymuştur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اَلرَّحْمٰنِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

يَتَّخِذَ , لِلرَّحْمٰنِ  ve  وَلَداً  kelimeleri önceki ayetlerde de geçmişti. Bu tekrarlarda tekrir ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Rûhu'l Meânî'de başına olumsuzluk ifade eden  مَا  harfi gelen muzari fiilin teceddüdî istimrara delalet ettiği yazılıdır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 224)

Bu ayetlerde  اَلرَّحْمٰنِ  kelimesi, Cenab-ı Allah'ın nimetlerin asıllarının ve fer'ilerinin ancak O'ndan olması cihetiyle yegâne Rahman olduğuna dikkatleri çekmek için defalarca tekrar edilmiştir. Burada mana kapsamlı ve umumi olsun ve Allah'a çocuk olarak nispet edilen her şeyi içine alsın diye ikinci mef’ûl ile yetinildi. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Meryem Sûresi 93. Ayet

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ  ٩٣


Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman’a kul olarak gelecektir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنْ
2 كُلُّ hepsi ك ل ل
3 مَنْ kimselerin
4 فِي bulunan
5 السَّمَاوَاتِ göklerde س م و
6 وَالْأَرْضِ ve yerde ا ر ض
7 إِلَّا ancak
8 اتِي gelecektir ا ت ي
9 الرَّحْمَٰنِ Rahman’a ر ح م
10 عَبْدًا kul olarak ع ب د
Gökler, yer, bunların içinde bulunan melek, cin, insan vb. ne varsa hepsini Allah yaratmıştır; onlar tanrı değil Allah’ın kullarıdır; O’na itaat ve ibadet ederler (krş. İsrâ 17/44). Allah, onlardan ve kendisine çocuk yakıştıranlardan haberdardır, onların sayılarını ve yaptıklarını bilir. Kıyamet gününde herkes tek tek O’nun huzurunda toplanacak ve yaptıklarıyla başbaşa kalarak hesap vereceklerdir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 620

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كُلُّ  mübteda olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  فِي السَّمٰوَاتِ  car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir.  الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la  السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur. 

اِلَّٓا  hasr edatıdır. اٰتِي  mübtedanın haberi olup  ى  üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّحْمٰنِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  عَبْداً  hal olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ

 

 

Ayet, ta’liliyye veya beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan nefiy manasındaki  اِنْ  harfi, kasr manası için gelmiştir.

Mübteda olan  كُلُّ ’nün muzâfun ileyhi konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası mahzuftur.  فِي السَّمٰوَاتِ  bu mahzuf sılaya mütealliktir.  وَالْاَرْض , tezat nedeniyle  فِي السَّمٰوَاتِ ’ye atfedilmiştir. 

السَّمٰوَاتِ  ve  الْاَرْضِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.

السَّمٰوَاتِ ’tan sonra  الْاَرْضِ ’nin zikredilmesi umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir.

فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ  ifadesindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen yeryüzü ve gökyüzü, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Yer ve gökteki yaratılmışlar, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

Müsned olan  اٰتِي الرَّحْمٰنِ , veciz ifade ve tazim kastıyla izafet formunda gelmiştir.

Nefiy harfi  اِنْ  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.  مَنْ  mevsûf/maksûr,  اٰتِي الرَّحْمٰنِ  sıfat/ maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  لِلرَّحْمٰنِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsned olan  اٰتِي , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عَبْداً  hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eden tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Asıl üzere (izafetsiz olarak)  اٰتِي الرَّحْمٰن  şeklinde de okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Meryem Sûresi 94. Ayet

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ  ٩٤


Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَقَدْ muhakkak
2 أَحْصَاهُمْ onları kuşatmış ح ص ي
3 وَعَدَّهُمْ ve onları saymıştır ع د د
4 عَدًّا bir bir ع د د

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ

لَ  mukadder kasemin cevabına gelen muvattie harfidir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

Fiil cümlesidir. اَحْصٰي  fiili elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri     هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَدَّهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  عَداًّ  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. 

Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:

1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak  فَعْلَةً  vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْصٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi حصي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Kasem üslubunda gelen terkipte  لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  اَحْصٰيهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَدْ  harfi mazi fiilin önüne geldiğinde tahkik ve takrib (olayın yaklaştığını), muzari fiilin önüne geldiğinde fiilin vuku bulma ihtimalinin azlığını ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C.1, s. 459)

وَعَدَّهُمْ عَداًّ  cümlesi kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûlü mutlak olan  عَداًّ  cümleyi tekid etmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

عَدَّ  ve  عَداًّ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَحْصٰيهُمْ - عَدَّهُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Amellerin tesbiti manasında  عُدُّ  kullanılmasında, sebep-müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Yapılan ameller saymanın sebebidir. Müsebbep yerine sebep zikredilmiştir. Şöyle de ifade edilebilir; aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Yemin olsun ki onları tespit etmiş sınırlamış ve etrafını çevirmiştir, öyle ki onun ilminin sınırından ve kabza kudretinden çıkamazlar. Ve onları saymakla saymıştır şahıslarını, nefeslerini ve fiillerini saymıştır, çünkü her şey onun yanında miktar iledir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Meryem Sûresi 95. Ayet

