مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | مِنَ | -den |
|
| 2 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minler- |
|
| 3 | رِجَالٌ | erkekler |
|
| 4 | صَدَقُوا | durdular |
|
| 5 | مَا |
|
|
| 6 | عَاهَدُوا | verdikleri sözde |
|
| 7 | اللَّهَ | Allah |
|
| 8 | عَلَيْهِ | üzerine |
|
| 9 | فَمِنْهُمْ | onlardan |
|
| 10 | مَنْ | kimi |
|
| 11 | قَضَىٰ | yerine getirdi |
|
| 12 | نَحْبَهُ | adağını |
|
| 13 | وَمِنْهُمْ | ve onlardan |
|
| 14 | مَنْ | kimi |
|
| 15 | يَنْتَظِرُ | (şehidlik) beklemektedir |
|
| 16 | وَمَا | ve asla |
|
| 17 | بَدَّلُوا | (sözlerini) değiştirmemişlerdir |
|
| 18 | تَبْدِيلًا | değişiklikle |
|
İnsanlar dünyada amaçlarına ulaşabilmek için uygun örnek ve rehberler edinirler, bunların yollarını izleyerek, tavsiyelerine uyarak hareket edip istediklerini elde etmeye çalışırlar. Allah’a iman edip O’nun rızâsını isteyen, âhirette lutfedeceği emsalsiz nimetlere mazhar olmayı uman ve daima Allah sevgisiyle yaşamak isteyen insanlar için eşi bulunmaz örnek, O’nun sevgili kulu, elçisi, rahmeti, şahidi, müjdecisi, davetçisi, ışığı olan Muhammed Mustafa’dır. Onun örnekliği yalnızca Hendek Savaşı’ndaki davranışlarında değil müminlerin bütün hayatlarında geçerlidir. İlgili kaynaklarda onun yaptıklarını yapmanın, izinden gitmenin hükmü üzerinde durulmuş, ortaya üç görüş çıkmıştır: 1. Onu örnek almak farzdır, aksine bir delil bulunmadıkça her yaptığı yapılmalıdır. 2. Onun örnekliği, aksine bir delil bulunmadıkça müstehaptır (tavsiye edilmiştir). 3. Dinî konularda birincisi, dünya işlerinde ikincisi doğrudur (Kurtubî, XIV, 154). Bize göre Hz. Peygamber’in bütün yaptıkları ve söyledikleri tek bir hüküm çerçevesi içine alınamaz. Başta Kur’an olmak üzere diğer delil ve karîneler de göz önüne alınarak her fiili ve sözü ayrı ayrı değerlendirilir, bağlayıcı olup olmadığı tayin edilir. Genellikle tefsir ve fıkıh âlimleri de böyle yapmışlardır.
Hendek Savaşı’nda müminler, Hz. Peygamber’i örnek almışlar, ona itaat ederek dünyada önemli bir zafer kazanmışlar, âhirette ise büyük bir ödülü hak etmişlerdir.
“Münafıkları da dilerse cezalandırsın, dilerse bağışlasın” lafzından, münafıkların da affedilebileceği manası çıkarılabilir; ancak Kur’an âyetleri bir bütün olarak göz önüne alındığında cümleyi, “Tövbe ettikleri takdirde bağışlasın” şeklinde anlamak gerekecektir.
Qadaye قضي : قَضَاءٌ ister sözle ister fiille olsun bir meselede nihai ayırımı yaparak işi bitirmektir.
Ayrıca قَضَاءٌ sözcüğü ölüm anlamında da kullanılır. Bu köke ait إقْتِضَاءٌ kavramına gelince borçludan aldığı borcunu geri vermesini talep etmektir.
O şöyledir ya da böyle değildir şeklinde söylenen her söze قَضِيَّةٌ denir.
Yüce Allah'dan olan kazâ, takdirle ilgili nihai ayırımı yapıp işi bitirmek demek olduğundan kaderden daha özel bir anlama sahiptir. Dolayısıyla kader takdirin kendisi, kazâ ise nihai olarak kesip işi bitirmektir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de farklı formlarda 63 kere geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri kaza, kadı, iktiza, muktezâ, kaziye ve takazadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ
İsim cümlesidir. مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. رِجَالٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. صَدَقُوا cümlesi, رِجَالٌ ’nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.
صَدَقُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası عَاهَدُوا’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
عَاهَدُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَلَيْهِ car mecruru عَاهَدُوا fiiline mütealliktir.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَاهَدُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi عهد ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Musareket (İşteşlik - ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ
İsim cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَنْ müşterek ism-i mevsûlü muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası قَضٰى ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
قَضٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. نَحْبَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
مِنْهُمْ car mecruru atıf harfi فَ ile önceki مِنْهُمْ ’e matuftur. İsm-i mevsûlun sılası يَنْتَظِرُۘ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
يَنْتَظِرُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
يَنْتَظِرُ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi نظر ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. بَدَّلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. تَبْد۪يلاً mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَدَّلُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بدل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede icaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. رِجَالٌ, muahhar mübtedadır. Müsnedün ileyhin tenkiri tazim içindir.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
صَدَقُوا مَا عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِۚ cümlesi رِجَالٌ için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
صَدَقُوا fiilinin mef’ûlü olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan عَاهَدُوا اللّٰهَ عَلَيْهِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
صَدَقُوا - عَاهَدُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَلَيْهِ car-mecruru عَاهَدُوا fiiline mütealliktir.
مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ رِجَالٌ [müminlerden... yiğitler vardır ] ayetinde yiğitler anlamındaki رِجَالٌ kelimesi mübteda olarak merfû gelmiştir. Nekrenin mübteda gelmesinin uygunluğu daha sonra gelen; صَدَقُوا [Sebat gösteren...ler] ibaresinin sıfat konumunda oluşundan dolayıdır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
فَمِنْهُمْ مَنْ قَضٰى نَحْبَهُ وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُۘ وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يلاًۙ
Ayetin ikinci cümlesi, atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede icaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘nın sıla cümlesi olan قَضٰى نَحْبَهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mübtedanın ism-i mevsûlle gelmesi tazim ve sonraki haberin önemine işaret içindir.
قَضٰى نَحْبَهُ [Adağını yerine getirdi] cümlesinde istiare vardır. نَحْبَ , adak manasına olup burada ölüm için müstear olarak kullanılmıştır. Çünkü ölüm, her canlının sonudur. Sanki o, insanın boynundan hiç ayrılmayan bir adaktır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir; Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Aynı üslupta gelen وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْتَظِرُ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede icaz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan يَنْتَظِرُ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetin son cümlesi olan وَمَا بَدَّلُوا تَبْد۪يل , atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
Menfî mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
وَ ’ın haliyye olması da caizdir.
تَبْد۪يلاًۙ , cümleyi tekid eden unsurlardan biri olan mef’ûlü mutlaktır.
بَدَّلُوا - تَبْد۪يلاًۙ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَا - مِنْهُمْ - مَنْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَنْ - مِنْ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bu cümlede, müminlerin halleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.
Ayette onlar hakkında “beklemek” fiilinin kullanılması, onların şehitliği büyük bir aşk ile beklediklerine pek doğru bir delildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)