وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ ٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالَّذِينَ | kimseler |
|
| 2 | يَنْقُضُونَ | bozan(lar) |
|
| 3 | عَهْدَ | verdikleri sözü |
|
| 4 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَعْدِ | sonra |
|
| 7 | مِيثَاقِهِ | iyice pekiştirdikten |
|
| 8 | وَيَقْطَعُونَ | ve kesenler |
|
| 9 | مَا | şeyi |
|
| 10 | أَمَرَ | istediği |
|
| 11 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 12 | بِهِ | onunla |
|
| 13 | أَنْ |
|
|
| 14 | يُوصَلَ | bitiştirilmesini |
|
| 15 | وَيُفْسِدُونَ | ve bozgunculuk yapanlar |
|
| 16 | فِي |
|
|
| 17 | الْأَرْضِ | yeryüzünde |
|
| 18 | أُولَٰئِكَ | işte |
|
| 19 | لَهُمُ | onlaradır |
|
| 20 | اللَّعْنَةُ | la’net |
|
| 21 | وَلَهُمْ | ve onlaradır |
|
| 22 | سُوءُ | kötü (sonucu) |
|
| 23 | الدَّارِ | yurdun |
|
وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlün sılası يَنْقُضُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَنْقُضُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَهْدَ mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
مِنْ بَعْدِ car mecruru يَنْقُضُونَ fiiline mütealliktir. م۪يثَاقِه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَقْطَعُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَٓا mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlün sılası اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
اَمَرَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِه۪ٓ car mecruru اَمَرَ fiiline mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel بِه۪ٓ ‘deki zamirden bedel olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يُوصَلَ fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.
وَ atıf harfidir. يُفْسِدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ car mecruru يُفْسِدُونَ fiiline mütealliktir.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُفْسِدُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi فسد ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهُمُ اللَّعْنَةُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اللَّعْنَةُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. سُٓوءُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الدَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
وَالَّذ۪ينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِۙ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ
وَ , istînâfiyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Bahsi geçenleri tahkir ve sonraki habere dikkat çeker. Sılası olan يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ م۪يثَاقِه۪ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. عَهْدَ اللّٰهِ izafeti muzâfın şanı içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
م۪يثَاقِه۪ izafetindeki zamir, عَهْدَ ’e işaret eder; mana ise, “onlar Allah’ın ahdini kabul edip kendilerini ilzam edecek şekilde yüklendikten sonra” şeklindedir. Buradaki م۪يثَاق kelimesinin “tevsik” (güvence vermek) anlamında olması da mümkündür
عَهْدَ - م۪يثَاقِه۪ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ cümlesinde istiare sanatı vardır. Çünkü يَنْقُضُونَ aslında ipi çözmek, عَهْدَ de anlaşma demektir. Anlaşma, bağlanmış, düğümlenmiş, sonra da çözülmüş bir ipe benzetilmiştir. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Bu cümlede istiare-i mekniyye sanatı vardır. Zira عَهْدَ (söz), حبل (ip)’e benzetilmiş, müşebbehün bih olan حبل lafzı hazfedilmiş ve onun gereklerinden (mülayiminden) olan çözmek manasındaki نقض tabiri ile ona işaret edilmiştir.
Bu cümlede istiare-i mekniyye sanatı vardır. Zira عَهْدَ (söz), حبل (ip)’e benzetilmiş, müşebbehün bih olan حبل lafzı hazfedilmiş ve onun gereklerinden (mülayiminden) olan çözmek manasındaki نقض tabiri ile ona işaret edilmiştir.
