فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ ١٨٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِنْ | eğer |
|
| 2 | كَذَّبُوكَ | seni yalanladılarsa |
|
| 3 | فَقَدْ | doğrusu |
|
| 4 | كُذِّبَ | yalanlanmıştı |
|
| 5 | رُسُلٌ | peygamberler de |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | قَبْلِكَ | senden önce |
|
| 8 | جَاءُوا | getiren |
|
| 9 | بِالْبَيِّنَاتِ | açık deliller |
|
| 10 | وَالزُّبُرِ | hikmetli sahifeler |
|
| 11 | وَالْكِتَابِ | ve Kitabı |
|
| 12 | الْمُنِيرِ | aydınlatıcı |
|
“Belgeler” diye çevrilen beyyinât kelimesi “açık kanıtlar, belgeler veya mûcizeler” anlamına gelmektedir; zübür ise “kitap” anlamına gelen zebûrun çoğuludur. “Aydınlatıcı kitap”tan maksat Tevrat veya herhangi bir ilâhî kitaptır.
Burada Hz. Peygamber teselli edilmekte ve ondan yahudilerin kendisini yalanlamalarına üzülmemesi istenmektedir. Çünkü onların bu tutumu Hz. Peygamber’in getirmiş olduğu mûcizelerdeki veya kitaptaki eksiklikten değil, aksine niyetleri ve inançları bozuk olan insanların öteden beri peygamberlere karşı açığa vurdukları isyan duygusundan ileri gelmektedir. Önceki peygamberler de kitaplar getirmişler ve mûcizeler göstermişlerdi.
Özellikle Hz. Mûsâ, Tevrat gibi itikadî, ahlâkî ve hukukî hükümleri içeren büyük bir kitap getirmişti. Buna rağmen insanlar o peygamberleri de yalancılıkla suçlayıp onlara da isyan ettiler. Şu halde yahudilerin Hz. Peygamber’i yalancılıkla itham etmeleri şaşılacak bir olay sayılmamalıydı. (Kur’ân Yolu, Diyanet Tefsiri)
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذَّبُو şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder.
كُذِّبَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. رُسُلٌ naib-i fail olup damme ile merfûdur. مِنْ قَبْلِكَ car mecruru رُسُلٌ ' nün mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَٓاؤُ۫و بِالْبَيِّنَاتِ cümlesi, رُسُلٌ 'nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.
جَٓاؤُ۫و damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْبَيِّنَاتِ car mecruru جَٓاؤُ۫و fiiline mütealliktir. الزُّبُرِ وَالْكِتَابِ kelimeleri atıf harfi وَ ’la الْبَيِّنَاتِ ’ye matuftur. الْمُن۪يرِ kelimesi الْكِتَابِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ilki fiil cümlesi, ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَذَّبُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُن۪يرِ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail, eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ
Ayet, فَ ile önceki ayetteki …قُلْ قَدْ جَٓاءَكُمْ رُسُلٌ cümlesine atfedilmiştir. İki cümle arasında inşâ üslubunda olmak bakımından ittifak vardır.
Şart üslubunda gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasındaki şart cümlesi كَذَّبُوكَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِنْ , vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
فَ karinesiyle gelen فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ şeklindeki cevap cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. قَدْ tahkik harfiyle tekid edilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber talebî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberî isnad yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
كُذِّبَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)
رُسُلٌ ‘deki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.
قَدْ mazi fiille kullanıldığında tahkik ifade eder. Ayrıca mazi fiil ile geldiğinde, yapılacak işin yaklaştığını göstermek üzere, takrib manasında kullanılır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s.458)
جَٓاؤُ۫ بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ cümlesi رُسُلٌ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Kitabın nurlu olması istiaredir. Kitabın içindeki ayetler, deliller, açıklamalar, insanın cehaletini giderip zihnini açtığı için nura benzetilmiştir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)
وَالزُّبُرِ ve وَالْكِتَابِ tezayüf nedeniyle بِالْبَيِّنَاتِ car mecruruna atfedilmiştir.
