Mâide Sûresi 7. Ayet

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  ٧

Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاذْكُرُوا ve hatırlayın ذ ك ر
2 نِعْمَةَ ni’metini ن ع م
3 اللَّهِ Allah’ın
4 عَلَيْكُمْ size olan
5 وَمِيثَاقَهُ ve sözünü و ث ق
6 الَّذِي öyle ki
7 وَاثَقَكُمْ verdiniz و ث ق
8 بِهِ O’na
9 إِذْ hani
10 قُلْتُمْ demiştiniz ق و ل
11 سَمِعْنَا işittik س م ع
12 وَأَطَعْنَا ve ita’at ettik ط و ع
13 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
14 اللَّهَ Allah’tan
15 إِنَّ şüphesiz
16 اللَّهَ Allah
17 عَلِيمٌ bilir ع ل م
18 بِذَاتِ özünü
19 الصُّدُورِ göğüslerin ص د ر
 

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اذْكُرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. نِعْمَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَلَيْكُمْ  car mecruru  نِعْمَةَ ’nin mahzuf haline mütealliktir.  م۪يثَاقَهُ  atıf harfi  وَ ’la  نِعْمَةَ ’ye matuftur. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  م۪يثَاقَهُ ‘nun sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.

وَاثَقَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  بِه۪ٓ  car mecruru  وَاثَقَكُمْ  fiiline mütealliktir.

اِذْ  zaman zarfı  وَاثَقَكُمْ  fiiline mütealliktir. قُلْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

قُلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl  سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ ‘dir.  قُلْتُمْ  fiilinin mef‘ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

سَمِعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اَطَعْنَا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اَطَعْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. اتَّقُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur.

اتَّقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاثَقَكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Mufâale babındandır. Sülâsîsi  وثق ’dur. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar.  

اَطَعْنَاۘ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  طوع ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَل۪يمٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بِذَاتِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الصُّدُورِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَل۪يمٌ  kelimesi mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓۙ اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ وَاتَّقُوا اللّٰهَۜ 

 

Cümle önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Veciz ifade kastına matuf  نِعْمَتَ اللّٰهِ  izafetinde Allah ismine muzâf olan  نِعْمَتَ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Zamir makamında zahir ismin zikredilmesi tenbih ve ikazı artırmak içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ  car-mecruru, ihtimam için, mef’ûl olan  م۪يثَاقَهُ ‘ya takdim edilmiştir

نِعْمَةَ ‘ye matuf  م۪يثَاقَهُ  izafetinde, Allah Teâlâ’ya  ait zamire muzâf olan م۪يثَاقَ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

م۪يثَاقَهُ  için sıfat konumundaki müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي ’nin sılası olan  وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

 اِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ  cümlesine dahil olan  اِذْ  zaman zarfı, وَاثَقَكُمْ fiiline mütealliktir. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Zaman ismi olan  إذ ’ in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. Fiil teceddüde ve şimdiki zamana delalet eder. ((Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

قُلْتُمْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  سَمِعْنَا  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üslupta gelen  وَاَطَعْنَا  cümlesi,  سَمِعْنَا  'ya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la …  اذْكُرُوا cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin tekrarlanması ise azamet ve heybeti artırmak, emre itaati kuvvetlendirmek, zihne yerleştirmek içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Dördüncü ayetteki cümle ile, aynı olan bu cümle arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Hatırlanması istenenlerin Allah’ın nimeti ve onun misakı şeklinde belirtilmesi cem' ma’at-taksim sanatıdır.

م۪يثَاقَهُ - وَاثَقَكُمْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ  ifadesiyle Cenab-ı Allah, [Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın.] buyurmuş, “Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini hatırlayın.” diye kelimeyi çoğul getirmemiştir. Çünkü bundan maksat, Allah’ın nimetlerinin sayısının ne kadar olduğunu düşünme değil, aksine O’nun nimetlerini bir “cins” olarak düşünmektir. Çünkü bu cins nimet, Allah’tan başkasının eremeyeceği bir nimettir. Binaenaleyh kim hayat, sıhhat, akıl, hidayet, belalardan koruma ve hem dünyevî hem de uhrevî her türlü hayrı nasip etme gibi nimetleri vermeye kadir olabilir? İşte bu sebeple Cenab-ı Hakk’ın nimetinin cinsi, O’ndan başkasının veremeyeceği bir cins nimettir. Buna göre ayetteki, “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın…” emrinden maksat, O’nun nimetinin, başkasının nimetinden farklılığını düşünmeyi sağlamaktır. Zira bu, mümtaz bir nimettir. Bu farklılık da başkasının böyle bir nimet vermeye kadir olamayışıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَم۪يثَاقَهُ الَّذ۪ي وَاثَقَكُمْ بِه۪ٓ  [Sizi bağladığı misak] ifadesinde misak’ın sıfatlanması, tekit içindir. Aynı zamanda ıtnâbtan îgāldir, bu misakın bizzat Allah tarafından alındığının altını çizen îgāl ıtnâbıdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

