Nisâ Sûresi 43. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً  ٤٣

Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, bir de -yolcu olmanız durumu müstesna- cünüp iken yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya yolculukta bulunursanız, veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince ya da eşlerinizle cinsel ilişkide bulunup, su da bulamazsanız o zaman temiz bir toprağa yönelip, (niyet ederek onunla) yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Şüphesiz Allah, çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 لَا
5 تَقْرَبُوا yaklaşmayın ق ر ب
6 الصَّلَاةَ namaza ص ل و
7 وَأَنْتُمْ ve siz
8 سُكَارَىٰ sarhoşken س ك ر
9 حَتَّىٰ ki
10 تَعْلَمُوا bilesiniz ع ل م
11 مَا
12 تَقُولُونَ ne dediğinizi ق و ل
13 وَلَا ve (yaklaşmayın)
14 جُنُبًا cünüp iken ج ن ب
15 إِلَّا dışında
16 عَابِرِي geçici olmanız ع ب ر
17 سَبِيلٍ yoldan س ب ل
18 حَتَّىٰ kadar
19 تَغْتَسِلُوا yıkanıncaya غ س ل
20 وَإِنْ eğer
21 كُنْتُمْ iseniz ك و ن
22 مَرْضَىٰ hasta م ر ض
23 أَوْ yahut
24 عَلَىٰ üzerinde
25 سَفَرٍ yolculuk س ف ر
26 أَوْ yahut
27 جَاءَ gelmişse ج ي ا
28 أَحَدٌ biriniz ا ح د
29 مِنْكُمْ sizden
30 مِنَ -ten
31 الْغَائِطِ tuvalet- غ و ط
32 أَوْ yahut
33 لَامَسْتُمُ dokunmuşsanız ل م س
34 النِّسَاءَ kadınlara ن س و
35 فَلَمْ
36 تَجِدُوا bulamadığınız takdirde و ج د
37 مَاءً su م و ه
38 فَتَيَمَّمُوا teyemmüm edin ي م م
39 صَعِيدًا toprağa ص ع د
40 طَيِّبًا temiz ط ي ب
41 فَامْسَحُوا sürün م س ح
42 بِوُجُوهِكُمْ yüzlerinize و ج ه
43 وَأَيْدِيكُمْ ve ellerinize ي د ي
44 إِنَّ şüphesiz
45 اللَّهَ Allah
46 كَانَ ك و ن
47 عَفُوًّا çok affedendir ع ف و
48 غَفُورًا çok bağışlayandır غ ف ر
 

Gâte-gâit: Kelimedeki asıl anlam, hareketsiz bir şekilde batmak ve dibe çökmektir. Bir şey içine çöktüğünde arz, yani yeryüzü hakkında, yine suya, ya da kuma battı şeklinde kullanılabilir. Büyük abdesti bozmaktan kinayedir. Gizli ve saklı bir mahalde olması gereken bu iş için seçilmiş bir kelimedir. Unutulmamalıdır ki; Kur’ân-ı Kerim'de gelmiş olduğu her yerde edeben kinai anlamda zikredilmiştir. (Tahkik) Kur’ân’ı Kerim’de 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli gaitadır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)

لَمْسٌ kavramı dokunmak gibidir ve dış deri vasıtasıyla bir şeyi algılamak anlamına gelir. (Müfredat) Kur’ân’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 5 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli iltimas (yardım istemek)dır. (Kur’ânı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ 


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

Fiil cümlesidir. اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ ’dır.  

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تَقْرَبُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّلٰوةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  سُكَارٰى  haber olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  تَعْلَمُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تَقْرَبُوا  fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur. 

تَعْلَمُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  تَقُولُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.  

تَقُولُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

سُكَارٰى  kelimesi  فعلان vezninde sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. جُنُبًا  hal olup, atıf harfi  وَ  ile  اَنْتُمْ سُكَارٰى  cümlesine matuftur.

اِلَّا  istisna harfidir. عَابِر۪ي  müstesna olup nasb alameti  ي ’dir. İzafetten dolayı  ن  harfi hazfedilmiştir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. سَب۪يلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

حَتّٰى  gaye bildiren cer harfidir.  تَغْتَسِلُوا  muzari fiilini gizli  اَنْ  ile nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel  تَقْرَبُوا  fiiline müteallik olup mahallen mecrurdur.  

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

تَغْتَسِلُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

تَغْتَسِلُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  غسل ’dır. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.


وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتُمْ ’ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.

كُنْتُمْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مَرْضٰٓى  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. عَلٰى سَفَرٍ  car mecruru  كُنْتُمْ ’ un haberine matuf olup, mahallen mansubdur.

اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اَحَدٌ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْكُمْ  car mecruru  اَحَدٌ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.  مِنَ الْغَٓائِطِ  car mecruru  جَٓاءَ   fiiline mütealliktir.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder.  لٰمَسْتُمُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur.  النِّسَٓاءَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

اَوْ : Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لٰمَسْتُمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi لمس ’dir. 

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْغَٓائِطِ ; sülâsi mücerredi  غوط  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

تَجِدُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓاءً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

تَيَمَّمُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. صَع۪يدًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. طَيِّبًا  kelimesi  صَع۪يدًا ’in sıfatı olup fetha ile mansubdur. امْسَحُوا  atıf harfi  فَ  ile  تَيَمَّمُوا ‘ye matuftur.

امْسَحُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِوُجُوهِكُمْ  car mecruru  امْسَحُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَيْد۪يكُمْ  atıf harfi  وَ ’la  بِوُجُوهِكُمْ  matuf olup, ي  üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ألأيدي kelimesi mankus isimlerdendir. Çoğuldur. Nekre geldiği zaman sonundaki ي harfi hazf edilir. Ref ve cer hallerinde sonunda damme ve kesra takdir edilir. Mansub olduğunda ي  harfi hazf olmaz. Görünür ve sonuna tenvin elifi gelir. يد  kelimesinin bir diğer çoğulu أياد şeklindedir. Aynı şekilde irab edilir. Ancak gayrı munsarıf olduğu için tenvin almaz. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَيَمَّمُوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  يمم  ‘dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

طَيِّبًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَفُوًّا  kelimesi  كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.  غَفُورًا  ikinci haberi olup fetha ile mansubdur. 

عَفُوًّا  ve غَفُورٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ وَاَنْتُمْ سُكَارٰى حَتّٰى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُباً اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُواۜ 

 

Bu ayet namazla alakalı iki hükmü açıklamak için gelmiş beyânî istînâf cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Cümle nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.  يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  nidasında, müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.

Nidanın cevap cümlesi olan  لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ   cümlesi, nehiy üslubunda talebî inşaî isnaddır.

Hal  وَ ’ıyla gelen  وَاَنْتُمْ سُكَارٰى , mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.

Gaye bildiren cer ve masdar harfi  حَتّٰى ’nın gizli  أنْ  ‘le masdar yaptığı  تَعْلَمُوا cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Masdar-ı müevvel, mecrur mahalde olup  لَا تَقْرَبُوا  fiiline mütealliktir.

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘ nın sıla cümlesi olan  تَقُولُونَ, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

وَلَا جُنُبًا ifadesi, hal olan  وَاَنْتُمْ سُكَارٰى  cümlesine matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Nefy harfi  لَا  zaiddir. İstisna edatı olan  اِلَّا ‘dan sonraki  عَابِر۪ي سَب۪يلٍ حَتّٰى تَغْتَسِلُوا  müstesna olup, bütün hallerden istisna edilendir. 

اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ  [Ancak yolcu iseniz…] ifadesi muhatapların genel durumundan istisnadır. Hal olarak mansubdur. Şayet “Peki, bu hal ile önceki hal nasıl birleştirilmiş?” dersen şöyle derim: Adeta şöyle denilmiştir: ‘’Başınıza mazur görüleceğiniz başka bir hal gelmesi dışında -ki bu hal de yolculuk halidir- cünüp iken namaza yaklaşmayın!’’.  عُبُورُ السَّبِيلِ  ifadesi yolculuktan ibarettir. Hal değil de  جُنُبًا  kelimesinin sıfatı olması da caizdir, yani ‘’yolcu olmanız dışında, cünüp iken namaza yaklaşmayın’’. Yani ikamet halinde mazur değilken, cünüp iken. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)

Ayetteki  الصَّلٰوةَ ‘nin namaz fiiline delalet etmesi mümkün olduğu gibi namaz kılınan yere delalet etmesi de mümkündür. Zira ayette ikisi için de karîne vardır.  حَتّٰى تَعْلَمُوا  مَا تَقُولُونَ  [ne dediğinizi bilinceye kadar] kısmı, namaz fiilinin karînesi,  اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يلٍ  [ yolcu olanlar hariç] kısmı ise namaz kılınan yerin karînesidir. Bu üslup, iki anlamı olan bir kelimeyi söz içinde iki anlama da gelecek şekilde kullanmak sanatı olarak tarif edilen istihdam sanatıdır.  (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

Bazı salihler Allah Teâlâ'nın  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah'ın nidasını işitmiş gibi, لبيك وسعديك (Emret Allah'ım, emrine amadeyim) der. Böyle söylemek Kur’an'ın edebidir.

