وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ ٧٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَجَاهِدُوا | ve cihad edin |
|
| 2 | فِي | uğrunda |
|
| 3 | اللَّهِ | Allah |
|
| 4 | حَقَّ | hakkıyla |
|
| 5 | جِهَادِهِ | cihadın |
|
| 6 | هُوَ | O |
|
| 7 | اجْتَبَاكُمْ | sizi seçti |
|
| 8 | وَمَا | ve |
|
| 9 | جَعَلَ | yüklemedi |
|
| 10 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 11 | فِي |
|
|
| 12 | الدِّينِ | dinde |
|
| 13 | مِنْ | hiç bir |
|
| 14 | حَرَجٍ | güçlük |
|
| 15 | مِلَّةَ | dinine |
|
| 16 | أَبِيكُمْ | babanız |
|
| 17 | إِبْرَاهِيمَ | İbrahim’in |
|
| 18 | هُوَ | O |
|
| 19 | سَمَّاكُمُ | size adını verdi |
|
| 20 | الْمُسْلِمِينَ | müslümanlar |
|
| 21 | مِنْ |
|
|
| 22 | قَبْلُ | bundan önce |
|
| 23 | وَفِي | ve |
|
| 24 | هَٰذَا | bu(Kur’a)nda |
|
| 25 | لِيَكُونَ | olması için |
|
| 26 | الرَّسُولُ | Elçi’nin |
|
| 27 | شَهِيدًا | şahid |
|
| 28 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 29 | وَتَكُونُوا | ve sizin olmanız için |
|
| 30 | شُهَدَاءَ | şahid |
|
| 31 | عَلَى | üzerine |
|
| 32 | النَّاسِ | insanlar |
|
| 33 | فَأَقِيمُوا | haydi kılın |
|
| 34 | الصَّلَاةَ | namazı |
|
| 35 | وَاتُوا | ve verin |
|
| 36 | الزَّكَاةَ | zekatı |
|
| 37 | وَاعْتَصِمُوا | ve sarılın |
|
| 38 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 39 | هُوَ | O’dur |
|
| 40 | مَوْلَاكُمْ | mevlanız (sahibiniz) |
|
| 41 | فَنِعْمَ | ne güzel |
|
| 42 | الْمَوْلَىٰ | mevladır |
|
| 43 | وَنِعْمَ | ve ne güzel |
|
| 44 | النَّصِيرُ | yardımcıdır |
|
وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جَاهِدُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. فِي اللّٰهِ car mecruru جَاهِدُوا fiiline mütealliktir. İki muzâfıda mahzuftur. Takdiri; في إقامة دين الله (Allah’ın dinin ikame etmede) şeklindedir.
حَقّ masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. جِهَادِه muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
جَاهِدُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi جهد ’dir.
Mufâale babı fiile müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar.Müşareket (İşteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هُوَ اجْتَبٰيكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. اجْتَبٰيكُمْ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
اجْتَبٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. مَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. جَعَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. عَلَيْكُمْ car mecruru جَعَلَ ‘nin mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir.
فِي الدّ۪ينِ car mecruru جَعَلَ fiiline mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. حَرَجٍ lafzen mecrur, جَعَلَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir:1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اجْتَبٰي fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi جبي ’dır.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ
Fiil cümlesidir. مِلَّةَ mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, اتّبعوا (Tabi olun) şeklindedir. اَب۪يكُمْ muzâfun ileyh olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan cer alameti ى ‘dir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اِبْرٰه۪يمَ kelimesi اَب۪يكُمْ ‘den atf-ı beyan olup, gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. سَمّٰيكُمُ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
سَمّٰي elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْمُسْلِم۪ينَ ikinci mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
مِنْ قَبْلُ car mecruru سَمّٰيكُمُ fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
وَ atıf harfidir. ف۪ي هٰذَا car mecruru سَمّٰيكُمُ fiiline mütealliktir.
لِ harfi, يَكُونَ fiilini gizli أن ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. أن ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle سَمّٰيكُمُ fiiline mütealliktir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونَ nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. الرَّسُولُ kelimesi يَكُونَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. شَه۪يداً kelimesi يَكُونَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. عَلَيْكُمْ car mecruru شَه۪يداً ‘e mütealliktir.
