يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | يَا أَيُّهَا | ey |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | امَنُوا | inanan(lar) |
|
| 4 | إِذَا | zaman |
|
| 5 | قُمْتُمْ | dur(mak iste)diğiniz |
|
| 6 | إِلَى |
|
|
| 7 | الصَّلَاةِ | namaza |
|
| 8 | فَاغْسِلُوا | yıkayın |
|
| 9 | وُجُوهَكُمْ | yüzlerinizi |
|
| 10 | وَأَيْدِيَكُمْ | ve ellerinizi |
|
| 11 | إِلَى | kadar |
|
| 12 | الْمَرَافِقِ | dirseklere |
|
| 13 | وَامْسَحُوا | ve meshedin |
|
| 14 | بِرُءُوسِكُمْ | başlarınızı |
|
| 15 | وَأَرْجُلَكُمْ | ve ayaklarınızı |
|
| 16 | إِلَى | kadar |
|
| 17 | الْكَعْبَيْنِ | topuklara |
|
| 18 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 19 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 20 | جُنُبًا | cünüp |
|
| 21 | فَاطَّهَّرُوا | tam temizlenin |
|
| 22 | وَإِنْ | eğer |
|
| 23 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 24 | مَرْضَىٰ | hasta |
|
| 25 | أَوْ | yahut |
|
| 26 | عَلَىٰ | üzerinde |
|
| 27 | سَفَرٍ | seyahat |
|
| 28 | أَوْ | yahut |
|
| 29 | جَاءَ | gelmişse |
|
| 30 | أَحَدٌ | biriniz |
|
| 31 | مِنْكُمْ | sizden |
|
| 32 | مِنَ |
|
|
| 33 | الْغَائِطِ | tuvaletten |
|
| 34 | أَوْ | ya da |
|
| 35 | لَامَسْتُمُ | dokunmuşsa |
|
| 36 | النِّسَاءَ | kadınlara |
|
| 37 | فَلَمْ | ve |
|
| 38 | تَجِدُوا | bulamamışsanız |
|
| 39 | مَاءً | su |
|
| 40 | فَتَيَمَّمُوا | teyemmüm edin |
|
| 41 | صَعِيدًا | toprağa |
|
| 42 | طَيِّبًا | temiz |
|
| 43 | فَامْسَحُوا | ve sürün |
|
| 44 | بِوُجُوهِكُمْ | yüzlerinize |
|
| 45 | وَأَيْدِيكُمْ | ve ellerinize |
|
| 46 | مِنْهُ | ondan |
|
| 47 | مَا |
|
|
| 48 | يُرِيدُ | istemiyor |
|
| 49 | اللَّهُ | Allah |
|
| 50 | لِيَجْعَلَ | çıkarmak |
|
| 51 | عَلَيْكُمْ | size |
|
| 52 | مِنْ | hiçbir |
|
| 53 | حَرَجٍ | güçlük |
|
| 54 | وَلَٰكِنْ | fakat |
|
| 55 | يُرِيدُ | istiyor |
|
| 56 | لِيُطَهِّرَكُمْ | sizi temizlemek |
|
| 57 | وَلِيُتِمَّ | ve tamamlamak |
|
| 58 | نِعْمَتَهُ | ni’metini |
|
| 59 | عَلَيْكُمْ | size olan |
|
| 60 | لَعَلَّكُمْ | umulur ki |
|
| 61 | تَشْكُرُونَ | şükredersiniz |
|
https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Mâide-suresi/675/6-ayet-tefsiri
Mîsâk “yeminle pekiştirilerek verilen sağlam söz” demektir. Yüce Allah sûrenin ilk âyetinde müminlere hitap ederek akidlerini yerine getirmelerini emretmişti. Burada da onlara lutfettiği güç, şeref, ilim, din ve vatan gibi nimetlerini hatırlatarak onlardan verdikleri sözü yerine getirmelerini istemektedir. Buradaki “söz”den maksat, insanların yaratılmasından önce “elest bezmi” denilen mâna âlemindeki mecliste bütün ruhların Allah’a verdikleri söz olabileceği gibi (bu konuda bilgi için bk. A‘râf 7/172), müminlerin, Hz. Peygamber’e iman ederken veya Akabe ve Hudeybiye’de biat ederken Allah ve resulüne verdikleri söz de olabilir. Müminler Hz. Peygamber’e iman ve biat ederken tasada ve kıvançta, güçlükte ve kolaylıkta kısaca her durumda ona itaat edeceklerine dair sağlam söz vermişlerdi (krş. Hadîd 57/8; Bakara 2/285; Buhârî, “Ahkâm”, 43; Müslim, “İmâre”, 41, 42; ayrıca bk. Feth 48/10; Şevkânî, II, 24). Yüce Allah müminlere, verdikleri bu sözleri hatırlatarak onlardan sözlerini yerine getirmelerini istemektedir. Taberî ikinci görüşün âyetin bağlamına daha uygun olduğu kanaatindedir (VI, 140). Ayrıca âyetten, her müslümanın, kelime-i şehâdetle dile getirdiği iman ikrarının da onun Allah’a verdiği bir söz ve mîsak olduğu, bunun gereği olan kulluk ödevlerini yerine getirmek suretiyle bu sözünde durması gerektiği sonucu da çıkmaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 227-228
غسل Bir şeyin üzerine su akıtarak ondan kirini, pasını gidermek demektir. إغْتِسَالٌ Bedeni yıkamaktır. Bu kökten gelen الغِسْلِينُ kelimesi, Cehennemde kafirlerin bedenlerinden akan sıvı/irindir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri gusül, gasil, gassal ve gasilhanedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
كعب Ayakla inciğin birleştiği yerde çıkık halde bulunan kemiktir. الكَعْبَة dörtgenlik noktasında o biçimde olan her evdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Kâbe ve mikaptır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
حَرَج kelimesinin aslı iki şeyin birleşmesidir. Bazen birleşen şeyler arasındaki darlık düşünülerek ‘dar yer’ için de kullanılmıştır. Günaha da حَرَجٌ denir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 15 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ
