23 Temmuz 2024
Mâide Sûresi 6-9 (107. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Mâide Sûresi 6. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ  ٦


Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi ve -başlarınıza mesh edip- her iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz, iyice yıkanarak temizlenin. Hasta olursanız veya seferde bulunursanız veya biriniz abdest bozmaktan (def-i hacetten) gelir veya kadınlara dokunur (cinsel ilişkide bulunur) da su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa yönelin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin (Teyemmüm edin). Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 إِذَا zaman
5 قُمْتُمْ dur(mak iste)diğiniz ق و م
6 إِلَى
7 الصَّلَاةِ namaza ص ل و
8 فَاغْسِلُوا yıkayın غ س ل
9 وُجُوهَكُمْ yüzlerinizi و ج ه
10 وَأَيْدِيَكُمْ ve ellerinizi ي د ي
11 إِلَى kadar
12 الْمَرَافِقِ dirseklere ر ف ق
13 وَامْسَحُوا ve meshedin م س ح
14 بِرُءُوسِكُمْ başlarınızı ر ا س
15 وَأَرْجُلَكُمْ ve ayaklarınızı ر ج ل
16 إِلَى kadar
17 الْكَعْبَيْنِ topuklara ك ع ب
18 وَإِنْ ve eğer
19 كُنْتُمْ iseniz ك و ن
20 جُنُبًا cünüp ج ن ب
21 فَاطَّهَّرُوا tam temizlenin ط ه ر
22 وَإِنْ eğer
23 كُنْتُمْ iseniz ك و ن
24 مَرْضَىٰ hasta م ر ض
25 أَوْ yahut
26 عَلَىٰ üzerinde
27 سَفَرٍ seyahat س ف ر
28 أَوْ yahut
29 جَاءَ gelmişse ج ي ا
30 أَحَدٌ biriniz ا ح د
31 مِنْكُمْ sizden
32 مِنَ
33 الْغَائِطِ tuvaletten غ و ط
34 أَوْ ya da
35 لَامَسْتُمُ dokunmuşsa ل م س
36 النِّسَاءَ kadınlara ن س و
37 فَلَمْ ve
38 تَجِدُوا bulamamışsanız و ج د
39 مَاءً su م و ه
40 فَتَيَمَّمُوا teyemmüm edin ي م م
41 صَعِيدًا toprağa ص ع د
42 طَيِّبًا temiz ط ي ب
43 فَامْسَحُوا ve sürün م س ح
44 بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize و ج ه
45 وَأَيْدِيكُمْ ve ellerinize ي د ي
46 مِنْهُ ondan
47 مَا
48 يُرِيدُ istemiyor ر و د
49 اللَّهُ Allah
50 لِيَجْعَلَ çıkarmak ج ع ل
51 عَلَيْكُمْ size
52 مِنْ hiçbir
53 حَرَجٍ güçlük ح ر ج
54 وَلَٰكِنْ fakat
55 يُرِيدُ istiyor ر و د
56 لِيُطَهِّرَكُمْ sizi temizlemek ط ه ر
57 وَلِيُتِمَّ ve tamamlamak ت م م
58 نِعْمَتَهُ ni’metini ن ع م
59 عَلَيْكُمْ size olan
60 لَعَلَّكُمْ umulur ki
61 تَشْكُرُونَ şükredersiniz ش ك ر

https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Mâide-suresi/675/6-ayet-tefsiri

Mîsâk “yeminle pekiştirilerek verilen sağlam söz” demektir. Yüce Allah sûrenin ilk âyetinde müminlere hitap ederek akidlerini yerine getirmelerini emretmişti. Burada da onlara lutfettiği güç, şeref, ilim, din ve vatan gibi nimetlerini hatırlatarak onlardan verdikleri sözü yerine getirmelerini istemektedir. Buradaki “söz”den maksat, insanların yaratılmasından önce “elest bezmi” denilen mâna âlemindeki mecliste bütün ruhların Allah’a verdikleri söz olabileceği gibi (bu konuda bilgi için bk. A‘râf 7/172), müminlerin, Hz. Peygamber’e iman ederken veya Akabe ve Hudeybiye’de biat ederken Allah ve resulüne verdikleri söz de olabilir. Müminler Hz. Peygamber’e iman ve biat ederken tasada ve kıvançta, güçlükte ve kolaylıkta kısaca her durumda ona itaat edeceklerine dair sağlam söz vermişlerdi (krş. Hadîd 57/8; Bakara 2/285; Buhârî, “Ahkâm”, 43; Müslim, “İmâre”, 41, 42; ayrıca bk. Feth 48/10; Şevkânî, II, 24). Yüce Allah müminlere, verdikleri bu sözleri hatırlatarak onlardan sözlerini yerine getirmelerini istemektedir. Taberî ikinci görüşün âyetin bağlamına daha uygun olduğu kanaatindedir (VI, 140). Ayrıca âyetten, her müslümanın, kelime-i şehâdetle dile getirdiği iman ikrarının da onun Allah’a verdiği bir söz ve mîsak olduğu, bunun gereği olan kulluk ödevlerini yerine getirmek suretiyle bu sözünde durması gerektiği sonucu da çıkmaktadır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 227-228

غسل Bir şeyin üzerine su akıtarak ondan kirini, pasını gidermek demektir. إغْتِسَالٌ Bedeni yıkamaktır. Bu kökten gelen الغِسْلِينُ kelimesi, Cehennemde kafirlerin bedenlerinden akan sıvı/irindir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri gusül, gasil, gassal ve gasilhanedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

كعب Ayakla inciğin birleştiği yerde çıkık halde bulunan kemiktir. الكَعْبَة dörtgenlik noktasında o biçimde olan her evdir.   (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 4 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Kâbe ve mikaptır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

حَرَج kelimesinin aslı iki şeyin birleşmesidir. Bazen birleşen şeyler arasındaki darlık düşünülerek ‘dar yer’ için de kullanılmıştır. Günaha da حَرَجٌ denir.  (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 15 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ


يَٓا  nida harfidir. اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

ءَامَنُوا۟  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قُمْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قُمْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

اِلَى الصَّلٰوةِ  car mecruru  قُمْتُمْ  fiiline mütealliktir.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اغْسِلُوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. وُجُوهَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَيْدِيَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la  وُجُوهَكُمْ ’e matuftur.  اِلَى الْمَرَافِقِ  car mecruru  اغْسِلُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

امْسَحُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِ  harf-i  ceri zaiddir.  رُؤُ۫سِكُمْ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَرْجُلَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la  وُجُوهَكُمْ ’e matuftur.  اِلَى الْكَعْبَيْنِ  car mecruru  اغْسِلُوا  fiiline müteallik olup, müsenna olduğu için cer alameti  يْ ‘dir. 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُٓوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ 

وَ  atıf harfidir. اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. 