وَ atıf harfidir. تَكُونُوا nakıs, ن ‘nun hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı تَكُونُٓوا ‘nin ismi olarak mahallen merfûdur. شُهَدَٓاءَ kelimesi تَكُونُوا ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. فعلاء vezninden olduğu için gayri munsariftir ve tenvin almamıştır. عَلَى النَّاسِ car mecruru شُهَدَٓاءَ ’ye mütealliktir.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarife, “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَبْلَ ve بَعْدَ kelimeleri muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete, izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَمّٰي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سمى ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُسْلِم۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan ifal babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن كنتم أهلا لهذه التسمية (Eğer siz bu şekilde isimlendirilmeye ehilseniz) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اَق۪يمُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰتُوا الزَّكٰوةَ cümlesi, atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اٰتُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الزَّكٰوةَ mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اعْتَصِمُوا fiili, atıf harfi وَ ile اٰتُوا ‘ya matuftur.
اعْتَصِمُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru اعْتَصَمُوا fiiline mütealliktir.
اعْتَصِمُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil iftial babındadır. Sülâsîsi عصم ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
اَق۪يمُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi قوم ’dir.
اٰتُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi أتي ‘dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. مَوْلٰيكُمْ haber olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ
Fiil cümlesidir. فَ istinâfiyyedir. نِعْمَ camid fiil olup medih fiillerindendir. الْمَوْلٰى kelimesi نِعْمَ ’nin faili olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur. نِعْمَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, الله şeklindedir.
وَ atıf harfidir. نِعْمَ camid fiil olup medih fiillerindendir. النَّص۪يرُ kelimesi نِعْمَ ’nin failidir. نِعْمَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, الله şeklindedir.
وَجَاهِدُوا فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهَادِه۪ۜ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
فِي اللّٰهِ ibaresindeki ف۪ٓي hakiki manasında kullanılmamıştır. Bilindiği gibi bu harfte zarfiyet manası vardır. Bu cümlede ta’lil manasında kullanılmıştır. Allah rızası için, O'nun dinini desteklemek için demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Veciz anlatım kastıyla gelen حَقَّ جِهَادِه izafetinde Allah Teâlâ'ya ait zamire muzâf olan حَقَّ ve جِهَادِ tazim edilmiştir.
جِهَادِ ve حَقَّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
جَاهِدُوا - جِهَادِه kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فِي اللّٰهِ , “Allah’ın zatı hakkında” ve “O’nun için” demektir. İzafet en ufak bir alaka ve ilişkilendirme yolu ile olabilir. Cihad, sırf Allah rızası için yapılması istenilen ve bu itibarla Allah’a özgü kılınması gerekli bir durum olunca, doğrudan Allah’a izafeti sahih olmuştur. Kaldı ki zarfların kullanımında genelde bir esneklik söz konusudur. وَجَاهِدُوا [Cihat edin!] ifadesi hem gaza yapmayı, hem de nefisle ve arzularla mücahede etmeyi emretmektedir ki bu ikincisi cihâd-ı ekberdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Bu izafet sıfatın mevsufuna izafeti kabilindendir. Aslı جِهادَهُ الحَقَّ ‘dır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cihadın, ه۪ۜ zamirine muzâf olması mecazîdir ya da Allah'a mahsus demektir, öyle ki Allah Teâlâ'nın hatırı için ve sırf onun için yapılmıştır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
هُوَ اجْتَبٰيكُمْ
Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsned olan اجْتَبٰيكُمْ , müspet mazi fiil sıygasında gelmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle hudûs, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هُوَ اجْتَبٰيكُمْ [Sizi o seçti.] sizi dini ve yardım için seçti, bunda cihadı neyin gerektirdiğine ve neyin ona davet ettiğine dikkat çekilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدّ۪ينِ مِنْ حَرَجٍۜ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Cümlenin makabline matuf olduğu da söylenmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan عَلَيْكُمْ car-mecruru ihtimam için ilk mef’ûl olan حَرَجٍۜ ‘e takdim edilmiştir. İki mef’ûle müteaddi olan جَعَلَ fiilinin ilkinci mef’ûlünün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
İlk mef’ûl حَرَجٍ ’e dahil olan مِنْ tekid ifade eden zaid harftir. Kelimedeki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. مِنْ harfi kelimeye ‘hiçbir’ manası katmıştır. Menfi siyakta nekre, selbin umum ve şümulüne işaret eder.
