Rûm Sûresi 31. Ayet

مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ  ٣١

Allah’a yönelmiş kimseler olarak yüzünüzü hak dine çevirin, O’na karşı gelmekten sakının, namazı dosdoğru kılın ve müşriklerden; dinlerini darmadağınık edip grup grup olan kimselerden olmayın. (Ki onlardan) her bir grup kendi katındaki (dinî anlayış) ile sevinip böbürlenmektedir.  (31 - 32. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مُنِيبِينَ yönelin ن و ب
2 إِلَيْهِ yalnız O’na
3 وَاتَّقُوهُ ve O’ndan korkun و ق ي
4 وَأَقِيمُوا ve kılın ق و م
5 الصَّلَاةَ namazı ص ل و
6 وَلَا ve
7 تَكُونُوا olmayın ك و ن
8 مِنَ -dan
9 الْمُشْرِكِينَ ortak koşanlar- ش ر ك
 

مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ

 

مُن۪يب۪ينَ  önceki ayetteki mahzuf  الزموا  fiilinin hali olup, nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için harfle îrablanırlar. اِلَيْهِ  car mecruru  مُن۪يب۪ينَ ‘e mütealliktir. 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُو  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَق۪يمُوا  fiili, atıf harfi وِ ‘la makabline matuftur. 

اَق۪يمُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

تَكُونُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. تَكُونُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru  تَكُونُوا ’nun mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اتَّقُو  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقى ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَق۪يمُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

الْمُشْرِك۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

مُن۪يب۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


مُن۪يب۪ينَ  kelimesi önceki ayetteki mahzuf olan  الزموا fiilinin hal olup nasb alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için harfle îrablanırlar.

اِلَيْهِ  car mecruru  مُن۪يب۪ينَ ‘e mütealliktir. 

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُوهُ  fiili  نَ ‘un hazfiyle mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اَق۪يمُوا  atıf harfi وِ ‘la makabline matuftur. 

اَق۪يمُوا fiili  نَ ‘un hazfiyle mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و’ ı fail olarak mahallen merfûdur.  الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

وَ  atıf harfidir.  لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  

تَكُونُٓوا  fiili,  ن ’un hazfiyla meczum muzari fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.  تَكُونُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan  و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. 

مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir.  الْمُشْرِك۪ينَ ‘nin cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. 

مُن۪يب۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اتَّقُو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقى ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَق۪يمُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İf’al babındadır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

الْمُشْرِك۪ينَ  kelimesi; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ

 

مُن۪يب۪ينَ , önceki ayetteki  فِطْرَتَ اللّٰهِ  için takdir edilen  الزموا (Bağlı kalın) fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

اِلَيْهِ  car-mecruru  مُن۪يب۪ينَ ‘ye mütealliktir.

أَنَابَ  fiilinin mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe veznindeki  مُن۪يب۪ينَ , mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın hal sahibinde sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.

Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan  وَاتَّقُوهُ  cümlesi ve aynı üslupta gelen  وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle mukadder olan …الزموا  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَقَامُوا الصَّلٰوةَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durursa ve direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Aynı cümleye matuf  وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ  cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

كان ‘nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede, icâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ  car mecruru,  تَكُونُوا ‘nün mahzuf haberine mütealliktir.

مُن۪يب۪ينَ [Ona yönelerek; ona dönerek], اناب  fiilinden gelir ki, arka arkaya dönmektir. Her şeyi kesip atarak ona dönerek manasında olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)

"O'na yönelerek”...مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ .. “Hanifen" kelimesi gibi hal olarak oraya bağlıdır. "Tut, yönel" emrinin genel olarak herkese hitap olduğuna ve cemaatin gerekliliğine işaret olmak üzere burada çoğul sıygası (kipi) getirilmiştir. Yani her biriniz Allah fıtratına o tevhide öyle sarılın ki, hepiniz tevbe ve ihlas ile Allah'a dönüp yönelerek hem O'ndan korkun, namazı güzel kılın, ve müşriklerden olmayın. Amellerinizi yalnız Allah için yapın, açık veya gizli bir şirk karıştırmayın. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ  [Namazı dosdoğru kılın, müşriklerden olmayın] ayeti de anılan manaya yakındır. Çünkü ikâmet es-salat ile kastedilen şu iki tevilden biri olabilir:

Ya Allah Teâlâ  وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ  ile vakitlerinde namaz için kıyama durulmasını kastetmiştir. Çünkü kıyam namazın en büyük rükunlarındandır. Ya da namazın gereği gibi kılınmasını ve namazın onu bozacak her şeyden arındırılmasını kastetmiş olabilir. Bu Arapların  أقام فلان قناة الدين (Falanca, dinin mızrağını dosdoğru eyledi) sözleri gibidir ki ‘’Din hükmünü galip ve baskın kıldı, ona destek verdi, dinin düşmanlarına karşı onu korudu, karşıtlarının canına okudu’’ demektir.   

İstiare olarak zikredilen bu lafızların hepsi de birbirine yakındır. Onların tamamı hakikat değil istiâredir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

Cenab-ı Hak,  مُن۪يب۪ينَ  kelimesi ile kulunu, açık şirkten çıkaran tevhide işaret etmiş; "Müşriklerden olmayın" tabiri ile de, kulunu şirk-i hafiden (gizli şirkten) çıkarmayı kastetmiştir, yani, "Amelinizde ancak Allah'ın zatını (rızasını) hedefleyiniz ve onlarla ancak Allah'ın rızasını elde etmeye çalışınız. Çünkü dünya ve ahiret, Allah'ın rızası elde edildikten sonra, kendiliğinden elde edilir" demek istemiştir. İşte bundan ötürü O, "Onlar, dinlerini darmadağınık etmişler ve fırka fırka ( شِيَعاًۜ)  olmuşlardır" buyurmuştur. Bu, "Onlar, İslam'a gelip, tek bir hale gelmediler. Herbiri ayrı ayrı yollar tutturdu" demektir. Şöyle de denilebilir: Onların bir kısmı Allah'a, dünyevî maksadlardan ötürü, bir kısmı, cennetten ötürü, bir kısmı da cehennemden kurtulma ümidinden ötürü ibadet ettiler. Herbiri de, tutturduğu yola sevinir ve o yolu beğenir. Ama esas ihlaslı olan, elindeki şeye, tutturduğu yola sevinmez. Onun sevinci, Allah katında olma ile, O'nun huzuruna ulaşma iledir. Bu böyledir. Çünkü biz insanların elinde bulunan herşey, "Sizin yanınızda olanlar tükenir. Ama Allah'ın katında olanlar bakîdir..." (Nahl 96) ayetinde beyan edildiği gibi, tükenmeye mahkûmdur. O halde, sizin elinizde olanlarla ilgili ferahlayabileceğiniz bir gayeniz olamaz. Esas matlub, Allah katında olan şeydir ve ferahlık onunla elde edilir. Nitekim Cenab-ı Hak, "Bilakis onlar Rableri katında diridirler. (Allah'ın) lütfundan kendilerine verdiği ile hepsi şâd olarak, rızıklanırlar. "(Al-i İmran, 169-170) buyurmuş ve onları, Rableri katında bulunan ve bitmeyen fazlından elde ettiği şeylerle şâd olan kimseler olarak anlatmıştır. Nitekim Cenab-ı Hak, (De ki: "(Katınızda olanlarla değil), ancak Allah'ın fazlı ve rahmetiyle, işte yalnız bunlarla sevinsinler.)(Yunus, 58) buyurmuştur. Çünkü insanın elinde olanlar bitip tükenir. Bu işin dünyada böyle olduğu zahirdir. Ahirettekine gelince, kulun yeme-içme ile elde edeceği şeyler de son bulur. Fakat Cenab-ı Hak, o kimseye o şeyin aynısını, bitmek bilmeyen fazlından ötürü, sonsuza kadar yeniler. O halde bitmeyen, ancak O'nun fazlı ve lütfudur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)