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  جُنُبًا  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اطَّهَّرُوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

اطَّهَّرُوا   fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi طهر ’dir. İftial babının fael fiili  ص ض ط ظ  olursa iftial babının  ت  si  ط  harfine çevrilir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


 وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ 

 

وَ  atıf harfidir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dâhil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.  

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مَرْضٰٓى  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. عَلٰى سَفَرٍ  car mecruru  كُنْتُمْ ’un mahzuf ikinci haberine mütealliktir.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اَحَدٌ  fail olup damme ile merfûdur.  مِنْكُمْ  car mecruru  اَحَدٌ  ‘nün mahzuf sıfatına mütealliktir.  مِنَ الْغَٓائِطِ  car mecruru  جَٓاءَ  fiiline mütealliktir.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. لٰمَسْتُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur.  النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubtur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

تَجِدُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓاءً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

تَيَمَّمُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. صَع۪يدًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  طَيِّبًا  kelimesi  صَع۪يدًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf  harfidir.  امْسَحُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِوُجُوهِكُمْ  car mecruru  امْسَحُوا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَيْد۪يكُمْ  atıf harfi وَ ’la  بِوُجُوهِكُمْ ‘e matuftur.  اَيْد۪يكُمْ  kelimesi  ي  üzere mukadder kesra ile mecrurdur.  مِنْهُ  car mecruru  امْسَحُوا  fiiline müteallıktır. 

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

لٰمَسْتُمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi لمس ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَيَمَّمُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  يمم ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

 

مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ 

 

Fiil cümlesidir. مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

لِ  harfi,  يَجْعَلَ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  لِ  harfi ceriyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

عَلَيْكُمْ  car mecruru  حَرَجٍ  ‘nin mahzuf haline mütealliktir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir. حَرَجٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُر۪يدُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رود ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لٰكِنْ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir. Amel etmemiştir. 

يُر۪يدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  

لِ  harfi,  يُطَهِّرَكُمْ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harfi ceriyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

يُطَهِّرَكُمْ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

وَ  atıf harfidir. لِ  harfi,  يُتِمَّ  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  لِ  harfi ceriyle  يُر۪يدُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يُتِمَّ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. نِعْمَتَهُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. عَلَيْكُمْ  car mecruru  يُتِمَّ  filine mütealliktir.

لَعَلَّ  terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ  gibi ismini nasb, haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamiri,  لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَشْكُرُونَ  cümlesi  لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

تَشْكُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

İstidrak ;düzeltmek, telafi etmek, hatayı tamir etmek, kusuru örtmek gibi anlamlara gelir.Önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimmalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesine istidrak adı verilir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لٰكِنْ  ve لكنَّ arasında iʻrâb açısından şöyle bir farklılık vardır:  لكنَّ ‘den sonra gelen isim cümlesinin mübtedası konumunda bulunan kelime mansub, لٰكِنْ ‘den sonra gelen isim cümlesinin mübtedası konumunda bulunan kelime ise merfu olur. (Abdullah Hacibekiroğlu Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler Doktora Tezi) 

يُطَهِّرَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi طهر  ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

لِيُتِمَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi تمم ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir. 

Nidanın cevabı olan   اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ  cümlesi, şart üslubunda gelmiştir.

اِذَا  şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. 

Şart edatı  اِذَا  ‘nın muzâfun ileyhi olan  قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ  cümlesi, şarttır. Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir. Şart manalı zaman zarfı  اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَاَيْدِيَكُمْ اِلَى الْمَرَافِقِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

وَامْسَحُوا بِرُؤُ۫سِكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ  cümlesi  وَ  ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir üslubunda gelen bu iki cümle vaz edildiği anlamın dışında irşad kastı taşıdığı için mecâz-ı mürsel mürekkebtir. Emir, doğru yolu göstermek ve nasihat amacıyla gelebilir.

Abdest için gerekli uzuvların sayılması taksim sanatıdır.

 قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ  [namaza kalktınız] ifadesi sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.

وُجُوهَكُمْ - اَيْدِيَكُمْ - الْمَرَافِقِ - بِرُؤُ۫سِكُمْ - اَرْجُلَكُمْ  ve  الصَّلٰوةِ - اٰمَنُٓوا  kelime grupları arasında  mürâât-ı nazîr sanatı vardır. 

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Bu üslup tekit türlerini barındırmaktadır. 

Bazı salihler Allah Teâlâ’nın, ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi لبيك وسعديك “Emret Allah'ım, emrine âmâdeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsir)  

اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ  [namaza kalktığınızda] ifadesi namaza niyet ettiğinizde manasındadır. Çünkü  قِيام  Arap kelamında bir eyleme başlama anlamında kullanılır. Burada  قِيام  fiili  اِلَى  harf-i ceri ile geçişli yapılması sebebiyle “namaza niyet ettiğinizde” anlamında tazmin içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bundan önceki ayetlerde İslam’ın dünyevî hükümleri açıklanmıştı; burada ise dinî hükümler beyan ediliyor. اِذَا قُمْتُمْ اِلَى الصَّلٰوةِ [Namaza kalktığınız zaman] ifadesi,

“Kur’an okumak istediğin zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.’ (Nahl Suresi, 98) ayeti kabilindendir. Kesin bir irade, fiilin meydana gelmesinin sebebidir. Sebebin ismini müsebbebe (neticeye, sonuca) vermek ise meşhur olan bir mecazdır. Bu ifade şekli şu iki noktaya dikkat çeker:

1-Namaz kılmak için acele etmek ve bu iradeyi terk etmemek,   

2-Namaz kılmaya niyet etmek.   