فِي الدّ۪ينِ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla din içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü din hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Dinle irtibattaki mübalağayı ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
مِلَّةَ اَب۪يكُمْ اِبْرٰه۪يمَۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِلَّةَ اَب۪يكُمْ izafeti, takdiri اتّبعوا (tabi olun) olan fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
اِبْرٰه۪يمَ bedel olup, اَب۪يكُمْ ifadesini açıklamak için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Râgıb el-İsfahânî şöyle demiştir: ”Millet, tıpkı din gibi, Allah Teâlâ'nın peygamberler vasıtasıyla kullarına ilettiği nizamın adıdır. Milletle din arasındaki fark şudur: Millet, tıpkı ”İbrahim’in milletine uyun" dendiği gibi, sadece peygambere nispet edilir. Bu sebeple; Allah'ın milleti, milletim veya Zeyd’in milleti denmez." (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
هُوَ سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ وَف۪ي هٰذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ
Ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsned olan سَمّٰيكُمُ الْمُسْلِم۪ينَ مِنْ قَبْلُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil cümlesi olması, hudûs, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
سَمّٰيكُمُ ‘e müteallik car mecrur مِنْ قَبْلُ ’nun muzâfun ileyhinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Kelimenin merfû oluşu, bu hazfin işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
سَمّٰيكُمُ ‘e müteallik ف۪ي هٰذَ ibaresindeki ف۪ٓي harfinde istiare vardır. Kur’ân’ı işaret eden هٰذَ ‘ya dahil olan ف۪ٓي harfi, hakiki manasında kullanılmamıştır. Bilindiği gibi bu harfte zarfiyet manası vardır. Kur’ân burada zarfa benzetilir. Kur’ân’la hükümleri arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Câmi, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Harflerde istiare kurulurken harfe değil, müteallakına îtibar edilir. Müteallak müştak olduğu için de istiare; tebeiyye olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ cümlesine dahil olan لِ , sebep bildiren lam-ı ta’lildir. Muzariyi gizli ان ’le nasb eder. لِ ve akabindeki cümle, masdar tevilinde olup سَمّٰيكُمُ ’e mütealliktir. Masdar-ı müevvel, كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ cümlesi, masdar-ı müevvel cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
شَه۪يداً ve شُهَدَٓاءَ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَه۪يداً عَلَيْكُمْ cümlesiyle وَتَكُونُوا شُهَدَٓاءَ عَلَى النَّاسِۚ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
شَه۪يداً - شُهَدَٓاءَ ve يَكُونَ - تَكُونُوا gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Size önceden o, Müslümanlar adını verdi Kur'an'dan önceki kitaplarda ve bunda da ifadesindeki zamir Allah'a racidir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ
فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan اَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ cümlesi, takdiri … إن كنتم أهلا لهذه التسمية (Eğer siz bu şekilde isimlendirilmeye ehilseniz) olan mahzuf şartın cevabıdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevabından oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. Şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَقَامُوا الصَّلٰوةَ ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durursa ve direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir.
Aynı üslupta gelen وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ ve وَاعْتَصِمُوا بِاللّٰهِۜ cümleleri hükümde ortaklık nedeniyle, atıf harfi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Allah’ın bu ayette namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın şeklindeki emirlerinin sıralanması taksim sanatıdır.
الصَّلٰوةَ - الزَّكٰوةَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için tekrarlanmasında, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
هُوَ مَوْلٰيكُمْۚ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle, lafza-i celâlden haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَنِعْمَ الْمَوْلٰى وَنِعْمَ النَّص۪يرُ
فَ , istînâfiyyedir.
Cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Mazi sıygada camid, medih fiili olan نِعْمَ ’nin mahsusu mahzuftur. Takdiri; الله ‘dır. الْمَوْلٰى , fiilin failidir.
Aynı üslupta gelen وَنِعْمَ النَّص۪يرُ cümlesi makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümle gayrı talebî inşâî isnaddır. Camid fiil نِعْمَ ’nin faili النَّص۪يرُ ‘dir.
مَوْلٰيكُمْۜ - الْمَوْلٰى kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْمَوْلٰى - النَّص۪يرُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
نِعْمَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
النَّص۪يرُ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Surenin bu son cümlesinde mütekellimin sözünü makama ve girişe uygun güzel bir şekilde tamamlaması şeklinde tarif edilen hüsn-i intihâ sanatı vardır.
Kur’an’daki surelerin sonu bu sanatın en güzel örnekleridir. Kur’an surelerinin bitişi de girişi gibi belîğdir. Sureler o kadar güzel bir şekilde sona ermiştir ki muhatap artık başka bir şey duymak istemez. Sureler; dua-vasiyet, farzlar, tahmîd ve tehlîl, öğüt, vaat ve vaîd gibi surede işlenen konuya uygun bir sözle sona erer. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)