يَٓا nida harfidir. اَيُّ münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. هَا tenbih harfidir. الَّذ۪ينَ münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
ءَامَنُوا۟ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قُمْتُمْ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قُمْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَى الصَّلٰوةِ car mecruru قُمْتُمْ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اغْسِلُوا fiili ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. وُجُوهَكُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَيْدِيَكُمْ atıf harfi وَ ’la وُجُوهَكُمْ ’e matuftur. اِلَى الْمَرَافِقِ car mecruru اغْسِلُوا fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
امْسَحُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِ harf-i ceri zaiddir. رُؤُ۫سِكُمْ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَرْجُلَكُمْ atıf harfi وَ ’la وُجُوهَكُمْ ’e matuftur. اِلَى الْكَعْبَيْنِ car mecruru اغْسِلُوا fiiline müteallik olup, müsenna olduğu için cer alameti يْ ‘dir.
Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde اَيُّهَا, müennes isimlerde اَيَّتُهَا getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اٰمَنُٓوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ
وَ atıf harfidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. جُنُبًا kelimesi كُنْتُمْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اطَّهَّرُوا fiili ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اطَّهَّرُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi طهر ’dir. İftial babının fael fiili ص ض ط ظ olursa iftial babının ت si ط harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ
وَ atıf harfidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُمْ muttasıl zamiri كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مَرْضٰٓى kelimesi كُنْتُمْ ’un haberi olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. عَلٰى سَفَرٍ car mecruru كُنْتُمْ ’un mahzuf ikinci haberine mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. جَٓاءَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اَحَدٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْكُمْ car mecruru اَحَدٌ ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir. مِنَ الْغَٓائِطِ car mecruru جَٓاءَ fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. لٰمَسْتُمُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمُ fail olarak mahallen merfûdur. النِّسَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَجِدُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓاءً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
تَيَمَّمُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. صَع۪يدًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. طَيِّبًا kelimesi صَع۪يدًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
فَ atıf harfidir. امْسَحُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِوُجُوهِكُمْ car mecruru امْسَحُوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَيْد۪يكُمْ atıf harfi وَ ’la بِوُجُوهِكُمْ ‘e matuftur. اَيْد۪يكُمْ kelimesi ي üzere mukadder kesra ile mecrurdur. مِنْهُ car mecruru امْسَحُوا fiiline müteallıktır.
(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰمَسْتُمُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi لمس ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَيَمَّمُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi يمم ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ
Fiil cümlesidir. مَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.
لِ harfi, يَجْعَلَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harfi ceriyle يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
عَلَيْكُمْ car mecruru حَرَجٍ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. مِنْ harf-i ceri zaiddir. حَرَجٍ lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُر۪يدُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. لٰكِنْ istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. Amel etmemiştir.
يُر۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.
لِ harfi, يُطَهِّرَكُمْ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يُطَهِّرَكُمْ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. لِ harfi, يُتِمَّ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harfi ceriyle يُر۪يدُ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يُتِمَّ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. نِعْمَتَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. عَلَيْكُمْ car mecruru يُتِمَّ filine mütealliktir.
لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb, haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamiri, لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَشْكُرُونَ cümlesi لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَشْكُرُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لٰكِنْ ve لكنَّ arasında iʻrâb açısından şöyle bir farklılık vardır: لكنَّ ‘den sonra gelen isim cümlesinin mübtedası konumunda bulunan kelime mansub, لٰكِنْ ‘den sonra gelen isim cümlesinin mübtedası konumunda bulunan kelime ise merfu olur. (Abdullah Hacibekiroğlu Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi)
يُطَهِّرَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi طهر ’dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
لِيُتِمَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تمم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَٓا nida edatı, اَيُّ münadadır. هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.
الَّذ۪ينَ münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir.
Nidanın cevabı olan اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ cümlesi, şart üslubunda gelmiştir.
اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.
Şart edatı اِذَا ‘nın muzâfun ileyhi olan قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ cümlesi, şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ cümlesi وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubunda gelen bu iki cümle vaz edildiği anlamın dışında irşad kastı taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebtir. Emir, doğru yolu göstermek ve nasihat amacıyla gelebilir.
Abdest için gerekli uzuvların sayılması taksim sanatıdır.
قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ [namaza kalktınız] ifadesi sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.
وُجُوهَكُمْ - اَيْدِيَكُمْ - الْمَرَافِقِ - بِرُؤُ۫سِكُمْ - اَرْجُلَكُمْ ve الصَّلٰوةِ - اٰمَنُٓوا kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)
Kur’an’da bu tip يَٓا اَيُّهَا formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra اَيُّ harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan هَا gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Bu üslup tekit türlerini barındırmaktadır.
Bazı salihler Allah Teâlâ’nın, ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا [Ey iman edenler] sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine âmâdeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.
Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)
اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ [namaza kalktığınızda] ifadesi namaza niyet ettiğinizde manasındadır. Çünkü قِيام Arap kelamında bir eyleme başlama anlamında kullanılır. Burada قِيام fiili اِلَى harf-i ceri ile geçişli yapılması sebebiyle “namaza niyet ettiğinizde” anlamında tazmin içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bundan önceki ayetlerde İslam’ın dünyevî hükümleri açıklanmıştı; burada ise dinî hükümler beyan ediliyor. اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ [Namaza kalktığınız zaman] ifadesi,
“Kur’an okumak istediğin zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.’ (Nahl Suresi, 98) ayeti kabilindendir. Kesin bir irade, fiilin meydana gelmesinin sebebidir. Sebebin ismini müsebbebe (neticeye, sonuca) vermek ise meşhur olan bir mecazdır. Bu ifade şekli şu iki noktaya dikkat çeker:
1-Namaz kılmak için acele etmek ve bu iradeyi terk etmemek,
2-Namaz kılmaya niyet etmek.
Buna göre, namazın şartlarından biri olan kasıt (niyet), diğer bir şartı olan abdest yerine ifade edilmiştir. Bu ayet-i kerimenin zahirine göre namaz kılmaya kalkan herkese abdest almak vâciptir. Çünkü bu emir, kesin olarak vücûb içindir. Ancak icma bunun hilafınadır; abdestli olanın abdest alması vacip değildir. Ayetteki emri, abdestli olanlar için mendup anlamında anlamak da geçerli değildir. Tek geçerli olan, bu hitabın abdestsizlere mahsus olmasıdır. Buradaki durum ona delalet eder. Nitekim abdestin yerine geçen teyemmüm için de abdestsiz olmak şarttır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِلَى الْمَرَافِقِ cer mecrurda اِلَى (oraya kadar) harfi, مع (onunla) anlamındadır.
(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ [topuklara kadar] kavlinin gaye manasına gelen, اِلَى yani “....a kadar” edatıyla getirilmiş olmasının nedeni, herhangi bir kimse bundan çıplak ayakların da meshedilebileceği zannına kapılmasın diye böyle bir yanlışı ortadan kaldırmak içindir. Çünkü şeriat açısından ayakların meshi değil, yıkanması öngörülmüştür. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en- Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ
وَ , atıf harfidir. Şart üslubundaki terkip hükümde ortaklık sebebiyle nidanın cevabına atfedilmiştir.Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi sıygadaki nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً cümlesi, şarttır.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَاطَّهَّرُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart edatı اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا [Eğer cünüp iseniz temizlenin] ifadesi, büyük taharet (boy abdesti) emrinin, büyük abdestsizlik (cünüplük) şartına bağlanması, küçük taharet (abdest) emrinin de, küçük abdestsizlik şartına bağlı olduğuna işarettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)
وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ
Şart üslubundaki terkip, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi وَ ’la makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi اِنْ ve كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
عَلٰى سَفَرٍ car-mecruru, كُنْتُمْ ‘ün mahzuf ikinci haberine mütealliktir. İkinci haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
كَان ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)
Faide-i haber ibtidaî kelam olan mazi fiil sıygasındaki جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ cümlesi, اَوْ atıf harfiyle كُنْتُمْ مَرْضٰٓى cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.