Buna göre, namazın şartlarından biri olan kasıt (niyet), diğer bir şartı olan abdest yerine ifade edilmiştir. Bu ayet-i kerimenin zahirine göre namaz kılmaya kalkan herkese abdest almak vâciptir. Çünkü bu emir, kesin olarak vücûb içindir. Ancak icma bunun hilafınadır; abdestli olanın abdest alması vacip değildir. Ayetteki emri, abdestli olanlar için mendup anlamında anlamak da geçerli değildir. Tek geçerli olan, bu hitabın abdestsizlere mahsus olmasıdır. Buradaki durum ona delalet eder. Nitekim abdestin yerine geçen teyemmüm için de abdestsiz olmak şarttır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm - Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân, Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِلَى الْمَرَافِقِ  cer mecrurda  اِلَى  (oraya kadar) harfi,  مع (onunla) anlamındadır.

(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَاَرْجُلَكُمْ اِلَى الْكَعْبَيْنِ [topuklara kadar] kavlinin gaye manasına gelen,  اِلَى  yani “....a kadar” edatıyla getirilmiş olmasının nedeni, herhangi bir kimse bundan çıplak ayakların da meshedilebileceği zannına kapılmasın diye böyle bir yanlışı ortadan kaldırmak içindir. Çünkü şeriat açısından ayakların meshi değil, yıkanması öngörülmüştür. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en- Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً فَاطَّهَّرُواۜ 


وَ , atıf harfidir. Şart üslubundaki terkip hükümde ortaklık sebebiyle nidanın cevabına atfedilmiştir.Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi sıygadaki nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden  وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُباً   cümlesi, şarttır. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi  فَاطَّهَّرُوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَاِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا [Eğer cünüp iseniz temizlenin] ifadesi, büyük taharet (boy abdesti) emrinin, büyük abdestsizlik (cünüplük) şartına bağlanması, küçük taharet (abdest) emrinin de, küçük abdestsizlik şartına bağlı olduğuna işarettir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s-Selîm)


وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُۜ

Şart üslubundaki terkip, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi  وَ ’la makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi  اِنْ  ve  كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi  كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

عَلٰى سَفَرٍ  car-mecruru,  كُنْتُمْ ‘ün mahzuf ikinci haberine mütealliktir. İkinci haberin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

كَان ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

Faide-i haber ibtidaî kelam olan mazi fiil sıygasındaki  جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ  cümlesi,  اَوْ  atıf harfiyle  كُنْتُمْ مَرْضٰٓى  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.

 مِنْكُمْ  car-mecruru,  اَحَدٌ  ‘ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Aynı üsluptaki  لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ   cümlesi de makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Makabline  فَ  ile atfedilen  فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً  cümlesi menfi muzari sıygada, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Müspet mazi fiil sıygasından menfî muzari fiil sıygasına, iltifat edilmiştir.

Mef’ûl olan  مَٓاءً  ‘deki nekrelik, kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işarettir.

فَ  karinesiyle gelmiş cevap cümlesi  فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mef’ûl olan  صَع۪يداً ‘deki nekrelik muayyen olmayan cinse işaret eder.

طَيِّباً  kelimesi  صَع۪يداً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Aynı üslupta gelen  فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْ مِنْهُ  cümlesi şartın cevabına matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ  ifadesi cinsel ilişkiden,  جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ  ifadesi ise tuvalete gitmekten kinayedir.

بِوُجُوهِكُمْ - اَيْد۪يكُمْ  ve  فَتَيَمَّمُوا -  امْسَحُوا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı,  وُجُوهِكُمْ - اَيْد۪يكُمْ - امْسَحُوا - اِنْ - كُنْتُمْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى  [Eğer hasta iseniz] ifadesinde hastalıktan murad, su kullanılması halinde ağırlaşan veya ölüme sebep olmasından korkulan hastalıktır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayette geçen  الْغَٓائِطِ  kelimesi, insanın tuvalet ihtiyacını rahat bir şekilde giderdiği yer demektir. Bu kelime burada kinaye olarak bu manada kullanılmıştır.

(Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t - tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

 

مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümlede fiil  لم  ile değil,  ما  ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir.  ما فعل  sözü  لقد فعل  cümlesini, لم يفعل sözü  فعل  cümlesini olumsuzlar. ما  harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 317, Yasin/69)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ  cümlesi, mecrur mahalde olup  مَا يُر۪يدُ   fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

حَرَجٍ , sıkıntı ve zorluk demektir.  الحرجة; birbirine dolanmış ağaçlıklı arazi demektir. Cemisi  حرجٌ’dur. Burada  حرجٌ  kelimesi menfi olarak gelmiştir. Sefer veya hastalık durumunda su ile temizlenmek zorunluluğu hissi zorluk, suyun bulunmaması, sefer veya bir zarar ihtimali dolayısıyla suyu kullanamama gibi haller namazın kılınmasına engel kılınmamıştır. Çünkü insanlar namazı sever ve namazla ferahlarlar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ [Allah size zorluk çıkarmak istemez.] ifadesi, teyemmüme ruhsat verilmesinin sebebidir. Buradaki iradenin nefyi, fiilin nefyinden kinayedir. Çünkü bir fiili yapmak isteyen kişinin iradesinin önünde hiçbir engel duramaz. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi  لٰـكِنْ ’in dahil olduğu  وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ  cümlesi tezat nedeniyle istînâfa atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُطَهِّرَكُمْ  cümlesi, mecrur mahalde olup başındaki harfi cerle birlikte  يُر۪يدُ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. İkinci masdar-ı müevvel tezâyüf sebebiyle birinciye atfedilmiştir.

