Mü'minûn Sûresi 8. Ayet

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ  ٨

Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالَّذِينَ ve
2 هُمْ onlar
3 لِأَمَانَاتِهِمْ emanetlerine ا م ن
4 وَعَهْدِهِمْ ve ahidlerine ع ه د
5 رَاعُونَ özen gösterirler ر ع ي
 
Müfessirler, buradaki emanet ve ahid kavramlarının hem insanlar tarafından korunması ve esirgenmesi için bırakılan nesneler, riayet edilmesi istenen sözleşmeler gibi maddî ve mânevî emanetleri, görevleri hem de Allah’ın kullarına yönelttiği ve kulun iman ikrarıyla uymayı taahhüt ettiği ilâhî hükümleri kapsadığını belirtirler. Buna göre meselâ birine korunması için bırakılan mal gibi Allah’ın müminden yerine getirmesini istediği namaz, oruç vb. ibadetler de birer emanettir (Râzî, XXIII, 81)
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 12
 
Riyazus Salihin, 690 Nolu Hadis
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Münâfığın alâmeti üçtür:
Konuşunca yalan söyler.
Söz verince sözünde durmaz.
Kendisine bir şey emanet edilince hiyanet eder.”
Buhârî, Îmân 24, Şehâdât 28, Vesâyâ 8, Edeb 69; Müslim, Îmân 107-108. Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 14; Nesâî, Îmân 20
Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
“Oruç tutsa, namaz kılsa, müslüman olduğunu söylese de”  
(Müslim, Îmân 109-110)
 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ

 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , atıf harfi  وَ ’la önceki ism-i mevsûle matuf olarak mahallen mef’ûldur. İsm-i mevsûlun sılası  هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لِ  harf-i ceri zaiddir. لِاَمَانَاتِهِمْ  lafzen mecrur, ism-i fail  رَاعُونَ ‘nun mukaddem mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

عَهْدِهِمْ  atıf harfi و ‘ la makabline matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَاعُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.  

رَاعُونَ  ; sülâsî mücerredi  رعي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la 5. ayetteki  الَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.

İsm-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , sonraki haberin önemini vurgulamak ve müminleri tazim için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لِاَمَانَاتِهِمْ  ve tezâyüf nedeniyle ona atfedilen  وَعَهْدِهِمْ  car-mecrurları, ihtimam için haber olan  رَاعُونَ ‘ye takdim edilmiştir. 

Müsned olan  رَاعُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۙ [Onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlerine..] ibaresi Hak Teâlâ veya halk tarafından kendilerine emanet edilen şeye veyahut söz verdikleri şeye "riayet ederler” onu korumaya ve ıslah etmeye çalışırlar manasındadır. İbn Kesîr burada ve Meâric suresinde müfred olarak  لِاَمَانَاتِهِمْ  okumuştur, çünkü karışıklık ihtimali yoktur ya da aslında masdar olduğu içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Emanet, yapılmaması hiyanet sayılan herşeyi içine alır. Nitekim Cenab-ı Hak, "Allah'a ve peygamberine hainlik etmeyin, yoksa emanetlerinize hainlik etmiş olursunuz" (Enfal/27) buyurmuştur. İnsana, güvenilip havale edilen ibadetler de emanetlerdendir. O halde bütün ibadetler, emanet sözüne dahildir. Çünkü ibadetler ya oruç, cünüplükten gusül ve güzel abdest alma gibi asılları itibarıyla gizli olur, yahut da nasıl yapılacakları itibarı ile gizli olur. Nitekim Hz Peygamber (s.av.) "İnsanların en haini, namazını tastamam ve dosdoğru kılmayandır" buyurmuştur. İbn Mes'ûd (r.a)'ın da: "Dininizde kaybedeceğiniz ilk umde emanet (duygusu), son umde de namazdır" dediği rivayet edilmiştir. İnsanın, fiil veya söz olarak üstlendiği herşey emanet sayılır. Binaenaleyh onlara riayet etmesi gerekir. Emanet olarak bırakılan şeyler, anlaşmalar ve ikisiyle ilgili hususlar gibi... Söylendiği zaman, kölelerin ve hanımların haram (azâd ve boş) olduğu sözler de emanet sayılır. Çünkü kişiye bu sözleri hususunda güvenilir. İnsanın emanetleri gözetmesi, onlara gasb ve benzeri yollarla hainlik etmemesi de emanete dahildir. "And" sözcüğüne ise, çeşitli anlaşmalar, yeminler ve adaklar girer. Böylece Cenab-ı Hak, kurtuluşun gerçekleşmesi hususunda bu tür şeylere riayet etmenin ve onların haklarını yerine getirmenin nazar-ı dikkate alındığını beyan buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)