Hac Sûresi 77. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ  ٧٧

Ey iman edenler, rükû edin, secde edin, Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan ا م ن
4 ارْكَعُوا rüku’ edin ر ك ع
5 وَاسْجُدُوا ve secde edin س ج د
6 وَاعْبُدُوا ve ibadet edin ع ب د
7 رَبَّكُمْ Rabbinize ر ب ب
8 وَافْعَلُوا ve işleyin ف ع ل
9 الْخَيْرَ hayır خ ي ر
10 لَعَلَّكُمْ umulur ki
11 تُفْلِحُونَ kurtuluşa erersiniz ف ل ح
 
Riyazus Salihin, 235 Nolu Hadis
Abdulah İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu:
“Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter.”
(Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbni Mâce, Mukaddime 17)
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni, mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  ارْكَعُوا ’dır.  

ارْكَعُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اسْجُدُوا  fiili, atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

اسْجُدُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اعْبُدُوا  fiili, atıf harfi وَ  ile makabline matuftur.

اعْبُدُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. رَبَّكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

افْعَلُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْخَيْرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazf edilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey!” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada îrab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mebni münada merfû üzere mebni, mahallen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harf-i tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 


 لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

 

İsim cümlesidir. لَعَلّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir.  إنّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir. 

كُمْ  muttasıl zamiri  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تُفْلِحُونَ  cümlesi,  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.. 

تُفْلِحُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

تُفْلِحُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  فلح ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi arkadan gelecek habere dikkatleri çekmek içindir. 

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. 

يَٓا  nida harfi uzağa seslenmek için kullanılır. Allah Teâlâ kullarına şah damarından da yakın olduğu halde iman edenlere “ya” nida harfiyle hitap etmiştir. Maksat, muhatabın dikkatini çekerek gelecek olan emir veya nehye odaklanmasını sağlamaktır. Yakın birine bu nida harfiyle seslenmek söylenen şeyi ciddi şekilde tekid eder.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklindeki hitap; iman edenler için önemli bir açıklamanın yapılacağına işaret eder. Allah Teâlânın kullarına çağrıda bulunurken son derece etkili ve beliğ bir üslup kullanması, beyan ettiği hakikatlerin önemli olduğunu vurgulamak ve bunların muhataplar tarafından fark edilerek gerekli mesajı almalarını sağlamak içindir.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Çeşitli tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi  يَٓا  gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’ânî, S. 43)

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyla Kur’an’ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Muhataplara “Ey müminler!” diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin Allah’ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Bazı salihler Allah Teâlâ’nın, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi  لبيك وسعديك  “Emret Allah'ım, emrine amadeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.

Nidanın cevabı olarak gelen  ارْكَعُوا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَاسْجُدُوا  ve  وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ  ve  وَافْعَلُوا الْخَيْرَ  cümleleri, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

İman edenlere ait  كُمْ  zamirinin  رَبَّ  ismine izafeti, iman edenleri şereflendirmek ve desteklemek içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

ارْكَعُوا - اسْجُدُو  ve  اعْبُدُوا - اٰمَنُوا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr  sanatı vardır.

İman edenlere emredilen konuların sıralanması taksim sanatı üslubudur.

ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا [Rükû ve secde edin] cümlesi mecâz-ı mürseldir. Zikr-i cüz irade-i küll kabilindendir. Yani bir parçayı söyleyip, tümünü kastetmek kabilindendir. Buna göre mana: ‘’Namaz kılınız’’ şeklinde olur. Çünkü rükû ve secde namazın rükünlerindendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ [Rükû ve secde edin, Rabbinize ibadet edin, hayır işleyin] cümlesinde husustan sonra umum zikredilmiştir. Maksat, hususi olanın önemini dikkate almakla birlikte umum ifade etmek­tir. Yüce Allah, ayette önce hususi olanla başladı, sonra umumi olanı, sonra da daha umumi olan anlattı. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Ayet-i kerîmede hususi olan ifadeden sonra umumi olanın söylenmesi (zikr-i âm ba‘de’l-hâs) türünden ıtnâb vardır. Önce hususi olan rükû ve secde etme emri zikredilmiş, ardından bu ikisini kapsayan ibadet etme emri ve en son da bunların hepsini kapsayan daha genel bir ifade ile her türlü hayrın işlenmesi emredilmiştir. Bu, hususi olarak zikredilenin şanın yüceliğine dikkat çekmek içindir. 

