Âl-i İmrân Sûresi 183. Ayet

اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ  ١٨٣

Onlar, “Allah, bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretti” dediler. De ki: “Benden önce size nice peygamberler, açık belgeleri ve sizin dediğiniz şeyi getirdi. Eğer doğru söyleyenler iseniz, niçin onları öldürdünüz?”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ onlar ki
2 قَالُوا dediler ق و ل
3 إِنَّ şüphesiz
4 اللَّهَ Allah
5 عَهِدَ and verdi ع ه د
6 إِلَيْنَا bize
7 أَلَّا
8 نُؤْمِنَ inanmayalım ا م ن
9 لِرَسُولٍ hiçbir elçiye ر س ل
10 حَتَّىٰ kadar
11 يَأْتِيَنَا bize getirinceye ا ت ي
12 بِقُرْبَانٍ bir kurban ق ر ب
13 تَأْكُلُهُ yiyeceği ا ك ل
14 النَّارُ ateşin ن و ر
15 قُلْ de ki ق و ل
16 قَدْ elbette
17 جَاءَكُمْ size gelmişti ج ي ا
18 رُسُلٌ elçiler ر س ل
19 مِنْ
20 قَبْلِي benden önce ق ب ل
21 بِالْبَيِّنَاتِ açık delillerle ب ي ن
22 وَبِالَّذِي
23 قُلْتُمْ ve bu dediğinizle ق و ل
24 فَلِمَ niçin
25 قَتَلْتُمُوهُمْ onları öldürdünüz ق ت ل
26 إِنْ eğer
27 كُنْتُمْ idiyseniz ك و ن
28 صَادِقِينَ doğru ص د ق
 

Sözlükte masdar olarak “yaklaşmak”, isim olarak da “Allah’a yakınlık sağlamaya vesile kılınan şey” anlamına gelen kurban kelimesi, dinî bir terim olarak “ibadet maksadıyla belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak veya bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulamalarının bulunduğu tesbit edilmiştir (bk. Mâide 5/27; Hac 22/28-34, 67; Kevser 108/2). 

Rivayete göre eskiden bir kimse bir sadaka verdiğinde sadakasının kabul edilip edilmediğini öğrenmek için Allah’a bir kurban takdim ederdi, sadakası kabul edilmişse Allah tarafından gökten gönderilen bir ateş o kurbanın üzerine iner ve onu yakardı (Taberî, 1V, 197). 

Bu şekilde kurban takdim etme olayı İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberler için bir mûcize olmuştu. Peygamberin, Allah tarafından gönderilmiş olduğunu ispat etmesi için bir kurban kesilir, peygamber kalkar dua eder, bunun üzerine gökten inen bir ateş o kurbanı yakardı. Bu durum o peygamberin iddiasında doğru olduğunu gösteren bir mûcize olurdu (krş. Zemahşerî, I, 234; I. Kırallar, 18/36-38). 

Ancak peygamberlerin mûcizeleri sadece bundan ibaret değildi. Her peygamber kendi zamanına ve hitap ettiği topluma uygun olarak çeşitli mûcizeler getirmiştir. Nitekim Hz. Îsâ’nın ve Hz. Muhammed’in mûcizeleri tamamen farklı şeylerdi. İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberler onların istedikleri mûcizelerden fazla olarak başka mûcizeler de getirmiş olmalarına rağmen onlar birçok peygamberi öldürmüşlerdir. Yüce Allah onları kınamak üzere “Doğru söylüyorsanız onları (peygamberleri) niçin öldürdünüz?” buyurarak onların Hz. Peygamber’den kurban mûcizesi istemelerinde samimi olmadıklarına işaret etmektedir. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)

 

اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ  

 

اَلَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl, 181. ayetteki  الَّذ۪ينَ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur. Veya ondan bedel olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  قَالُٓوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.  

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavl  اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا ’dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

ٱللَّهَ  lafza-i celâl  إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَهِدَ اِلَيْنَٓا  cümlesi,  إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

عَهِدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  اِلَيْنَٓا  car mecruru  عَهِدَ  fiiline mütealliktir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. لاَ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mahzuf  فِي  harf-i ceriyle  عَهِدَ  fiiline mütealliktir. Yani,  عهد إلينا في عدم الإيمان  demektir.  

نُؤْمِنَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. لِرَسُولٍ  car mecruru  نُؤْمِنَ  fiiline mütealliktir.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  يَأْتِيَنَا  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  نُؤْمِنَ  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.  

يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  بِقُرْبَانٍ  car mecruru  يَأْتِيَنَا   fiiline mütealliktir. تَأْكُلُهُ النَّارُ  cümlesi, بِقُرْبَانٍ ’nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.  

تَأْكُلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  النَّارُ  fail olup damme ile merfûdur.   

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُؤْمِنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ


Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavl قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ  ’dur. قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.  جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  رُسُلٌ  fail olup damme ile merfûdur. 

مِنْ قَبْل۪ي  car mecruru  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  بِالْبَيِّنَاتِ  car mecruru  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  جَٓاءَكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  قُلْتُمْ  ’dur. İrabtan mahalli yoktur.

قُلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta harfi veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن كنتم صادقين فلم قتلتموهم  (Eğer doğru sözlü iseniz niye onları öldürdünüz?) şeklindedir.

مَا  istifham isminin ism-i mevsûl olmadığı anlaşılsın diye  مَا  ‘nın elifi hazf edilmiştir.  لِمَ  car mecruru  قَتَلْتُمُوهُمْ  fiiline mütealliktir. 

قَتَلْتُمُو  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنتُم ’ ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.  

كُنتُم nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. صَادِق۪ينَ  kelimesi  كُنْتُمْ  ’ün haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle mahzuftur.

لِمَ  kelimesinin aslı  لِمَا  şeklindedir. Soru ifade eden  مَا  harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece  مَا  harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum  بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve  فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) Böylece ismi mevsûl olan مَا ‘ dan ayrılır. İsmi mevsûl olan  مَا  bu harflere bitiştiği zaman elif hazf olmaz. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşaî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.  قَتَلْتُمُوهُمْ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı - işbâ edatı denilir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

صَادِق۪ينَ ; sülâsî mücerredi  صدق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ

 

Fasılla gelen ayetteki ism-i mevsûl 181. ayetteki mevsûlden bedel veya sıfattır. Mahzuf mübtedanın haberi olması da caizdir.

Bedel, atıf harfi getirilmeksizin, tefsir ve izah maksadıyla, bir kelimenin bir başka kelimeyle açıklandığı ıtnâb sanatıdır.

Arap dilinde bir kelimenin yerine kullanılan başka bir kelimenin atıf yapılmadan ve tefsir maksatlı kullanılması “bedel” ile anlatılmaktadır. Bedel yapmanın amacı, kapalı olan kelamı açmak, açık olanı ise tekid etmektir. (Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi, İtnâb-îcâz)  

اَلَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ  cümlesi onların başka çirkin bir sözünü zikretmek için gelmiş olup 181. ayetteki الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ  cümlesinden bedeldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cemi müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan  قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli   اِنَّ اللّٰهَ عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedin ileyh, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olmuştur.

Müsned olan   عَهِدَ اِلَيْنَٓا اَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اِنَّ ‘nin haberinin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اَلَّا  edatı, masdar harfi  أَنْ  ve nefy harfi  لاَ ’dan müteşekkildir. Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki لَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتّٰى يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ  cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen  فِي  harf-i ceriyle  عَهِدَ  fiiline mütealliktir. 

Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı   يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel mecrur mahalde olup,  حَتّٰى  ile birlikte  لَّا نُؤْمِنَ  fiiline mütealliktir. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَأْكُلُهُ النَّارُ  cümlesi,  بِقُرْبَانٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بِقُرْبَانٍ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında nev ifade eder. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

[And vermiştir] yani Allah Tevrat’ta bize şu özel mucizeyi yani gökten inen bir ateşin yaktığı kurban mucizesini göstermedikçe hiçbir peygambere iman etmememizi emir ve tavsiye buyurmuştur. Nitekim İsrailoğulları’nın mucizeleri böyleydi; [ortaya] bir kurban getirilir, peygamber dua eder ve gökten bir ateş inip onu yakardı. Bu asılsız bir iddia ve Allah’a iftiradır. Çünkü ateşin kurbanı yakması, onu getiren peygambere iman etmeyi gerektirmez; iman etmeyi gerektiren şey, sadece onun mucize oluşudur. Dolayısıyla onunla diğer mucizeler eşittir. Binaenaleyh Allah’ın, diğer mucizeler arasından bunu seçip tayin etmesi caiz olmaz. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