مثاق , söz vermek,   واثق , uzlaşmak anlamındadır.  واثق,  fiili müslümanların verdiği misak ve Allah’ın onlara verdiği vaat anlamında kullanılır.  واثقكم  sıygası lafzın hem hakiki hem mecazî manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاۘ  [işittik ve itaat ettik] ifadesinin anlamı, tebliği itiraf etmektir. Onlardan istenilen ahdi işittiklerinin itirafıdır. İşitmekten maksat da sözleştikleri şeyi bilmeleridir. سَمِعْنَا’nın itaat manasında, اَطَعْنَاۘ ’nın ise bu manayı tekid manasında mecaz olması caizdir. Bu  سَمِعْ  fiilinin kullanımlarındandır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Ta’lîliye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak, zamir makamında zahir ismin tekrarlanması hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırarak onun yüceliğine dikkat çekmek içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

Müsned olan  عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. 

بِذَاتِ الصُّدُورِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ‘a mütealliktir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِذَاتِ الصُّدُورِ , kalplerin sahibi ifadesinde istiare vardır. Kalp, sahip olunan bir nesne yerine konmuştur.

Kalp yerine  صُّدُورِ  kelimesinin gelmesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. 

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesinde lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım; ‘’Allah sînelerin özünü bilir.’’ sözü iken, melzûm; ‘’Allah içinizdekilerini bilir ve bu fikirlerin tersine davranmanızdan dolayı sizi hesaba çeker’’ manasıdır. 

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede Allah sînelerin özünü bilir manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.

Ayrıca bu cümlede tağlib sanatı vardır. Allah Teâlâ aslında her şeyi bilir. Bu ayette özellikle ‘sînelerin özünü bilir’ buyurulması, kalpteki duyguların insanın hareketlerinde temel teşkil etmesindendir.

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesi günahların gizlenmesi ve Allahın sadece onların yaptıklarını bilme zannına karşı bir uyarı şeklinde tezyil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.

Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.  Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

Bu ayetteki tekid, hem binasında hem de manasındadır. Binasındaki tekidler açıkça görülür. Bu konunun asıl unsuru olan  اِنَّ  harfiyle tekid edilmiştir,  عَل۪يمٌ  kelimesi mübalağa sıygasındadır ve  بِذَاتِ الصُّدُورِ  tabiri geçmiştir. Burada  فِي الصُّدُورِ  buyurulmamıştır, çünkü  عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  sözü, onun zatını, hakikatini ve onun etinin, kanının içinden akıp geçenleri vs. bilmeyi ifade eder. Bunları bildiği konusunda en ufak bir şüphe yoktur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Şura/28, c. 3, 173)

Ayette kalpler olarak tercüme edilen  صدور  kelimesinin müfredi olan  صدر  (sadr) kelimesi, sözlükte “göğüs, sine, vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölüm” demektir. Burada mahalliyet alakasıyla  صدر (sadr) kelimesiyle kalp veya akıl kastedilmiş olabilir. Mahal zikredilmiş, fakat o mahallin içindeki kalp kastedilmiştir. (Tahir Taşdelen, Mülk Suresi’nin Edebi Tahlili Ve Türkçe Kur’ân Mealine Yansıması)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  tabirinden murad, kalplerde bulunan düşünceler, orada yer eden niyet ve maksatlardır. Bunların her biri kalpte bir hal oldukları için ona nispet edilmiş ve böylece o hal kalbin âdeta sahibi olmuştur. Binaenaleyh bu tabirin manası, “Allah Teâlâ, sizin kalbinizde bulunan düşünceler, niyetler, art niyetler ve maksatları bilir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Al-i İmran/119)

اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesi, makabli için bir zeyl olup takva emrinin illetini beyan eder. Burada zamir makamında ism-i celilin (Allah’ın) zahir olarak zikredilmesi, mehabeti arttırmak, hükmün illetini belirtmek ve cümlenin istiklalini takviye etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اِنَّ  harfi belâgatta geçen üsluba göre önceki cümlenin illetini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)