سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ ٢٤
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
Mukadder sözün mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur. Takdiri, يقولون: سلام عليكم. şeklindedir. Bu mukadder söz hal olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. سَلَامٌ mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْكُمْ car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle سَلَامٌ ‘e mütealliktir.
صَبَرْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نِعْمَ camid fiil olup medih fiillerindendir. عُقْبَى kelimesi نِعْمَ ’ nin faili olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. نِعْمَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; الجنّة şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. الدَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ
Ayet, takdiri يقولون (Derler) olan mahzuf fiilin mekulü’l-kavlidir. Bu takdire göre cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf يقولون fiilinin mekulü’l-kavli olan سَلَامٌ عَلَيْكُمْ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümle haber üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için, muktezayı zahirin hilafına olması sebebiyle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْكُمْ mahzuf habere mütealliktir.
Dua manasına işaret ettiğinde cümleye, nekre ile başlamak caizdir. (https://tafsir.app/mujtaba-mushkil-iraab/13/24)
Müsnedün ileyh olan سَلَامٌ ’un nekre gelmesi teksir ve tazim ifade eder.
سَلَامٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Masdar harfi مَا ve akabindeki صَبَرْتُمْ cümlesi, masdar tevilinde, başındaki harf-i cerle birlikte mahzuf habere mütealliktir.
Masdar-ı müevvel müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِۜ cümlesi atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Önceki cümlenin dua manası taşıması bu cümlenin atfını mümkün kılmıştır. Haberî üsluptan inşâî üsluba geçişte iltifat sanatı vardır.
Gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Medh fiili نِعْمَ ’nin faili olan عُقْبَى الدَّارِ , izafet terkibiyle gelerek az lafızla çok anlam ifade etmiştir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. نِعْمَ ‘nin, takdiri الجنّة (Cennet) olan mahsusu, mahzuftur.
22. ayet de bu ayet gibi عُقْبَى الدَّارِۜ lafzıyla bitmişti. Bu fasılada, lüzum ma la yelzem ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بِمَا صَبَرْتُمْ ifadesinde icaz-ı hazif vardır. Takdiri; هَذَا بِمَا صَبَرْتُمْ şeklindedir. Yani هَذَا بِسَبَبِ صَبْرَكُمْ (Bu sizin sabrınız sebebiyledir). (https://tafsir.app/mujtaba-mushkil-iraab/13/24 )
Zikredilen faziletlerin içinden burada yalnız sabrın zikre tahsis edilmesi, daha önce zikredildiği gibi, onların hepsinde sabrın katkısının olmasıdır ve ilave bir meziyeti de vardır ki onların hepsinde işin direğidir ve Allah (cc) rızası için sabır olmadıkça hiçbirine itibar edilmez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)