قُرْبَانٍ  kelimesi için Vahidî şöyle demektedir: “Kurban, kendisi vesilesiyle Allah’a yaklaşılan bir iyiliktir. Bunun  (قُرْبَانَ) aslı  قَرِبَا (yaklaştı) fiilinden bir masdardır. Bu, كُفران رُجحان  ve  حُسران  masdarları gibidir. Daha sonra bu kelime ile Allah’a yaklaşma vesilesi olan şeyin bizzat kendisi adlandırılmıştır. Hazreti Peygamberin (s.a.v), Ka’b İbni Ucre’ye  يَا كَعْبُ الصَّومُ جُنَّةٌ وَالصَّلَوةُ قُرْبَانُ  ‘Ey Ka’b, oruç kalkandır, namaz da kurban (Allah’a yaklaşma vesilesi)dir.’ (Buhârî, Savm) 2.sözü de bu manadadır. Yani ‘O namaz ile Allah’a yaklaşılır ve hacetler hususunda Allah’tan yardımı istenir.’ demektir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

تَأْكُلُهُ النَّارُ  [Onu ateş yer] cümlesinde istiare yoluyla,  تَأْكُلُهُ  fiili ateşe isnad edilmiştir. Gerçek manada yemek fiili insanlar ve hayvanlarda olur. Ateş alevleriyle dilini uzatıp yiyerek tüketen birine benzetilmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)


قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْل۪ي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ  cümlesi,  قَدْ  tahkik harfiyle tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, talebî kelamdır. 

قَدْ , mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. 

Mecrur mahaldeki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ٓي ‘nin sılası olan  قُلْتُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ

 

Şart üslubunda gelen terkipte  فَ , mahzuf şartın cevabına gelen rabıtadır. Takdiri,  إن كنتم صادقين  (Eğer doğru söylüyorsanız)  olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Cevap cümlesi  فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ  istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle zemde mübalağa kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

قَالُٓوا - قُلْ - قُلْتُمْ  fiilleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

جَٓاءَكُمْ - يَأْتِيَنَا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قُلْتُمْ - قَتَلْتُمُو  kelimeleri arasında cinas-ı nâkıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لِمَ  kelimesinin aslı  لِمَا  şeklindedir. Soru ifade eden  مَا  harfinin başına lam-ı ta‘lil (sebep ifade eden lam harfi) gelmiştir. Böylece  مَا  harfine bitişen elif, sık kullanıldığı için, nefy harfinden ayırt etmek için telaffuz kolaylığı sağlamak maksadıyla hazfedilmiştir. Aynı durum  بِمَ (-ile), عَمَّ (-den) ve  فِمَ (-de) kelimelerinde de geçerlidir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

Manayı kısaca ifade etmek ve bu fiili onlara kaydetmek için  وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ  şeklinde ismi mevsûl gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Peygamberin onlara cevabı kavl-i bil mucip ve mantık yollu kelamdır. “Eğer peygambere mucize getirmediği için inanmıyorsanız, önceki peygamberler istediğiniz mucizelerle gelmişti, onları neden öldürdünüz? Demek ki sizin amacınız mucizeyi görüp iman etmek değil.” (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ

 

Ayetin şart üslubundaki ikinci cümlesi, tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. كان ‘nin  dahil olduğu şart cümlesi  كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın takdiri  فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ  (...onları niçin öldürdünüz?) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.    

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

كَان ‘nin  haberi olan  صَادِق۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelmiştir.

كَان ‘nin  haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir.  إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ  “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

كُنْتُمْ - صَادِق۪ينَ  kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

[Eğer doğru kimseler iseniz] cümlesi kendilerine ahitten ileri sürdüklerinin yalan ve boş şeyler olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Cenab-ı Hak, bu ayette fiili  جَٓاءَتْكُمْ رُسُلٌ  müennes değil de  جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ  müzekker sıygada buyurmuştur. Çünkü müennes kelimenin fiili, kendinden önce geldiğinde müzekker sıygasıyla olabilir. (Cemi olan isim) önce geldiğinde fiili müennes yerine müzekker de getirilebilir. Fakat ayetteki,  وَبِالَّذ۪ي قُلْتُمْ  “O dediğinizi…” sözünden maksat, Yahudilerin Peygamberden (s.a.v) istedikleri şeydir ki bu da ateşin yiyip bitirdiği kurban mucizesidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)