اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ ٧٨
اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ
Cümle, önceki ayetteki رَاَيْتَ ‘nin ikinci mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. اطَّـلَعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Aslı أاطلع ‘dır. Vasıl hemzesi hazfedilmiştir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْغَيْبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَمْ atıf harfi hemzenin muadilidir. اتَّخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عِنْدَ mekân zarfı اتَّخَذَ fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlu bihine mütealliktir. الرَّحْمٰنِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَهْداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Hakiki istifhamdan istenilen anlam belirleme (tayin) olduğunda da kendisinden sonra atıf caiz değildir. Ancak, tesviye hemzesi gibi veya onun muadili اَمْ ile yapılabilir. (A. Yaşar Koçak, Nahivde Hemze)
اَمْ: Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
اَطَّـلَعَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi طلع ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ
Önceki ayetteki رَاَيْتَ fiilinin ikinci mef’ûlü olan cümledeki hemze, inkârî istifham harfidir.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp taaccüb ve kınama anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ sözündeki istifham, taaccüp ve inkârîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Aynı üslupla gelen اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداً cümlesi اَمِ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında lafzî ve manevî ittifak vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf mukaddem ikinci mef’ûle müteallik mekan zarfı عِنْد , ihtimam için ilk mef’ûl olan عَهْداًۙ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan اتَّخَذَ fiilinin mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الرَّحْمٰنِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette Rahman ismine geçişte iltifat sanatı vardır.
Veciz anlatım kastıyla gelen عِنْدَ الرَّحْمٰنِ izafetinde Rahman ismine muzâf olan عِنْدَ tazim edilmiştir.
عِنْدَ الرَّحْمٰنِ ifadesi (Rahman’nın kudreti dahilinde) manasındadır. Burada ilim ve kudretle davranmak manasında mecazdır. Aslında عِنْد۪ yakın mekan için kullanılan bir zarftır. Bir şeyin, bir şeydeki istikrarını ve onun üzerindeki otoritesini ifade için ve kontrol altında tutmak manasında mecazi olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, En’âm/57)
Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
Mef’ûl olan عَهْداً ’deki nekrelik tazim içindir.
اَطَّـلَعَ ve اتَّخَذَ fiilleri اِفْتِعال babındadır. Bu bab fiile mutavaat, müşareket, ittihaz, izhar, talep, çaba göstermek gibi anlamlar katar.
Bu kelamda الرَّحْمٰنِ [Rahman] unvanının kullanılması, onun iddia ettiği bilginin kaynağının ilâhî rahmet olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu ayette soru cümlesi içerisinde yer alan Habbab b. Eret ve As b. Vail gibilerinin sözlerinin karşılığı, devam eden ayetlerle birlikte onların hiç beklemedikleri taaccubî inkârî bir soru ile zannettikleri vaatten vaîde dönmüştür. Soruya soru ile cevap verilen üslûb-u ḥakîm sanatına örnektir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
77. ayetteki بِاٰيَاتِنَا ve bu ayetteki الرَّحْمٰنِ kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)