وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟ ١١٥
Azeme عزم: عَزْمٌ işin devamına ve tamamlanmasına yönelik kalbi sıkıca bağlamak/kesin karar vermektir. Bu köke ait عَزِيمَة sözcüğü muska demektir. Sanki bu muskayla şeytanın sende iradesini gerçekleştirmesini engellemişsin gibi tasavvur edilmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 9 kez geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri azim ve azmetmektir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟
وَ istînâfiyyedir. لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
Fiil cümlesidir. عَهِدْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰٓى اٰدَمَ car mecruru عَهِدْنَٓا fiiline müteallik olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
مِنْ قَبْلُ car mecruru عَهِدْنَٓا fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَسِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
نَجِدْ sükun ile meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُ car mecruru نَجِدْ fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. عَزْماً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır.
لَ mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Mahzuf kasem ve قَدْ ile tekid edilmiş وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
عَهِدْنَٓا fiiline müteallik olan, mecrur mahaldeki zaman zarfı قَبْلُ ‘nun muzâfun ileyhi, mahzuftur. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Bu, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَنَسِيَ cümlesi, atıf harfi فَ ile عَهِدْنَٓا fiiline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin son cümlesi olan وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً۟ , makabline atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasından menfî muzari fiil sıygasına geçişte iltifat sanatı vardır.
عَهِدْنَٓا ve نَجِدْ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَمْ نَجِدْ fiiline müteallik لَهُ car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan عَزْماً۟ ‘deki nekrelik kıllet ve umum ifade eder. Nefiy siyakında nekre, selbin umum ve şumûlüne işarettir.
Bu ayette önceki ayetteki gaib zamirinden azamet zamirine dönülerek iltifat yapılmıştır.
Ayetlerin sonundaki عَزْماً۟ ve عِلْماً kelimelerinde seci sanatı vardır.
Bu, Hz. Âdem’in (a.s) kıssasının Kur'an'da altıncı kez yer alışıdır. Hakk Teâlâ'nın [Andolsun ki Biz, bundan evvel Adem'e vahyetmiştik.] cümlesindeki ahd ile Allah'ın bir emri veya bir yasağının kast edildiğinden bir şüphe yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayetteki “Fakat unuttu” ifadesine gelince bu, hatırlamanın zıddı olan şeydir yani unutmadır. Hz. Âdem (a.s) ezberlemediği ve iyice zapt etmediği, dolayısıyla unuttuğu için itâb olunmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cümlenin kaseme delalet eden lam ve tahkik harfiyle başlaması kıssanın önemi sebebiyledir. İki kıssa arasındaki verilen ahd konusundaki tefritin birbirine benzediğine dikkat çekilmiştir. ألَمْ يَعِدْكم رَبُّكم وعْدًا حَسَنًا أفَطالَ عَلَيْكُمُ العَهْدُ (Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Şu halde size zaman mı çok uzun geldi?) şeklindeki 86. Ayette zikredilen ilk kıssada İsrailoğullarının Allah ile olan ahitlerinde tefrit vardır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)