Yüce Allah, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabıyle Kur'an'ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. Bu hitap Allah'ın müminlere yönelerek bu su­rede yaptığı ilk hitaptır. Muhataplara "Ey müminler!" diye seslenilmesi, onlara bu iman sahibinin, Allah'ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey İman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese)  

Kur’an’da bu tip  يَٓا اَيُّهَا  formunda nida çoktur. İçinde tekid türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  اَيُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan emri uyanık ve dikkatli bir şekilde almak için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri't T'abîri'l Kur'ânî, Dirâsetu Tahlîliyye li Sûreti'l Ahzâb, s. 43)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا : Bu kalıp geçtiği zaman şunları düşüneceğiz: (sonu  اٰمَنُوا  yerine كَفَرُوا  gibi değişik olabilir)  يَٓا : uzaktakine hitap eden nida harfidir. Ama Allah bize çok yakındır. Yani bu mecazî bir kullanımdır. Amaç bizim dikkatimizi çekmektir. Çünkü biz uzaktaki bir kişiye dikkatini çekmek için nida ediyoruz. Dolayısıyla Allah bize yakın olmasına rağmen, bizim O’ndan uzak olmamız ve O’nu düşünmememiz nedeniyle böyle nida ediyor. Hem dikkatimizi çekiyor, hem de arkadan gelecek olan şeylerin Allah katında bir değeri olduğuna işaret ediyor.

Sonra   اَيُّ  geliyor. Bu da nida harfidir. Elif-lamlı kelime ile nida harfini birbirine bağlayan bir kelimedir. Bu müphem bir harftir, arkadan gelen kelime ile açıklanır. İbhamdan sonra beyan denir. Dikkat artıyor, arkadan emir mi gelecek, nehiy mi gelecek, onu dinlemeye hazırlanıyoruz. Sonra  هَا  geliyor. O da tenbih (uyarı) harfidir. Yani bu hitapta üç tane tenbih (dikkat çekme) harfi vardır.

Ayetin nida ile başlaması namaz ve teyemmüm hususlarının önemini gösterir.

لَا تَقْرَبُوا الصَّلٰوةَ [Namaza yaklaşmayın] sözünde namazdan somut bir varlık gibi söz edilmiş. Maksat namaz yerine (Mevâdi’s salah) yaklaşmayın manasıdır. Mecaz-ı mürseldir. Ayrıca kılmayın yerine yaklaşmayın buyurulması yasağın şiddetini ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm) Değil kılmak, ‘yaklaşmayın bile’ manası dile getirilmiştir.

حَتّٰى تَعْلَمُوا  مَا تَقُولُونَ  [Ne dediğinizi bilinceye kadar] buyurulması, namazı bilinçli olarak kılmanın gerektiğine işaret eder.

عَابِر۪ي ; İsm-i faildir. Kurallı müzekker çoğuldur. Muzâf olduğu için sonundaki  ن  harfi düşmüştür. عَبِر۪  fiilinin lügat anlamı ‘köprüyü geçmek’tir. Tabir kelimesi de bu fiilin türevidir.

اِلَّا عَابِر۪ي سَب۪يل  ibaresi de  وَلَا جُنُبًا ‘e matuftur. En geniş halden istisna edilmiştir, yani yolculuk hariç bütün hallerde cünüp iken namaza yaklaşmayın demektir. Bu da suyu bulmadığı vakittir. Buna da arkasından teyemmümden bahsedilmesi delildir.(Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

