فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِذَا | zaman |
|
| 2 | انْسَلَخَ | geçtiği |
|
| 3 | الْأَشْهُرُ | aylar |
|
| 4 | الْحُرُمُ | haram |
|
| 5 | فَاقْتُلُوا | öldürün |
|
| 6 | الْمُشْرِكِينَ | ortak koşanları |
|
| 7 | حَيْثُ | nerede |
|
| 8 | وَجَدْتُمُوهُمْ | bulursanız onları |
|
| 9 | وَخُذُوهُمْ | ve onları yakalayın |
|
| 10 | وَاحْصُرُوهُمْ | ve hapsedin |
|
| 11 | وَاقْعُدُوا | ve otur(up) bekleyin |
|
| 12 | لَهُمْ | onları |
|
| 13 | كُلَّ | her |
|
| 14 | مَرْصَدٍ | gözetleme yerinde |
|
| 15 | فَإِنْ | eğer |
|
| 16 | تَابُوا | tevbe ederlerse |
|
| 17 | وَأَقَامُوا | ve kılarlarsa |
|
| 18 | الصَّلَاةَ | namazı |
|
| 19 | وَاتَوُا | ve verirlerse |
|
| 20 | الزَّكَاةَ | zekatı |
|
| 21 | فَخَلُّوا | serbest bırakın |
|
| 22 | سَبِيلَهُمْ | yollarını |
|
| 23 | إِنَّ | çünkü |
|
| 24 | اللَّهَ | Allah |
|
| 25 | غَفُورٌ | bağışlayandır |
|
| 26 | رَحِيمٌ | esirgeyendir |
|
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ
فَ istînâfiyyedir. اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. انْسَلَخَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
انْسَلَخَ fetha üzere mebni mazi fiildir. الْاَشْهُرُ fail olup damme ile merfûdur. الْحُرُمُ kelimesi الْاَشْهُرُ ‘nun sıfatı olup damme ile merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اقْتُلُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْمُشْرِك۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır.
حَيْثُ mekân zarfı, damme üzere mebnidir. Cümleye muzâf olur. وَجَدْتُمُوهُمْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَجَدْتُمُوهُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمُ muttasıl zamir fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خُذُوهُمْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
خُذُوهُمْ fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. احْصُرُوهُمْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
احْصُرُوهُمْ fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اقْعُدُوا atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اقْعُدُوا fiili ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. لَهُمْ car mecruru اقْعُدُوا fiiline mütealliktir. كُلَّ mekân zarfı, masdardan naib mef’ûlu fihi olarak اقْعُدُوا fiiline mütealliktir. مَرْصَدٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَيْثُ mekân zarfıdır. Bu edat cümleye muzâf olur. Edattan sonraki cümle isim ve fiil cümlesi olabilir. Edat kendisinden önceki bir fiilin mekân zarfı yani mef‘ûlun fihidir. Sonu damme üzere mebni olduğundan mahallen mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cemi müzekker muhatap mazi fiiller, mansub muttasıl zamirle kullanıldığında fiil ile zamir arasına bir و harfi getirilir. وَجَدْتُمُوهُمْ fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı /işbâ edatı denilir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
انْسَلَخَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil infiâl babındadır. Sülâsîsi سلخ ‘dir.
Bu bab fiile mutavaat, mücerred yapıdaki asıl anlamıyla kullanılması gibi anlamlar katar.
الْمُشْرِك۪ينَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَابُوا şart fiili olup, damme üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَقَامُوا atıf harfi وَ ile makabline matuftur.
اَقَامُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. اٰتَوُا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الزَّكٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
خَلُّوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. سَب۪يلَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzafıtr. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَقَامُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
اٰتَوُا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
خَلُّوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi خلو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İsim cümlesidir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. غَفُورٌ haber olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haber olup damme ile merfûdur.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِذَا انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ
فَ istînâfiyyedir.
اِذَا , şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.
Şart üslubundaki terkipte, mazi fiil sıygasında gelen şart cümlesi انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ , aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
الْحُرُمُ kelimesi الْاَشْهُرُ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
فَ karînesiyle gelen فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُ cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَجَدْتُمُوهُمْ cümlesi, اقْتُلُوا fiiline müteallik mekân zarfı حَيْثُ ‘nun muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üslupta gelen وَخُذُوهُمْ ve وَاحْصُرُوهُمْ cümleleri, cevap cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Her ikisi de emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍۚ cümlesi de aynı üslupta gelerek hükümde ortaklık nedeniyle cevap cümlesine atfedilmiştir.
كُلَّ , takdir edilen على harfi cerinin hazfi ile mansub kılınmıştır. Harf-i cerin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. كُلَّ ‘nin muzafun ileyhi olan ismi mekan مَرْصَدٍۚ ‘deki nekrelik kesret ve nev ifade eder.
Bu aylardan sonra yapılması istenenlerin sayılması taksim sanatıdır.