Aynı üslupta gelerek  يُر۪يدُ  fiiline müteallik olan üçüncü masdar-ı müevvel  وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ  öncekine atfedilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَهُ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan  نِعْمَتَ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

يُر۪يدُ - مَا يُر۪يدُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

امْسَحُوا - لِيُطَهِّرَكُمْ - اغْسِلُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

 فَاطَّهَّرُواۜ - لِيُطَهِّرَكُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

مَا يُر۪يدُ اللّٰهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ  cümlesiyle,  وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

لِيَجْعَلَ  deki  لامٌ; mahzuf masdara dahil olan  لامٌ ’dır. Çoğunlukla irade ve emir fiilerinden sonra gelir. Tercih edilen görüş zaid olmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

وَلٰكِنْ يُر۪يدُ لِيُطَهِّرَكُمْ [lakin sizin temizlenmenizi ister] ifadesi, gusül ve abdest almanın hikmetinin temizlenme olduğuna işarettir. Taharet, hissî ve nefsî olmak üzere iki çeşittir. Hissîdir, çünkü temizliktir. Nefsîdir, çünkü Allah Teâlâ onu ibadet kılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mâide Sûresi 7. Ayet

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  ٧


Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاذْكُرُوا ve hatırlayın ذ ك ر
2 نِعْمَةَ ni’metini ن ع م
3 اللَّهِ Allah’ın
4 عَلَيْكُمْ size olan
5 وَمِيثَاقَهُ ve sözünü و ث ق
6 الَّذِي öyle ki
7 وَاثَقَكُمْ verdiniz و ث ق
8 بِهِ O’na
9 إِذْ hani
10 قُلْتُمْ demiştiniz ق و ل
11 سَمِعْنَا işittik س م ع
12 وَأَطَعْنَا ve ita’at ettik ط و ع
13 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
14 اللَّهَ Allah’tan
15 إِنَّ şüphesiz
16 اللَّهَ Allah
17 عَلِيمٌ bilir ع ل م
18 بِذَاتِ özünü
19 الصُّدُورِ göğüslerin ص د ر

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اذْكُرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَلَيْكُمْ  car mecruru  نِعْمَةَ ’nin mahzuf haline mütealliktir.  م۪يثَاقَهُ  atıf harfi  وَ ’la  نِعْمَةَ ’ye matuftur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  م۪يثَاقَهُ ‘nun sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

وَاثَقَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  بِه۪ٓ  car mecruru  وَاثَقَكُمْ  fiiline mütealliktir.

اِذْ  zaman zarfı  وَاثَقَكُمْ  fiiline mütealliktir. قُلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قُلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ ‘dir.  قُلْتُمْ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

سَمِعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اَطَعْنَا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اَطَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اتَّقُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اتَّقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاثَقَكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Mufâale babındandır. Sülâsîsi  وثق ’dur. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar.  

اَطَعْنَاۘ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  طوع ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَل۪يمٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بِذَاتِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الصُّدُورِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَل۪يمٌ  kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ 

 

Cümle önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  نِعْمَتَ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Zamir makamında zahir ismin zikredilmesi tenbih ve ikazı artırmak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ  car-mecruru, ihtimam için, mef’ûl olan  م۪يثَاقَهُ ‘ya takdim edilmiştir

نِعْمَةَ ‘ye matuf  م۪يثَاقَهُ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan م۪يثَاقَ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

م۪يثَاقَهُ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

 اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ  cümlesine dahil olan  اِذْ  zaman zarfı, وَاثَقَكُمْ fiiline mütealliktir. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. ((Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

قُلْتُمْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَمِعْنَا  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üslupta gelen  وَاَطَعْنَا  cümlesi,  سَمِعْنَا  'ya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la …  اذْكُرُوا cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Dördüncü ayetteki cümle ile, aynı olan bu cümle arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Hatırlanması istenenlerin Allah’ın nimeti ve onun misakı şeklinde belirtilmesi cem' ma’at-taksim sanatıdır.

م۪يثَاقَهُ - وَاثَقَكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ  ifadesiyle Cenab-ı Allah, [Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın.] buyurmuş, “Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın.” diye kelimeyi çoğul getirmemiştir. Çünkü bundan maksat, Allah’ın nimetlerinin sayısının ne kadar olduğunu düşünme değil, aksine O’nun nimetlerini bir “cins” olarak düşünmektir. Çünkü bu cins nimet, Allah’tan başkasının eremeyeceği bir nimettir. Binaenaleyh kim hayat, sıhhat, akıl, hidayet, belalardan koruma ve hem dünyevî hem de uhrevî her türlü hayrı nasip etme gibi nimetleri vermeye kadir olabilir? İşte bu sebeple Cenab-ı Hakk’ın nimetinin cinsi, O’ndan başkasının veremeyeceği bir cins nimettir. Buna göre ayetteki, “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın…” emrinden maksat, O’nun nimetinin, başkasının nimetinden farklılığını düşünmeyi sağlamaktır. Zira bu, mümtaz bir nimettir. Bu farklılık da başkasının böyle bir nimet vermeye kadir olamayışıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ  [Sizi bağladığı misak] ifadesinde misak’ın sıfatlanması, tekit içindir. Aynı zamanda ıtnâbtan îgāldir, bu misakın bizzat Allah tarafından alındığının altını çizen îgāl ıtnâbıdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

مثاق , söz vermek,   واثق , uzlaşmak anlamındadır.  واثق,  fiili müslümanların verdiği misak ve Allah’ın onlara verdiği vaat anlamında kullanılır.  واثقكم  sıygası lafzın hem hakiki hem mecazî manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ  [işittik ve itaat ettik] ifadesinin anlamı, tebliği itiraf etmektir. Onlardan istenilen ahdi işittiklerinin itirafıdır. İşitmekten maksat da sözleştikleri şeyi bilmeleridir. سَمِعْنَا’nın itaat manasında, اَطَعْنَاۘ ’nın ise bu manayı tekid manasında mecaz olması caizdir. Bu  سَمِعْ  fiilinin kullanımlarındandır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Ta’lîliye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak, zamir makamında zahir ismin tekrarlanması hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırarak onun yüceliğine dikkat çekmek içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Müsned olan  عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

بِذَاتِ الصُّدُورِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ‘a mütealliktir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِذَاتِ الصُّدُورِ , kalplerin sahibi ifadesinde istiare vardır. Kalp, sahip olunan bir nesne yerine konmuştur.

Kalp yerine  صُّدُورِ  kelimesinin gelmesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. 