وَلَا جُنُبًا  [cünüpken] ifadesi, وَاَنْتُمْ سُكَارٰى  [sarhoşken] ifadesine matuftur, çünkü bu cümlenin -vav ile birlikte- mahalli, hal olmak üzere nasbdır. Adeta “Namaza ne sarhoşken ne de cünüpken yaklaşın” buyrulmaktadır. Cünüp kelimesinin tekil, çoğul, müzekker ve müennesi aynıdır. Çünkü masdar yerine, yani ‘cenâbet olmak’  anlamında kullanılan bir isimdir.  عَابِر۪ي سَب۪يلٍ  [Ancak yolcu iseniz…] ifadesi muhatapların genel durumundan istisnadır. Hal olarak mansubtur. Adeta şöyle denilmiştir: Başınıza mazur görüleceğiniz başka bir hal gelmesi dışında -ki bu hal de yolculuk halidir -cünüp iken namaza yaklaşmayın.  عَابِر۪ي سَب۪يلٍ , yolculuktan ibarettir. Hal değil de  جُنُبًا  kelimesinin sıfatı olması da caizdir, yani yolcu olmanız dışında, cünüp iken namaza yaklaşmayın. Yani ikamet halinde mazur değilken, cünüp iken. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Sarhoşluğun cünüplük ile ve ondan sakınmanın da abdest ve gusül ile beraber söz konusu edilmesi ve bu durumda müminin namaza yaklaşmaktan men edilmesi, sarhoş edici maddelerin haram olduğunu ve pisliğini anlatmak için ne kadar beliğ ve edebi bir üslup kullanmıştır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

جُنُبًا  kelimesi, masdar gibi hem bir kişiye hem çoğula denilir.  تَغْتَسِلُواۜ ; Gusletmek, yani tepeden tırnağa yıkanmaktır. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

عَابِر۪ي سَب۪يلٍ ;  yolculuk edenler, sefer halinde bulunanlar demektir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Cenab-ı Hak, [namaza yaklaşmayın] buyurmuştur. ‘Yaklaşmak’ ve ‘uzaklaşmak’ manaları, hakikat yoluyla, bizzat namaz hakkında doğru olmazlar. Bu manalar ancak mescid hakkında doğru olabilirler. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Arapça'da  سكر  kelimesinin asıl manası ‘yolu tıkamak’tır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Daha önce insanlar, Allah'a ortak koşmaktan nehyedilmişti. Burada da farkında olmadan kendilerini şirke götürecek hareket ve davranışlardan nehyediliyorlar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu ayet-i kerime işaret ediyor ki; namaz yerleri insanın dikkatini dağıtan, kalbini meşgul eden şeylerden ve maddi pisliklerden temizlenmeli ve  temizlik noktasında daha iyisine imkân varken, asgari derecesiyle yetinilmemelidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ اَوْ جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir. Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi  اِنْ  ve  كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi  وَاِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَوْ عَلٰى سَفَرٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَان ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

اِنْ  harfi burada, asla gerçekleşmeyecek bir fiilin başında gelmiştir. Halbuki bu harf aslında vuku bulma ihtimali şüpheli olan fiillerin başında gelir. Bu da şüphe ifade eden olayın ve onların doğru sözlü olma ihtimalinin olumsuzluğu konusunda kesinlik ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.77)

Ayette geçen  كُنْتُمْ  kelimesi, böyle durumlarda geldiği zaman doğruluğun onların şanı haline geldiğini ifade eder. Yani ‘siz bununla bilinir bir halde iseniz’demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 7, s.78)

Faide-i haber ibtidaî kelam olan mazi fiil sıygasındaki  جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ  cümlesi,  اَوْ  atıf harfiyle  كان ’nin haberine  atfedilmiştir. Aynı üsluptaki  لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ  cümlesi makabline matuftur.

اِنْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى  cümlesine  فَ  ile atfedilen  فَلَمْ تَجِدُوا مَٓاءً  cümlesi menfi muzari sıygada, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَ  karinesiyle gelmiş cevap cümlesi olan  فَتَيَمَّمُوا صَع۪يداً طَيِّباً  , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

طَيِّباً  kelimesi  صَع۪يداً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Aynı üslupta gelen  فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَاَيْد۪يكُمْۜ  cümlesi şartın cevabına matuftur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

لٰمَسْتُمُ النِّسَٓاءَ  ifadesi cinsel ilişkiden,  جَٓاءَ اَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَٓائِطِ  ifadesi ise tuvalete gitmekten kinayedir.

