Meryem Sûresi 80. Ayet

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً  ٨٠

Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَرِثُهُ ve varis olacağız و ر ث
2 مَا şeye
3 يَقُولُ dediği ق و ل
4 وَيَأْتِينَا ve o bize gelecek ا ت ي
5 فَرْدًا tek başına ف ر د
 
Hadis kaynaklarında bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Fakir bir müslüman olup Mekke’de demircilikle meşgul olan Habbâb b. Eret’in, yaptığı bir işten dolayı müşriklerin ileri gelenlerinden Âs b. Vâil’de alacağı vardı. Habbâb alacağını isteyince Âs, Hz. Muhammed’i reddetmedikçe borcunu ödemeyeceğini söyledi. Habbâb da “Allah’a yemin ederim ki sen ölüp tekrar dirilinceye kadar onu asla inkâr etmem” dedi. Âs, “Gerçekten ben ölüp tekrar dirilecek miyim?” diye sordu. Habbâb “evet” deyince Âs, “Öyle ise benim orada mutlaka malım ve evlâdım olacaktır; o zaman sana olan borcumu öderim!” dedi (Buhârî, “Tefsîr”, 19  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 617
 

Ferade  فرد : فَرْدٌ kendisine başka bir şeyin karışmadığı, muhtelif olmayan şeydir. Çoğulu فُرَادَى şeklinde gelir. فَرِيدٌ bir/tek manasındadır ve çoğulu da فُرَادَى olarak gelir. Yüce Allah'a da فَرْدٌ denir ki bununla O'nun 'Her şeyden çift çift yarattık '51/49 sözünde dikkatlerin çekildiği çift oluş noktasında bütün her şeyden farklı olduğuna dikkat çekilmek istenir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de isim olarak 5 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri ferd, efrat, münferid, müfredat, Ferid ve ferdidir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَرِثُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Muttasıl zamiri  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مَا  müşterek ism-i mevsûl  نَرِثُهُ ’deki zamirden bedel iştimâl olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَقُولُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.

وَ  atıf harfidir. يَأْت۪ينَا  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mütekellim  zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فَرْداً  hal olup fetha ile mansubdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. Bedel-i iştimal: Mübdelün minh’e tam olarak uymayan, onun bir parçası da olmayan ancak, başka yönden ilgisi bulunan; daha çok mübdelün minh’in özelliğini ve durumunu bildiren bedeldir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki  سَنَكْتُبُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayetin ilk cümlesi olan  وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

نَرِثُهُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

نَرِثُهُ  fiilinin mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  يَقُولُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetin ikinci cümlesi  وَيَأْت۪ينَا فَرْداً  cümlesi, makabline atıf harfi  وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَرْداً  hal olarak mansubdur. Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade eder. 

Muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Ayrıca muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ  sözündeki varis olmaktan murad onlara verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, bâki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem, s. 243) 

Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

فَرْداً  sözünün, ettiklerinden ayrılarak manasında olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hak Teâlâ’nın, “Onun söyler olduğu şeye [Biz miras olacağız]” beyanı “vadettiği malı ve evladı kendisinden silinip kaybolup gider, böylece tıpkı miras malının onu miras bırakan (ölmüş olan) kişiye dönmesi imkânsız olduğu gibi onun malı ve evladı da kalmaz” demektir. Ahirette bunlar onun elinden çekilip alınınca, o yapayalnız kalır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الإرْثُ  kelimesi, mecazî olarak yağma ve zorla alma manasında kullanılır. Veya lâzımı olduğu helak manasında kinaye olarak kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)