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesinde lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım; ‘’Allah sînelerin özünü bilir.’’ sözü iken, melzûm; ‘’Allah içinizdekilerini bilir ve bu fikirlerin tersine davranmanızdan dolayı sizi hesaba çeker’’ manasıdır. 

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede Allah sînelerin özünü bilir manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.

Ayrıca bu cümlede tağlib sanatı vardır. Allah Teâlâ aslında her şeyi bilir. Bu ayette özellikle ‘sînelerin özünü bilir’ buyurulması, kalpteki duyguların insanın hareketlerinde temel teşkil etmesindendir.

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesi günahların gizlenmesi ve Allahın sadece onların yaptıklarını bilme zannına karşı bir uyarı şeklinde tezyil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.

Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.  Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

Bu ayetteki tekid, hem binasında hem de manasındadır. Binasındaki tekidler açıkça görülür. Bu konunun asıl unsuru olan  اِنَّ  harfiyle tekid edilmiştir,  عَل۪يمٌ  kelimesi mübalağa sıygasındadır ve  بِذَاتِ الصُّدُورِ  tabiri geçmiştir. Burada  فِي الصُّدُورِ  buyurulmamıştır, çünkü  عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  sözü, onun zatını, hakikatini ve onun etinin, kanının içinden akıp geçenleri vs. bilmeyi ifade eder. Bunları bildiği konusunda en ufak bir şüphe yoktur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Şura/28, c. 3, 173)

Ayette kalpler olarak tercüme edilen  صدور  kelimesinin müfredi olan  صدر  (sadr) kelimesi, sözlükte “göğüs, sine, vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölüm” demektir. Burada mahalliyet alakasıyla  صدر (sadr) kelimesiyle kalp veya akıl kastedilmiş olabilir. Mahal zikredilmiş, fakat o mahallin içindeki kalp kastedilmiştir. (Tahir Taşdelen, Mülk Suresi’nin Edebi Tahlili Ve Türkçe Kur’ân Mealine Yansıması)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  tabirinden murad, kalplerde bulunan düşünceler, orada yer eden niyet ve maksatlardır. Bunların her biri kalpte bir hal oldukları için ona nispet edilmiş ve böylece o hal kalbin âdeta sahibi olmuştur. Binaenaleyh bu tabirin manası, “Allah Teâlâ, sizin kalbinizde bulunan düşünceler, niyetler, art niyetler ve maksatları bilir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Al-i İmran/119)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesi, makabli için bir zeyl olup takva emrinin illetini beyan eder. Burada zamir makamında ism-i celilin (Allah’ın) zahir olarak zikredilmesi, mehabeti arttırmak, hükmün illetini belirtmek ve cümlenin istiklalini takviye etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اِنَّ  harfi belâgatta geçen üsluba göre önceki cümlenin illetini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mâide Sûresi 8. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ  ٨


Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 كُونُوا olun ك و ن
5 قَوَّامِينَ (hakkı) ayakta tutan ق و م
6 لِلَّهِ Allah için
7 شُهَدَاءَ şahidlik edenler ش ه د
8 بِالْقِسْطِ adaletle ق س ط
9 وَلَا
10 يَجْرِمَنَّكُمْ sizi saptırmasın ج ر م
11 شَنَانُ duyduğunuz kin ش ن ا
12 قَوْمٍ bir topluluğa ق و م
13 عَلَىٰ karşı
14 أَلَّا
15 تَعْدِلُوا adaletten ع د ل
16 اعْدِلُوا adil davranın ع د ل
17 هُوَ bu
18 أَقْرَبُ daha yakındır ق ر ب
19 لِلتَّقْوَىٰ takvaya و ق ي
20 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
21 اللَّهَ Allah’tan
22 إِنَّ kuşkusuz
23 اللَّهَ Allah
24 خَبِيرٌ haber almaktadır خ ب ر
25 بِمَا şeyleri
26 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız ع م ل

Burada İslâm’ın sosyal, hukukî ve ahlâkî amaçlarının önemli bir kısmı özetlenmektedir. “Ferdî ve sosyal yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik esaslarına uygun şekilde davranmayı sağlayan ahlâkî erdem” anlamına gelen adalet, sosyal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. Bu sebeple Allah Teâlâ müminlere adaletle şahitlik etmelerini, herhangi bir topluma karşı besledikleri öfke yüzünden onlar hakkında adaletten ayrılmamalarını emretmiştir. Âyet-i kerîme, insanların Allah katında en üstün değer olan takvâ (Hucurât 49/13) faziletine erebilmeleri için adaletli olmaları ve düşmanları hakkında kalplerinde besledikleri öfkenin onlara karşı haksızlık yapmalarına sebep olmaması gerektiğini bildirmektedir. Müminler, haksızlığı ortadan kaldırarak yerine hakkı ve adaleti getirmek, bu husustaki faaliyetlere katkıda bulunmakla mükelleftirler. Kur’an’ın ana maksatlarından biri de adalet ilkesine dayalı ve hukuka güvenin hissedildiği bir sosyal düzen kurmaktır (adalet hakkında bilgi için ayrıca bk. Nisâ 4/58; A‘râf 7/159, 181; Nahl 16/90).

 Âyet-i kerîmenin, müminlere düşman topluluklara dahi adaletle muamele etmeyi emretmesi, ayrıca bu davranışın takvâ erdemiyle bağlantılı olduğunu vurgulaması son derece dikkat çekicidir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 229

Adele عدل :

 عَدالَةٌ ve مُعادَلَةٌ sözcükleri eşitlik ve denklik anlamına gelen lafızlardır. Bu köke ait عَدْلٌ ve عِدْلٌ sözcükleri birbirine yakın anlamlara gelir. Ancak عَدْلٌ hükümler gibi basiretle idrak edilen konularda kullanılır.  عِدْلٌ ise tartılan  ve ölçülen şeylerde olduğu gibi duyularla idrak edilen şeylerde kullanılır.

