اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٢٧٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | امَنُوا | iman eden |
|
| 4 | وَعَمِلُوا | ve işler yapanlar |
|
| 5 | الصَّالِحَاتِ | salih (güzel) |
|
| 6 | وَأَقَامُوا | ve kılanlar |
|
| 7 | الصَّلَاةَ | namazı |
|
| 8 | وَاتَوُا | ve verenler |
|
| 9 | الزَّكَاةَ | zekatı |
|
| 10 | لَهُمْ | işte onların |
|
| 11 | أَجْرُهُمْ | ödülleri |
|
| 12 | عِنْدَ | yanındadır |
|
| 13 | رَبِّهِمْ | Rableri |
|
| 14 | وَلَا | yoktur |
|
| 15 | خَوْفٌ | korku |
|
| 16 | عَلَيْهِمْ | onlara |
|
| 17 | وَلَا |
|
|
| 18 | هُمْ | ve onlar |
|
| 19 | يَحْزَنُونَ | üzülmeyeceklerdir |
|
İman-salih amel-namaz-zekat şeklinde dört temel sayılıyor. İlk ikisi sonraki ikiyi açıklar niteliktedir.Burada dikkat çekici olan ,özünde salih bir amel olan namazın salih amelden ayrıca zikredilmesidir.
İman ve namaz Kur’ânda birbirinin yerine kullanılan kelimelerdir. İman kalptedir ve dışardan görünen ilk tezahürü de namazdır.
“İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat (örnek) bir ümmet yaptık. Biz bu yöneldiğin kıbleyi özellikle rasûle uyanlarla sırt çevirenleri açıkça ayırt edelim diye belirledik. Bu, Allah’ın hidayet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelecektir. Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.”
Bir şeyin salihattan olması için hem kendinize hem de topluma faydalı olması gerekir. Zekat da böyle bir ibadettir. Kişinin malını temizlerken ihtiyaç sahibinin de ihtiyacını giderir.
“Kıyamet günü kulun ilk hesaba çekileceği amel farz namazıdır. Eğer onu tam olarak eda etmişse bu yazılır. Ama tam kılmamışsa; Yüce Allah der ki: “Bakın bakalım, kulumun nafile namazı var mı? Onunla farzları tamamlayın.” Sonra zekâta da böyle bakılır, peşinden diğer amelleri de bu şekilde değerlendirilir.” (HM16731 İbn Hanbel, IV, 65.) Hadislerle İslâm Cilt 2 Sayfa 31
Namaz, insanın, sadece dünyasını değil aynı zamanda âhiretini de kurtarmasının en önemli vesilelerindendir. Bu durum Hz. Peygamber”in hadislerinde farklı lafızlarla ifade edilmiştir:
“Namaz, devam eden kimse için kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş sebebi olur. Namaza devam etmeyenin ise kıyamet günü nuru, delili ve kurtuluşu olmayacaktır.”
“(Kıyamet gününde) kulun ilk önce hesaba çekileceği şey, namazdır.”
“Cennetin anahtarı namazdır.”
“Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer”
Hz. Peygamber”in bu hadisleri, aslında Kur”an”daki şu âyetlerin değişik ifade ve izahlarıdır:
“İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” 52
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar… namazı dosdoğru kılarlar. İşte onlara Allah rahmet edecektir.” 53
“… Namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarf edenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.” 54
Hadislerle İslâm Cilt 2 Sayfa 157
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl اِنَّ ‘ nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası آمَنُوا ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesi, atıf harfi وَ ’ la sılaya matuftur.
عَمِلُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler harf ile irablanır.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَقَامُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰتَوُا الزَّكٰوةَ cümlesi, atıf harfi وَ ’ la sılaya matuftur.
اٰتَوُا mahzuf elif üzere damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الزَّكٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. لَهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
عِنْدَ mekân zarfı, أَجۡرُهُمۡ ’ un mahzuf haline mütealliktir. رَبِّ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
اَقَامُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ‘ dir.
اٰتَوُا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ‘dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ile لَهُمْ اَجْرُهُمْ cümlesine matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. خَوْفٌ mübteda olup damme ile merfûdur. عَلَيْهِمْ car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ile öncesine matuftur.
Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. يَحْزَنُونَ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
يَحْزَنُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ
Ayet, istînâfiye olarak fasılla gelmiştir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. الَّذ۪ينَ ism-i mevsûlu müsnedün ileyh, لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ cümlesi müsneddir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ’ nin ismi, has ismi mevsûl الَّذ۪ينَ ’ nin sılası olan اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Akabindeki aynı formda gelen وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesi sılaya matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ ve وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ cümleleri, hükümde ortaklık nedeniyle sıla cümlesine atfedilmiştir. Bu iki cümlenin وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ cümlesine atfı, hususun umuma atfı babında ıtnâb sanatıdır. Namaz ve zekat salih amelden olduğu halde ayrıca zikredilmiştir.