Beyzâvî buradaki istiarenin inceliklerini son derece önemli bilgiler vererek ve örnekler sunarak şu şekilde açıklar: ayette geçen نقض ifadesi, bozmak ve terkibi çözmek manasınadır. Aslında ipin katlarını çözmede kullanılır. Sözü bozmada kullanılması ise istiare yoluyladır. Çünkü onda da sözleşen iki kişiden birinin diğerine bağlanması söz konusudur. Bozma نقض , ip حبل lafzı ile kullanılırsa mecazın terşihi olur, eğer söz manasındaki عهد lafzıyla birlikte zikredilirse, onun gereklerinden (levazımından) birine remz (işaret) olur. Şöyle ki, söz ahitleşenler arasında bağlantıyı sağlayan iptir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı, Bakara /27)
Aynı üslupta gelen وَيَقْطَعُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَ cümlesi atıf harfi وَ ‘ la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
يَقْطَعُونَ fiilinin mef’ûlü konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَٓا ’nın sılası olan اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Müsnedün ileyhin lafza-i celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin zahir olarak tekrar zikredilmesi, mehabeti artırarak bahsi geçenleri tahkirde mübalağa içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يُوصَلَ cümlesi, masdar teviliyle بِهِ ’deki zamirden bedel olarak mahallen mecrurdur. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Sarih masdar yerine masdar-ı müevvel tercih edilmesi, durumun bir kereye mahsus olmadığına işaret eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c.1, s. 83)
Aynı üsluptaki وَيُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ cümlesi atıf harfi وَ ’la يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللّٰهِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فِي الْاَرْضِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zarfiye olan ف۪ٓي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü yeryüzü hakiki manada içine girilmeye müsait değildir. Dünya, burada zarfa benzetilmiştir. Yeryüzü ile dünyada bulunan şeyler arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
يَقْطَعُونَ - يُوصَلَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, يَقْطَعُونَ - يَنْقُضُونَ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu fesat Allah'ın dininden başka bir şeye davet etmek manasındadır. Bu bazan, mala ve cana zulmetmek, bazan da beldeleri harab etmek suretiyle olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ cümlesi الَّذ۪ينَ ‘ nin haberidir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyh işaret edilenlere tahkir ve teşvik için işaret ismiyle marife olmuştur.
اُو۬لٰٓئِكَ ’nin haberi olan لَهُمُ اللَّعْنَةُ cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اللَّعْنَةُ , muahhar mübtedadır.
Aynı üslupta gelen وَلَهُمْ سُٓوءُ الدَّارِ cümlesi atıf harfi وَ ‘la لَهُمُ اللَّعْنَةُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf سُٓوءُ الدَّارِ izafetinde, سُٓوءُ sıfat olmasına rağmen الدَّارِ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Kötü yurt, yerine [yurdun kötüsü] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
سُٓوءُ - اللَّعْنَةُ - يُفْسِدُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Bu ayet 20 ve 21. ayetlerle mukabele teşkil eder. Aralarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Allah Teâlâ, saîdlerin sıfatlarını ve onlara düşen yüce ve şerefli halleri zikredince, bunun peşi sıra, şakilerin halini ve onlara düşen hoş olmayan ve hor kılıcı halleri zikretmiş, böylece, izah tam olsun diye vaadin peşine vaîdi, sevabın peşinden ikâbı getirmiş ve "Allah'a verdikleri ahdi, kuvvetli teminat ile de destekledikten sonra bozanlar" buyurmuştur. Ahdi bozmaktan murad, insanın delillere kesinlikle bakmamasıdır. İşte o zaman, insanın bu delillerin gereği ile ameli mümkün olmaz veya bu ahdi bozmaktan murad insanın o delillere bakıp, doğru olduğunu anladıktan sonra, inat ederek, onlarla amel etmemesi veya şüpheli olan şeye itibar ederek, hak olanın aksine itikat etmesi, inanmasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Cenab-ı Hak "Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi koparanlar" buyurmuştur. Bu ifade, daha önceki ayette geçen, "Onlar ki Allah'ın, ulaştırılmasını emrettiği şeyi ulaştırırlar" (Râd,21) ifadesinin mukabilidir. Binaenaleyh, vasletmenin zıddı olan sıla-i rahmi kesme işinin, bu kimselerin sıfatı olduğu belirtilmiştir. Bu ifadeden murad, Allah'ın, ulaştırılmasını, bitiştirilmesini vâcip kıldığı her bir şeyi kesmektir. Bu ifadenin içine, dostluk ve yardım ile Peygambere yakınlaşma, onunla irtibat içinde olma; müminlerle birleşme, akrabaları ziyaret etme ve üzerinde hakkı olan herkes ile irtibat içinde olma da girer. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
"Allah'ın ahdini bozanlar..." Mukatil'den nakledilmiş olduğuna göre, bu ayet ehl-i kitap hakkında nazil olmuştur. Çünkü Hz Mûsa'ya verdikleri mîsaktan sonra ahdi bozanlar onlardır. Bununla beraber nüzul sebebinin özel olması, ayetin hükmünün genel olmasına engel değildir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)