Fâtır Sûresi 29. Ayet

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ  ٢٩

Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ şüphesiz
2 الَّذِينَ kimseler
3 يَتْلُونَ okuyan(lar) ت ل و
4 كِتَابَ Kitabını ك ت ب
5 اللَّهِ Allah’ın
6 وَأَقَامُوا ve kılanlar ق و م
7 الصَّلَاةَ namazı ص ل و
8 وَأَنْفَقُوا ve infak edenler ن ف ق
9 مِمَّا
10 رَزَقْنَاهُمْ verdiğimiz rızıktan ر ز ق
11 سِرًّا gizli س ر ر
12 وَعَلَانِيَةً ve açık ع ل ن
13 يَرْجُونَ umarlar ر ج و
14 تِجَارَةً bir ticaret ت ج ر
15 لَنْ asla
16 تَبُورَ batmayacak ب و ر
 

Önceki âyette kalple ilgili bir durum olan Allah korkusu yani Allah’a saygı duygusundan söz edilmiş; burada da dil ve beden ile ortaya konan ve bu duyguyu pekiştiren davranışların önemine değinilmiştir (Râzî, XXVI, 22; bu bağlamda “başkaları için harcama” anlamını verdiğimiz infak hakkında bilgi için bk. Bakara 2/245, 254, 261).

 


 Kur'an Yolu Tefsiri Yolu Cilt: 4 Sayfa: 467
 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.

يَتْلُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. كِتَابَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَقَامُوا  fiili atıf harfi  وَ ‘la sılaya matuftur. 

اَقَامُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. اَنْفَقُوا  fiili atıf harfi  وَ ‘la sılaya matuftur.  

اَنْفَقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  اَنْفَقُوا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlün sılası  رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

رَزَقْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. سِراًّ  masdardan naib mef’ûlu mutlak veya hal olup fetha ile mansubdur.  عَلَانِيَةً  atıf harfi  وَ ‘la  سِراًّ ‘e matuftur.  

يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَ  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

يَرْجُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  تِجَارَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. لَنْ تَبُورَ  cümlesi  تِجَارَةً ‘in sıfatı olarak mahallen mansubdur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren harftir. Tekid ifade eder.

تَبُورَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَقَامُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  قوم ’dir.

اَنْفَقُوا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

اِنَّ الَّذ۪ينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cemî müzekker has ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin ismi, يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ  cümlesi, haberidir.

اِنَّ ’nin isminin ism-i mevsûlle gelmesi, habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tazim amacına matuftur. 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  يَتْلُونَ كِتَابَ اللّٰهِ , hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Az sözle çok anlam ifade eden  كِتَابَ اللّٰهِ  izafetinde, lafza-i celâle muzâf olan  كِتَابَ , şan ve şeref kazanmıştır. 

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi  tecrîd sanatıdır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle sıla cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

اَقَامُوا الصَّلٰوةَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Namaz çadıra benzetilerek dinin direği gibi ifade edilmiştir. Çadır nasıl direk sayesinde ayakta durursa ve direk olmayınca çadır da olmazsa din için de namaz öyledir. 

يَتْلُونَ  fiilinin önce zikredilmesi, Kur’an’ı tilavet etmenin ne kadar önemli olduğunu ve sevabının çokluğunu ifade etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelam olan  وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً cümlesi atıf harfi  وَ ‘la de sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. 

Harf-i cerle birlikte  اَنْفَقُوا  fiiline müteallik müşterek ism-i mevsûl  مَّا ‘nın sılası olan  رَزَقْنَاهُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. Fiilin azamet zamirine isnadı tazim ifade eder.

سِراًّ , mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibdir.  عَلَانِيَةً , tezat nedeniyle  سِراًّ ‘e atfedilmiştir. 

سِراًّ - عَلَانِيَةً  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

رَزَقْنَاهُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Ayetin başındaki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.

اَنْفَقُوا ’da cem’ edilenler,  سِراًّ وَعَلَانِيَةً  şeklinde taksim edilmişlerdir. cem' ma’at-taksim sanatıdır.

Önemine binaen, riya şüphesini gidermek ve daha efdal olduğunu ifade etmek için “gizli vermek” takdim edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اِنَّ ’nin haberi olan  يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hudus, teceddüt, istimrar ve tecessümle birlikte hükmü takviye de ifade etmiştir. 

Mef’ûl olan  تِجَارَةً ’deki nekrelik, tazim ifade eder.

تِجَارَةً  için sıfat olarak gelen  لَنْ تَبُورَ  cümlesi menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

لَنْ تَبُورَ  cümlesine dahil olan  لَنْ  harfi, muzariyi nasb ederek manayı olumsuz müstakbele çevirir. ‘Asla’ manası vererek cümleyi tekid eder.

Asla zarar etmeyecek bir ticaret umacakların özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.