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً  ٩٥


Onlar(ın her biri) kıyamet günü O’na tek başına gelecektir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَكُلُّهُمْ ve onların hepsi ك ل ل
2 اتِيهِ O’na gelecektir ا ت ي
3 يَوْمَ günü ي و م
4 الْقِيَامَةِ kıyamet ق و م
5 فَرْدًا tek başına ف ر د

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كُلُّهُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اٰت۪يهِ  mübtedanın haberi olup  ى  üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يَوْمَ  zaman zarfı  اٰت۪يهِ ’ye mütealliktir.  الْقِيٰمَةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. فَرْداً  kelimesi  اٰت۪يهِ ’deki zamirin hali olup fetha ile mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) اٰت۪ي ; sülâsi mücerredi  أتي  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden oluşan, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkarî kelamdır. Mübteda olan  كُلُّهُمْ  ve haber olan  اٰت۪يهِ , az sözle çok anlam ifadesi için  izafet formunda gelmiştir.

Zaman zarfı  يَوْمَ ’nin müteallakı olan  اٰت۪ي  ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَرْداً  kelimesi  اٰت۪ي ’deki zamirin halidir. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hepsi O’na kıyamet gününde tek başına gelecektir. Yalnız olacaktır, yanında adamları ve yardımcıları olmayacaktır. Binaenaleyh bunlardan hiçbiri O’na benzemez ki onu evlat edinsin. O’na ortak olmaya münasip değildir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Son sayfadaki ayetlerin fasılaları da surenin genelinde olduğu gibi dikkate şayandır. İkisi hariç, bütün ayetler elif ve د  fasılalı kelimelerle son bulmuştur. Bu kelimelerin oluşturduğu ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda secî ve lüzum ma la yelzem sanatları vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Kişinin dünyada mal ve evlât sahibi olması, Cenab-ı Allah'ın iman-küfür ayırımı yapmadan takdir buyurduğu kanunlara bağlıdır. Kur'ân-ı Kerim, 9'uncu âyette “Asla!” demekle, inanmayanların mal ve evlât sahibi olacaklarını değil, küfürde ısrarın mal, evlât ve refah getirmeye sebep olacağı iddiasını reddetmektedir. Mal, evlât ve refaha bakarak küfürde ısrar son derece yanlış olduğu gibi, böyle bir inançla küfürde diretmek, dünyada da insanın başına o mal ve evlât sebebiyk büyük gaileler açabilir. İmansızlık, insan ne kadar maddi refah içinde de olsa, aslında ruhta bir cehennem demektir ve ehli küfür, dünyada da bu cehennemi yaşar. Onların eğlenceye düşkünlükleri, zahiri sevinç ve gülmeleri, aslında içlerindeki cehennemi, korkunç huzursuzluğu hissetmeme, unutma, uyutma çabası ve kendilerini aldatmaktan başka bir şey değildir. Buna karşılık, ibadetle beslenen gerçek iman ve tatmin ise, insan fakir de olsa, zindanda da olsa kalpte bir cennet meydana getirir. “İman bir tubâ-i Cennet çekirdeği taşır, küfür ise bir Cehennem zakkumu. Mümin, zindanda da olsa kalben bahtiyar, kâfir, saraylarda da olsa mutsuzdur, bedbahttır.
Sayfadan Gönüle Düşenler
[[Diyanet’in Kur’an Yolu’ndan alıntı: Hadis kaynaklarında Meryem suresi: 77-80. ayetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Fakir bir müslüman olup Mekke’de demircilikle meşgul olan Habbâb b. Eret’in, yaptığı bir işten dolayı müşriklerin ileri gelenlerinden Âs b. Vâil’de alacağı vardı. Habbâb alacağını isteyince Âs, Hz. Muhammed’i reddetmedikçe borcunu ödemeyeceğini söyledi. Habbâb da “Allah’a yemin ederim ki sen ölüp tekrar dirilinceye kadar onu asla inkâr etmem” dedi. Âs, “Gerçekten ben ölüp tekrar dirilecek miyim?” diye sordu. Habbâb “evet” deyince Âs, “Öyle ise benim orada mutlaka malım ve evlâdım olacaktır; o zaman sana olan borcumu öderim!” dedi (Buhârî, “Tefsîr”, 19).]]

Ey Allahım! Halimizin; kendisine verilen nimetlerin kendisinden ötürü olduğunu sananların ve başkalarını küçümseyenlerin hallerine benzemesinden Sana sığınırız. Bizi; aklı başında olanlardan, kalbi ve yüzü iman nuruyla parlayanlardan, sahip oldukları için şükür edenlerden ve ahireti için çalışanlardan eyle. 

Ey Allahım! Bizi; yanlışlarını ısrarla sürdürenlerden, kelime oyunlarıyla hak iddia edenlerden ve yeryüzünde inananları sıkıntıya düşürenlerden muhafaza buyur.

Ey Allahım! Halimizin; sapkın sözlerinden ve işlerinden dolayı cezası uzatılanların hallerine benzemesinden Sana sığınırız. Hoş görünümlü sözler ve işler karşısında gönüllerimizin gözlerini açık eyle. Ki batıl ile hakkı ayırt edenlerden ve hakkı seçenlerden olmamızı nasip eyle. Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden isteriz.

Amin.
Zeynep Poyraz  @zeynokoloji