انْسَلَخَ الْاَشْهُرُ الْحُرُمُ ifadesinde güzel bir istiare vardır. سَلَخَ ’nın aslı hayvan derisini, eti ortaya çıkıncaya kadar çekip soymaktır. انْسَلَخَ bu ayette tasrîhi istiare yoluyla “geçti, sona erdi” manasında kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Şerîf er-Radî bu istiareyi şöyle açıklamıştır: “سَلَخَ ’nın asıl anlamı, ‘bir şeyi birleştiği ve karıştığı şeyin içerisinden sıyırıp çıkarmak’tır. Görmez misin sen, koyunu derisinden sıyırıp çıkardığında سَلَخْتُ الشاةَ ‘koyunu yüzdüm’dersin ama gömleğini üzerinden çıkardığında سَلَخْتُ القميص ‘gömleği yüzdüm’demezsin. Çünkü gömlekle bedenin arasında birbirine kaynama ve birleşme durumu söz konusu değildir. Bu yüzden burada haram ayların ‘sıyrılıp çıkması’nı انْسَلَخَ -diğer ayların aksine- ‘haram ayların sona ermeleriyle öbür aylardan meşhur ve maruf halde sıyrılıp çıkmaları’ şeklinde anlamak caizdir. Çünkü (haram aylar) başlangıçları ve sonlarıyla birbirini izler. Önleri ve sonları meşhur ve maruftur; o yüzden başlamaları meşhur olduğu gibi sona ermeleri de aynı şekilde apaçık bilinir.” (Şerîf er-Radî, Kur’ân Mecazları)
سَلَخَ, bir şeyin belli bir mekândan ayrılıp çıkmasıdır. Binaenaleyh bu, o şeyin, belli bir zamandan çıkıp ayrılması hakkında da kullanılmıştır. Zira mekân ile zaman arasında çok sıkı ve tam bir ilgi vardır. Binaenaleyh bir şey derisinden sıyrılıp çıktığında, o derinin iç yüzeyinden, o satıhtan sıyrılıp çıkmış olur ki işte bu yüzey gerçekte onun mekânıdır. Tıpkı bunun gibi bir ay tamam olduğunda, kendisini kuşatan şeyden sıyrılıp başka bir aya girilmiş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Allah Teâlâ, bu aylar sona erince şu dört şeye müsade etmiştir: a) “Artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün.” Bu ayet mutlak manada yani nerede ve ne zaman olursa olsun müşriklerin öldürülmelerini emretmektedir.
b) “Onları esir olarak yakalayın.” c) “Onları hapsedin.” “Hasr”, bir şeyi, kendini kuşatan şeyin dışına çıkmaktan men etmektir. İbni Abbas (r.a.), Cenab-ı Hakk'ın bu tabir ile “Eğer kendinizi koruyabilirseniz onları engelleyin, muhasara edin.” manasını kastettiğini söylemiştir. Ferrâ da onların “hasr”ının (احْصُرُو), Beytullah'tan uzak tutulmaları ve men edilmeleri olduğunu söylemiştir.
d) “Onların bütün geçit yerlerini tutun.” مَرْصَدٍۚ, düşmanın rasat edildiği (gözetildiği) yer demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَاِنْ تَابُوا وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ
Ayetin bu cümlesi atıf harfi فَ ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan تَابُوا müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
اِنْ , vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üsluptaki وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ ve وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ cümleleri, şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi olan فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
الصَّلٰوةَ - الزَّكٰوةَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَاقْتُلُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَيْثُ وَجَدْتُمُوهُمْ cümlesiyle, فَخَلُّوا سَب۪يلَهُمْۜ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Serbest bırakma sebeplerinin sayılması taksim sanatıdır.
Tövbe, namaz ve zekat onların artık din kardeşi olduklarının en önemli göstergeleridir.
Allah, tövbe edip iman edenleri bağışlar ve onlara rahmet eder. Burada şöyle bir incelik vardır: Allah Teâlâ, bütün hayır yollarını onlar için daraltmış ve onları çeşitli belaların içine atmış, sonra da onların küfürden tövbe etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri halinde dünyevî her türlü afetten kurtulacaklarını beyan etmiştir. Binaenaleyh biz de kıyamet günü durumumuzun böyle olmasını fazl-ı ilahîden umarız. Dolayısıyla tövbe, nazarî (fikri) kuvveti, cehaletten; namaz ile zekat da amelî kuvveti uygun olmayan şeylerden temizlemektir. Bu da en mükemmel saadetin bunlara bağlı olduğunu gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil cümleleri, anlamı zenginleştirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle ifadeler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sigalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
Ayetin fasılası olan bu cümle mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Müslümanları, müşriklerden İslam'ı kabul edenlere zarar vermemeye teşvik etmek için tezyildir. Gafletle yaptıklarından dolayı onları sorumlu tutmamak demektir. Anlamı şudur: Onları bağışlayın, çünkü Allah onları bağışlamıştır ve O, bağışlayan ve esirgeyendir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)