Bakara Sûresi 276. Ayet

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ  ٢٧٦

Allah, faiz malını mahveder, sadakaları ise artırır (bereketlendirir). Allah, hiçbir günahkâr nankörü sevmez.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَمْحَقُ mahveder م ح ق
2 اللَّهُ Allah
3 الرِّبَا ribayı ر ب و
4 وَيُرْبِي ve artırır ر ب و
5 الصَّدَقَاتِ sadakaları ص د ق
6 وَاللَّهُ Allah
7 لَا
8 يُحِبُّ sevmez ح ب ب
9 كُلَّ hiçbir ك ل ل
10 كَفَّارٍ inkarcıları ك ف ر
11 أَثِيمٍ günahkar ا ث م
 

Câbir b. Abdullah”ın (ra) naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Her iyilik/güzel iş bir sadakadır.”(B6021 Buhârî, Edeb, 33)

Enes b. Mâlik”in naklettiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Kuşkusuz sadaka, Rabbin hoşnutsuzluğunu giderir (Allah”ın kişiye huzurlu bir hayat bağışlamasına vesile olur, işlenen kötülüklere mukabil başa gelebilecek kötülüklere de kefaret olur) ve kötü bir şekilde ölmeyi (Allah”ın izniyle) önler.”(T664 Tirmizî, Zekât, 28)

Adî b. Hâtim”in naklettiğine göre, Rasûlullah (sav) cehennemden bahsetti, ondan Allah”a sığındı ve yüzünü üç defa çevirdikten sonra şöyle buyurdu: “Yarım hurma (sadaka) ile bile olsa cehennemden korunun. Eğer bunu da bulamazsanız güzel bir sözle (korunun).”(M2350 Müslim, Zekât, 68)

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: “Bir adam Hz. Peygamber”e (sav), “Ey Allah”ın Rasûlü, hangi sadaka en faziletlidir?” diye sordu. Hz. Peygamber, ” Sağlıklı iken ve fakirlik endişesi ve zengin olma hırsı ile hareket ederken tasaddukta bulunabilmendir.(Sadaka vermeyi) can boğaza gelip de (son nefesini yaşadığın âna kadar) erteleme…” buyurdu.” (B2748 Buhârî, Vesâyâ, 7)

Abdullah b. Yezid”in Ebû Mes”ûd el-Bedrî”den işittiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişinin ailesi için yaptığı harcama da sadakadır.”(B4006 Buhârî, Meğâzî, 12)

Hadislerle İslâm Cilt 2 Sayfa 485

 

 

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ

 

Fiil cümlesidir.  يَمْحَقُ  damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الرِّبٰوا  mef’ûlu bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْبِي  fiili  ي  üzerine mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. الصَّدَقَاتِ  mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler harf ile irablanır. 

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُرْبِي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ربو ’ dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ


 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. یُحِبُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. كُلَّ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. كَفَّارٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اَث۪يمٍ  kelimesi, كَفَّارٍ  ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

یُحِبُّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’ dir.

كَفَّار ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَث۪يمٍ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şibh-i kemâl-i ittisâl nedeni ile fasıl yapılmıştır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bütün kemal sıfatlara şamil lafza-i celâlin müsnedün ileyh olması telezzüz, teberrük ve kalplerde haşyet uyandırmak amacına matuftur. Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle Allah isminde tecrîd sanatı vardır.

Aynı üslupta gelen  وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ  cümlesi makabline  وَ ’ la atfedilmiştir. Atıf sebebi tezattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا [Faizi yok eder,] ve  وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ [sadakaları artırır] cümleleri arasında ikili mukabele vardır. 

يَمْحَقُ -  يُرْبِي  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

الرِّبٰوا - يُرْبِي  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Faizde görünüşte kazanç vardır ama onun bereketi yoktur. Sadakayı da verince azalmış gibi gözükür ama bereketi olduğu için kazanmış oluruz. İnsan çaba sarfeder, bereketi Allah verir. Zenginlik ve malın emanet olduğunu bilenler, paylaşır.

Ayet,ribaya devam eden ve Allah’ın uyarısını dikkate almayanlarla alakalı bir suale karşılık verilen cevap mahiyetinde gelmiştir. Önce zikredilen ayette, ahiret hallerinin kötü durumu açıklanmış iken bu ayette de dünyadaki kötü durumları belirtilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1614). 

Riba, her ne kadar o anda bir artış ve fazlalık temin etse de, hakikatte onun bir noksanlaşma sebebi olduğunu; sadakanın ise, görünüşte her ne kadar bir noksanlaşma sebebi olsa dahi, aslında bir artış ve ziyadelik olduğu beyan edilmiştir. Durum böyle olunca akıllı olan bir kimseye yakışan, tabiatının ve hislerinin davet ettiği şeylere iltifat etmeyip, aksine şeriatın teşvik ettiği şeylere dayanmasıdır. İşte ayetin, kendinden önceki ayetlerle olan irtibatının izahı budur.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yine  يمحق  fiilinin kullanılması faiz alanın malındaki bereketin ve malın tamamının yok olmasını ifade eder. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, soru:1615)

يَمْحَقُ اللّٰهُ الرِّبٰوا [Allah faizi tüketir.] Burada geçen  مْحَقُ  kelimesi bir şeyin yok olana kadar yavaş yavaş azalmasıdır. Bu hadise dolunayın yavaş yavaş yok olmasına benzer. İşte faiz alanın ayeti böyledir. O bütün malını yitirir ve ondan sonra çocuğu da bu maldan yararlanamaz. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)

وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ

 

Ayetin fasılası  وَ ’ la önceki istinaf cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Lafza-ı celâl müsnedün ileyh,  لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ  cümlesi müsneddir.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. Hükmün illetini belirtmek, kalbe korku salmak ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ  cümlesi, müsneddir. Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eder. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip; hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir.

كَفَّارٍ  için sıfat olan  اَث۪يمٍ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

كَفَّارٍ  mübalağalı ism-i fail, اَث۪يمٍ  sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıplar bu vasıfların mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

كَفَّارٍ- اَث۪يمٍ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik, tahkir ve kesret ifade eder.

وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ [Allah sevmez.] Yani hoşlanmaz. كُلَّ كَفَّارٍ اَث۪يمٍ [İnkârda ve günahta ısrar eden kişiyi.]  Burada mübalağa anlamı taşıyan  فَعَّالُ  formunda kullanılan كَفَّارٍ  kelimesi, günahı ikrar edip onda ısrar eden kişi anlamına gelir. اَث۪يم  kelimesi, “günahkâr” anlamını  آثِم kelimesinden daha etkili ve vurgulu bir şekilde ifade eder. Ayetin manası ise [haram sayıp kâfir olup faizi yiyerek günahkâr] şeklindedir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr) 

اللّٰهُ لَا يُحِبُّ  cümlesi, Kur’ânda 16 kez tekrarlanmıştır.Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)