   عَدْلٌ kavramı eşit bir şekilde dağıtmak demektir. Adl iki kısımdır: 1- Mutlak anlamda adalet:  Akıl gereğince bu tür adl güzeldir, hiçbir zaman başka birşeyle ortadan kalkmaz. Örneğin sana iyilik yapana senin de iyilik yapman gibi. 2- Adalet olduğu şeriat yoluyla bilinen ve bazı zamanlarda neshedilebilen adalet: Örneğin kısas ve cinayet diyetleri gibi. Mastarı عُدُولٌ olan عَدَلَ fiilinin عَنْ harfi ceriyle kullanımında mana sapmak, uzaklaşmak ve ayrılmak demektir.  (Müfredat) 

 Kuran’ı Kerim’de bir isim ve bir fiil formunda 28 geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)

 Türkçede kullanılan şekilleri âdil, adalet, adliye, muâdil, tadilat, îtidal ve mûtedildir . (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  كُونُوا قَوَّام۪ينَ ’dir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُونُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. كُونُوا ‘nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. قَوَّام۪ينَ  kelimesi  كُونُوا ‘nun haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

لِلّٰهِ  car mecruru  قَوَّام۪ينَ ’ye mütealliktir. بِالْقِسْطِ car mecruru  قَوَّام۪ينَ ’ye mütealliktir.  شُهَدَٓاءَ  kelimesi  كُونُوا ’nun ikinci haberi olup fetha ile mansubdur.  

شُهَدَٓاءَ  kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.

Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ


Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  يَجْرِمَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Mahallen meczumdur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

شَنَاٰنُ  muahhar fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. قَوْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. لَا  nefiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  عَلٰٓى  harfi ceriyle  يَجْرِمَنَّكُمْ  fiiline mütealliktir.

تَعْدِلُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Tekid nun’ları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, 

teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)


اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ

 

Fiil cümlesidir. اِعْدِلُوا۠  fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  اَقْرَبُ  haber olup damme ile merfûdur.  لِلتَّقْوٰى  car mecruru  اَقْرَبُ ‘ye müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. 

اَقْرَبُ  kelimesi ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  اتَّقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. خَب۪يرٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. 

مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  خَب۪يرٌ ’e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعْمَلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

تَعْمَلُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzaridir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

 

 

 

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِۘ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. 

Nidanın cevap cümlesi olan   كُونُوا قَوَّام۪ينَ لِلّٰهِ شُهَدَٓاءَ بِالْقِسْطِ  cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Car-mecrur  لِلّٰهِ , nakıs fiil  كُونُوا ‘nun birinci haberi  قَوَّام۪ينَ ‘ye, بِالْقِسْطِ  car-mecruru ise ikinci haberi  شُهَدَٓاءَ ‘ye mütealliktir.

قَوَّام۪ينَ , mübalağalı ism-i fail vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Mübalağalı ismi fail, bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Ayrıca bu vezin bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

Bu kelime Kur’an’da 3 kez geçmiştir. (Nisa/34-35 ve Maide/8). Son ikisi aynı konudadır. Yönetici, bir işi üstlenen manasındadır. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan, s. 124)

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır. 

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese) 

Bazı salihler Allah Teâlâ’nın, ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi لبيك وسعديك  “Emret Allah'ım, emrine amadeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyla Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Ey iman edenler ifadesi hep Medeni surelerde geçmiştir. Bu hitap bir teşriftir. Mekkî surelerde “Ey insanlar” ifadesi vardır. Medine’de emir ve yasaklar fazlalaşmıştır. Mekke'de fazla emir ve yasak yoktur.

Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara, bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir) 

Bu ilâhî buyruk önceki ayetlere bağlı bir ifade olup, bundan maksat, insanları, mükellef oldukları şeylere boyun eğip, onları yerine getirmeye teşviktir. Mükellefiyetler ne kadar çok olsa da şu iki ana grupta toplanırlar:

a. Allah'ın emirlerine saygı duymak…

b. Mahlukata (insanlara) karşı şefkatli olmak... 

Buna göre ayetteki, Allah için “hakkı ayakta tutanlar (olun)” emri, birinci kısma, yani Allah’ın emrine saygı duymaya işarettir. Allah için  قَوَّام۪ينَ  (ayakta olmak, ayakta tutmak) olmanın manası, kulluğu ortaya koyup, Rubûbiyyete saygı duyma gibi, yerine getirilmesi gerekli olan heryerde hakkı Allah için ayakta tutmak demektir. Ayetteki “adaletle şahitlik edenler olun” buyruğu da insanlara şefkatli olmaya işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَاٰنُ قَوْمٍ عَلٰٓى اَلَّا تَعْدِلُواۜ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la nidanın cevabına  atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. İsim cümlesinden fiil cümlesine, müspet siyaktan menfî siyaka iltifat sanatı vardır. Fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir.

Fiilin sonundaki şeddeli nun, tekid içindir.  

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3) 

Az sözle çok anlam ifadesi için gelen  شَنَاٰنُ قَوْمٍ  izafeti,  يَجْرِمَنَّكُمْ  fiiline isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Canlılara mahsus olan bu fiil,  شَنَاٰنُ ‘ya nispet edilerek, cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Kavmin kini sebebiyle hataya düşmek manasında, sebebiyet alakasıyla mecâz-ı mürseldir.

قَوْمٍ ‘deki nekrelik herhangi bir manasında nev içindir.

قَوَّام۪ينَ - قَوْمٍ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بِالْقِسْطِۘ -  تَعْدِلُواۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَلَّا , masdar harfi  أن  ve nefy  harfi  لا ‘dan müteşekkildir. Masdar harfi  أن  ve akabindeki  لّا تَعْدِلُوا cümlesi, masdar tevilinde  عَلٰٓى  harf-i ceriyle birlikte  لَا يَجْرِمَنَّكُمْ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ  [Sizi günaha sokmasın!] ifadesindeki fiil, üzerine galebe çalma anlamı veren  عَلٰٓى  harfi ile  فعل  anlamı kazandırılmak suretiyle (tazmin) geçişli kılınmıştır. Böylece sanki  ولايحمِلنَّكم  [Sizi sürüklemesin] şeklinde bir anlam kazanmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)

 

اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen  اِعْدِلُوا۠  cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰى  cümlesi, beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

هُوَ  mübteda, اَقْرَبُ  haberdir. 

