وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَةًۜ قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْداً فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ ٨٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالُوا | Bir de dediler ki |
|
| 2 | لَنْ | asla |
|
| 3 | تَمَسَّنَا | bize dokunmayacaktır |
|
| 4 | النَّارُ | ateş |
|
| 5 | إِلَّا | dışında |
|
| 6 | أَيَّامًا | gün |
|
| 7 | مَعْدُودَةً | sayılı birkaç |
|
| 8 | قُلْ | De ki |
|
| 9 | أَتَّخَذْتُمْ | aldınız mı? |
|
| 10 | عِنْدَ | katında |
|
| 11 | اللَّهِ | Allah |
|
| 12 | عَهْدًا | bir söz (bu hususta) |
|
| 13 | فَلَنْ | öyleyse |
|
| 14 | يُخْلِفَ | dönmez |
|
| 15 | اللَّهُ | Allah |
|
| 16 | عَهْدَهُ | sözünden |
|
| 17 | أَمْ | yoksa |
|
| 18 | تَقُولُونَ | söylüyorsunuz |
|
| 19 | عَلَى | hakkında |
|
| 20 | اللَّهِ | Allah |
|
| 21 | مَا | bir şey |
|
| 22 | لَا |
|
|
| 23 | تَعْلَمُونَ | bilmediğiniz |
|
وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَةًۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ ‘dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تَمَسَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Mütekellim zamir نَا mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. النَّارُ fail olup damme ile merfûdur. اِلَّٓا hasr edatı ve istisna-i müferrağdır. اَيَّامًا zaman zarfı تَمَسَّنَا fiiline mütealliktir. مَعْدُودَةًۜ kelimesi اَيَّامًا 'nin sıfatı olup fetha ile mansubdur..
مَعْدُودَةً [Sayılı] kelimesi azlık ifade eder, çünkü sayılabilir olan çabucak tükenir. Hak Teâlâ وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍۚ [Onu az bir pahaya, sayılı birkaç dirheme sattılar.” [Yûsuf 12/20] ve ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَاتٍۖ [Bu onların ‘Ateş bize sayılı birkaç gün haricinde asla dokunmaz.’ demelerinden ötürüdür.] [ Âl-i İmrân, 3/24] buyurmuştur.
Yevm (gün) kelimesi müzekkerdir, çoğul yapılınca müennes (dişil) olur ve bu yüzden de “sayılı” kelimesi ona sıfat yapılırken مَعْدُودَةٌ denilir. Sonra bu çoğul kelime bir daha çoğul yapılır ve مَعْدُودَاتٍ şeklini alır. Aynı durum لَهُ مُعَقِّبَاتٌ [Onun takipçileri vardır.] [Ra‘d 13/11] ayetinde meleklerin sıfatı olarak kullanılan مُعَقِّبَاتٌ kelimesi için de geçerlidir. Tekil kullanılınca مَلَكٌ مُعَقَّبٌ , çoğul kullanılınca مَلآئِكَةٌ مُعَقَّبٌةٌ çoğulu, çoğulun çoğulu olarak da مُعَقِّباتُ denilir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَعْدُودَةً , sülâsi mücerredi عدد olan fiilin ism-i mef’ûldur.
قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri, انت ‘dir. Mekulü’l-kavl اَتَّخَذْتُمْ ‘dür. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. اَتَّخَذْتُمْ ‘deki hemze ile istifham hemzesi birleştiğinden vasl hemzesi hazfedilmiştir.
اَتَّخَذْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. عِنْدَ اللّٰهِ mekân zarfı اَتَّخَذْتُمْ fiiline mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَهْدًا mef'ulun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يُخْلِفَ fetha ile mansub muzari fiildir. اللّٰهُ fail olup damme ile merfûdur. عَهْدَهُٓ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَمْ munkatıadır. بل ve hemze manasındadır. تَقُولُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَى اللّٰهِ car mecruru تَقُولُونَ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا تَعْلَمُونَ ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَعْلَمُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَمْ ;Çoğunlukla soru edatlarıyla birlikte kullanılır ve muhataptan bu edatın öncesi ile sonrasındaki unsurlardan birini ta’yin ve tercih etmesini zorunlu kılar. Genellikle soru edatı olan hemze ile (اَ) birlikte kullanılır. İkiye ayrılır: Muttasıl اَمْ . Munkatı اَمْ (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَتَّخَذْتُمْ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
يُخْلِفَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خلف ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّامًا مَعْدُودَةًۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَةً cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
لَنْ , muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefî harfidir. Fiile, asla manası katarak tekid eder.
Nefy harfi لَنْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan, iki tekid hükmündeki kasr, fiille zaman zarfı arasındadır. تَمَسَّنَا maksur/sıfat, اَيَّاماً مَعْدُودَةً maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûftur. Yani fiil, bu zamana hasredilmiştir. Ama kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat olması da câizdir. Yâni, bu durumda fâil, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir.
مَعْدُودَةً kelimesi اَيَّامًا için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ ifadesinde istiare vardır. النَّارُ , dokunmak fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Cehennemin kendilerine çok zarar vermeyeceğini düşünen yahudiler, ateşi, iradesi olan incitmek istemeyen bir canlıya benzetmişler, bu canlıyı hazf edip, levazımı olan dokunmak fiilini zikretmişlerdir.
Bu sayılı günler, Yahudilerin kırk gün buzağıya taptıkları gün sayısıdır. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t te’vil)
لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ cümlesi, mecaz-i aklidir. Hakiki fail Allah tealadır. Azab verecek olan O’dur. Burda ise ateştir. Sanki onlara azab edenin ateş olduğunu söyleyerek azabı hafifletiyor ve Allah’ın onlara kötülük dilemediğini ima ediyorlardı. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 709)
قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا
Fasılla gelen cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْدًا cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen mana itibariyle taaccüb ve tevbih kastı taşıdığından terkib, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Veciz ifade kastına matuf عِنْدَ اللّٰهِۜ izafetinde Allah ismine muzâf olan عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mekan zarfı عِنْدَ اللّٰهِ , ihtimam için, mef’ûl olan عَهْدًا ‘e takdim edilmiştir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
عَهْدًا ’in nekre gelişi ‘’herhangi bir’’ manasında cins içindir.
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَهْدًا kelimesinde istiare-i tasrihiyye asliyye vardır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;713)
قُلْ اَتَّخَذْتُمْ [Deki ki, edindiniz] cümlesinde, soru hemzesi, dile ağır geleceği için hazfedilmiş, söylenmemiştir.
فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Cümle, atıf harfi فَ ile makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır.
لَنْ muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz müstakbele çeviren ve tekid ifade eden edattır. Cümle menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Veciz ifade kastına matuf عَهْدَهُٓ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan عَهْدَ , tazim ve şeref kazanmıştır.
اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ cümlesi اَمْ atıf harfiyle makabline atfedilmiştir. Cümlenin gerçek manada soru kastı taşımaması bu atfı mümkün kılmıştır.
اَمْ ,istifham hemzesi ve بل manasındadır. Munkatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اَمْ tercih ilişkisi kurar. Hakkında bilgi sahibi olunan bir konuda seçeneklerden hangisinin tercih edileceğinin belirlenmesi için kullanılır. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
اَمْ edatı istifham hemzesine muttasıldır ve şu manadadır: ‘’iki şeyden hangisi olacaktır’’. Bu, muhataba ikrar ettirmek içindir, çünkü ikisinden birinin olacağı bilinmektedir.
Ya da اَمْ munkatı’ olup, بل (hayır) manasınadır: ‘’Hayır, böyle mi diyorsunuz?’’ Bu da ikrar ettirmek ve azarlamak içindir. (Beyzâvî,Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Nefy harfi لا ’nın tercih edilmesindeki sebeb, cahilliklerininin, tüm zamanları kapsadığını vurgulamaktır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;717)
اَمْ ; ya muâdiledir yani “hangisi olursa olsun” anlamındadır, zira hangisinin gerçekleşeceğine dair ilim zaten vakidir. Ya da munkatıadır [yani önceki bildirimden vaz geçilip daha güçlü ve tekidli bir bildirimde bulunmak için kullanılan hatta gibidir]. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak takrir ve tevbih anlamına gelmesi nedeniyle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı söz konusudur.
Takrîr; soru soran kimsenin karşı tarafın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.
Takrîr: (itirafa zorlama) Muhâtabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur عَلَى اللّٰهِ , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir.
تَقُولُونَ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan لَا تَعْلَمُونَ, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قُلْ - تَقُولُونَ - قَالُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
عَهْدًا - يُخْلِفَ kelimeleri arasında tıbak-ı hafiy sanatı vardır.
عَهْدً kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Bütün kemâl ve celâl sıfatların anlamlarını bünyesinde barındıran lafza-i celâl, ikaz ve haşyet uyandırma amacıyla zamir makamında zahir isim zikredilerek tekrar edilmiştir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.