فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً ١١٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَتَعَالَى | yücedir |
|
| 2 | اللَّهُ | Allah |
|
| 3 | الْمَلِكُ | hükümdar olan |
|
| 4 | الْحَقُّ | gerçek |
|
| 5 | وَلَا | asla |
|
| 6 | تَعْجَلْ | acele etme |
|
| 7 | بِالْقُرْانِ | Kur’an’ı (okumaya) |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | قَبْلِ | önce |
|
| 10 | أَنْ | diye |
|
| 11 | يُقْضَىٰ | tamamlansın |
|
| 12 | إِلَيْكَ | sana |
|
| 13 | وَحْيُهُ | vahyedilmesi |
|
| 14 | وَقُلْ | ve de ki |
|
| 15 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 16 | زِدْنِي | artır bana |
|
| 17 | عِلْمًا | ilmimi |
|
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. تَعَالَى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الْمَلِكُ kelimesi اللّٰهُ lafza-i celâlin sıfatı olup damme ile merfûdur. الْحَقُّۚ ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikiside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْجَلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِالْقُرْاٰنِ car mecruru تَعْجَلْ fiiline mütealliktir. مِنْ قَبْلِ car mecruru تَعْجَلْ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel قَبْلِ ’nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُقْضٰٓى elif üzere mukadder fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. اِلَيْكَ car mecruru يُقْضٰٓى fiiline mütealliktir. وَحْيُهُ naib-i faili olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı زِدْن۪ي عِلْماً ’dir.
زِدْن۪ي dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عِلْماً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Fiil, muttasıl mütekellim zamiri olan ي ile birleştiğinde araya bir ن harfi getirilir. زِدْن۪ي fiilinde olduğu gibi üstünle biten fiilin sonunu esreden korumuştur. Buna nûn-u vikaye denilir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırma kastının yanında haberin önemini de vurgulamaktadır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهُ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette lafz-ı celâle geçişte iltifat sanatı vardır.
الْمَلِكُ ve الْحَقُّ kelimeleri Allah lafzının iki sıfatı olarak merfûdur. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
الْحَقُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Önceki ayetteki اَنْزَلْنَاهُ fiiliyle اللّٰهُ kelimeleri arasında mütekelimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
Hak Teâlâ, Kur'an'ın şanını ululayınca bunun peşinden kendisini ululamış ve mahlûkatının da kendisini ululayıp tebcil etmeleri gerektiğine dikkat çekmek için “Yegâne Melik ve hakkı olan Allah, çok yücedir.” buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, kendisini (gerçek hükümdar) Hak Melik diye vasfetmiştir. Çünkü O'nun mülkü son bulmaz, değişmez, başkasından elde edilmiş değildir; başkası o mülke layık da değildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُۘ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Hz. Peygambere yönelik nehiy üslubuyla başlayan talebî inşâî isnaddır.
بِالْقُرْاٰنِ lafzı, بتلاوته veya بإنزاله gibi bir mahzuf muzâfın muzâfun ileyhidir. Muzâfın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُ cümlesi, masdar teviliyle, قَبْلِ ‘nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu cümlede اِلَيْكَ car mecruru, önemine binaen müsnedün ileyhe takdim edilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ قَبْلِ car mecruru, ihtimam için fail olan وَحْيُهُ ’ya takdim edilmiştir.
يُقْضٰٓى fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Muzari fiiller hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Beyzâvî ayetin tefsirinde şu ifadeleri kullanır: [Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an'ı okumakta acele etme!] ayeti, Hz. Peygamberi Cebrail’den vahyi alması hususunda ve vahiy tamamlanmadan kıraatta önüne geçmemesi konusunda nehiydir ve bu nehiy, Kur’an’ın indirilişinden sonra istitrâd sanatına binaen zikredilmiştir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Ta-Ha Suresi 113-114 ayetlerinde, Kur’an’ın insanlara indiriliş amacı bildirildikten sonra, Hz. Muhammed’in (s.a.v) Kur’an’ın nüzûlu esnasında yapması gereken şeyler beyan edilmiştir. Zemahşerî, istidrâd cümlesinin kullanılmasını Kur’an’la gelen bilgilerin özümsenmesi gerekçesine bağlar. Dolayısıyla eğitim sürecinin en önemli aşamaları; adap, konuyu bütüncül algılama ve daha fazla öğrenme arzusudur. Elbette tüm bunların ana gayesi kullukta yükseliştir. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)
وَقُلْ رَبِّ زِدْن۪ي عِلْماً
Cümle, atıf harfi وَ ’la لَا تَعْجَلْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada olan رَبِّ izafetinin sonundaki esre mütekellim zamirinden ivazdır. Muzâfun ileyh hafiflik için hazf edilmiştir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّ izafetinde Rab isminin Hz. Peygambere aid zamire muzaf olmasıyla Hz. Peygamber, şan ve şeref kazanmıştır. Bu izafet onun, Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.
Kur’an-ı Kerim ayetlerinde çoğunlukla رَبّ kelimesinden önce nida harfi hazf olur. Lafza-i celalden önceki nida harfi ise م ’e dönüşür. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Nidanın cevabı olan زِدْن۪ي عِلْماً cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
زِدْن۪ي fiilinin ikinci mef’ûlü olan عِلْماً ’deki nekrelik nev, kesret ve tazim ifade eder.
Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. رَبِّ - اللّٰهُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.