كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ ٧٩
كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ
Fiil cümlesidir. كَلَّا red ve caydırma harfidir. Fiilin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نَكْتُبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَقُولُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَقُولُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. نَمُدُّ atıf harfi وَ ile سَنَكْتُبُ fiiline matuftur.
نَمُدُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُ car mecruru نَمُدُّ fiiline mütealliktir. مِنَ الْعَذَابِ car mecruru نَمُدُّ fiiline mütealliktir. مَداًّ mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
كَلَّا , red ve caydırma harfidir. Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın ك ile olumsuzluk لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا Edatı )
‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan كَلَّا sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ
Ta’lil hükmünde isti’naf cümlesidir. Ta’lil cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. كَلَّاۜ , önceki ayetteki kafirlerin sözlerine ilişkin red ve caydırma harfidir. Cümleye dahil olan كَلَّاۜ ve muzari fiile dahil olan gelecek zaman harfi سَ tekid ifade eder. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سَنَكْتُبُ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan يَقُولُ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Önceki ayetteki Rahman isminden bu ayette azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.
وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la سَنَكْتُبُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
سَنَكْتُبُ ve نَمُدُّ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مَداًّۙ mef’ûlu mutlak olarak tekid ifade eder. Cümle müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
نَمُدُّ - مَداًّ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ [Söylediklerini yazacağız.] ibaresinde zımnî olarak, söylediklerinin sonucunda elde ettiği karşılığı ona vereceğiz anlamı da vardır. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.
Bir cevap edatı olan كَلَّا , kendinden önce geçen cümlenin ifade ettiği düşüncenin doğru olmadığını sert bir şekilde ifade etmeye yarar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)
كَلَّاۚ , cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabına tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve birçok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın ك ile olumsuzluk لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا Edatı)
‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan كَلَّا sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)
كَلَّا ! [Hayır öyle değil] buyurulmuştur. Bu kelime, ret ifade eden bir lafızdır. Bu, onun hatalı olduğuna dikkat çekmektedir. Yani “O söylediği ve umduğu şeyde hatalıdır.” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ [Söylediğini yazacağız.] cümlesinde mecâz-ı aklî vardır. Yani meleklere yazmalarını emrederiz. Bu, bir şeyin sebebine isnadı kabilindendir.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Ayetteki وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ [Onun azabını da uzattıkça uzatırız.] ifadesi, “Onun hak ettiği azabı uzatır ve artırırız. Azabının zamanını katlarız.” demektir. Arapçada مدّ ve امدد fiilleri aynı manada kullanılır. Buna, Hz.Ali'nin bunu, nûn'un dammesi ile şeklindeki kıraatı da delildir. (Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Allah Teâlâ, gazabının şiddetini ifade için مَداًّ şeklindeki masdarla tekid etti. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)