Burada ilk önce müminler halis zikir olan namaza, ardından namaz haricindeki oruç, hac, gazve gibi ibadetlere çağrılmış, sonra da diğer hayırlara genel olarak teşvik edilmişlerdir. Râzî de: “Bana göre bu sıralamanın izahı şöyledir: Namaz ibadetlerden bir çeşittir, ibadet de hayır fiillerinden bir çeşittir. Zira hayır işleri, Allah Teâlâ’yı tazimden ibaret olan mabûda hizmet ve Allah’ın mahlûkatına şefkatten ibaret olan ihsan kısımlarına ayrılır ve ihsanın içine iyilik, maruf, fakirlere tasadduk etmek ve insanlarla güzel konuşmak gibi şeyler de girer. Sanki Allah Teâlâ: “Sizi namazla mükellef kıldım, hatta namazdan daha umumi olan ibadetlerle mükellef kıldım ve hatta ibadetten de daha genel olan hayırları işlemekle mükellef kıldım” buyurmuştur” demektedir. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

افْعَلُوا  fiili zamana bağlı olmayan işlerde kullanılır. ‘Acele ediniz’ manasını taşıması bakımından bu ayette  فْعَلُ  fiili kullanılmıştır. Ayette emredilen işin, beklemeden süratle yapılması istenmektedir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)


 لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Gayr-ı talebî inşâ cümlesidir.

لَعَلَّ ’nin haberi olan  تُفْلِحُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin, muzari sıygada cümle olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

“Umulur ki” anlamında olan bu harf, Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde “...olsun diye, ...olması için” şeklinde tercüme edilir. Dolayısıyla cümle vaz edildiği inşâ formundan çıktığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayet, surenin sonuna işaret eden anlamıyla berâat-i intihâya güzel bir örnek teşkil etmektedir. Ayrıca nida ile başlayan surenin başlangıcı ve  sonu arasındaki üslup uyumu teşabühul etraf ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatıdır.

Berâat-i intihâ sanatı, son bölümde sözün bittiğine dair bir işaret bulunmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’  İlmi)

لَعَلَّ  edatı terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub;  “ لَعَلَّ  kelimesi ‘için’ manasındadır.” demiştir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

لَعَلَّ  kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.

لَعَلَّ  edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır.  لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbn Hişâm gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Doktora Tezi, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler)

Tereccî, sevilen bir şeyin meydana gelmesi konusundaki beklentiyi ifade eder. Halbuki Allah Teâlâ böyle bir konumda değildir. Bunun için bazıları buradaki  لَعَلَّ (umulur ki) harfinin  لَ  manasında olduğunu ya da Allah Teâlâ'nın burada kullarına, onların kendi aralarında konuştuğu gibi hitap ettiğini söylemişlerdir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.45)

Ayet teracci/umut ifade etmektedir. Bu da kurtuluşu ve başarıyı elde etmek için ayette istenilen sabretme ve kenetlenme emirlerine uyulması durumunda olacağının işaretidir. (Şeyma Çetinkaya, Kur’an-ı Kerimde Cihad Kavramı “Meâni İlmi Açısından Semantik Bir İnceleme”)

لَعَلَّ  gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ  [Hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.] Yüce Allah, daha başka bir çok yerde vacip (farz) olduğu sahih olarak sabit olmuş farzların dışındaki amelleri de ayetle teşvik etmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Râgıb İsfahanî ”el-Müfredât" ında şöyle demiştir: ”Hayır, akıl, doğruluk, fazilet ve faydalı şey gibi her yönüyle arzu edilen şey; şer de bunun zıddıdır." Elde etmek ve arzu edilene kavuşmak demek olan felah (kurtuluş) ise, dünya ve ahirete yönelik olmak üzere iki kısımdır: Dünyaya yönelik olanı; zenginlik, üstünlük ve ilimden ibaret olan mutluluğa ermek; ahirete yönelik olan felah ise dört şeyden ibarettir: Faniliği olmayan ebedilik, fakirliği olmayan zenginlik, zilleti olmayan üstünlük ve cehaleti olmayan bilgidir. Bu sebeple, ”Gerçek hayat, ahiret hayatıdır" denmiştir. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)