بِوُجُوهِكُمْ - اَيْد۪يكُمْۜ  ile  فَتَيَمَّمُوا -  تَغْتَسِلُواۜ  ve  لٰمَسْتُمُ - امْسَحُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

الْغَٓائِطِ ; Engin, çukur yer demek olup helaya işarettir. Heladan gelmek de kinaye yoluyla hades ve abdest bozmak demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

Ayetin bu bölümünde, geçen istisnada mücmel kalan ve müstesna hükmünde bulunan özürler dile getiriliyor. Burada beyan edilen bütün haller yolculuk gibi ruhsat hükmündedir. Bundan önce yalnız yolculuğun istisnasıyla yetinilmesi ruhsat hükmüne sebep teşkil eden zaruretin genellikle sefer halinde tahakkuk ettiğini zımnen bildirmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Burada hastalıktan maksat, mutlak olarak su kullanmaya engel olan haldır. Bu hal, ister suya ulaşamamak, ister suyu kullanamamak şeklinde olsun. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

إلّا عابِرِي سَبِيلٍ  şeklindeki istisna, جُنُبًا şeklinde ifade edilen bütün hallerden istisnadır. Buna ‘’nekre hal’’ denir. Nefy siyakta olur.  عابِرُ السَّبِيلِ  ibaresi Arapçada, yolculukta olan kişiyi ifade eder.  إلّا عابِرِي سَبِيلٍ  ibaresinde müstesna  حَتّى تَغْتَسِلُوا  sözleriyle kısaca ifade edilmiş olan mana tamamlanmadan takdim edilmiştir. Bu az görülen bir kullanımdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً

 

Ayetin son cümlesi istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması teberrük, haşyet duyguları uyandırmak ve tehdit içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsned olan  كَانَ عَفُواًّ غَفُوراً  cümlesi, nakıs fiil  كَانُ  ’nin dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s. 124

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle, ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı, tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

كَانَ ’nin haberi olan  عَفُواًّ غَفُوراً  kelimeleri mübalağa kalıbındadır. Aralarında  mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Aralarında  وَ  olmaması Allah’a ait bu iki sıfatın her ikisinin birden mevcudiyetine işarettir.

Allah Teâlâ kendi vasıflarını  كَانَ  ile birlikte kullandığında aslında bizlere bildirmeden hatta bizleri yaratmadan önce bu vasıflarla muttasıl olduğunu haber vermektedir. Bu sıfatlar ezelde hiçbir şey yokken Allah’ın zatıyla birlikte vardı, ezelî olan ebedidir. Bu yüzden umumiyetle geçmiş zamana delalet eden  كَانَ   bu durumda cümleye kesinlik kazandırmaktadır. Onun vasıfları ezelden ebede kadar devam edecektir. Bunun aksini hiç kimse düşünemez. Râgıb el-İsfahânî  كَانَ ’nin geçmiş zaman için kullanıldığını, Allah ile ilgili sıfatları ifade ederken ezel anlamı kattığı belirtilmiştir. Bu fiilin, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda  söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladığını ve ona dikkat çektiğini ifade eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ‘nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

Ayetlerin sonunda gelen esma-i hüsna bazen harf-i tarifle bazen de tenvinle gelir.

Nekre gelişi tazime, elif-lam’lı gelişi de kemâlata delalet eder. Burada nekre gelmiştir. Onun affedici ve bağışlayıcı oluşunun bir şeref olduğunu ifade etmiştir. 

Bu ayrımlar ayetin bağlamı ile alakalıdır. Yoksa elbette hepsinde kemâlat anlamı ve tazim vardır.  

Ayetin sonunda  عَفُوًّا غَفُورًا  isimleri geçmiştir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr  vardır. Bu manada birbirine yakın üç kelime vardır:  عَفُوّ ,صَفَحَ , غَفْر . Bu kelimelerin bir arada gelmesi; tedrîc (derecelendirme) sanatıdır. Tegâbün/14 de bu sırayla zikredilmiştir. Hepsi güzel olmakla ve affı ifade etmekle beraber ğafr en yüksek mertebesidir. Biz de bu isimle müsemma olmaya çalışalım ki Allah da bize öyle muamele etsin. Ğafr kelimesini Türkçede miğfer ve istiğfar şeklinde kullanıyoruz.

Bu cümle, ruhsat ve kolaylığın sebebini belirtir ve onları açıklar. Zira, adeti hata işleyenleri daima affetmek ve günahkârları her zaman bağışlamak olanın zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı olması gerekir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu cümle tezyîl olup Allah’ın müminleri, hasta olduğunda ve su bulamadığında abdest ve gusül ile yükümlü tutmadığını açıklar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)