فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً ١٠٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَإِذَا | zaman |
|
| 2 | قَضَيْتُمُ | bitirdiğiniz |
|
| 3 | الصَّلَاةَ | namazı |
|
| 4 | فَاذْكُرُوا | anın |
|
| 5 | اللَّهَ | Allah’ı |
|
| 6 | قِيَامًا | ayakta |
|
| 7 | وَقُعُودًا | ve oturarak |
|
| 8 | وَعَلَىٰ | ve üzerinde (uzanarak) |
|
| 9 | جُنُوبِكُمْ | yanlarınız |
|
| 10 | فَإِذَا | zaman |
|
| 11 | اطْمَأْنَنْتُمْ | güvene kavuştuğunuz |
|
| 12 | فَأَقِيمُوا | (tam) kılın |
|
| 13 | الصَّلَاةَ | namazı |
|
| 14 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 15 | الصَّلَاةَ | namaz |
|
| 16 | كَانَتْ |
|
|
| 17 | عَلَى | üzerine |
|
| 18 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minler |
|
| 19 | كِتَابًا | farz kılınmıştır |
|
| 20 | مَوْقُوتًا | vakitli olarak |
|
“Namazı bitirince...” şeklinde tercüme edilen kısım çoğunluğun anlayışına uygun bir tercüme olup buna göre mâna şöyledir: Allah’ı anmak, Allah ile beraberlik şuurunu yaşamak namaz haline mahsus değildir. Mümin her durumda O’nu anmalı, gönlünde ve şuurunda O’nunla beraber olmalıdır. “Korku namazının İmam arkasında rükûlu ve secdeli kılınması şart değildir, imkânın elverdiği ölçüde kılınır” diyenlere göre bu kısmın çevirisi “Namazı kılmak istediğinizde...” şeklinde olup bu da, “Korku namazı ayakta, oturarak ve yatarak kılınabilir” anlamına gelmektedir. Kıyas yoluyla hastalık vb. mazeretlerde de namazın böyle kılınabileceği sonucuna varılmıştır.
Savaş halinde korku namazıyla ilgili görüş farkı bakımından âyetin ikinci kısmı da iki şekilde anlaşılmıştır: a) Fiilen savaş halinde namaz kılınmaz, savaş bitip de güven ve huzur hali avdet edince namazınızı kılın. b) Korku (tehlike) halinde olsun, fiilen savaş durumunda olsun kılınan korku namazı ve verilen ruhsatlar bu hallere mahsustur. Korku geçince, savaş sona erince ruhsatlar da biter, namaz normal hallerdeki şartlarına uygun ve tam olarak kılınır.
Kaynak : Kur’ân Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 132-133
Namazı tamamladığınız vakit, Allah’ı zikredin, ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzereyken. (İnsanın bulunabileceği bütün haller sayılmış.) Mutmain olduğunuz vakit namazı yerine getirin. (Zikri iyice yaptıktan sonra ve kalbiniz onunla mutmain olduktan sonra tekrar namaz kılın. Hayat namazdan ibaret.) Muhakkak ki namaz, müminler üzerine yazılmıştır (farz kılınmıştır) vakitli olarak.
فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. قَضَيْتُمُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَضَيْتُمُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اذْكُرُوا fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. قِيَامًا hal olup fetha ile mansubdur.
قُعُودًا atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. عَلٰى جُنُوبِهِمْ car mecruru atıf harfi وَ ile اذْكُرُوا ’deki zamirin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a)(إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اطْمَأْنَنْتُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اطْمَأْنَنْتُمْ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تُمْ fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
اَق۪يمُوا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ mef‘ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَق۪يمُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi قوم ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اطْمَأْنَنْتُمْ fiili, rübâi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. إفعللَّ babındadır. Sülâsîsi طمأن ’ dir.
اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الصَّلٰوةَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَتْ ’in ismi müstetir olup takdiri هى ’dir. تْ te’nis alametidir. عَلَى الْمُؤْمِن۪ين car mecruru كِتَابًا ’e mütealliktir. كِتَابًا kelimesi كَانَتْ ’in haberi olup fetha ile mansubdur. مَوْقُوتًا kelimesi كِتَابًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَوْقُوتًا ; sülâsi mücerredi وقت olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
فَاِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِكُمْۚ
فَ , atıf, اِذَا şart manalı, cümleye muzaf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Şart üslubundaki terkipte, قَضَيْتُمُ الصَّلٰوةَ şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart cümlesi aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karînesiyle gelen فَاذْكُرُوا اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِكُمْ cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
قِيَامًا - قُعُودًا - جُنُوبِكُمْۚ ve الصَّلٰوةَ - اذْكُرُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. قِيَامًا - قُعُودًا - جُنُوبِكُمْۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
[Allah’ı zikredin, ayakta iken, otururken ve yanlarınız üzereyken] ibaresinde cem' ma’at-taksim vardır. İnsanın bulunabileceği bütün haller sayılmıştır.
Bu ayet-i kerimede iki namaz arasında zikirden bahsedilmiştir. Aslında namaz, hayatın her safhasında Allah’ı düşünerek yaşamak için bir alıştırmadır.
Zuhaylî’nin ifadesine göre ayet-i kerimede namazın faziletine dikkat çekmek için الصَّلٰوةَ lafzı tekrar edilmek suretiyle ıtnâb yapılmıştır. Ayet, namazın önemine vurgu yapıyor. “Savaşın bitmesi ve seferden beldenize dönerek mukim olup sükûn ve emniyet haline kavuşturulduğunuz vakit, namazı bilinen şekliyle, rükûn ve şartlarını tamamlayarak dosdoğru kılınız. Çünkü namaz dinin direğidir. Korku zamanında bile namazın farz oluşunun sebebi, namazın belirli vakitlerde edası sabit halde bulunan bir farz olmasıdır. Asla, hatta savaşlarda ve korku anlarında bile namazın terk edilmesi doğru değildir. (Sinan Yıldız, Vehbe ez-Zuhaylî’nin et-Tefsiru’l Münir Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları)
فَاِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَۚ
Şart üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, önceki şart cümlesine فَ ile atfedilmiştir.
Şart üslubundaki terkipte, اطْمَأْنَنْتُمْ şart cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Şart cümlesi aynı zamanda اِذَا ‘nın muzâfun ileyhidir. Şart manalı zaman zarfı اِذَا , cevap cümlesine mütealliktir.
فَ karînesiyle gelen فَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ cümlesi şartın cevabıdır. Emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
قِيَامًا - فَاَق۪يمُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
قَضَيْتُمُ - فَاَق۪يمُوا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümleleri zamandan bağımsız sübut ifade ederler. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
الصَّلٰوةَ kelimesi اِنَّ ’nin ismidir. اِنَّ ‘nin haberi olan كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ كِتَاباً مَوْقُوتاً cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)
Bu cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ, amili olan كِتَابًا ‘ e takdim edilmiştir. كَانَ ’nin ismi مَوْقُوتًا ‘dir.
Önemine binaen الصَّلٰوةَ ayette üç kez geçmiştir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Son cümlede “Namaz size farzdır.” değil de [Müminlere farzdır.] buyurulmasında iltifat sanatı vardır.