Meryem Sûresi 82. Ayet

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟  ٨٢

Hayır! İlâhları, onların ibadetlerini inkâr edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَلَّا hayır
2 سَيَكْفُرُونَ inkar edecekler ك ف ر
3 بِعِبَادَتِهِمْ bunların tapmalarını ع ب د
4 وَيَكُونُونَ ve olacaklardır ك و ن
5 عَلَيْهِمْ bunlara
6 ضِدًّا zıd ض د د
 
Müşrikler Allah’tan başka taptıkları ilâhlardan yardım bekliyor ve bundan izzet ve şeref umuyorlardı; çünkü her kabilenin putu aynı zamanda onun saygınlık sembolü idi. 82. âyet, Hz. Peygamber’in ülkesinde putperestliğin devam etmeyeceğini, bir süre sonra müşriklerin müslüman olup bâtıl ilâhlara ibadeti reddedeceklerini ve onlara düşman olacaklarını müjdelemektedir. O günün âhiret günü olduğuna dair yorum da vardır. En‘âm sûresinin 23. âyeti ile Ahkaf sûresinin 6. âyeti bu yorumu desteklemektedir.
 
 Âyet şöyle de yorumlanmıştır: Kıyamet gününde ilâhlar, kendilerine tapanların ibadetlerini reddedip onlara düşman olacaklardır. Nahl sûresinin 86. âyeti ile; Kasas sûresinin 63. âyeti de bu yorumu destekler mahiyettedir, biz de meâlde bunu tercih ettik.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 617
 

Dadde  ضدّ :ضِدَّانِ tek bir cinsin altında olan, her biri kendine has olan vasıflarında diğeriyle uyuşmayan, diğerine zıt olan ve tıpkı siyahla beyaz ve şerle hayır gibi aralarında son derece uzaklık olan iki şeydir. (Müfredat)

Kuran’ı Kerim’de isim olarak 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri zıt ve tezattır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

 

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟

 

Fiil cümlesidir. كَلَّا  red ve caydırma harfidir. Fiilin başındaki  سَ  harfi tekid ifade eden istikbal harfidir.  يَكْفُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِعِبَادَتِهِمْ  car mecruru  سَيَكْفُرُونَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

يَكُونُونَ  nakıs, نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. يَكُونُونَ ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  ضِداًّ ’in mahzuf haline mütealliktir.  ضِداًّ  kelimesi  يَكُونُونَ ’nun haberi olup fetha ile mansubdur.  

Cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabı tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve bir çok nahivciler  ile Basra dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da كَلَّا  Edatı ) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredat)

ضِداًّ  ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟

 

Ayet ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümleye dahil olan red ve caydırma harfi  كَلَّاۜ  ve muzari fiile dahil olan gelecek zaman harfi  سَ  tekid ifade eder.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bir cevap edatı olan  كَلَّا , kendinden önce geçen cümlenin ifade ettiği düşüncenin doğru olmadığını sert bir şekilde ifade etmeye yarar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

كَلَّاۚ , cevabın olumsuzluğunu bildiren bir harf olup kendinden sonrakinin îrabına tesir etmez. Men etmeyi, nehyetmeyi açma, başlangıç yapma ve gerçeklik ifade eder. Sîbeveyhi ve Halil b. Ahmed ve birçok nahivciler ile Basra Dil mektebinin çoğunluğu bu edatın  ك  ile olumsuzluk  لَا ’sının birleşmesiyle meydana geldiğini ve şeddenin nefy manasını kuvvetlendirmek için kullanıldığını söylerler. Birçok nahivci ise edatın birleşmeden tek bir kelime olduğunu kabul ederler. (Halil İbrahim Tanç, Kur’an’da  كَلَّا  Edatı) 

‘Hayır, kesinlikle hayır, asla, mümkün değil’ manalarini taşıyan  كَلَّا  sözcüğü, söyleyen kişiyi azarlamak, sözlerini ret ve iptal etmektir. Bu, olumlu cevap vermek anlamına gelen evet sözcüğünün zıttıdır. (Rağıb el-İsfehani, Müfredât)

وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Müsned olan  ضِداًّ ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik  عَلَيْهِمْ  car mecruru, tahkiri artırmak ve durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَانَ ’nin haberi olan  ضِداًّ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümledeki üslup, onların, Allah'tan başka ilâh edinmelerinin kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olmasının tam zıttı, zillet ve rezillik kaynağı olduğunun delilidir. Çünkü  كَانَ ’nin haberinin isim olarak gelmesi sübut ifade eder. Haberin, ismin bir cüzü haline geldiğini, ayrılmaz bir parçası olduğunu  belirtir.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Önceki ayetteki  يَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّ  cümlesi ile bu ayetteki  يَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Önceki ayetteki  عِزاًّ ’nin karşılığı olarak  gelen  ضِداًّ۟ , zillet ve rezillik anlamında gelmiştir. Onlara karşı zıt olacaklar yani onlara zillet olacaklar demektir.

كَلَّا ! Hayır öyle değil buyurulmuştur. Bu kelime, ret ifade eden bir lafızdır. Bu, onun hatalı olduğuna dikkat çekmektedir. Yani “O söylediği ve umduğu şeyde hatalıdır.” denilmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَكُونُونَ ’nin و ’ı (zamiri) kâfirlere aittir yani onlara ibadet ettikten sonra onları inkâr ederler.  ضِداًّ۟ ’ın tekil olması, zıtlıklarını gösteren mananın tek olmasından dolayıdır. Çünkü onlar bu hususta tek şey gibidirler. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak bu cümleyi, onların kendileri için izzet ummalarına mukabil getirmiştir. İzzetin zıddı, zillet ve aşağılıktır. Yani onların aleyhine, ümit ettiklerinin ve istediklerinin zıddı tahakkuk eder. Buna göre sanki: “O putların o izzetleri değil, zilletleri onlar aleyhine tahakkuk eder.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَكُونُونَ - سَيَكْفُرُونَ  fiillerindeki zamirin müşriklere ait olması caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)