Müsned olan  اَقْرَبُ   ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp gayri munsariftir.

لِلتَّقْوٰى  car mecruru ism-i tafdil kalıbında olan  اَقْرَبُ ’ya mütealliktir.

اِعْدِلُوا۠ -  تَعْدِلُواۜ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اِعْدِلُوا۠ هُوَ اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ [Adil olun, bu, takvaya daha yakındır.] ifadesi, Allah Teâlâ önce duyulan kin ve nefretin onları adaletten ayrılmaya sürüklememesini yasaklama kipiyle ifade ettikten sonra bu kez emir kipiyle tekit ve teyit amacıyla onlara adil olmalarını emretmiş ve bunun da gerekçesini [Çünkü bu, takvaya daha yakındır.] ifadesiyle açıklamıştır.  هُوَ (Bu) ile ifade edilen mana adaletli olmaktır. Adalet takvaya daha yakın ve onu daha bir içkindir. Ya da takvaya daha yakın olması bir lütuf içermesi hasebiyledir ki size yaraşan da odur. Burada çok önemli bir uyarı vardır: Adalete riayet ilkesi “Allah düşmanı” kâfirler hakkında bu denli önemli ve gerekli ise acaba “Allah dostu” müminlere karşı riayetinin gerekliliği nasıldır, buradan hareketle takdir edilmelidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t - Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَقْرَبُ لِلتَّقْوٰىۘ  ifadesi, hayırdan soyutlanmamış kamil bir takva anlamındadır. Çünkü adalet, nefsi şehvetten alıkoyan temel şeydir ve bu da takvanın temelidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ


وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  اِعْدِلُوا۠  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki ayetteki cümle ile aynı olan bu cümle arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اتَّقُوا - لِلتَّقْوٰىۘ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

 

اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

 

Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması telezzüz ve teberrük içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlu  بِ  harf-i ceriyle birlikte  خَب۪يرٌ ’e mütealliktir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan sıla cümlesi  تَعْمَلُونَ , tecessüm ve teceddüt ifade eder.

خَب۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

اِنَّ اللّٰهَ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ  [yaptıklarınızdan haberdardır.] ifadesi Allah Teâlâ’nın, her şeyden haberdar olduğunu beyan ederken lâzım-melzûm alakasıyla ‘yaptıklarınızın karşılığı verilecektir’ manası taşır. Lâzım zikredilmiş, “yaptıklarınıza karşılık verir” manasındaki melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürseldir.

Burada ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ’nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır.  (Ebüssuûd ,İrşâdü’l- Akli’s-Selîm, Nisa/17)

Allah, kullarının bütün hallerini hakkıyla bilir. Bu cümle, bir öncesi için bir zeyl olup vaat ve vaîd (ceza vaadi) ifade eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Mâide Sûresi 9. Ayet

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ  ٩


Allah, iman edip salih ameller işleyenler hakkında, "Onlar için bir bağışlama ve büyük bir mükâfat vardır" diye vaatte bulunmuştur.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَعَدَ va’detmiştir و ع د
2 اللَّهُ Allah
3 الَّذِينَ kimselere
4 امَنُوا inanan(lara) ا م ن
5 وَعَمِلُوا ve yapanlara ع م ل
6 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
7 لَهُمْ onlarındır
8 مَغْفِرَةٌ bağışlama غ ف ر
9 وَأَجْرٌ ve mükafat ا ج ر
10 عَظِيمٌ büyük ع ظ م

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ

 

Fiil cümlesidir.  وَعَدَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme 

Ile merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و’ı fail olup mahallen merfûdur. عَمِلُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّالِحَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler harf ile irablanır. 

وَعَدَ  fiilinin ikinci mef’ûlun bihi hazfedilmiştir. Takdiri;  الجنّة  şeklindedir. 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

الصَّالِحَاتِۙ  kelimesi, sülâsi mücerredi صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ

 

İsim cümlesidir. لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَغْفِرَةٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

اَجْرٌ  atıf harfi  وَ ’la  مَغْفِرَةٌ ‘e matuftur.  عَظ۪يمٌ  kelimesi  اَجْرٌ ’un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve teşvik  içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Mef’ûl konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi bahsi geçenleri tazim ve sonraki konuya dikkatleri çekmek içindir. 

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Buradaki  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcâz-ı hazif sanatıdır. 

اٰمَنُوا - عَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.  

Allah Teâlâ’nın müttakilere olan takva emrini, onları itaate teşvik eden vaadi takip etmiştir ve sonrasında müttakilerin zıddı olan kâfirleri korkutmaya yönelinmiştir. Bu yüzden cümle istinafî beyaniyye olan müstenef bir cümledir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)

  لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَاَجْرٌ عَظ۪يمٌ

 

Ayetin son cümlesi beyanî istînaf veya tefsiriye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)   

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَغْفِرَةٌ , muahhar mübtedadır. Mübtedanın ve ona matuf olan  اَجْرٌ ’un nekre gelişi kesret ve tazim ifade eder. Ayrıca cümlede cem’ sanatı vardır: Allah, iman edip salih amel işleyenlere mağfiret ve büyük ecir vadetmiştir.

Muahhar mübtedaya matuf olan  اَجْرٌ ’un atıf sebebi tezâyüftür.

اَجْرٌ  için sıfat olan  عَظ۪يمٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

عَظ۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

وَاَجْرٌ  kelimesinde istiare vardır. İman edip salih amel işleyenlerin mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.

