Meryem Sûresi 77. Ayet

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ  ٧٧

Âyetlerimizi inkâr edip “Bana elbette mal ve evlat verilecek!” diyen kimseyi gördün mü?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَرَأَيْتَ gördün mü? ر ا ي
2 الَّذِي kimseleri
3 كَفَرَ inkar eden(leri) ك ف ر
4 بِايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
5 وَقَالَ ve diyeni ق و ل
6 لَأُوتَيَنَّ bana verilecek ا ت ي
7 مَالًا mal م و ل
8 وَوَلَدًا ve evlad و ل د
 
Hadis kaynaklarında bu âyetlerin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır: Fakir bir müslüman olup Mekke’de demircilikle meşgul olan Habbâb b. Eret’in, yaptığı bir işten dolayı müşriklerin ileri gelenlerinden Âs b. Vâil’de alacağı vardı. Habbâb alacağını isteyince Âs, Hz. Muhammed’i reddetmedikçe borcunu ödemeyeceğini söyledi. Habbâb da “Allah’a yemin ederim ki sen ölüp tekrar dirilinceye kadar onu asla inkâr etmem” dedi. Âs, “Gerçekten ben ölüp tekrar dirilecek miyim?” diye sordu. Habbâb “evet” deyince Âs, “Öyle ise benim orada mutlaka malım ve evlâdım olacaktır; o zaman sana olan borcumu öderim!” dedi (Buhârî, “Tefsîr”, 19  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 617
 
Habbâb ibni Eret (ra) rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir:” Ben demircilik yapardım. Âs ibni Vâil’in bana borcu vardı, paramı almak icin yanına gittiğimde:” Muhammed’i inkâr etmedikçe sana borcumu ödemem” dedi. Ben de :” Sen ölüp diriltilinceye kadar Muhammed’i kesinlikle inkâr etmem “ dedim. “Ben öldükten sonra diriltilecek miyim?” diye sordu. Ben “Evet” deyince:” Eğer ben ölür de diriltilirsem, orada malım ve evlâdım olacak ,o zaman sana borcumu öderim” dedi. Bunun üzerine yüce Allah bu âyeti indirdi. 
( Buhâri, Büyü’29, İcâre 15, Lukata 10, Tefsir 19/3-6; Müslim, Münâfikin 35).
 

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  فَ  istînâfiyyedir. رَاَيْتَ  sükun üzere mebni mazi fiildir.  Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  تَ  fail olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

كَفَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِاٰيَاتِنَا  car mecruru  كَفَرَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli, kasem ve cevabıdır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. اُو۫تَيَنَّ  fetha üzere mebni meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. مَالاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  وَلَداً  atıf harfi وَ ’la  مَالاً ’e matuftur.

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اُو۫تَيَنَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ

 

Hemze inkari istifham,  فَ  istînâfiyyedir. Ayet, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Cümle mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. 

İstifham üslubunda olmasına rağmen soru manası taşımayıp taaccüb ve kınama anlamına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Mef’ûl konumundaki müfred müzekker ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Veciz ifade kastına matuf  بِاٰيَاتِنَا  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتِ  şan ve şeref kazanmıştır. Ayetlerin azamet zamirine muzâf oluşu onların önemini vurgulamak ve yüceltmek içindir. 

Önceki ayetteki Rab isminden bu ayette azamet zamirine geçişte iltifat sanatı vardır. وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً   وَوَلَداً  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli kasem üslubunda gelmiştir.

لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداً  cümlesi, mahzuf kasemin cevabıdır. Mahzuf kasem ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasem ve cevabından müteşekkil terkip,  قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavlidir.  

Muzari fiil hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَاُو۫تَيَنَّ , fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Verilecek olanların mal ve evlat olarak sıralanması taksim sanatıdır.

Birbirine tezayüf nedeniye atfedilen mef’ûl konumundaki  مَالاً - وَلَداً   kelimelerindeki nekrelik nev ve kesret içindir. Bu kelimeler arasında mürâât- ı nazîr sanatı vardır. 

Bu istifham, onun haline taaccüp etmek ve bu halin, taaccüp edilmesi gereken tuhaf ve şen'î bir hal olduğunu bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l- Ezhân Min Rûhu-l Beyân; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اَفَرَاَيْتَ , dikkat çekme tabirlerinden biridir.  اَرَاَيْتَ  ve benzerlerindeki  تَ  zamiri faildir.  ك  ise Basra ekolüne göre  ت ’nin anlamını tekid eden bir hitap harfidir ve îrabdan mahalli yoktur. Bu ayette  رَاَيْتُمْ  kelimesinin sonuna eklenen  ك - كُمْ  zamiri hazf edilmiştir. Zira kendisinden önce hitabın tekidini gerektirecek herhangi bir gafletle ilgili bir söz geçmemiştir. 

Görme haber kaynaklarından en sağlamı olduğu için اَفَرَاَيْتَ [gördün mü]  lafzı haber yerine kullanılmıştır. اَفَرَاَيْتَ ’deki  فَ  de aslında takip içindir, mana da ‘’onların sözünden sonra hemen bu kâfirin kıssasını haber ver’’, demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

اَفَرَاَيْتَ  ile ilgili olarak benim tercih ettiğim görüş, bunun aklî (manevi) bir durum olup, basiretle (hissi) ilgili olmadığıdır. Veya اخبر  veya  اخبرني  manasında olduğudur. İlim manasında rü’yet kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey  menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi 77, s. 307)

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Mehmet Altın, Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)