مِنْكُمْ car-mecruru, اَحَدٌ ‘ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Aynı üsluptaki لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ cümlesi de makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Makabline فَ ile atfedilen فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً cümlesi menfi muzari sıygada, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasından menfî muzari fiil sıygasına, iltifat edilmiştir.
Mef’ûl olan مَٓاءً ‘deki nekrelik, kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işarettir.
فَ karinesiyle gelmiş cevap cümlesi فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Mef’ûl olan صَع۪يداً ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.
طَيِّباً kelimesi صَع۪يداً için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Aynı üslupta gelen فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُ cümlesi şartın cevabına matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ ifadesi cinsel ilişkiden, جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ ifadesi ise tuvalete gitmekten kinayedir.
بِوُجُوهِكُمْ - اَيْد۪يكُمْ ve فَتَيَمَّمُوا - امْسَحُوا gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı, وُجُوهِكُمْ - اَيْد۪يكُمْ - امْسَحُوا - اِنْ - كُنْتُمْ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى [Eğer hasta iseniz] ifadesinde hastalıktan murad, su kullanılması halinde ağırlaşan veya ölüme sebep olmasından korkulan hastalıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette geçen الْغَٓائِطِ kelimesi, insanın tuvalet ihtiyacını rahat bir şekilde giderdiği yer demektir. Bu kelime burada kinaye olarak bu manada kullanılmıştır.
(Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t - tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
اِنْ edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:
1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında اِنْ gelir.
2. Bilmezden gelinen durumlarda da اِنْ kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.
3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek اِنْ kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta اِنْ edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)
مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümlede fiil لم ile değil, ما ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل sözü لقد فعل cümlesini, لم يفعل sözü فعل cümlesini olumsuzlar. ما harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 317, Yasin/69)
Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ cümlesi, mecrur mahalde olup مَا يُر۪يدُ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
حَرَجٍ , sıkıntı ve zorluk demektir. الحرجة; birbirine dolanmış ağaçlıklı arazi demektir. Cemisi حرجٌ’dur. Burada حرجٌ kelimesi menfi olarak gelmiştir. Sefer veya hastalık durumunda su ile temizlenmek zorunluluğu hissi zorluk, suyun bulunmaması, sefer veya bir zarar ihtimali dolayısıyla suyu kullanamama gibi haller namazın kılınmasına engel kılınmamıştır. Çünkü insanlar namazı sever ve namazla ferahlarlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ [Allah size zorluk çıkarmak istemez.] ifadesi, teyemmüme ruhsat verilmesinin sebebidir. Buradaki iradenin nefyi, fiilin nefyinden kinayedir. Çünkü bir fiili yapmak isteyen kişinin iradesinin önünde hiçbir engel duramaz. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi لٰـكِنْ ’in dahil olduğu وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ cümlesi tezat nedeniyle istînâfa atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيُطَهِّرَكُمْ cümlesi, mecrur mahalde olup başındaki harfi cerle birlikte يُر۪يدُ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. İkinci masdar-ı müevvel tezâyüf sebebiyle birinciye atfedilmiştir.
Aynı üslupta gelerek يُر۪يدُ fiiline müteallik olan üçüncü masdar-ı müevvel وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ öncekine atfedilmiştir.
Veciz ifade kastına matuf نِعْمَتَهُ izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan نِعْمَتَ , tazim ve şeref kazanmıştır.
يُر۪يدُ - مَا يُر۪يدُ kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.
امْسَحُوا - لِيُطَهِّرَكُمْ - اغْسِلُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فَاطَّهَّرُواۜ - لِيُطَهِّرَكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ cümlesiyle, وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
لِيَجْعَلَ deki لامٌ; mahzuf masdara dahil olan لامٌ ’dır. Çoğunlukla irade ve emir fiilerinden sonra gelir. Tercih edilen görüş zaid olmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ [lakin sizin temizlenmenizi ister] ifadesi, gusül ve abdest almanın hikmetinin temizlenme olduğuna işarettir. Taharet, hissî ve nefsî olmak üzere iki çeşittir. Hissîdir, çünkü temizliktir. Nefsîdir, çünkü Allah Teâlâ onu ibadet kılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)