الْكِتَابِ ‘nin sıfatı olan الْمُن۪يرِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eden tetmim ıtnâbı sanatıdır.
الْكِتَابِ ‘nin aydınlatan manasındaki الْمُن۪يرِ ile sıfatlanması istiaredir. Kitabın etrafına ışık veren bir şeye benzetilmesi onun değerini artırmak için yapılan mübalağadır. Bu ifadede ayrıca tecessüm sanatı vardır.
كَذَّبُوكَ - كُذِّبَتْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بِالْبَيِّنَاتِ - الزُّبُرِ- الْكِتَابِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَالزُّبُر kelimesi sahifeler/suhuf anlamındadır. وَالْكِتَابِ الْمُن۪يرِ [Aydınlatıcı kitap] Tevrat, İncil ve Zebur’dur. Bu ayet, gerek kendi kavminin gerekse Yahudilerin iman etmemesinden dolayı Peygamberi (s.a.v) teselli etmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
الْكِتَابِ الْمُن۪يرِ sözündeki tarif cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayette geçen الْبَيِّنَاتِ, hüccetler ve mucizeler demektir. الزُّبُرِ kelimesi ise kitaplar demek olup “Zebur” kelimesinin cemisidir, “Mezbûr (yazılmış)” manasına olan Zebur, mektup (yazılmış) manasına gelen kitap manasınadır. Mesela, “kitabı yazdım” manasında زَبَرْتُ الكِتَابَ denir. Buna göre her kitap, Zebur demektir. Zeccâc, “Zebur”un, hikmetli kitap manasına geldiğini söylemiştir. Zeccâc'ın bu görüşüne göre ayete uygun olan, buradaki “Zebur” kelimesinin, “men etmek” manasına olan “zebr” kökünden olmasıdır. Mesela birisini, batıl bir şeyden men ettiğin zaman زَبَرْتُ الرَّجُلَ dersin. Kitap da hakkın hilafına hususlardan men eden şeyler kendisinde bulunduğu için “Zebur” diye adlandırılmıştır. İşte Davud’ (a.s.) verilen Zebur da içinde men eden şeyler ve mevizeler çok bulunduğu için bu ismi almıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
“Zebur” kelimesi, aslında güzelleştirilmiş şey demektir. Buradaki anlamı, içinde bir çok hüküm bulunan kitaptır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette yeralan, الْبَيِّنَاتِ kelimesinden murad, mucizelerdir. Allah Teâlâ, bunun peşine الزُّبُرِ ve الْكِتَابِ kelimelerini de atfetmiştir ki bu, onların mucizelerinin kitaplarından başka olduğunu söylemeyi gerektirir ki bu da diğer peygamberlerin getirdikleri kitapların kendileri için bir mucize olmadığına delalet eder. Binaenaleyh Tevrat, İncil, Zebur ve diğer peygamberlerin sahifelerinden hiçbiri mucize değildir. Fakat Kur’an başlı başına bir kitap ve bir mucizedir ki bu da Hazreti Muhammed’in (s.a.v) hususiyetlerindendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Allah Teâlâ, الْكِتَابِ الْمُن۪يرِ [Nur verici kitap] vasfını böyle olan her kitap, “Zebur (kitap)” olmasına rağmen “zübür (sahifeler, kitaplar)” kelimesi üzerine atfetmiştir. Bu, yerinde ve güzel bir atıftır. Çünkü nur verici kitap (Kitab-u Münir), kitapların en şereflisi ve en güzelidir. Binaenaleyh bu atıf yerindedir. Kitab-u Münir’in (Kur’an’ın), daha şerefli oluşu ya bütün şeriatları ihtiva etmesinden veyahut da kıyamete kadar sürecek olmasındandır. Bu ayette geçen Zübur (kitaplar) ifadesi ile diğer peygamberlere verilen sahifelerin, “Kitab-u Münir” ifadesi ile Tevrat, Zebur ve İncil’in kastedilmiş olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)