وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ ٨١
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دُونِ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اٰلِهَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لِ harfi, يَكُونُوا fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle اتَّخَذُوا fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونُوا fiili ن ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. يَكُونُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. لَهُمْ car mecruru عِزاًّۙ ’in mahzuf haline mütealliktir. عِزاًّ kelimesi يَكُونُوا ’nun haberi olup fetha ile mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اتَّخَذُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Ayette icaz-ı hazif vardır. اتَّخَذُ iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. Car mecrurun mutallakı olan ikinci mef’ûl, mahzuftur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ دُونِ اللّٰهِ car mecruru, ihtimam için ilk mef’ûl olan اٰلِهَةً ’e takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Önceki ayetteki azamet zamirinden bu ayette lafza-ı celâle geçişte ve inkar edenlere aid müfret zamirden cemî gaib zamire geçişte iltifat sanatı vardır.
دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir. Bu tabirin, Allah'tan gayrı ve Allah'la beraber olmak üzere iki manası vardır. (Medine Balcı,c. 8, s. 723)
اٰلِهَةً ’deki nekrelik, kesret ve tahkir ifade eder.
اللّٰهِ - اٰلِهَةً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ cümlesi, harf-i cerle اتَّخَذُوا fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Müsned olan عِزاًّ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik لَهُمْ car mecruru, tahkiri artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَانَ ’nin haberi olan عِزاًّۙ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.
Cümledeki üslup, onların, edindikleri ilâhların, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olduğuna gerçekten inandıklarının delilidir. Çünkü كَانَ ’nin haberinin isim olarak gelmesi sübut ifade eder. Haberin, ismin bir cüzü haline geldiğini, ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtir.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
Bu ayette اٰلِهَةً kelimesine raci olan كَانَ ’nin ismi cemi iken, haberi müfred olarak kullanılmıştır. Adeta Allah’tan başka ibadet edilen tanrılar ne kadar çok olurlarsa olsunlar hepsi konum, akıbet, misyon vb. olarak aynıdırlar denilmekte, siyak ve sibakıyla da ayetin secisi bozulmamaktadır. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Bundan önce o malum kâfirin sözleri ve o sözlerin, içeriğinin aksi bir sonucu gerektirdiği hikâye edildikten sonra bu kelamda da umduklarının zıddını gerektiren umumi cinayetleri hikâye edilmektedir. Yani onlar, Allah'ın dışında putları ilâhlar edindiler ki o putlar kendileri için kuvvet kaynağı olsunlar; onlarla Allah arasında irtibat ve şefaatçi olsunlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s- Selîm)
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ [Onlar Allah'tan başka ilâhlar edindiler ki onlarla aziz olalar.] Bu ayet Arap müşriklerini kastetmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)