Salih amel kendini ve başkasını ıslah eden, düzelten ameldir. Namaz en çok kendimizi, zekat başkasını da düzeltir. ”Salih amel yapanlar” tabiri Kur’an’da 52 kez geçmiş, onlara verilecek mükafatlar sayılmıştır.
الصَّلٰوةَ - الزَّكٰوةَ arasında mürâât-ı nazîr vardır.
İsm-i mevsûlde cem edilenler, iman edenler, salih amel yapanlar, namaz kılanlar ve zekat verenler şeklinde sayılmıştır. Bu üslup cem' ma’at-taksim sanatıdır.
Salih amel kavramı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi de kapsadığı halde bu ikisinin ayrıca zikredilmesi, bunların diğer salih amellerden üstün olmalarındandır. "Rab" isminin zikri ve bu ismin رَبِّهِمْۚ şeklinde هِمْۚ [onlar] zamirine izafesi salihler için ziyadesiyle lütuf ve teşrif manası içerir. Bu ayetin sırrına mazhar olan salih kullar için gelecekte kötü bir şeyle karşılaşma korkusu yoktur ve onlar sevdikleri bir şeyi elden kaçırdıklarından dolayı mahzun da olmayacaklardır.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ayette sayılan işlerde umumdan hususa doğru bir derecelendirme vardır. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1616)
الَّذ۪ينَ ‘ nin haberi olan لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâzi hazf sanatları vardır. لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرُهُمْ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan اَجْرُهُمْ ’ un izafetle gelmesi gelmesi az sözle çok anlam ifadesi içindir.
عِنْدَ mekan zarfı, اَجْرُهُمْ ‘ un mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
عِنْدَ رَبِّهِمْۖ izafetinde iman edenlere ait zamirin Rab ismine muzafun ileyh olmasıyla onlar, yine Rab ismine muzaf olmasıyla عِنْدَ , şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَّهُمۡ أَجۡرُهُمۡ عِندَ رَبِّهِمۡ cümlesinin sebep ifade etmesine rağmen başında فَ harfinin olmaması, “sebep budur” denilmesine ihtiyaç olmayacak kadar sebebin açık olması dolayısıyladır.
Kur'an-ı Kerim'de, ne zaman bir vaîd ve tehdit zikredilse, bunun peşinden mutlaka bir vaad ve müjde getirmek şeklinde muttarid ve sürekli bir adet bulunmaktadır. Bundan dolayı burada, riba ile alışveriş yapan kişi hakkında, son derece şiddetli bir tehdit ve vaîd getirince, bunun peşinden de vaad-i ilahî ve müjdesini getirmiştir.(Fahreddîn er- Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Bu cümle, haber olan فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ cümlesine وَ ' la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda olan لَا خَوْفٌ ’ un haberi mahzuftur. عَلَيْهِمْ bu mahzuf habere mütealliktir.
Müsnedün ileyh olan خَوْفٌ ’ daki nekrelik, nev ve kıllet içindir. Yani ‘hiçbir korku’ demektir. Bilindiği gibi nefy siyakta nekre umum ifade eder.
وَ ’ la öncesine atfedilen وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Cümledeki لَا , olumsuzluğu tekit için tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Haber, muzari fiil cümlesi şeklinde gelmesi hükmü takviye, hudus, tecessüm, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.
يَحْزَنُونَ kelimesinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
خَوْفٌ - يَحْزَنُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr vardır.
خوف ve حزن arasındaki fark: خوف , insanın gelecekte olacak (henüz meydana gelmemiş) bir işten dolayı kederlendirmesi, حزن ise geçmişte bir şeyi kaçırmasından dolayı kederlenmesidir. Burada ayrıca خوف kelimesinin önce حزن kelimesinin sonra zikredilmesinde bir incelik vardır. Şöyle ki gelecekte meydana gelecek bir şeylerden korkmak, geçmişte olmuş olanlarınkinden daha şiddetlidir. Bu nedenle خوف , önce zikredilmiştir. Yine burada خوف ve حزن kelimelerinde kinaye vardır. خوف , günahlardan dolayı cezalandırılmayacaklar, حزن de sevaplarından da mahrum bırakılmayacaklar manasında kinaye yapılmıştır. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 490)
لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ cümlesi, Kur’ân’da toplam 12 kere tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
Şayet; ‘’Korku ile hüzün arasında ne fark vardır?’’ dersen, şöyle derim: Korku, vukuu beklenen bir bela ve musibetten dolayı insana arız olan bir gam ve kederdir. Üzüntü ise fiilen vaki olup gerçekleşen ve yaşanan bir olaydan dolayı insana arız olan şeydir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)