يَتْلُونَ - كِتَابَ  ve  الصَّلٰوةَ - اَنْفَقُوا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Müfessirimizin açıklamasına göre ayet-i kerîmedeki  يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ  ifadesinde istiare vardır. Ticaret tabiri sevaba nail olmak için Allah ile kul arasındaki muameleler için istiare yoluyla kullanılmış ve bu muameleler dünyevi ticarete benzetilmiştir. Bu durumu لَنْ تَبُورَ  ifadesi de teyit etmektedir ki bu terşîh diye isimlendirilir. 

Yani şüphesiz Kur’an-ı Kerîm’i okumaya devam edenler ve farz namazları vaktinde, tüm rükun ve şartlarına riayet ederek huşû ile kılmak, Allah’ın kendilerine lütfundan verdiklerinden gece gündüz, gizli açık infak etmek gibi farzlarıyla amel eden kimseler varya işte bunlar taatlerine karşılık Allah’tan sevap umabilirler. O sevap/mükafat mutlaka hasıl olacaktır. (Sinan Yıldız, Vehbe Ez-Zuhaylî’nin Et-Tefsîru’l-Münîr adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları; (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi ve isnadın tekrarı sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr Suresi 1)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bir soruya cevap verilirken çoğunlukla cümlenin başında  إِنَّ  bulunur. Yani, lafzî ve mukadder soruların cevaplarının başında bulunur. Ya da soru soran kişinin, verilecek cevabın aksi bir düşünceye sahip olduğunun bilindiği durumlarda (yani inkâr makamında) cevabın başına  إِنَّ  gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَرْجُونَ  (umabilirler) ifadesi  اِنَّ ’nin haberidir. Ticaretle, yapılan itaatin sevabını talep etmek kastedilmiştir. Sonraki ayetteki  لِيُوَفِّيَهُمْ  ifadesi, لَنْ تَبُورَۙ  fiiline mütealliktir; yani bu kimseler, hiç kesata uğramayacak ve Allah katında makbul olacak bir ticareti umabilirler; çünkü Allah o ticareti kabul ettiğinden, onlara karşılığını tam olarak verecektir. Onların ücretleri, hak ettikleri sevaptır. Ayrıca Allah onlara lütfundan, hak ettiklerinden fazlasını ikram edecektir. Dilersen  يَرْجُونَ  ifadesini hal de kabul edebilirsin; yani onlar tüm bu tilavet, namaz ve Allah yolundaki infak amellerini Allah’ın kendilerine mükafatlarını tam olarak vereceğini umarak yaparlar. Bu durumda إِنَّ ’nin haberi اِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ  cümlesi; yani Allah’ın onları bağışlayıp amellerine minnettar kalacağıdır. Minnettar kalma (şükür) mükâfat vermenin mecazî bir ifadesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cenab-ı Hak, kendisini tanıyan alimleri, onların duydukları saygıyı, bu saygıları sebebiyle elde ettikleri şereflerini beyan edince, Allah'ın kitabını tanıyıp, ondakilerle amel edenlerden bahsetmiştir. O halde ayetteki, "Allah'ın kitabını okuyanlar" sıfatı, Allah'ı zikre; "namazı dosdoğru kılanlar" sıfatı, bedenî ibadetlere; "kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden ... infak ederler.." sıfatı da, mal ile yapılan ibadetlere bir işarettir. Bu iki ayette üstün bir hikmet vardır. Çünkü Hak teâlâ'nın "Allah'tan ancak âlim kulları korkar" ifadesi, kalbin ibadetlerine; "kitabı okuyanlar" ifadesi, dilin ibadetlerine; "namazı dosdoğru kılanlar, kendilerine rızıklandırdığımız şeylerden ... infâk edenler" ifadesi de, uzuvların ibadetlerine bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki,  وَاَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِراًّ وَعَلَانِيَةً  "Gizli ve aşikâr" ifadesi, her nasıl müsait olursa, infâk etmeye bir teşviktir. Binaenaleyh eğer müsaitse gizli yapılır ve bu daha güzeldir. Aksi halde açıktan yapılır, insanın bunun bir riya olacağı zannı, onu böyle açıktan vermekten men etmesin. Çünkü "riyakârlık yapıyor" denilmesi korkusuyla, hayrı yapmamak riyanın bizzat kendisidir. Ayetteki, "gizli" kelimesi ile sadaka, "aşikâr" kelimesiyle zekât kastedilmiş olabilir. Çünkü zekâtı âşikâr-açıktan vermek, bir farzı alenî yapmaktır ve bu müstehaptır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kazancın tükenmez olduğunun belirtilmiş olması, bu ticaretin bazen kazanç bazen de zararla sonuçlanan diğer ticaretler gibi olmadığını bildirmek içindir. Zira bu ticaret, fani olan bir şey karşılığında baki olan bir saadeti satın almaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

 يَرْجُونَ تِجَارَةً لَنْ تَبُورَۙ  Bu ticareti gerçekleştirenlerin, bu kârlı sonucu Allah'tan umabileceklerini haber vermek, onların umduklarının kesin olarak hasıl olacağını vadetmek anlamındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)