İsrâ Sûresi 34. Ayet

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً  ٣٤

Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve asla
2 تَقْرَبُوا yaklaşmayın ق ر ب
3 مَالَ malına م و ل
4 الْيَتِيمِ yetimin ي ت م
5 إِلَّا dışında
6 بِالَّتِي
7 هِيَ o
8 أَحْسَنُ en güzel tarz ح س ن
9 حَتَّىٰ kadar
10 يَبْلُغَ erginlik çağına ب ل غ
11 أَشُدَّهُ erişinceye ش د د
12 وَأَوْفُوا ve yerine getirin و ف ي
13 بِالْعَهْدِ ahdi ع ه د
14 إِنَّ çünkü
15 الْعَهْدَ ahd’den ع ه د
16 كَانَ ك و ن
17 مَسْئُولًا sorulacaktır س ا ل
 
Sekizinci ödev yetim malı yememek, dokuzuncu ödev verilen sözü tutmaktır. Zeccâc  “Allah’ın her emri, her nehyi ahiddir. Allah ile kul arasındaki konulara dair emir ve nehiyler, insanların birbirleri arasındaki ilişkilerle ilgili emir ve nehiyler de bu cümledendir” der (Şevkânî, III, 256).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 481
 

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْرَبُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْيَت۪يمِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اِلَّا  hasr edatıdır. الَّت۪ي  müfred müennes has ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  تَقْرَبُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  هِيَ اَحْسَنُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَحْسَنُ  haber olup damme ile merfûdur. 

حَتّٰٓى  gaye bildiren cer harfidir.  يَبْلُغَ  muzari fiilini, gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تَقْرَبُوا   fiiline müteallik, mahallen mecrurdur.  

يَبْلُغَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. اَشُدَّهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak.Ayette harf-i cer şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَحْسَنُ  ; ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 


 وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اَوْفُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالْعَهْدِ  car mecruru  اَوْفُوا  fiiline mütealliktir. 

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

الْعَهْدَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هُو ’dir. مَسْؤُ۫لاً  kelimesi,  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  

اَوْفُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi وفي ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

مَسْؤُ۫لاً ; sülâsî mücerredi سأل  olan fiilin ism-i mef’ûludur. 

 

وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَت۪يمِ اِلَّا بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ حَتّٰى يَبْلُغَ اَشُدَّهُۖ

 

Ayet atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki … وَلَا تَقْتُلُوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır. İki tekit hükmündeki kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  لَا تَقْرَبُوا  maksûr/sıfat,  بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

İsm-i mevsûl  الَّت۪ي , başındaki  بِ  harf-i ceriyle  لَا تَقْرَبُوا fiiline mütealliktir. Sılası olan  هِيَ اَحْسَنُ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber olan  اَحْسَنُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Gaye bildiren harf-i cer  حَتّٰى ‘nın, gizli  أنْ ‘le masdar yaptığı  يَبْلُغَ اَشُدَّهُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, حَتّٰى  ile birlikte  لَا تَقْرَبُوا  fiiline mütealliktir. Hudus, istimrar ve teceddüt ifade eden muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

 

وَاَوْفُوا بِالْعَهْدِۚ

 

Cümle, …لَا تَقْرَبُوا مَالَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nehiy üslubundan, emir üslubunda geçişte iltifat sanatı vardır.

اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ مَسْؤُ۫لاً  cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مَسْؤُ۫لاً ’in, haber olan  الْعَهْدَ ’e isnadı mecaz-ı aklîdir. 

الْعَهْدَ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

اَوْفُوا - بِالْعَهْدِ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, isim cümlesi olmasının yanında  اِنَّ  ile de tekid edildiğinden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُ۫لاً [Şüphesiz ahit, sorumluluk doğurur.] Yani ahit sahibinden onu zayi etmemesi, ona vefa göstermesi talep edilir. Bu ifadenin “ahde sorulur” şeklinde lafzen anlaşılması durumunda hayalî bir canlandırma (tahyîl) olması da mümkündür. Bu durumda sanki ahde, “Senden neden cayıldı bakalım; hakkın yerine getirilemez miydi!?” diye sorulacak ve böylece ahitten dönen kimsenin kınanması murat edilecektir ki bu durumda bu ifade tıpkı diri diri gömülen kız çocuğuna “Hangi suçtan dolayı öldürüldüğü”nün (Tekvir Suresi, 9) sorulacak olması gibidir. Burada ahit sahibinin mesul tutulacağı da kastedilmiş olabilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)