لَهُمْ مَغْفِرَةٌ  cümlesi  وَعَدَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  cümlesini açıklar. Bu yüzden mef’ûlu zikredilmemiştir. Takdiri; وعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وعَمِلُوا الصّالِحاتِ مَغْفِرَةً وأجْرًا عَظِيمًا لَهم  (Allah, iman edip salih ameller işleyenlere  mağfiret ve büyük mükâfat olarak vaatte bulundu.) şeklindedir. Ancak mağfiretin sübutu için bu nazımdan sübut ve takrire delalet eden isim cümlesine dönülmüştür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Günün Mesajı
Abdest ve guslü su ile almak, suyun bulunup mazeretin bulunmadığı haller için geçerlidir. Eğer gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra gerçekten su bulunamazsa yahut hastalık veya yolculuk suyu aramaya mâni ya da var olan suyu kullanmaya engel olursa, o zaman abdest veya gusül yerine “teyemmüm almak” yani niyetle birlikte temiz bir toprağa elleri sürüp, onunla yüzleri ve kolları meshetmek yeterlidir. Buna göre âyetteki “hastalık ve yolculuk” kayıtları, suyu bulmaya veya kullanmaya mâni olan özürleri; “tuvaletten gelmek veya cinsi münâsebette bulunmak” kaydı, abdesti veya guslü gerektiren sebepleri; “suyu bulamamak” kaydı ise bunların yerine teyemmümün geçerli olma şartını göstermektedir.” Mü'minlerin temizlik ve ibâdet hayatıyla alakalı bu ilâhi emirlerden maksat, kullara bir baskı yapmak, onları sıkıntı ve zahmete koşmak değil; bilakis onları, tertemiz kılmak, maddi mânevi, görünür görünmez pisliklerden ve günahlardan temizlemek ve onlara nimetini tamamlamaktır. Bunun da hedefi, kulların kendilerine bunca nimeti veren, onları sahipsiz olarak kendi hallerine bırakmayan Allah'ı tanımaları ve O'na gereği gibi şükretmeleridir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Başkalarının başlarına gelen musibetleri duyan müslüman için duyduklarına verdiği tepkinin bir yerde imtihan olduğunu düşünürüm. Kendini Allah’a teslim ettiğini söyleyen kişinin, manevi tepkisi ne olacaktır? Kalbini taradığında, kalbi onu hangi hal ile karşılayacaktır? Kendisine zararı dokunmamış masum hayatların başlarına geleni umursamayan katılaşmış haliyle mi yoksa merhamet duygusuyla ısınmış haliyle mi?

Dostluk kurmaktansa, düşman olmak. Anlamaya çalışmaktansa, çabalamamak. Susmaktansa, konuşmak. Sakin kalmaktansa, öfkelenmek. Hoşgörülü olmaktansa, küçümsemek. Merhamet etmektense, acımasız olmak. Dinlemektense, yargılamak. Sevmektense, kin duymak. Gönlünün ellerini uzatmaktansa, ‘oh olsun hakketmiştir’ demek daha kolay olsa gerek. 

Bunları seçmesi belki kolaydır. Ancak zaman geçtikçe, yaşaması zordur. Çünkü bu haller insandan, maddi manevi bir çok güzellik çalar. 

Bir başkasının başına gelenler karşısında, kaskatı kesilen kalbin halinin değişmesi için çok dua etmeli. Her şeyden önce Rabbinden gelecek her merhamet tanesine muhtaç bir insanın, kendi kalbinde diğer yaratılanlara karşı merhamet olmalı ki Rabbinden merhamet isteyebilsin. Kula teşekkür etmesini bilmeyen, Rabbine şükretmesini bilmez misali. Yaratılana merhamet etmeyen, Rabbinden merhamet istemeyi akıl edemez. 

Kimin başına neyin, neden geldiğini ancak Allah bilir. Hüküm sahibi, Allah’tır. Bize Kur’an ışığında, merhametiyle örnek olan Rasulullah (sav)’in yürüdüğü yolda yürümeye çalışmak düşer.

Rabbim! Kalplerimizi kinden arındır. Kini, kalbini karartmışlardan ise bizi uzak tut. Allah için hakkı ayakta tutanlardan. Adaletle şahitlik edenlerden. Takva sahibi ve namazı daim salih kullardan olmak duasıyla.

Amin.

***

‘Temizlik imandandır.’ hadis-i şerifi, belki de en çok bilinen ve manasıyla beraber daha sık hatırlanması gereken hadislerdendir. Zira, İslam dininde temizliğe verilen önem büyüktür. Ancak bu temizlik meselesi, beden ve mekanla sınırlı kalmadan, insan hayatının her alanına dokunarak kalp temizliğine kadar gider.

Namazdan önce alınması emredilen abdestle beraber Allah’ın huzuruna çıkmaya; bedenen, zihnen ve kalben hazırlanılır. Allah rızası için yapılan beden, mekan ve elbise temizliğiyle çok daha önemli bir halin kapısı açılır. Yani Allah’a taat üzere yaşayan bir kul, nefsini muhakeme eder ve kalbini de temizler.

Evini ve bedenini, düzenli aralıklarla temizleyen ve süsleyen insan, imanının ve ahlakının durumunu sık sık kontrol etmelidir. Doğru temizlik için kirin olduğu yere doğru şekilde müdahale etmek gerekir. Bunun için de kirin varlığından ve türünden haberdar olmalıdır.

Eğer aksatılırsa, temizlik işi zorlaşır ya da kirler ardında bir takım izler bırakarak değişikliklere sebep olabilir. Belki de en tehlikelisi, fıtrata aykırı olan bu kirliliğe alışılır. Yani bu durum kişiye normal gelmeye başlar. Zaman ilerledikçe, pisliğin getirdiği karanlıkla ahlakı bozulur.

Bütün bu gerçeklere rağmen dış görünüşe gösterilen ehemmiyet, devamlı göz önünde olmayan insanın manevi boyutuna gösterilmedi. Toplumları, sosyal ilişkileri ve insanın kendi akıbetini tehlikeye atan hased, cimrilik, kibir, riya ve adaletsizlik gibi ahlaki bozukluklardan kaçınmanın önemi genç yaşta öğretilmedi. Yeryüzü, dışı tertemiz ama içi küflenmişlerle doldu ve şehirlere küf kokusu yayıldı.

Ey Allahım! Bizi, maddi ve manevi boyutta temiz kalanlardan ve temizliği sevenlerden eyle. Ahlakını güzelleştirmek için elinden geleni yapanlardan ve ahlakını bozacak tehlikelerden uzaklaşanlardan eyle. Ey Allahım! Bize pis ile temiz olanı, batıl ile hak olanı ayırt etmeyi kolaylaştır ve daima doğru olanı seçtir, yanlış seçimlerden muhafaza buyur. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji