بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ ٨١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | بَلَىٰ | evet |
|
| 2 | مَنْ | kim |
|
| 3 | كَسَبَ | kazanır |
|
| 4 | سَيِّئَةً | bir günah |
|
| 5 | وَأَحَاطَتْ | ve kuşatmış olursa |
|
| 6 | بِهِ | kendisini |
|
| 7 | خَطِيئَتُهُ | suçu |
|
| 8 | فَأُولَٰئِكَ | işte onlar |
|
| 9 | أَصْحَابُ | halkıdır |
|
| 10 | النَّارِ | ateş |
|
| 11 | هُمْ | onlar |
|
| 12 | فِيهَا | orada |
|
| 13 | خَالِدُونَ | sürekli kalacaklardır |
|
بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
بَلٰى nefyi iptal için gelen cevap harfidir.
İsim cümlesidir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَسَبَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هُو ' dir. سَيِّئَةً mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اَحَاطَتْ atıf harfi وَ ile كَسَبَ fiiline matuftur.
اَحَاطَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te'nis alametidir. بِه۪ car mecruru اَحَاطَتْ fiiline mütealliktir. خَط۪ٓيـَٔتُهُ fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِك mübteda olarak mahallen merfûdur. اَصْحَابُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesi, mübtedanın ikinci haberi olarak mahallen merfûdur.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru خَالِدُونَ 'ye mütealliktir. خَالِدُونَ haber olup, ref alameti و ' dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً [Hayır! Kim bir kötülük eder de...] Ferrâ şöyle demiştir:’’ بَلٰى kelimesinin aslı بَلْ şeklindedir, bu da öncesini reddedip sonrasını olumlar ve atıf olarak kullanılır’’. Nitekim مَا كَانَ ذَيْدٌ بَلْ عَمْرٌ (Zeyd kalkmadı, aksine Amr kalktı) denilir. Tekil olarak cevap ifadesinde kullanıldığı zaman, telaffuz edilirken kendisinde durulması (vakıf) için sonuna ى harfini eklemişlerdir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً [Kim bir kötülük eder de] ifadesindeki سَيِّئَةً (kötülük) kelimesi اَلسَّيِّءُ kelimesinin müennes halidir, bu da اَلسُّوءَ kelimesinin فَيْعِلٌ formudur. Aslı سَيْوِئٌ şeklindedir, hemen öncesinde bir ى harfi olduğu için و harfi de ى harfine dönüştürülmüştür. Aynı harf dönüşümü اَلسَّيِّدُ (efendi), اَلجَيِّدُ (iyi) kelimelerinde de vardır. Bu “fasit amel” anlamındadır, bu yüzden de bir önceki ayette bunun mukabili/zıddı olarak “salih amel” zikredilmiştir.
Burada “kötülük” ile neyin kastedildiği konusunda ihtilaf edilmiştir. Mücahid ve bir grup alim bunun şirk olduğunu söylemişlerdir. Buna göre kelimenin müennes olarak kullanılması “kötü fiil”, “kötü haslet” ve benzeri bir şeyin kastedildiğine delalet eder. Hasan-ı Basrî ve Katâde ayette geçen “kötülük”ten, Allah’ın karşılık olarak cehennem tehdidinde bulunduğu büyük günahların kastedildiğini söylemişlerdir. Bu iki görüşe göre kelimenin sonundaki ةً harfi tekilliğe delalet eder.
Süddî ise; onun Allah’ın karşılık olarak cehennem tehdidinde bulunduğu günahlar anlamına geldiğini söylemiştir. Buna göre kelimenin sonundaki he harfi de çoğula delalet eder. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
بَلٰى ; soru olumsuz cevap olumlu olduğunda cevap cümlesinin başına getirilen tasdik edatıdır. Yani olumsuz soruya verilen olumlu cevaba has bir edattır ve olumsuz soru cümleleri ile olumsuz cümlelerin anlamını olumluya çevirir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, (Doktora Tezi))
اَحَاطَتْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حوط ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
خَالِدُونَ , sülasi mücerredi خلد olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ
Fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. بَلٰٓى harfi, menfi soruya cevap ve onu iptal içindir.
بَلٰى ; soru olumsuz, cevap olumlu olduğunda, cevap cümlesinin başına getirilen tasdik edatıdır. Yani olumsuz soruya verilen cevaba has bir edattır ve olumsuz soru cümleleri ile olumsuz cümlelerin anlamını olumluya çevirir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
Şart üslubunda gelen cümlede, iki fiili cezm eden مَنْ şart ismi, mübtedadır. Şart cümlesi olan كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ , sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. كَسَبَ سَيِّئَةً cümlesi aynı zamanda مَنْ ’in haberidir. Mübtedanın haberinin mazi fiil sıygasında cümle olması hükmü takviye, sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
وَاَحَاطَتْ بِه۪ خَط۪ٓيـَٔتُهُ , aynı üslupta gelerek مَنْ ’in haberine atfedilmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur بِه۪ , durumun ona has olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi فَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tahkir ve kınama ifade eder.
Müsnedin, izafetle marife olması az sözle çok şey anlatmak amacına matuftur. Ayrıca muzafı ve müsnedün ileyhi de tahkir ifade eder. Çünkü müsnedin tahkir anlamlı bir kelimeye muzâf olması müsnedün ileyhin de tahkirine sebeptir.
كسب fiili işi bilerek, kasten, planlayarak yapmak manasındadır. Elleri ile kitabı yazmaları سَيِّئَةً , yani büyük günah olarak adlandırılmış, daha sonra da خطيئة denmiştir. Bu iki kelime arasında mürâat-ı nazîr vardır.
احاط ve خطاة lafızlarında ط harfi vardır. Bu harf, isti’la harflerindendir ve dil, diş eti bitimi ile damağın hemen başlangıcındaki noktaya, yani mahrece yapışarak çıkar. Dolayısı ile bu kelimelerde isti’la anlamı vardır. Ayrıca cinas sanatı da vardır.
وأحاطت به خطيئته [Günahları onu kuşattı] cümlesinde istiare vardır. Çünkü Yüce Allah, onların günahlarını bileziğin bileği kuşattığı gibi, bir toplumu her taraftan kuşatan düşman ordusuna benzetmiştir. Allah, "onların kötülükleri iyiliklerine galip geldi" yerine müstear olarak [kötülükleri onları kuşattı] tabirini kullanmıştır. Sanki kötülükleri, her taraftan onları kuşatmış gibidir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
سَيِّئَةً ile خَط۪ٓيـَٔتُ arasında şu fark vardır: سَيِّئَةً doğrudan hedef alarak yapılandır, خَط۪ٓيـَٔتُ ise genellikle yanlışlıkla yapılandır. Çünkü o hatadan gelir. كَسَبَ fayda sağlamaya çalışmaktır. Kazanmanın kötülüğe nispet edilmesi, [onları acıklı bir azapla müjdele] (Âl-i İmrân: 21) ayetinde olduğu gibi alay etmek ve tahkir içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
سَيِّئَةً kelimesinin كَسَبَ fiiline isnad edilmesinde tehekkümî istiare vardır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;723)
اَصْحَابُ النَّارِ [Ateş ashabı] ifadesinde istiare vardır. Cehennemde kalış, arkadaşlığa benzetilmiştir. Arkadaşlar birbirinin karakterini taşır.
اَصْحَابُ النَّارِ [Ateş ashabı] ibaresindeki اَصْحَابُ kelimesinin kökü صحب ’ dir. Sahip, yer veya zaman bakımından başkasından ayrılmayan demektir. Bu birliktelik bedenle veya destekle olabilir. Peygamberimizin ‘’sahabesi’’ de aynı kökün türevidir. Bir şeye sahip olmayı da Türkçede kullanıyoruz. Sohbet de aynı kelimeden dilimize geçmiştir. اصحاب النار [cehennem ashabı] derken işte bu ayrılmama, bu kimselerin adeta ateşle hemhal oluşu vurgulanmaktadır.
Onların ateş halkı ve orada ebedi kalıcı olma özelliklerinin belirtilmesi taksim sanatıdır.
Nâr ashabı olmalarının isim cümlesi şeklinde ifadesi sübut ve devam ifade eder. Yani ebedi kalacaklarını üslup açısından ifade eder.
Ateşe aid zamirin dahil olduğu ف۪يهَا ‘ daki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla ateş, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü ateş, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ
Ayetin son cümlesi, اَصْحَابُ النَّارِ ‘ifadesinin müekked hali olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Hal cümlesinin و ’sız gelmesi, onların ateşte kalışlarının hâl-i müekkide olduğunu ifade eder. Yani bu onların sabit bir vasfıdır. Sahibinden ayrılmayan sabit bir vasıf kastedildiği zaman mesela, هذا اخوك عطوف (Bu, çok şefkatli kardeşindir) cümlesinde olduğu gibi uzunluk, kısalık, esmerlik, sarışınlık vs. sabit vasıfların ifade edildiği hal cümleleri böyledir. Bunlar her zaman و ‘ sız gelir.
Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174)
Tekit edici halin başına و gelmez. Müekked ve tekid arasında kemâl-i ittisâl olduğundan arada و olmaz. (Sekkâkî, Miftâhu’l-ulûm, s.273)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi kasır manası dolayısıyla faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car mecrur ف۪يهَا , önemine binaen, amili olan خَالِدُونَ ‘ye takdim edilmiştir.
خَالِدُونَ lafzı, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. İsm-i fail, ism-i mef’ûl ve masdarlar zamandan bağımsızdır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
خلد aslında uzun bir zaman dilimi demektir, ama daha çok çokluktan kinaye olarak ‘kalıcı’ anlamında kullanılır. Üstelik bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir.
Onların ateş halkı ve orada ebedi kalıcı olma özelliklerinin belirtilmesi taksim sanatıdır.
هم فيها خالدون cümlesinde izafî kasr vardır. Yahudilerin ateşte ebedi kalmayacaklarına olan inançları ters çevrilerek orada ebedi kalacakları ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr ve Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 724)
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, tahkir ve kınama ifade eder. Yahudilerin, küfür ve dalalette ne kadar ileri gittiklerini de tenbih etmektedir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru; 727)
هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ cümlesinde izafî kasır vardır. Yahudilerin ateşte ebedi kalmayacaklarına olan inançları ters çevrilerek orada ebedi kalacakları ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru;724)
خَالِدُونَ lafzı, Kur’an’da her yerde ism-i fail kalıbında gelmiştir. İsm-i fail, mef’ûl ve masdar zamandan bağımsızdır. Aslında uzun bir zaman dilimi demektir, ama daha çok çokluktan kinaye olarak “kalıcı” anlamında kullanılır. Üstelik bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir.
Onların ateş halkı ve ebedi kalıcı olma özelliklerinin belirtilmesinde taksim sanatı vardır.